T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/101
KARAR NO : 2024/281
DAVA : Alacak (Ticari Satıma Konu Malın İadesi)
DAVA TARİHİ : 13/02/2023
KARAR TARİHİ : 09/05/2024
Mahkememize tevzi edilen dava dilekçesi mahkememiz esasının yukarıda belirtilen sırasına kaydedilip incelendi
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı -----. Vekili Dava Dilekçesinde Özetle; taraflar arasındaki ticari ilişkiye istinaden davacının, faturalardaki malları davalıdan satın aldığını; ekte sunulan iki adet faturadaki malların teslim alınarak davalıya satış bedelinin ödendiğini; faturalarda yer alan ve iadeye konu olan ürünlerin bilgilerinin (1)26.03.2021 TARİH ---- NOLU FATURA- ---- ürünü 4.588,83 TL+Kdv (Bu fiyata ---- ve nemlendirici dahildir.) --- ürünü 5.801,53 TL+Kdv (Bu fiyata ---- ve nemlendirici dahildir.); (2)26.03.2021 TARİH---- NOLU FATURA------ürünü 4.588,83 TL+Kdv (Bu fiyata ---- ve nemlendirici dahildir.) olduğunu; davalının satıştan bir süre sonra, davacıya satılan ürünlerin kansere yol açabilecek içeriğe sahip olabilme ihtimalinin tespit edildiğini bildirerek ürün satışlarının durdurulması gerektiğini ve onarım/değişim/para iadesi sürecinin olacağını bildirdiğini; 15 ay gibi uzun bir sürenin ardından ise onarım veya değişim yapılamayacağının, sadece para iadesinin yapılabileceğinin bildirildiğini; davalının, kullanıcı hastalara (tüketicilere) onarım/değişim yapmasına rağmen davacıya bu uygulamayı yapmadığını; sadece para iadesinin yapılabileceğini bildirdiğini; davacının onarım/değişim talebinde bulunduğunu; fakat davalının bu talebi reddettiğini; 01.07.2022 tarihinde ürün iadesinin gerçekleştiğini; ürünlerin iadesi esnasında, davalı tarafın yalnızca satış bedelini iade edebileceğini, satış bedelinin üzerindeki taleplerin yerine getirilmeyeceğini, bu nedenle yalnızca satış bedelinin iadesine yönelik fatura oluşturulmasını istediğini; davalının satıştan bir seneyi aşan süre sonra iade talep ettiği ürünlerin bu süre zarfında fiyatlarında fahiş artışların yaşandığını; bahse konu ürünler ithal olduğundan döviz kuru üzerinden fiyatlandırıldığını; bu nedenle davacının alış tarihi (26.03.2021) ile iade edilen ürünlerin bedelinin davacıya iade tarihleri (12.08.2022) arasında yaşanan kur artışlarının, davacının büyük zararlar etmesine sebebiyet verdiğini; dolayısıyla davacının iade nedeniyle uğradığı fiyat farkı (alış ve bedel iadesi tarihlerindeki fiyat farkı) zararının karşılanması gerektiğini; davalıdan satın alınan ürünlerin bir kısmının davacının müşterisi----- satıldığını; davalının iade talebinden sonra davacının müşterisi tarafından da davacıya ürünlerin iade edildiğini; müşterinin zararının karşılanması talebi üzerine 138.604,37TL+Kdv=149,692,71TL'lik fiyat farkının ödeneceğinin de iade faturasında kabul edildiğini; bu tutarın yarısının davacı tarafından müşteriye ödendiğini; kalan kısmının ise davalının davacının zararlarını ödediği zaman ödeneceğini; davalının, ayıplı ürünleri davacıya sattığını, fakat sağlığa zararlı olabileceği anlaşılan ürünlerin iadesi nedeniyle davacının uğradığı zararları karşılamaktan kaçındığını; iade sebebiyle davacının, müşterisinin zararlarını da ödeyerek fazladan ödeme yapmak durumunda kaldığını; davalının iade talebi ile zarara uğrayan ve beklenen karı elde edemeyen, alış ve bedel iade tarihleri arasındaki fiyat artışları nedeniyle zarara uğrayan müvekkilin zararının davalıdan tahsilinin gerektiğini beyan etmiş ve iade sebebiyle davacının uğradığı zararların (fiyat farkı, müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutar, müvekkilin sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karlar, müvekkilin müşteriye satışından elde edeceği fakat iade nedeniyle mahrum kaldığı karlar vb.) tespiti ile zararların gerçek bedelinin tespitinden sonra arttırılmak üzere şimdilik 60.000TL'nin iade tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı .... Vekili Cevap Dilekçesinde özetle: Davacı şirketin kendisine teslim edilen ürünleri yapılan çağrıya rağmen ancak 28.06.2022 tarihinde iade ettiğini; bu ürünlerin iadesinin ardından para iadesinin de kendisine yapıldığını; davacının, davalının ürünlerinin satıcısı konumunda olan bayilerinden birisi olduğunu; davacı şirkete satılan ürünlerin de içerisinde bulunduğu ürünler için uluslararası olarak Saha Güvenliği Bildirimi’nin yayımlandığını ve davacı şirkete bu bildirimin e-mail yoluyla iletildiğini; bu kapsamda, davalı şirket tarafından davacı şirketten bildirim kapsamındaki cihazların satışların derhal durdurulmasının ve ellerinde bulunan ürünlerin de iadesinin istendiğini; ancak 05.07.2021 tarihli bu bildirime rağmen davacının söz konusu ürünlerin iadesini ancak bildirimden bir yıl sonra 28.06.2022 tarihinde gerçekleştirdiğini ve bu iadeye ilişkin iade faturasının düzenlendiğini; akabinde davalı tarafından 12.08.2022 tarihinde davacı şirkete para iadesinin yapıldığını; davacı ile davalı arasında yapılan sözleşme bir satım sözleşmesi niteliğini haiz olup sözleşmeye konu ürünlerde global anlamda yaşanan sorun nedeniyle sözleşmenin yerine getirilme ihtimalinin taraflar açısından kalmadığını; bu nedenle davalı bakımından TBK m. 136 uyarınca bir ifa imkânsızlığının ortaya çıktığını; tarafların sözleşme kapsamında almış olduğu edimleri sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri verme borcu altında olduğunu; davaya konu ilişki kapsamında düzenlenen faturalar ve ödemelere ilişkin dekontlar incelendiğinde tüm ürünlerin satış ve iadelerinin Türk Lirası üzerinden yapıldığını; dolayısıyla ödeme yapılması için kararlaştırılmış herhangi bir yabancı paranın söz konusu olmadığını beyan etmiş ve davanın reddine, yargılama giderleri ve ücret-i vekâletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep edilmiştir.
DELİLLER:
Ticari defter ve belgeleri, Vergi Dairesinden gelen yazı cevapları, bilirkişi ve bilirkişi ek raporu ile tüm dosya kapsamı.06.04.2023 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişi, Sektör bilirkişisi ve borçlar hukuku konusunda nitelikli hesaplama uzmanı tevdi edilerek bilirkişi raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 09.07.2023 tarihli bilirkişi raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi raporunda özetle; Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararların (fiyat farkı, müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutar, müvekkilin sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karlar, müvekkilin müşteriye satışından elde edeceği fakat iade nedeniyle mahrum kaldığı karlar vb.) tespiti ile zararların gerçek bedelinin tespitinden sonra arttırılmak üzere şimdilik 60.000TL'nin iade tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesinin talep edildiği, Teknik/sektörel açıdan inceleme neticesinde: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü haliyle piyasadan toplatılan cihazların toplanma sürecinde davacının gecikmeye sebebiyet verip vermediği, munzam zararın oluşmasında müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı, davacı yanın cihazların iadesinde makul süreye riayet edip etmediği hususunda: Davalının dosyaya sunduğu e-mail yazışmaları incelendiğinde davacının, 05.07.2021 tarihinde geri çağrılan cihazları 28.06.2022 tarihinde iade ettiği; geri çağrılan cihazları yaklaşık 12 ay sonra iade etmesinin nedenini izah eden bir ayrıntının dosyada görülmediği; davacının ürünleri iade etmek için çok zaman kaybettiği; böylece davacının kusuruyla gecikmeye sebebiyet verdiği kanaatine varıldığı; Davacının kur farkı nedeniyle oluşan zarardan bahisle talepte bulunmasının piyasa şartları muvacehesinde makul olup olmadığı hususunda: Davaya konu cihazlar yabancı para cinsinden alınıp satıldığı için kur nedeniyle oluşan zararın olduğu, kur farkı zararının ise ürünleri iade ettikten sonra faturasını kestiği 01.07.2022 tarihi itibariyle talep edebileceği kanaatine varıldığı; Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararlardan biri olarak “ürünleri davalıdan alış tarihi olan 26.03.2021 ile davalı tarafından bedelin iade edildiği 12.08.2022 tarihi arasındaki fiyat farkının” tespiti talep edilmiş olup 12.08.2022 tarihinde davaya konu iade edilen ürünlerin piyasa bedelinin belirlenmesi mümkün olmadığından davacını işbu fiyat farkı talebi yönünden de hesaplamanın yapılamadığı, Mali inceleme neticesinde: Defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri tespit edilmek suretiyle HMK 222 maddesi uyarınca lehine delil teşkil edecek vasıfta olup olmadığı, sahibi lehine delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmış olup takdirin yüce mahkemenize ait olduğu, Davalının iade ödemesi gerçekleştirip gerçekleştirmediği, alım satıma konu cihazların yabancı para üzerinden mi, yoksa Türk Lirası üzerinden alım satımının yapıldığının tespiti: Davacı tarafın düzenlemiş olduğu iade faturasına istinaden davalı tarafın 154.483,36TL.yi davacı tarafa ödediği; alım satıma konu cihazların Türk lirası üzerinden alım satım işlemlerinin yapıldığı, Tarafların defter kayıtları arasında farklılık bulunduğu takdirde müsteminatlarının da incelenmek suretiyle farklılığın neden kaynaklandığı ve hangi tarafın defterindeki kayda değer verilmesinin gerektiği hakkında: Tarafların defter kayıtları arasındaki farklılığın, düzenlenen faturalar ve ödemeler arasındaki küsurat farkından kaynaklandığı; dava konusu iade fatura ve faturaya istinaden yapılan ödemelere ilişkin taraf ticari defter kayıtlarının uyumlu olduğu, Davacının ileri sürdüğü şekli ile sağlığa zararlı olma ihtimali nedeniyle toplatılan cihazlardan kaynaklı, davacı tarafından ürünü alış tarihi olan 26/03/2021 tarihi ile bedelin davacıya iade tarihi olan 12/08/2022 tarihi arasında kur artışları nedeniyle munzam zararının oluşup oluşmadığı (Sayın Mahkemece 06.04.2023 tarihli celsede uyuşmazlık noktası olarak “taraflar arasında faturaya konu cihazların davacı tarafından alış tarihi olan 26.03.2021 tarihi ile iade tarihi olan 12.08.2022 tarihi arasında kur artışları nedeniyle munzam zararın oluşup oluşmadığı; bu nedenle davacının munzam zarar alacağına hak kazanıp kazanmadığı; munzam zarar hakkının tespiti durumunda munzam zarar bedelinin belirlenmesi”) hususunda: Dava konusu ürünlerin alış tarihi ile davacı tarafından düzenlenen iade faturasına istinaden davalı tarafından ödeme yaptığı tarihlerde ki kur farkı nedeni ile tespit edilen munzam zararın 303.438,50TL. olduğu; davalı tarafından yapılan 154.702,79TL.lik ödemenin mahsubu sonrası 148.735,71TL.nin, ödemesi yapılmayan munzam zarar toplamı olarak tespit edildiği; munzam zararın istenip istenemeyeceğini takdirin, sayın Mahkeme’ye ait olduğu, Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararlar olarak - müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutarın, davacının sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karın, davacının müşteriye satışından elde edeceği ve fakat ürünleri davalıya iade etmesi nedeniyle mahrum kaldığı karın tespiti talep edilmiş olup dosya kapsamı ve ticari defterleri kayıtlar incelendiğinde iddia edilen bu zarar kalemlerinin tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı, Borçlar mevzuatına yönelik inceleme neticesinde: Dosyaya sunulan yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı; taraflar arasında taşınır satış sözleşmesinin bulunduğunun anlaşıldığı; Davalı tarafından davacıya satılıp teslim edilen ürünlerin satışını durdurulmasının ve ürünlerin iade edilmesinin davalı tarafından davacıdan talep edildiği; (davacının dava dilekçesinde) “davacı tarafından ürünleri davalıdan alış tarihi olan 26/03/2021 tarihi ile davalı tarafından bedelin davacıya iade edildiği 12/08/2022 tarihi arasında gerçekleşen kur artışları nedeniyle munzam zararının oluştuğu” iddia edilmiş ise de aşkın (munzam) zarara ilişkin TBK m. 122/I hükmünün “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” şeklinde olduğu ve yukarıdaki teknik/sektörel değerlendirme neticesinde de davalı tarafından ürünlerin iade edilmesi talep edildikten sonra davacının ürünleri iade etmekte kendi kusuru nedeniyle geciktiği yönünde kanaate varılması nedeniyle davacının gecikmede kusurlu olduğu kabul edilir ise bu durumda TBK m. 122 hükmünce aşkın (munzam) zararını isteyemeyeceği kanaatine varıldığı; Bununla birlikte (aksi yönde) eğer Sayın Mahkemece davacı tarafından aşkın (munzam) zararının istenebileceği kabul edilir ise bu halde aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak Yargıtay ----. HD.----- 10.3.2022 kararının “Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı tarafından ispatlanması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir.”, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu -----kararının “Dava, munzam zarar alacağına ilişkindir. Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur” oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 Sayılı BK'nın 105.maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 Sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 Sayılı BK'nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 Sayılı BK'nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmuştur.” şeklinde olduğu; tespitinde bulundukları görülmüştür.
20.07.2023 tarihli ara karar ile dosyanın bir mali müşavir bilirkişi, Sektör bilirkişisi ve borçlar hukuku konusunda nitelikli hesaplama uzmanı tevdi edilerek bilirkişi ek raporu alınması yönünde ara karar kurulmuş ve 09.01.2024 tarihli bilirkişi ek raporu mahkememize teslim edilmiştir.Bilirkişi ek raporunda özetle; Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararların (fiyat farkı, müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutar, müvekkilin sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karlar, müvekkilin müşteriye satışından elde edeceği fakat iade nedeniyle mahrum kaldığı karlar vb.) tespiti ile zararların gerçek bedelinin tespitinden sonra arttırılmak üzere şimdilik 60.000TL.'nin iade tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesinin talep edildiği, Teknik/sektörel açıdan inceleme neticesinde: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü haliyle piyasadan toplatılan cihazların toplanma sürecinde davacının gecikmeye sebebiyet verip vermediği, munzam zararın oluşmasında müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı, davacı yanın cihazların iadesinde makul süreye riayet edip etmediği hususunda: Davacının dosyaya yeni sunduğu e-mail yazışmaları incelendiğinde davacının, 05.07.2021 tarihinde geri çağrılan cihazları 28.06.2022 tarihinde iade ettiği; geri çağrılan cihazları yaklaşık 12 ay sonra iade etmesinin nedeninin 14.02.2022 tarihli e-maile göre değerlendirildiği; davalının iade ürünleri kapasitesinin üstünde olmasından dolayı sırayla geri aldığı; her ne kadar kök raporda davacının kusuruyla gecikmeye sebebiyet verdiği kanaatine varılmış olsa da sonradan dosyaya sunulan e-mail kapsamında değerlendirme yapıldığında gecikmeye, davalının sebebiyet verdiği kanaatine varıldığı, Davacının kur farkı nedeniyle oluşan zarardan bahisle talepte bulunmasının piyasa
şartları muvacehesinde makul olup olmadığı hususunda: Davaya konu ---- cihazları yurtdışından ithal edildiği için piyasalardaki çeşitli nedenlerle (özellikle
dövizin ve enflasyonun) fiyatlarında bir yükselme meydana geldiği; buna göre davacının ürünleri aldığı tarih olan 26.03.2021 ile iade ettiği tarih olan 01.07.2022 tarihleri arasındaki satış farkına göre değerlendirme yapılacağı, . Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararlardan biri olarak “ürünleri
davalıdan alış tarihi olan 26.03.2021 ile davalı tarafından bedelin iade edildiği 12.08.2022 tarihi arasındaki fiyat farkının” tespiti talep edilmiş olup cihazların iade faturasının kesildiği tarih olan 01.07.2022 tarihindeki toplam değerinin, piyasa şartlarına göre değerlendirilerek özellikle döviz kurundaki artış dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 235.195 TL olduğu kanaatine varıldığı, Borçlar mevzuatına yönelik inceleme neticesinde:
(Davacının dava dilekçesinde) “davacı tarafından ürünleri davalıdan alış tarihi olan 26/03/2021 tarihi ile davalı tarafından bedelin davacıya iade edildiği 12/08/2022 tarihi arasında gerçekleşen kur artışları nedeniyle munzam zararının oluştuğu” iddia edilmiş ise de aşkın (munzam) zarara ilişkin TBK m. 122/I hükmünün “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat
etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” şeklinde olduğu;
Yukarıdaki teknik/sektörel değerlendirme neticesinde görüş değişikliği olduğu; Kök raporda yer alan teknik değerlendirme neticesinde gecikmeye davacının sebebiyet verdiği kabul edilir ise bu halde davacı tarafından TBK m. 122 hükmünce aşkın (munzam) zararını isteyemeyeceği kanaatine varıldığı;
Ancak işbu ek raporda yapılan teknik değerlendirme neticesinde ise gecikmeye davalının sebebiyet verdiği kanaatine varıldığından bu halde eğer Sayın Mahkemece davacı tarafından aşkın (munzam) zararının istenebileceği kabul edilir ise de aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak
Yargıtay----. HD. ----. 10.3.2022 kararının “Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu
davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Davacı tarafından ispatlanması gereken husus,enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen
ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir.”,
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu -----
kararının “Dava, munzam zarar alacağına ilişkindir. Uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların “maruf ve meşhur”
oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı
gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek
oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 Sayılı BK'nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 Sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 Sayılı BK'nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 Sayılı BK'nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmuştur.” şeklinde olduğu; Mali inceleme neticesinde: 1. Davalının iade ödemesi gerçekleştirip gerçekleştirmediği, alım satıma konu cihazların yabancı para üzerinden mi, yoksa Türk Lirası üzerinden alım satımının yapıldığının tespiti: Davacı tarafın düzenlemiş olduğu iade faturasına istinaden davalı tarafın 154.483,36TL.yi davacı tarafa ödediği; alım satıma konu cihazların Türk lirası üzerinden alım satım işlemlerinin yapıldığı, Tarafların defter kayıtları arasında farklılık bulunduğu takdirde müsteminatlarının da incelenmek suretiyle farklılığın neden kaynaklandığı ve hangi tarafın defterindeki kayda değer verilmesinin gerektiği hakkında: Tarafların defter kayıtları arasındaki farklılığın, düzenlenen faturalar ve ödemeler arasındaki küsurat farkından kaynaklandığı; dava konusu iade fatura ve faturaya istinaden yapılan ödemelere ilişkin taraf ticari defter kayıtlarının uyumlu olduğu, Davacının ileri sürdüğü şekli ile sağlığa zararlı olma ihtimali nedeniyle toplatılan cihazlardan kaynaklı, davacı tarafından ürünü alış tarihi olan 26/03/2021 tarihi ile bedelin davacıya iade tarihi olan 12/08/2022 tarihi arasında kur artışları nedeniyle munzam zararının oluşup oluşmadığı (Sayın Mahkemece 06.04.2023 tarihli celsede uyuşmazlık noktası olarak “taraflar arasında faturaya konu cihazların davacı tarafından alış tarihi olan 26.03.2021 tarihi ile iade tarihi olan 12.08.2022 tarihi arasında kur artışları nedeniyle munzam zararın oluşup oluşmadığı; bu nedenle davacının munzam zarar alacağına hak kazanıp kazanmadığı; munzam zarar hakkının tespiti durumunda munzam zarar bedelinin belirlenmesi”) hususunda: Dava konusu ürünlerin alış tarihi ile davacı tarafından düzenlenen iade faturasına istinaden davalı tarafından ödeme yaptığı tarihlerde ki kur farkı nedeni ile tespit edilen munzam zararın 303.438,50TL. olduğu; davalı tarafından yapılan 154.702,79TL.lik ödemenin mahsubu sonrası 148.735,71TL.nin, ödemesi yapılmayan munzam zarar toplamı olarak tespit edildiği; munzam zararın istenip istenemeyeceğini takdirin, sayın Mahkeme’ye ait olduğu, Dava dilekçesinde iade sebebiyle davacının uğradığı zararlar olarak i. müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutarın tespiti talep edilmiş olup davacının kendi müşterisinden ürünleri iade alması nedeniyle 149.692,72 TL ödemek durumunda kaldığı, . davacının sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karın tespiti talep edilmiş olup dava dosyasına sunulan evraklar ve ticari defterler kök raporda detaylı olarak incelenmesi sonucu ‘davacının sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karın’ tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı, iii. davacının müşteriye satışından elde edeceği ve fakat ürünleri davalıya iade etmesi nedeniyle mahrum kaldığı karın tespiti talep edilmiş olup davacı tarafın dava konusu ürünlerin müşterisi tarafından iade olması nedeni ile mahrum kaldığı kar tutarının 171.467,28TL. olduğu Cihazların 01.07.2022 tarihindeki toplam değeri, piyasa şartlarına göre değerlendirilerek özellikle döviz kurundaki artış dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 235.195 TL. olduğu teknik inceleme sonucu tespit edilmiş olup davacı tarafından davalı tarafa ödemesi yapılan 149.692,72TL.nin mahsup edilmesi sonucu ödemesi yapılmayan ürün toplamının 85.502,28 TL olduğu şeklinde tespite bulundukları görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, davacı tarafından 26/03/2021 tarihli iki adet faturaya konu malları davalıdan satın aldığı, akabinde söz konusu satılan ürünlerin kansere yol açabilecek içeriğe sahip olması ihtimali karşısında davalı yanca ürünlerin iadesi talep edildiği, buna mukabil para ödemesi gerçekleştirildiği, iade sürecinin yaklaşık 15 ay sürdüğü, bu süre zarfından satışa ve iadeye konu ürünlerin fiyatında artış yaşandığı, fiyat artışından kaynaklı davacının zarar iddiasının olduğu anlaşılmakla taraflar arasında faturaya ve iadeye konu cihazların davacı tarafından alış tarihi olan 26/03/2021 tarihi ile iade tarihi olan 12/08/2022 tarihi arasında kur artışları nedeniyle munzam zararının oluşup oluşmadığı, bu nedenle davacının munzam zarar alacağına hak kazanıp kazanmadığı, munzam zarar hakkının tespiti durumunda munzam zarar bedelinin belirlenmesi noktalarında ihtilafın doğduğu tespit edilmiştir.6102 sayılı TTK'nın ticari satış ve mal değişimi başlıklı 23. Maddesi " - (1) Bu maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanır. " hükmüne haizdir.TBK'nın 219 maddesi gereği satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumludur. Ayrıca satıcı bu ayıpların varlığını bilmese bile bunlardan sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Alıcının seçimlik hakları TBK'nın 227. Maddesinde sayılmış olup buna göre " Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir." hükmünü getirmiştir.
Satıcının alıcıya karşı satılanda bildirdiği nitelikler ile satılanın kullanım amacı bakımından değerini veya ondan beklenen faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan niteliklerin bulunmamasından doğan sorumluluğuna ayıptan doğan sorumluluk denir. Ayıptan sorumluluğun doğması için satıcının kusurlu olması şart değildir. Satılan şeyde satıcının bildirdiği bir niteliğin veya dürüstlük kuralına göre bulunması gereken bir niteliğin mevcut olmamasına ayıp denir. Kısaca ayıp bir şeydeki nitelik eksikliğidir. Alıcının hatta herkesin satılan şeyde mahiyeti icabı her hangi bir anlaşmaya gerek olmaksızın dürüstlük kuralı gereğince bulunması gereken, beklenen nitelikler vardır. Bunlara beklenen nitelikler veya bulunması gereken nitelikler denir. Tıbbi veya Medikal cihazlardan beklenen en önemli fayda sağlık açısından her hangi bir olumsuzluk oluşturmaması taşımasıdır. Faturaya konu cihazların kullanımının olası kanser hastalığına sebebiyet vermesi durumu kuşkusuz satın alanın ondan beklediği faydayı göremediği şeklinde yorumlanmalıdır.
Davalı şirket --- prosedüründeki geçikmenin davacı yandan kaynaklandığını savunmaktadır. Alınan denetime uygun raporda tespit edildiği üzere iade sürecinin davalı şirket tarafından yönetildiği, davacı yanın her hangi bir dahlinin bulunmadığı, para iadesi ve cihazların geri tesliminin geçikmesinin sebebinin davalı şirketin yürüttüğü operasyonun büyüklüğünden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Davaya konu cihazlar davalı ... Firmasından satın alınmıştır. Davacı yan zararlarını talep ettiği anlaşılmakla söz konusu hususun teknik bilgiyi gerektirdiği bu nedenle bilirkişi heyetinden rapor aldırılarak sonuca gidilmiştir.
Mahkememizce aldırılan son güncel 09/01/2024 tarihli raporda da belirtildiği üzere geri çağrılan cihazlar davalının sıra ile iade almasından dolayı yaklaşık 15 aydan fazla bir süre sonra iade edildiği dosyada mevcut 14.02.2022 tarihli maile göre bunun sorumlusunun davalı olduğu anlaşılmakla;
Müşteriye ödenen ve ödenmesi gereken tutarın tespiti talep edilmiş olup davacının kendi müşterisinden ürünleri iade alması nedeniyle 149.692,72 TL ödemek durumunda kaldığı,Davacının sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karın tespiti talep edilmiş olup dava dosyasına sunulan evraklar ve ticari defterler kök raporda detaylı olarak incelenmesi sonucu ‘davacının sermayesini kullanamadığı dönemde mahrum kaldığı karın’ tespitinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığı,
Davacının müşteriye satışından elde edeceği ve fakat ürünleri davalıya iade etmesi nedeniyle mahrum kaldığı karın tespiti talep edilmiş olup davacı tarafın dava konusu ürünlerin müşterisi tarafından iade olması nedeni ile mahrum kaldığı kar tutarının 171.467,28TL. olduğu,
Cihazların 01.07.2022 tarihindeki toplam değeri, piyasa şartlarına göre değerlendirilerek özellikle döviz kurundaki artış dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu 235.195 TL. olduğu teknik inceleme sonucu tespit edilmiş olup davacı tarafından davalı tarafa ödemesi yapılan 149.692,72TL.nin mahsup edilmesi sonucu ödemesi yapılmayan ürün toplamının 85.502,28 TL olduğu raporda tespit edilmiştir.
Davacı vekili bilirkişi raporunda tespit edilen kur farkından kaynaklı munzam zarar olarak hesaplanan 148.735,71 TL üzerinden her hangi bir alacak talebinde bulunmadığı, yalnızda iade sebebiyle uğranılan zararlar olarak bilirkişi heyetince tespit edilen 3 kalem zarar bedeli üzerinden harcı tamamladığı anlaşılmıştır.TBK'nın 227/2.maddesi gereğince, satıcının ayıptan sorumlu olduğu hallerde, alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. TBK'nın 112. maddesinde ise borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlu, kendisine hiç bir kusurun yüklenmeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.Benzer konuya ilişkin ---- Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi'nin ----- esas ve ---- karar sayılı ilamında;"Satış sözleşmesinde, satıcı zapttan ve ayıptan ari bir şekilde satılanın, mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. Satılanın ayıplı olması halinde alıcı TBK'nın 227/1. maddesinde düzenlenen seçimlik haklarını kullanabilir. Anılan maddenin 2. Fıkrasında da alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklı tutulmuştur.
Somut olayda, davacı şirket 05.12.2017 tarihli fatura ile aldığı ürünlerin proje kapsamında kullanılamaz hale geldiğini 05.12.2017 tarihli bilgilendirme raporu ile davalı şirket yetkilisine bildirmiştir. Sonrasında teste tabi tutulan ürünlerin, yapımında kullanılan hammaddenin gerekli yüzey birleşimini sağlayamamasından dolayı sızdırmazlık özelliğini kaybettiğine , hammadde üreticisinin ürünü değiştireceğini beyan ettiğine, bahse konu olan hammadde ile üretilmiş ürünlerin karantinaya alınmasının uygun görüldüğüne ilişkin 22.12.2017 tarihli Laboratuvar Test Raporu Formu davalı şirket yetkilisi tarafından davacı şirkete mail yoluyla gönderilmiştir. Davalının, davacıya satmış olduğu ürünleri sonradan değiştirdiği ihtilafsız olup, davalı her ne kadar ürünleri iyiniyetli olarak değiştirdiğini beyan etmiş ise de davalı şirket tarafından ürünler üzerinde laboratuvar testi yaptırıldığı ve ürünlerin ayıplı olduğuna ilişkin bir ihtar olmaksızın ürünlerin değiştirildiği anlaşılmıştır. Davalı tacir olup, basiretli tacir gibi hareket etmek zorunda olduğundan, davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığına ve ürünler üzerinde ayıp incelemesi yapılması gerektiğine ilişkin savunmalarına itibar edilmemiştir. Satılanın ayıplı olması halinde alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince ayıplı ifadan kaynaklanan vinç kiralama bedeline ilişkin bilirkişi raporunun somut olaya uygun, gerekçeli ve denetime elverişli olması nedeniyle hükme esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir." şeklindeki açıklamalarının ışığı altında somut olay incelendiğinde, davacı tarafından 26/03/2021 tarihli faturaya konu malları davalıdan satın aldığı, söz konusu satılan ürünlerin kansere yol açabilecek içeriğe sahip olması ihtimali karşısında davalı yanca ürünlerin iadesi talep edildiği, davalı yanca para ödemesi gerçekleştirildiği, iade sürecinin yaklaşık 15 ay sürdüğü, iade süresinin makul süre dışına çıkılmasından kaynaklı davacının bir kısım zarara uğradığı, davalı tacir olup, basiretli tacir gibi hareket etmek zorunda olduğu, iade sürecinin davalı şirket tarafından yürütüldüğü, bu noktada davacı yanın her hangi bir kusurunun bulunmadığı, ayıplı ifadan kaynaklanan 3 adet zarar bedeline yönelik somut olaya uygun, gerekçeli ve denetime elverişli 09/01/2024 tarihli bilirkişi heyet raporu hükme esas alınmıştır.Tüm dosya kapsamı ve yukarıda anlatılan hususlar nedeni ile davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış buna dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde dava açılış aşamasında dava değeri olarak gösterilen 60.000 TL ye ihtilafa konu cihazların davalı şirkete iade tarihi esas alınarak faiz yürütülmesini talep etmiş ise de söz konusu iade tarihinde davalının davacı tarafından temerrüde düşürüldüğünün ispatlanmadığı anlaşılmakla dava tarihi faiz başlangıcı olarak esas alınmıştır.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KABULÜNE,
2-Davacının Tazminat Talebinin Kabulü ile 406.662,28 TL'nin 60.000,00 TL nin (dava tarihi olan) 13/02/2023 tarihinden itibaren; 346.662,28 TL nin ıslah tarihi olan 10/04/2024 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
3-Harçlar yasası uyarınca alınması gereken 27.779,10 TL harçtan, peşin yatırılan 1024,65 TL harç ile ıslah harcı olan yatırılan 5.921,00 TL'nin düşümü ile geri kalan 20.833,45 TL harcın davalıdan alınarak hazineye İRAD KAYDINA,
4-Davacı tarafından yapılan 1024,65 TL peşin harç, 5921,00 TL ıslah harcı, 179,90 TL başvurma harcı, 10.500,00 TL bilirkişi ücreti ve 257,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 17.882,55 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
5-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca 62.932,72 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya İADESİNE,
7-3.120,00 TL Arabulucu ücretinin davalıdan tahsiliyle hazineye İRAD KAYDINA,Dair, Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ---- Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere davacı şirket yetkilisi, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!