WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

İSTANBUL 8. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/769
KARAR NO :2024/388

DAVA:Sözleşmenin Uyarlanması
DAVA TARİHİ:02/01/2018

BİRLEŞEN .... ATM'NİN ... ESAS SAYILI DOSYASINDA

DAVA:Sözleşmenin Uyarlanması
DAVA TARİHİ:14/02/2018
KARAR TARİHİ:25/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan sözleşmenin uyarlanması davalarının birleştirilerek yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesi ile; 11/09/2013 tarihinde, mal sahibi sıfatıyla müvekkili şirket ile işletmeci sıfatıyla davalı şirket arasında, müvekkilinin bu anlaşma hükümleri uyanınca inşa edeceğine ilişkin olarak işletmecinin mal sahibine, iş bu sözleşmenin ikinci maddesinde tanımlanmış olan teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde teknik hizmet ve danışmanlık hizmeti vermesi ve işletme döneminde de otelin işletilmesi ve yönetilmesi ile bu hususlarda danışmanlık hizmeti verilmesine ilişkin olarak tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmiş olduğu 15 yıl süreli otel işletmeciliği sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin 2. maddesi uyarınca teknik destek döneminin, anlaşmanın imza tarihinden açılışa kadar olan süreç olarak tanımlandığını, açılış öncesi dönemin ise, nihai açılış tarihinden 4 ay önce başlayacak olup, otelin işleyiş alt yapısı ve tanıtımına yönelik faaliyetler ile insan kaynakları faaliyetlerini içeren dönemi teşkil edeceğine işaret edildiğini, işletme döneminin de, açılışın gerçekleştiği tarihten anlaşmanın sona erdiği tarihe kadar olan dönem anlamına geleceğinin taraflar arasında kabul edildiğini, anlaşmanın 4.6. maddesi gereği otelin açılış tarihinin 2014 yılı nisan ayının başı olacağı konusunda ön mutabakata varılmışsa da, 20.05.2015 tarihinde taraflar arasında imzalanan ek protokol ile otelin nihai açılış tarihinin 15.01.2015 olarak kararlaştırıldığını, gerek teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde; gerekse işletme döneminde müvekkil şirketin, iyi niyetli sözleşme tarafı olarak, otel işletmesine ilişkin tüm mali ve hukuki risklerin sorumluluğunu üstlenmek suretiyle oteli işletmek ve yönetmek üzere işletmecinin kullanımına tahsis ettiğini, aynı zamanda gerekli işletme sermayesini ve nakit akışını sözleşme gereği belirlenen hesaba yatırmak suretiyle işletme sermayesini de tahsis etmek suretiyle sözleşme ile kendisine yüklenmiş bulunan edimini ifa ettiğini, bu arada otele bitişik bina ve binada yer alan bütün toplantı ve balo salonlarının işletmeci tarafından işletilmeye başlanarak resmi olarak faaliyete geçmesini müteakip ek protokol hazırlandığını, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin baz ve başarı ücretin hesaplanmasına dair hükümler içeren 9. maddesinin 1 ve 2. fıkrasında değişikliğe gidilerek, 04/03/2015'te düzenlenen ek protokol ile 9. maddenin 1. fıkrasında tesisin aylık toplam cirosunun %2,50+KDV'si baz ücret olarak aylık hesaplamaya alındığını, 2. fıkrasında ise her işletme yılına ait brüt işletme kârının ...+KDV başarı ücreti olarak üçer aylık dönemler halinde 0,00-USD-675.000,00-USD arası ... üzerinden %7, 675.001,00-USD-1.175.000,00-USD arası %8, 1.175.001,00-USD-1.675.000,00-USD arası %9 ve 1.675.000,00-USD ve üzeri %10 şeklinde değişiklik yapıldığını, bu arada sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrası gereğince baz ve başarı ücretine bağlı olarak öngörülmüş olunan, açılış yapılacak ilk kırık yıl ve sonrasındaki ilk tam yıl için herhangi bir minimum garanti ücretinin alınmaması, mal sahibi tarafından işletmeciye ödenecek baz ücret ve başarı ücreti toplamının 3. yıl için yıllık 125.000,00-USD olması garanti edilmekte olduğunu, 4. yıl için yıllık 140.000,00-USD, 5. yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000,00-USD garanti edilmiş bulunulduğunu, garanti bedelin ödenmesi esasına dair garanti ücret uygulamasının, sözleşme uyarınca ilk kez 2017 takvim yılı itibarıyla uygulamaya geçilmesi koşulunun da kabul edilmiş olunduğunu, öte yandan sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre TL-USD kurunun, ortalama alışının 1,901,31-TL; satışının 1,905,43-TL civarında olduğunu ve dönem içerisinde en yüksek kurun alış 2,160,40-TL; satış 2,164,20-TL şeklinde gerçekleşmiş olduğunu, anılan düzenlemeler dikkate alındığında anlaşmanın 9. maddesinin 7. fıkrası hükmü değerlendirildiğinde, müvekkili şirketin, işletmeci davalı şirkete garanti ücreti olarak 3. yıl için, 125.000,00-USD; 4. yıl için 140.000,00-USD ve 5. yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000,00-USD ödeme yapması gerekmekte olduğunu, sözleşme tarihinde Dolar kurunun ortalama alışının 1,90131-TL; satışının 1,90543-TL şeklinde olduğu göz önüne alındığında, sözleşme uyarınca ilk kırık yıl ve sonraki tam yıl (2015-2016) için bir garanti ücret öngörülmemesi dolayısı ile, o günün döviz kuru şartları içerisinde, 3. yıl için 238.125,00-TL; 4. yıl için 266.700,00-TL; 5. yıl ve sonrası için yıllık 285.750,00-TL civarlarında bir garanti bedelinin belirlenmesi zorunluluğunun ortaya çıkmakta olduğunu, 15 Temmuz 2016 tarihinde hiç kimse tarafından öngörülmesi ve beklenmesi mümkün olmayan korkunç sonuçları olan 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığını ve ülkemizin koşullarının beklenmedik şekilde değiştiğini, mali ve ekonomik ortamda beklenmedik şekilde bozulmalar ortaya çıktığını, süreç içerisinde uluslararası ilişkilerin kötü yönde gelişmeye başladığını, normal bir ekonomik süreç dışında olağanüstü iç ve dış koşulların yaşandığı ve ekonomik beklentilerin gitgide bozulduğu, ülkemizin ve uluslararası dünyanın daha kötü bir sosyo-ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığı, uluslararası ilişkilerin bozulduğu, uluslararası dünyada da kötüye gidiş beklentilerinin arttığı bir iç ve dış dünya atmosferinde yaşamakta olunduğunu, otel işletmesi kapsamında her türlü mali ve hukuki sorumluluğu ve riski üstlenmiş olan müvekkili şirketin, ülkemizin yaşadığı olağanüstü koşullar nedeniyle normal ekonomik süreç dışında ülke ekonomisinde beklentilerin bozulması ve belirsizlikler yaşanması, ayrıca dış ilişkilerde de olağanüstü koşulların yaşanması nedeniyle, ülke genelinde turizm konaklama alanında da aşırı daralmalar olması, esasen ekonomik bozulmanın en ağır koşullarının da döviz kurlarındaki aşırı artışa yol açması itibariyle bu durumu dikkate alarak, sorumlu bir tüccar olması itibarıyla normal ekonomik süreç dışında seyreden, ekonomik gidişattaki olağanüstü bozulmaları göz önünde bulundurarak, ayrıca, ülke ekonomisinin Eskişehir yerel düzeyindeki yansımaları sonucu pazar payının daralması, oda ücret ve cirolarının haksız rekabet koşullarıyla değişiklikler göstermesi bakımından, sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmesinde zaman zaman neredeyse sözleşmenin imzalandığı tarihten sonraki süreçte iki katına kadar aşırı artışlar sergileyen döviz kurunun, sözleşme yükümlüğünün yerine getirilmesinde işlem temelinin çökmesine yol açar düzeyde koşuların ağırlaşmasına ve durumun düzelme emare göstermesi bir yana, gitgide bozulacağının işaretlerinin kuvvetle kendini gösterdiği bir ortamı nazarı itibara alarak önceden aşırı ifa güçlüğü ortamı oluşturan bu durumu ortadan kaldırarak, iyi niyetle sözleşmenin devam etmesinin imkanlarını oluşturmak üzere, esasen işletmeci olarak kendisine tahsis edilen oteli kendi çalışma tecrübeleri anlayışı çerçevesinde tam bir yetki ile işletmek ve yönetmek hak ve yetkisine sahip olmak dışında, değil büyük bir işletme sermayesini tahsis etmek; en küçük bir mali kaynak dahi tahsis etme yükümlülüğü ve riski bulunmayan, bu kapsamda herhangi bir nakit akışı yükümlülüğü de olmayan, bu itibarla değil bütçesini dahi kendisinin hazırlayıp, işletip, yönettiği otelin işletme zararını üstlenmesini; her türlü ticari mali hukuki riski ve sorumluluktan muaf olan davalı işletmeciye iyi niyetli bir sözleşme tarafı olarak müvekkili şirketin, olağanüstü koşulların yaşanması nedeniyle sözleşmeyi fesh etme hakkı da olduğu halde, yaşayan bir ekonominin de gereğine inanarak, 17/10/2016 tarihli yazılı talepleriyle sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan garanti bedele dair hükmün ülke koşullarındaki olağanüstü bozulma nedeniyle döviz kurlarındaki aşırı artış olduğunu beyanla, sözleşme gereği ilk kez 2017 takvim yılında ödenecek olan garanti bedel uygulamasına son verilmesini; bu talebin kabul edilmemesi halinde sözleşme tarihindeki döviz kuru üzerinden sabitlenmesini talep ettiğini, konunun hassasiyet içinde taraflar açısından katlanılabilir bir şekilde çözümlenmesinin istenildiğinin ifade edildiğini, davalı şirketin ise 28/10/2016 tarihinde cevaben 15 Temmuz darbe girişiminin ve olağanüstü hal ile bu halin uzatılmasının, müvekkili şirketin yükümlülüklerini yerine getirmesine engel olmadığı, KHK'ların hiçbirinin hayatın olağan akışını engelleyecek nitelikte bulunmadığı, ticari hayata engel kısıtlamalar vs engeller içermediği ve müvekkili şirketin iddialarının hukuki ve fiili dayanağının olmadığınun ifade edildiğini, ayrıca maddede yer alan mücbir sebepler gibi bir mücbir sebebin söz konusu olmadığı, zira otelde ticari faaliyeti engelleyici bir mücbir sebebin bulunmadığı, hatta 2016 yılı eylül sonu otelin hem ciro, hem de ... anlamında bütçesinin üstünde performans gösterdiği, dolayısı ile 9.7 hükmünün iptali/revizesinin mümkün olmadığı ve ayrıca 2017 yılı sonunda elde edilen baz ücret ve başarı ücret toplamının 125.000,00-USD etmemesi halinde garanti tutarın devreye gireceği, 1 yılı aşkın bir süre sonraki döneme ilişkin olarak, bugünki koşullar ile değerlendirme yapılmasının madde hükmüne aykırılık oluşturacağı, belirtilen sebeplerin mücbir sebep olmadığı gibi 2017 yılı sonunda yapılacak bir hesaplamaya esas da alınamayacağı ifade edilerek, müvekkili şirketin iyi niyetli yaklaşımı göz ardı edilerek talebin kabulü yönünde bir değerlendirmede bulunulmadığı gibi, sorunun anlayış birliği içerisinde çözümü konusunda da en küçük bir adım atılmadığını, bunun üzerinde müvekkili şirket tarafından 22/11/2016 tarihinde yeniden talebin haklılığını ortaya koyan nedenler beyan edilerek talebin tekrarlandığını, ancak davalı şirketin 11/01/2017 tarihli beyanı ile yine taleplerinin reddedildiğini, müvekkili şirketin, yine davalı şirkete 2017 yılı için hazırlanmış olan bütçenin onay için sunulması aşamasında da mevcut durumu objektif olarak izah eden iki talep beyanında sözleşmenin 9/7. maddesindeki garanti ücretleri uygulamanın imkansız olduğunu, toplamda olması gereken bütçe ile uzaktan yakından örtüşmediği, bütçenin revize edilmesi, enflasyon ve TL/USD paritesindeki zararla her yıl minimum %35 kadar revize olması gerekliliğinin ifade edildiğini, sunulan 6 milyonluk bütçenin dolayısı ile gerçekçi olmadığı, garanti başarı ücretini ödeyecek güçte olunmadığı, bu sebeplerle 2017 bütçesinin kabul edilmediği ve revize bütçenin minimum 9.2 milyon ciro ve 4.6 milyon brüt işletme kârı hedeflenerek hazırlanması talebinin ifade edildiğini, ve daha önceki taleplerini de tekrarladıklarını, ancak davalı şirketin 28/02/2017 tarihli cevabi beyanı ile yine tüm taleplerinin reddedildiğini, bütçe kalemleri ile ilgili itirazın 10 gün içinde bildirilmesi; aksi takdirde sunulan bütçenin kabul edilmiş sayılacağı, 2017 yılı sonunda yapılacak bir hesaplamaya göre ilgili maddenin uygulama koşulunun oluşup oluşmadığının değerlendirilebileceğinin ifade edildiğini, bu açıklamalar üzerine müvekkili şirketçe 04.03.2017 tarihinde davalı işletmeciye cevabi beyan ile önceki ve bir takım başkaca taleplerinin iletildiğini, davalı işletmecinin ise en son 28/07/2017 tarihli ihtarname ilk müvekkili şirketin borcu bulunduğu, anlaşmanın 19.1. maddesi gereği müvekkili şirketin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde diğer tarafın eksikliklerin giderilmesi için ihtarda bulunması gerektiği, 60 gün içinde eksiklikler giderilmediği takdirde tekrar ihtara gerek kalmaksızın diğer tarafın sözleşmeyi tek taraflı feshedebileceğinin öngörüldüğü, buna göre muaccel borcun ödenmemesinin esaslı ihlal niteliğinde olması nedeniyle, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 60 gün içinde anılan borcun şirkete ödenmesi, aksi halde madde 20.4'te belirtilen cezai şart ile 30.06.2017'den sonra doğmuş alacakların talebi ve her türlü zararın tazmini hakkı saklı tutularak haklı nedenle fesih edileceği yolunda beyan da bulunduğunu, bunun üzerine müvekkili şirketin ise 21/09/2017 tarihli ihtarname ile anlaşmanın 6. ve 7. maddeleri gereği, işletmeci tarafından tayin edilen müdüre her konuda imza yetkisi tanınmasının kabul edildiği ve günlük 5.000,00-USD ödeme yapma yetkisinin otel müdürüne verildiği, işletmecinin, anlaşma gereği muaccel hale gelen alacağının mevcut olduğu bir an için kabul edilse dahi, kendilerince tayin edilen müdür vasıtası ile alacaklarını tahsil etme yetkisinin bulunduğu, müvekkili şirket aleyhine keşide edilen ve tek taraflı fesih hakkının kullanılabileceğini bildiren ihtarnamenin kötü niyetli olduğu, mal sahibinin, keşide edilen İhtarnamede yazılan böyle bir yükümlülüğünün, 11.09.2013 tarihli sözleşme gereğince de, 04.03.2015 tarihli ek protokol gereğince de bulunmadığı, anlaşmanın 9.7. maddesinde de, ülkede yaşanan ve herkesçe malum olaylar neticesinde Doların 2,040-TL'den 3,40-TL-3,80-TL civarına gelmesi dolayısı ile, henüz olumlu bir dönüş olmamasına rağmen yine de iyi niyetle bir revize beklenildiği, anlaşmanın bazı maddelerinin uygulanmasının, müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmaksızın, mücbir sebepler sonucunda mal sahibinin ticari itibarını zedeleyecek, kâr elde etme amacı ile sarf etmiş olduğu öz sermayesine zarar verecek duruma geldiği, sektörün ve ülkenin içinde bulunduğu zor durumlara ek böyle bir uygulamanın yatırımcıya ağır mali yükümlülükler getireceği açık olduğundan, sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasının iptal edilmesi ya da sözleşme tarihindeki Dolar kuru veya makul bir TL değeri üzerinden sabitlenmesi yolunda son bir kez daha anılan talebin ihtaren tekrarlandığını, ancak bu süreç içerisinde, davalı işletmeci tarafından müvekkili şirketin tüm iyi niyetli yaklaşımına rağmen sorunun çözümü noktasında en küçük olumlu bir tavır sergilenmediğini, salt sözleşmenin maddesine atıf yapıldığını, ancak 17. maddede öngörülen olağanüstü koşulların varlığının 9. maddeye olan etkisi; hem de taraflarından açıklanan ve dilekçe beyanlarında açıklanmaya devam edilen ve müvekkili şirketin hukuken haklılığını ortaya koyan hukuki gerektirici nedenlerin davalı işletmeci tarafından asla göz önünde bulundurulmadığını, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrası hükmünün öncelikle iptaline; iptal edilmemesi halinde de sözleşme tarihindeki döviz üzerinden bir garanti paranın öngörülmesi suretiyle uyarlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı şirket ile mülk sahibi Sibel ... arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmakta olduğunu ve bu nedenle davacının tek başına taraf ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili şirketin 4.6. maddeye göre anlaşmayı geç açılıştan dolayı tek taraflı feshetme ve gecikme sebebi ile gecikilen her gün için 1.000,00-USD talep etme hakkı bulunmasına rağmen, bu hakkın kullanılmadığını ve gerek davacıdan; gerekse dava dışı ...'den herhangi bir nam altında bir bedel talep edilmediğini, davacı tarafça belirtilen anlaşmanın 9.7. maddesinin iptali; iptalin kabul edilmemesi halinde de maddenin uyarlanmasının talep edilmekte olduğunu, davacının bu talebine dayanak olarak bahis konusu maddenin USD olarak belirlenmiş olması ve USD kur artışları sebebiyle işlem temelinin çökmesi olgusunu göstermekte olduğunu, ancak davacının bu beyanının hukuki, fiili ve ekonomik dayanağının bulunmamakta olduğunu, anlaşmanın konusu ve kapsamı incelendiğinde, müvekkili şirket tarafından 1956 yılından beri kullanılarak tanınmış ve maruf hale getirilmiş ... markası altında davacı tarafından inşa edilen otelde işletme ve yönetim hizmetlerinin verildiğinin görülmekte olduğunu, bu hizmetler karşılığında müvekkili şirket tarafından baz ücret ve başarı ücret alınmakta olduğunu, bu ücretlerin toplam bedelinin minimum bir bedel olarak belirlenmesinin ticari hayat koşulları gereğince olağan bir durum olduğunu, bu noktada davacının dilekçesinde müteaddit defalar müvekkili şirketin hukuki ve mali sorumluluğunun bulunmamasına rağmen ücret almasının uygun olmadığı yönünde beyanda bulunmasının herhangi bir dayanağının bulunmamakta olduğunu, müvekkili şirket tarafından davacı tarafa hizmet verilmekte ve bu hizmet verilirken sektörel bazda tanınmışlık seviyesine ulaşmış ... markasının ek bir bedel talep edilmeksizin kullanım hakkının davacı tarafa verilmekte olduğunu, hal böyle olunca müvekkili şirket tarafından hizmet bedeli alınması ve bu hizmet bedelinin yıllık bazda minimum bir bedel olarak belirlenmesinin ticari hayatın olağan akışına uygun olduğunu, müvekkili şirket tarafından, davacıdan otelin açıldığı ilk kırk yıl ve devam eden ikinci yıl herhangi bir garanti bedelin de talep edilmediğini, ayrıca anlaşmanın genelinde mali hükümlerin, müvekkili şirkete ödenecek bedel ve cezai şartların USD olarak belirlendiğini, davacının anlaşmayı imzalarken yabancı para borcunun, anlaşmanın mali hükümlerinin temelini oluşturmasını tacir olarak kabul ettiğini, bugün gelinen noktada garanti maddesinin iptalinin talep edilmesinin, anlaşmanın genel ruhu ile de bağdaşmamakta olduğunu, bu durumun yanı sıra, davacı tarafın dava dilekçesinde müteaddit defalar OHAL süreci sebebiyle Dolar kurunda öngörülemeyen artış olduğunu belirmekte olduğunu, ancak davacının bu beyanının da ekonomik verilere uygun olmadığını, darbe girişiminden 1 gün önce olan 14/07/2016 tarihinde USD alış kurunun 2,89-TL; darbe girişiminden 1 ay sonra ise 2,95-TL olduğunu, yine yıllık ortalamalara bakıldığında 2013 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 1,9267-TL, 2014 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 2,2426-TL, 2015 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 2,7516-TL, 2016 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 3,0314-TL 2017 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 3,6413-TL olduğunu, sözleşme maddesinde, sözleşme uyarlamasının talep edilebilmesi için, taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması ve bu durumun edimler arasında aşırı derecede dengesizlik yaratmasının gerekmekte olduğunu, oysa ki huzurdaki davada davacının, bu maddenin uygulama alanı bulduğu iddiasına dayanak olarak iki hususu göstermekte olduğunu, bunların 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ve dolar kurundaki aşırı artış olduğunu, ancak davacı tarafın beyanlarının aksine, ekonomik veriler ile de sabit olduğu üzere taraflar arasındaki anlaşmanın imzalandığı tarihten bugüne kadar, Dolar kurunda öngörülemez fahiş bir artışın gerçekleşmediğini, sözleşmenin uyarlanmasının talep edilebilmesi için normal ekonomik seyirden farklı bir durumun ortaya çıkmasının gerekmekte olduğunu, oysaki dolar kurunun 2013 yılından itibaren artış oranlarına bakıldığında, ortalama her yıl %15-20 oranında bir artış olduğunun görülmekte olduğunu, bu noktada olayda öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen bir hususun bulunmamakta olduğunu, bu yönüyle davacının iddialarının hukuki ve fiili dayanağının bulunmadığının açık olduğunu, davacı tarafın tacir olduğunu, her tacirin ticarethanesine ait birtakım faaliyetlerde basiretli bir tacir gibi hareket etmesinin gerektiğini, bu nedenle 1980 yılından sonra egemenliğini sürdüren ve her yıl artan olgu olarak ekonomiye etkisini koyan enflasyonist olayların hükümetçe alınacak ekonomik tedbirlerin önceden tahmin edilebilir, öngörülebilir olduğundan tacir olan davacı yönünden kabulünün gerektiğini, uyarlama talep edilebilmesi için aşırı ifa güçlüğüne düşenin, bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesinin yetmediğini, bu durumun, onun için öngörülmesi beklenemez olması gerektiğini, ayrıca bu durumun, kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir olmasının da gerekmekte olduğunu, somut olayda bu şartların oluşmadığının açıkça ortada olduğunu, bu noktada OHAL ilan edilmesinin tek başına mücbir sebep olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını, olağanüstü hal ilanının mücbir sebep sayılabilmesi için, borcun yerine getirilememesi ile arasında illiyet bağının var olup olmadığının incelenmesinin gerekmekte olduğunu, bir başka deyişle olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlerin, sözleşmenin taraflarını etkiler nitelikte olmasının gerekmekte olduğunu, hatta söz konusu etlinin, borcun ifasını engelliyor olması gerektiğini, salt olağanüstü hal ilanının, sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmeyen tarafın dayanabileceği bir mücbir sebep olmadığını, davacı tarafından, taraflar arasında imzalanmış olan anlaşmadaki yükümlülüklerin kendisi tarafından yerine getirildiği, iyi niyetli olarak davranıldığı, oysa anlaşmanın geneli incelendiğinde müvekkili şirket lehine hükümler bulunduğu ve bu hususun da hakkaniyete aykırı olduğunun iddia edilmekte olduğunu, davacı tarafın tacir olduğunu, dava konusu anlaşmanın taraflar arasında yaklaşık 8 ay müzakere edildikten sonra imzalandığını, bu noktada 2013 yılında imzalanan anlaşma hükümlerinin, aradan geçen 5 yıldan sonra haksız olduğunun basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü altında olan davacı tarafça iddia edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle delil sunma ve anlaşmadan doğan fesih ve diğer hakları saklı kalmak kaydıyla davanın, davacının tek başına dava açma yetkisi bulunmamasından bahisle dava şartı eksikliğinden dolayı usulden reddini ve davanın esastan reddini talep etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesi ile; 11.09.2013 tarihinde, imar parselinin sahibi mülk sahibi müvekkili, mal sahibi sıfatıyla ... Akaryakıt İnşaat Turizm Ticaret Sanayi Limited Şirketi ile işletmeci sıfatıyla davalı şirket arasında, müvekkilinin bu anlaşma hükümleri uyanınca inşa edeceğine ilişkin olarak işletmecinin mal sahibine, iş bu sözleşmenin ikinci maddesinde tanımlanmış olan teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde teknik hizmet ve danışmanlık hizmeti vermesi ve işletme döneminde de otelin işletilmesi ve yönetilmesi ile bu hususlarda danışmanlık hizmeti verilmesine ilişkin olarak tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmiş olduğu 15 yıl süreli otel işletmeciliği sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin 2. maddesi uyarınca teknik destek döneminin, anlaşmanın imza tarihinden açılışa kadar olan süreç olarak tanımlandığını, açılış öncesi dönemin ise, nihai açılış tarihinden 4 ay önce başlayacak olup, otelin işleyiş alt yapısı ve tanıtımına yönelik faaliyetler ile insan kaynakları faaliyetlerini içeren dönemi teşkil edeceğine işaret edildiğini, işletme döneminin de, açılışın gerçekleştiği tarihten anlaşmanın sona erdiği tarihe kadar olan dönem anlamına geleceğinin taraflar arasında kabul edildiğini, anlaşmanın 4.6. maddesi gereği otelin açılış tarihinin 2014 yılı nisan ayının başı olacağı konusunda ön mutabakata varılmışsa da, 20.05.2015 tarihinde taraflar arasında imzalanan ek protokol ile otelin nihai açılış tarihinin 15.01.2015 olarak kararlaştırıldığını, gerek teknik destek dönemi ile açılış öncesi dönemde; gerekse işletme döneminde müvekkil şirketin, iyi niyetli sözleşme tarafı olarak, otel işletmesine ilişkin tüm mali ve hukuki risklerin sorumluluğunu üstlenmek suretiyle oteli işletmek ve yönetmek üzere işletmecinin kullanımına tahsis ettiğini, aynı zamanda gerekli işletme sermayesini ve nakit akışını sözleşme gereği belirlenen hesaba yatırmak suretiyle işletme sermayesini de tahsis etmek suretiyle sözleşme ile kendisine yüklenmiş bulunan edimini ifa ettiğini, bu arada otele bitişik bina ve binada yer alan bütün toplantı ve balo salonlarının işletmeci tarafından işletilmeye başlanarak resmi olarak faaliyete geçmesini müteakip ek protokol hazırlandığını, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin baz ve başarı ücretin hesaplanmasına dair hükümler içeren 9. maddesinin 1 ve 2. fıkrasında değişikliğe gidilerek, 04/03/2015'te düzenlenen ek protokol ile 9. maddenin 1. fıkrasında tesisin aylık toplam cirosunun %2,50+KDV'si baz ücret olarak aylık hesaplamaya alındığını, 2. fıkrasında ise her işletme yılına ait brüt işletme kârının ...+KDV başarı ücreti olarak üçer aylık dönemler halinde 0,00-USD-675.000,00-USD arası ... üzerinden %7, 675.001,00-USD-1.175.000,00-USD arası %8, 1.175.001,00-USD-1.675.000,00-USD arası %9 ve 1.675.000,00-USD ve üzeri %10 şeklinde değişiklik yapıldığını, bu arada sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrası gereğince baz ve başarı ücretine bağlı olarak öngörülmüş olunan, açılış yapılacak ilk kırık yıl ve sonrasındaki ilk tam yıl için herhangi bir minimum garanti ücretinin alınmaması, mal sahibi tarafından işletmeciye ödenecek baz ücret ve başarı ücreti toplamının 3. yıl için yıllık 125.000,00-USD olması garanti edilmekte olduğunu, 4. yıl için yıllık 140.000,00-USD, 5. yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000,00-USD garanti edilmiş bulunulduğunu, garanti bedelin ödenmesi esasına dair garanti ücret uygulamasının, sözleşme uyarınca ilk kez 2017 takvim yılı itibarıyla uygulamaya geçilmesi koşulunun da kabul edilmiş olunduğunu, öte yandan sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre TL-USD kurunun, ortalama alışının 1,901,31-TL; satışının 1,905,43-TL civarında olduğunu ve dönem içerisinde en yüksek kurun alış 2,160,40-TL; satış 2,164,20-TL şeklinde gerçekleşmiş olduğunu, anılan düzenlemeler dikkate alındığında anlaşmanın 9. maddesinin 7. fıkrası hükmü değerlendirildiğinde, müvekkilinin, işletmeci davalı şirkete garanti ücreti olarak 3. yıl için, 125.000,00-USD; 4. yıl için 140.000,00-USD ve 5. yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000,00-USD ödeme yapması gerekmekte olduğunu, sözleşme tarihinde Dolar kurunun ortalama alışının 1,90131-TL; satışının 1,90543-TL şeklinde olduğu göz önüne alındığında, sözleşme uyarınca ilk kırık yıl ve sonraki tam yıl (2015-2016) için bir garanti ücret öngörülmemesi dolayısı ile, o günün döviz kuru şartları içerisinde, 3. yıl için 238.125,00-TL; 4. yıl için 266.700,00-TL; 5. yıl ve sonrası için yıllık 285.750,00-TL civarlarında bir garanti bedelinin belirlenmesi zorunluluğunun ortaya çıkmakta olduğunu, 15 Temmuz 2016 tarihinde hiç kimse tarafından öngörülmesi ve beklenmesi mümkün olmayan korkunç sonuçları olan 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığını ve ülkemizin koşullarının beklenmedik şekilde değiştiğini, mali ve ekonomik ortamda beklenmedik şekilde bozulmalar ortaya çıktığını, süreç içerisinde uluslararası ilişkilerin kötü yönde gelişmeye başladığını, normal bir ekonomik süreç dışında olağanüstü iç ve dış koşulların yaşandığı ve ekonomik beklentilerin gitgide bozulduğu, ülkemizin ve uluslararası dünyanın daha kötü bir sosyo-ekonomik koşullarla karşı karşıya kaldığı, uluslararası ilişkilerin bozulduğu, uluslararası dünyada da kötüye gidiş beklentilerinin arttığı bir iç ve dış dünya atmosferinde yaşamakta olunduğunu, otel işletmesi kapsamında her türlü mali ve hukuki sorumluluğu ve riski üstlenmiş olan müvekkilinin, ülkemizin yaşadığı olağanüstü koşullar nedeniyle normal ekonomik süreç dışında ülke ekonomisinde beklentilerin bozulması ve belirsizlikler yaşanması, ayrıca dış ilişkilerde de olağanüstü koşulların yaşanması nedeniyle, ülke genelinde turizm konaklama alanında da aşırı daralmalar olması, esasen ekonomik bozulmanın en ağır koşullarının da döviz kurlarındaki aşırı artışa yol açması itibariyle bu durumu dikkate alarak, sorumlu bir tüccar olması itibarıyla normal ekonomik süreç dışında seyreden, ekonomik gidişattaki olağanüstü bozulmaları göz önünde bulundurarak, ayrıca, ülke ekonomisinin Eskişehir yerel düzeyindeki yansımaları sonucu pazar payının daralması, oda ücret ve cirolarının haksız rekabet koşullarıyla değişiklikler göstermesi bakımından, sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmesinde zaman zaman neredeyse sözleşmenin imzalandığı tarihten sonraki süreçte iki katına kadar aşırı artışlar sergileyen döviz kurunun, sözleşme yükümlüğünün yerine getirilmesinde işlem temelinin çökmesine yol açar düzeyde koşuların ağırlaşmasına ve durumun düzelme emare göstermesi bir yana, gitgide bozulacağının işaretlerinin kuvvetle kendini gösterdiği bir ortamı nazarı itibara alarak önceden aşırı ifa güçlüğü ortamı oluşturan bu durumu ortadan kaldırarak, iyi niyetle sözleşmenin devam etmesinin imkanlarını oluşturmak üzere, esasen işletmeci olarak kendisine tahsis edilen oteli kendi çalışma tecrübeleri anlayışı çerçevesinde tam bir yetki ile işletmek ve yönetmek hak ve yetkisine sahip olmak dışında, değil büyük bir işletme sermayesini tahsis etmek; en küçük bir mali kaynak dahi tahsis etme yükümlülüğü ve riski bulunmayan, bu kapsamda herhangi bir nakit akışı yükümlülüğü de olmayan, bu itibarla değil bütçesini dahi kendisinin hazırlayıp, işletip, yönettiği otelin işletme zararını üstlenmesini; her türlü ticari mali hukuki riski ve sorumluluktan muaf olan davalı işletmeciye iyi niyetli bir sözleşme tarafı olarak müvekkilinin, olağanüstü koşulların yaşanması nedeniyle sözleşmeyi fesh etme hakkı da olduğu halde, yaşayan bir ekonominin de gereğine inanarak, 17/10/2016 tarihli yazılı talepleriyle sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan garanti bedele dair hükmün ülke koşullarındaki olağanüstü bozulma nedeniyle döviz kurlarındaki aşırı artış olduğunu beyanla, sözleşme gereği ilk kez 2017 takvim yılında ödenecek olan garanti bedel uygulamasına son verilmesini; bu talebin kabul edilmemesi halinde sözleşme tarihindeki döviz kuru üzerinden sabitlenmesini talep ettiğini, konunun hassasiyet içinde taraflar açısından katlanılabilir bir şekilde çözümlenmesinin istenildiğinin ifade edildiğini, davalı şirketin ise 28/10/2016 tarihinde cevaben 15 Temmuz darbe girişiminin ve olağanüstü hal ile bu halin uzatılmasının, müvekkilinin yükümlülüklerini yerine getirmesine engel olmadığı, KHK'ların hiçbirinin hayatın olağan akışını engelleyecek nitelikte bulunmadığı, ticari hayata engel kısıtlamalar vs engeller içermediği ve müvekkilinin iddialarının hukuki ve fiili dayanağının olmadığınun ifade edildiğini, ayrıca maddede yer alan mücbir sebepler gibi bir mücbir sebebin söz konusu olmadığı, zira otelde ticari faaliyeti engelleyici bir mücbir sebebin bulunmadığı, hatta 2016 yılı eylül sonu otelin hem ciro, hem de ... anlamında bütçesinin üstünde performans gösterdiği, dolayısı ile 9.7 hükmünün iptali/revizesinin mümkün olmadığı ve ayrıca 2017 yılı sonunda elde edilen baz ücret ve başarı ücret toplamının 125.000,00-USD etmemesi halinde garanti tutarın devreye gireceği, 1 yılı aşkın bir süre sonraki döneme ilişkin olarak, bugünki koşullar ile değerlendirme yapılmasının madde hükmüne aykırılık oluşturacağı, belirtilen sebeplerin mücbir sebep olmadığı gibi 2017 yılı sonunda yapılacak bir hesaplamaya esas da alınamayacağı ifade edilerek, müvekkilinin iyi niyetli yaklaşımı göz ardı edilerek talebin kabulü yönünde bir değerlendirmede bulunulmadığı gibi, sorunun anlayış birliği içerisinde çözümü konusunda da en küçük bir adım atılmadığını, bunun üzerinde müvekkili tarafından 22/11/2016 tarihinde yeniden talebin haklılığını ortaya koyan nedenler beyan edilerek talebin tekrarlandığını, ancak davalı şirketin 11/01/2017 tarihli beyanı ile yine taleplerinin reddedildiğini, müvekkilinin, yine davalı şirkete 2017 yılı için hazırlanmış olan bütçenin onay için sunulması aşamasında da mevcut durumu objektif olarak izah eden iki talep beyanında sözleşmenin 9/7. maddesindeki garanti ücretleri uygulamanın imkansız olduğunu, toplamda olması gereken bütçe ile uzaktan yakından örtüşmediği, bütçenin revize edilmesi, enflasyon ve TL/USD paritesindeki zararla her yıl minimum %35 kadar revize olması gerekliliğinin ifade edildiğini, sunulan 6 milyonluk bütçenin dolayısı ile gerçekçi olmadığı, garanti başarı ücretini ödeyecek güçte olunmadığı, bu sebeplerle 2017 bütçesinin kabul edilmediği ve revize bütçenin minimum 9.2 milyon ciro ve 4.6 milyon brüt işletme kârı hedeflenerek hazırlanması talebinin ifade edildiğini, ve daha önceki taleplerini de tekrarladıklarını, ancak davalı şirketin 28/02/2017 tarihli cevabi beyanı ile yine tüm taleplerinin reddedildiğini, bütçe kalemleri ile ilgili itirazın 10 gün içinde bildirilmesi; aksi takdirde sunulan bütçenin kabul edilmiş sayılacağı, 2017 yılı sonunda yapılacak bir hesaplamaya göre ilgili maddenin uygulama koşulunun oluşup oluşmadığının değerlendirilebileceğinin ifade edildiğini, bu açıklamalar üzerine müvekkili tarafından 04.03.2017 tarihinde davalı işletmeciye cevabi beyan ile önceki ve bir takım başkaca taleplerinin iletildiğini, davalı işletmecinin ise en son 28/07/2017 tarihli ihtarname ilk müvekkilinin borcu bulunduğu, anlaşmanın 19.1. maddesi gereği müvekkilinin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde diğer tarafın eksikliklerin giderilmesi için ihtarda bulunması gerektiği, 60 gün içinde eksiklikler giderilmediği takdirde tekrar ihtara gerek kalmaksızın diğer tarafın sözleşmeyi tek taraflı feshedebileceğinin öngörüldüğü, buna göre muaccel borcun ödenmemesinin esaslı ihlal niteliğinde olması nedeniyle, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 60 gün içinde anılan borcun şirkete ödenmesi, aksi halde madde 20.4'te belirtilen cezai şart ile 30.06.2017'den sonra doğmuş alacakların talebi ve her türlü zararın tazmini hakkı saklı tutularak haklı nedenle fesih edileceği yolunda beyan da bulunduğunu, bunun üzerine müvekkilinin ise 21/09/2017 tarihli ihtarname ile anlaşmanın 6. ve 7. maddeleri gereği, işletmeci tarafından tayin edilen müdüre her konuda imza yetkisi tanınmasının kabul edildiği ve günlük 5.000,00-USD ödeme yapma yetkisinin otel müdürüne verildiği, işletmecinin, anlaşma gereği muaccel hale gelen alacağının mevcut olduğu bir an için kabul edilse dahi, kendilerince tayin edilen müdür vasıtası ile alacaklarını tahsil etme yetkisinin bulunduğu, müvekkili aleyhine keşide edilen ve tek taraflı fesih hakkının kullanılabileceğini bildiren ihtarnamenin kötü niyetli olduğu, mal sahibinin, keşide edilen İhtarnamede yazılan böyle bir yükümlülüğünün, 11.09.2013 tarihli sözleşme gereğince de, 04.03.2015 tarihli ek protokol gereğince de bulunmadığı, anlaşmanın 9.7. maddesinde de, ülkede yaşanan ve herkesçe malum olaylar neticesinde Doların 2,040-TL'den 3,40-TL-3,80-TL civarına gelmesi dolayısı ile, henüz olumlu bir dönüş olmamasına rağmen yine de iyi niyetle bir revize beklenildiği, anlaşmanın bazı maddelerinin uygulanmasının, müvekkilinin herhangi bir kusuru bulunmaksızın, mücbir sebepler sonucunda mal sahibinin ticari itibarını zedeleyecek, kâr elde etme amacı ile sarf etmiş olduğu öz sermayesine zarar verecek duruma geldiği, sektörün ve ülkenin içinde bulunduğu zor durumlara ek böyle bir uygulamanın yatırımcıya ağır mali yükümlülükler getireceği açık olduğundan, sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrasının iptal edilmesi ya da sözleşme tarihindeki Dolar kuru veya makul bir TL değeri üzerinden sabitlenmesi yolunda son bir kez daha anılan talebin ihtaren tekrarlandığını, ancak bu süreç içerisinde, davalı işletmeci tarafından müvekkilinin tüm iyi niyetli yaklaşımına rağmen sorunun çözümü noktasında en küçük olumlu bir tavır sergilenmediğini, salt sözleşmenin maddesine atıf yapıldığını, ancak 17. maddede öngörülen olağanüstü koşulların varlığının 9. maddeye olan etkisi; hem de taraflarından açıklanan ve dilekçe beyanlarında açıklanmaya devam edilen ve müvekkilinin hukuken haklılığını ortaya koyan hukuki gerektirici nedenlerin davalı işletmeci tarafından asla göz önünde bulundurulmadığını, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesinin 7. fıkrası hükmünün öncelikle iptaline; iptal edilmemesi halinde de sözleşme tarihindeki döviz üzerinden bir garanti paranın öngörülmesi suretiyle uyarlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesi ile; Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı ile mal sahibi ... ... Limited Şirketi arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmakta olduğunu ve bu nedenle davacının tek başına taraf ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili şirketin 4.6. maddeye göre anlaşmayı geç açılıştan dolayı tek taraflı feshetme ve gecikme sebebi ile gecikilen her gün için 1.000,00-USD talep etme hakkı bulunmasına rağmen, bu hakkın kullanılmadığını ve gerek davacıdan; gerekse dava dışı ... Akaryakıt İnşaat Turizm Ticaret Ve Sanayi Limited Şirketinden herhangi bir nam altında bir bedel talep edilmediğini, davacı tarafça belirtilen anlaşmanın 9.7. maddesinin iptali; iptalin kabul edilmemesi halinde de maddenin uyarlanmasının talep edilmekte olduğunu, davacının bu talebine dayanak olarak bahis konusu maddenin USD olarak belirlenmiş olması ve USD kur artışları sebebiyle işlem temelinin çökmesi olgusunu göstermekte olduğunu, ancak davacının bu beyanının hukuki, fiili ve ekonomik dayanağının bulunmamakta olduğunu, anlaşmanın konusu ve kapsamı incelendiğinde, müvekkili şirket tarafından 1956 yılından beri kullanılarak tanınmış ve maruf hale getirilmiş ... markası altında davacı tarafından inşa edilen otelde işletme ve yönetim hizmetlerinin verildiğinin görülmekte olduğunu, bu hizmetler karşılığında müvekkili şirket tarafından baz ücret ve başarı ücret alınmakta olduğunu, bu ücretlerin toplam bedelinin minimum bir bedel olarak belirlenmesinin ticari hayat koşulları gereğince olağan bir durum olduğunu, bu noktada davacının dilekçesinde müteaddit defalar müvekkili şirketin hukuki ve mali sorumluluğunun bulunmamasına rağmen ücret almasının uygun olmadığı yönünde beyanda bulunmasının herhangi bir dayanağının bulunmamakta olduğunu, müvekkili şirket tarafından davacı tarafa hizmet verilmekte ve bu hizmet verilirken sektörel bazda tanınmışlık seviyesine ulaşmış ... markasının ek bir bedel talep edilmeksizin kullanım hakkının davacı tarafa verilmekte olduğunu, hal böyle olunca müvekkili şirket tarafından hizmet bedeli alınması ve bu hizmet bedelinin yıllık bazda minimum bir bedel olarak belirlenmesinin ticari hayatın olağan akışına uygun olduğunu, müvekkili şirket tarafından, davacıdan otelin açıldığı ilk kırk yıl ve devam eden ikinci yıl herhangi bir garanti bedelin de talep edilmediğini, ayrıca anlaşmanın genelinde mali hükümlerin, müvekkili şirkete ödenecek bedel ve cezai şartların USD olarak belirlendiğini, davacının anlaşmayı imzalarken yabancı para borcunun, anlaşmanın mali hükümlerinin temelini oluşturmasını tacir olarak kabul ettiğini, bugün gelinen noktada garanti maddesinin iptalinin talep edilmesinin, anlaşmanın genel ruhu ile de bağdaşmamakta olduğunu, bu durumun yanı sıra, davacı tarafın dava dilekçesinde müteaddit defalar OHAL süreci sebebiyle Dolar kurunda öngörülemeyen artış olduğunu belirmekte olduğunu, ancak davacının bu beyanının da ekonomik verilere uygun olmadığını, darbe girişiminden 1 gün önce olan 14/07/2016 tarihinde USD alış kurunun 2,89-TL; darbe girişiminden 1 ay sonra ise 2,95-TL olduğunu, yine yıllık ortalamalara bakıldığında 2013 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 1,9267-TL, 2014 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 2,2426-TL, 2015 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 2,7516-TL, 2016 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 3,0314-TL 2017 yılı ortalama Amerikan Doları Merkez Bankası döviz alış kurunun 3,6413-TL olduğunu, sözleşme maddesinde, sözleşme uyarlamasının talep edilebilmesi için, taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması ve bu durumun edimler arasında aşırı derecede dengesizlik yaratmasının gerekmekte olduğunu, oysa ki huzurdaki davada davacının, bu maddenin uygulama alanı bulduğu iddiasına dayanak olarak iki hususu göstermekte olduğunu, bunların 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ve dolar kurundaki aşırı artış olduğunu, ancak davacı tarafın beyanlarının aksine, ekonomik veriler ile de sabit olduğu üzere taraflar arasındaki anlaşmanın imzalandığı tarihten bugüne kadar, Dolar kurunda öngörülemez fahiş bir artışın gerçekleşmediğini, sözleşmenin uyarlanmasının talep edilebilmesi için normal ekonomik seyirden farklı bir durumun ortaya çıkmasının gerekmekte olduğunu, oysaki dolar kurunun 2013 yılından itibaren artış oranlarına bakıldığında, ortalama her yıl %15-20 oranında bir artış olduğunun görülmekte olduğunu, bu noktada olayda öngörülemeyen ve öngörülmesi beklenmeyen bir hususun bulunmamakta olduğunu, bu yönüyle davacının iddialarının hukuki ve fiili dayanağının bulunmadığının açık olduğunu, davacı tarafın tacir olduğunu, her tacirin ticarethanesine ait birtakım faaliyetlerde basiretli bir tacir gibi hareket etmesinin gerektiğini, bu nedenle 1980 yılından sonra egemenliğini sürdüren ve her yıl artan olgu olarak ekonomiye etkisini koyan enflasyonist olayların hükümetçe alınacak ekonomik tedbirlerin önceden tahmin edilebilir, öngörülebilir olduğundan tacir olan davacı yönünden kabulünün gerektiğini, uyarlama talep edilebilmesi için aşırı ifa güçlüğüne düşenin, bu durumu sözleşme yapılırken öngörmediğini ispat etmesinin yetmediğini, bu durumun, onun için öngörülmesi beklenemez olması gerektiğini, ayrıca bu durumun, kendisinden ifanın istenmesinin dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir olmasının da gerekmekte olduğunu, somut olayda bu şartların oluşmadığının açıkça ortada olduğunu, bu noktada OHAL ilan edilmesinin tek başına mücbir sebep olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığını, olağanüstü hal ilanının mücbir sebep sayılabilmesi için, borcun yerine getirilememesi ile arasında illiyet bağının var olup olmadığının incelenmesinin gerekmekte olduğunu, bir başka deyişle olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlerin, sözleşmenin taraflarını etkiler nitelikte olmasının gerekmekte olduğunu, hatta söz konusu etlinin, borcun ifasını engelliyor olması gerektiğini, salt olağanüstü hal ilanının, sözleşmeden doğan yükümlülüğü yerine getirmeyen tarafın dayanabileceği bir mücbir sebep olmadığını, davacı tarafından, taraflar arasında imzalanmış olan anlaşmadaki yükümlülüklerin kendisi tarafından yerine getirildiği, iyi niyetli olarak davranıldığı, oysa anlaşmanın geneli incelendiğinde müvekkili şirket lehine hükümler bulunduğu ve bu hususun da hakkaniyete aykırı olduğunun iddia edilmekte olduğunu, davacı tarafın tacir olduğunu, dava konusu anlaşmanın taraflar arasında yaklaşık 8 ay müzakere edildikten sonra imzalandığını, bu noktada 2013 yılında imzalanan anlaşma hükümlerinin, aradan geçen 5 yıldan sonra haksız olduğunun basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğü altında olan davacı tarafça iddia edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle delil sunma ve anlaşmadan doğan fesih ve diğer hakları saklı kalmak kaydıyla davanın, davacının tek başına dava açma yetkisi bulunmamasından bahisle dava şartı eksikliğinden dolayı usulden reddini ve davanın esastan reddini talep etmiştir.
Asıl ve birleşen davalar, mal sahibi asıl davada davacı şirket ve mülk sahibi birleşen davada davalı ile işletmeci asıl ve birleşen davada davalı şirket arasında akdedilen otel işletmeciliği sözleşmesi ve ek protokol mukabilinde oluşan ticari ilişki kapsamında sektörel, ekonomik ve döviz kurundaki değişimler nedeniyle sözleşmenin, katlanılmaz hale geldiğinden bahisle uyarlanarak garanti bedele dair hükmün iptali; bu talebin kabul edilmemesi halinde ise sözleşme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası karşılığı olarak belirlenmesi istemine ilişkin bulunmaktadır.
Asıl ve birleşen dava dosyaları ilk olarak 10.000,00'er TL harca esas değer üzerinden ikame edilmiş olup, öncelikle tekli hakimler tarafından görülmeye başlanmış, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31/05/2018 tarihli, ... esas ve 2018/... karar sayılı kararıyla, mahkemeleri dosyaları ile mahkememiz dosyası arasındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle mahkemeleri dosyalarının, mahkememiz dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş ve her iki dosyanın yargılamasına mahkememizce devam olunmuş, mahkememizin 06/12/2019 tarihli, 2018/... esas ve 2019/... karar sayılı asıl ve birleşen davaların reddinle ilişkin kararının, asıl ve birleşen dosyada davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 08/11/2023 tarihli, 2023/... esas ve 2023/... karar sayılı kararıyla; "Harçlar Yasa'sı uyarınca dava açılırken maktu başvuru harcı ile dava değerine göre 1/4 peşin nispi harcın yatırılması zorunlu olduğundan mahkemece davacıya, terditli açılan ve öncelikli talebi sözleşme maddesinin iptali olan iş davada , dava değeri açıklattırılıp harç eksikliği giderildikten sonra dava değeri nazara alınarak Asliye Ticaret Mahkemesi'nde dava dosyasının mahkeme heyetine tevdi edilip /edilmeyeceği gözönünde bulundurulmalı ve sonucuna uygun bir karar verilmesi, harç eksikliğinin tamamlanmaması halinde, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi ve HMK'nin 150. maddesi gereğince işlem yapılması gerekiği göz önünde bulundurulmalıdır" kaldırılmasına karar verilmesi üzerine dosya, mahkememizin 2023/769 esas sırasına kaydedilmiş, mahkememizin 14/12/2023 tarihli tensip tutanağı ile; "Taraflar arasında akdedilen 11/09/2013 tarihli otel işletmeciliği sözleşmesinin 9. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen "garanti bedel"ine dair harca esas dava değerini bildirmek ve bildirilen dava değeri üzerinden hesaplanacak olan eksik harcı ikmal etmesi bakımından davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi taktirde Harçlar Kanunu 28.-30.-32. maddeleri uyarınca müteakip işlemlere devam olunmayıp dosyanın işlemden kaldırılacağının davacı vekiline ihtarına" karar verilmiş, asıl ve birleşen davada davacılar vekili 02/01/2024 havale tarihli dilekçesi ile asıl dava değerini 125.000,00-USD karşılığı 472.200,00-TL olarak; birleşen dava değerini ise 125.000,00-USD karşılığı 476.225,00-TL olarak belirtmiş ve 16.196,75-TL tamamlama harcını ikmal etmiş, mahkememizin 14/02/2024 tarihli celsesinde; "Davacı tarafça harçlandırılan dava değeri ve dava tarihi itibari ile davanın heyetçe görülüp karara bağlanması gereken bir dava halini almış olması sebebiyle dosyanın HEYETE TEVDİİNE" karar verilmiş ve yargılamaya mahkememiz heyetince devam olunmuştur.
Mahkememizce taraflar arasında akdedilen otel işetmeciliği sözleşmesi ile ekleri, ek protokoller, yazışmalar, 28/07/2017, 21/09/2017 ve 15/02/2018 tarihli ihtarnameler, asıl davada davacı şirket ile asıl ve birleşen davada davalı şirket ticari defter ve kayıtları vs. dosyamız arasına alınmış, sektör uzmanı, mali müşavir ve özel hukuk öğretim üyesi bilirkişilerden oluşan heyetten rapor temin edilmiştir.
Mali müşavir ..., sektör uzmanı ... ve özel hukuk öğretim üyesi Dr. ...'ten oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenerek mahkememiz dosyasına sunulan 01/10/2019 tarihli rapor ile; somut olayda olduğu gibi tarafların tacir ve uyarlanması istenen hususta döviz kuru olduğu durumlarda, ülkemizdeki ekonomik dalgalanmaların ve döviz kurundaki artışların, basiretli davranmakla yükümlü olan tacirlerce öngörülmesi gereken bir durum olarak nitelendirilmesi gerektiği, devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemiyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçek olması dolayısıyla, somut olayda, tacir olan davacılar yönünden, uyarlamanın temel koşullarından biri olan "sonradan ortaya çıkan olguların tahmin edilemez nitelikte olması veya olgular tahmin edilebilmekle birlikte, bunların sonuçlarının somut olaya etkilerinin bu derecede ağır olabileceğinin öngörülememiş olması" unsurunun gerçekleşmediği tespit edilmiştir.
Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre; Asıl ve birleşen davaların tarafları arasında 11/09/2013 tanzim tarihli otel işletmeciliği anlaşması akdedilmiş, sözleşme ... 4. Noterliği'nin 23 Eylül 2013 tarih ve .... yevmiye numarasıyla onanmıştır. Sözleşmeye davalı ... Turizm İşletmeleri Anonim Şirketi "işletmeci", yatırım ve inşaatı yapacak olan asıl dosya davacısı şirket ve mülk sahibi Sibel ... de "mal sahibi" olarak taraf olmuşlardır. Taraflar arasındaki sözleşmenin 9.7 maddesi; "Açılış yapılacak ilk kırık yıl ve sonrasındaki ilk tam yıl için her hangi bir minimum garanti ücreti alınmayacaktır. MAL SAHİBİ tarafından İŞLETMECİ'ye ödenecek olan Baz Ücret ve Başarı Ücreti toplamının 3. yıl için yıllık 125.000 USD (yüz yirmi beş bin Amerikan Doları) olması garanti edilmekte olup, 4. Yıl için yıllık 140.000 USD (yüz kırk bin Amerikan Doları), 5. Yıldan itibaren kalan yıllar için 150.000 USD (yüz elli bin Amerikan Doları) garanti edilmektedir. İŞLETMECİ tarafından taahhüt edilen altında bedel alınması halinde eksik kalan bedel MAL SAHİBİ tarafından İŞLETMECİ'ye İŞLETMECİ tarafından düzenlenecek fatura karşılığında fatura tarihinden itibaren 10 (on) gün içerisinde ödenecektir." şeklinde düzenlenmiştir. Davacı taraf, sözleşmenin tanzim tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerine göre "TL-USD" kurunun ortalama, alışının 1,901.31-TL, satışının 1,905.43-TL civarında olduğunu, sözleşmenin kurulmasından sonra öngörülemez ve beklenmedik şekilde 15 Temmuz 2016 tarihinde 15 Temmuz darbe girişimi yapıldığını, 20 Temmuz 2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edildiğini, normal ekonomik süeç dışında seyreden ekonomik gidişatta olağanüstü bozulmalar yaşandığını, döviz kurunda aşırı artış yaşanmış olduğunu, bu artışın öngörülebilir nitelikte olmadığını dolayısıyla sözleşmenin döviz cinsinden borç yükleyen 9.7. maddesinin öncelikle iptalini, iptal edilmemesi halinde sözleşme tarihindeki döviz kuru üzerinden bir garanti paranın öngörülmesi suretiyle uyarlanmasını talep etmektedir. Davalı taraf ise davacının tacir olduğunu, basiretli davranma yükümlülüğü bulunduğunu, döviz kurundaki artışın öngörülebilir nitelikte olduğunu dolayısıyla uyarlama şartlarının oluşmadığını iddia etmektedir. Sözleşmenin tarafları tacir olup, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda tacirlere bir kısım yükümlülükler getirilmekle, 18/2. maddesinde her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu kapsamda tarafların özgür iradeleriyle akdettiği sözleşmenin sonuçlarını öngörerek hareket etmeleri gerekmekle, sözleşme hükümlerinin aynen uygulanması asıldır. Nitekim hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa- Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiş olup, bu ilkelere göre kural olarak sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanması gerekmektedir. Eş söyleyişle, kural olarak sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Ancak bu ilke, sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan dengenin sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulması halinde dahi sözleşmeye bağlılık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmanın adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir durum yaratacağı sebeple özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus- beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde aynen; "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.
" hükmü getirilmiştir. Aşırı ifa güçlüğü başlıklı bu düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup, sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan maddede belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar; Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, yine bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkı bulunmaktadır. Asıl ve birleşen dosya davacılarının sözleşmenin kurulması aşamasında seçme özgürlüğü varken TL yerine döviz bazında garanti ücret belirlemiş olmaları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve 2003/13-599 E.-2003/599 K.; 07.05.2003 gün ve 2003/13-332 E.-2003/340 K.; 12.11.2014 gün ve 2014/13-1614 E.- 2014/900 K. Sayılı kararlarında da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere ülkemizde zaman zaman ekonomik krizlerin vukuu bulduğu ve bu bağlamda dövizle borçlanmanın risk taşıdığının da toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından bilinen bir olgu olduğu, davacı yanın bu riski önceden öngörebilecek durumda olmasına rağmen sözleşmenin ücrete ve minimum garanti bedele dair hükümlerinin döviz cinsinden düzenlenmesini tercih etmiş bulunması karşısında uyarlama isteminde öngörülemezlik koşulunun gerçekleşmediği, kaldı ki, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülkede olağanüstü hal ilan edilmişse de OHAL'in tarafların faaliyet alanlarına nazaran otelcilik-turizm sektörüne ve dolayısıyla sözleşme ilişkisine doğrudan etkisi mali bilançolar itibariyle isbat olunamadığı gibi davacı yanın dava dilekçesinde sözleşmenin kurulmasından itibaren (2014-2017 tarihleri kapsamında) oda gelirlerinin düzenli olarak artışının devam ettiğini beyan ve kabul etmiş olması karşısında sözleşmedeki yan edimlerden biri olarak ve davalı yanca beyan edildiği üzere "..." markasının ek bir bedel talep edilmeksizin kullanım hakkının davacı yana verilmiş olması kapsamında düzenlenmiş minimum garanti bedelin yalnızca döviz kurlarındaki yükselmeye nazaran işlem temelinin çökmesine sebebiyet vereceğinden bahsetmenin de olanaklı olmadığı, aksi yöndeki bir kabulün ticari hayattaki istikrar ve güven ilkesiyle de bağdaşmayacağı, bununla birlikte, eldeki davaların, sözleşmenin kurulmasından 4 yılı, OHAL ilanından 1,5 yılı aşkın süre sonrasında açılmış olması da nazara alındığında, sözleşmenin davacı yanca benimsendiği kabul edilmekle, tüm dosya kapsamı ile yukarıda belirtilen hususlar birlikte değerlendirilerek dava konusu olayda uyarlama koşullarının oluşmadığına kanaat getirilmiştir.
Tüm bu nedenlerle asıl davada, davacı tarafça davalı aleyhine açılan davanın reddine, birleşen davada davacı tarafından davalı hakkında açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Asıl davada, davacı tarafça davalı hakkında açılan davanın REDDİNE,
1/1-Asıl davada Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL karar ve ilam harcının, davacı tarafça yatırılan 170,78-TL peşin harç ve 8.064,00-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 8.234,78‬-TL harçtan mahsubu ile fazladan yatan 7.807,18‬-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
1/2-Asıl davada davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi AAÜT gereğince belirlenen 72.108,00-TL vekâlet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
2-Birleşen .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında, davacı tarafça davalı hakkında açılan davanın REDDİNE,
2/1-Birleşen .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL karar ve ilam harcının, davacı tarafça yatırılan 170,78-TL peşin harç, 8.064,00-TL tamamlama harcı ve 8.132,75-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 16.367,53‬‬-TL harçtan mahsubu ile fazladan yatan 15.939,93‬-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
2/2-Birleşen .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi AAÜT gereğince belirlenen 72.671,50-TL vekâlet ücretinin davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine,
3-Asıl ve birleşen dosyalarda davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin, kendileri üzerinde bırakılmasına,
4-Asıl ve birleşen dosyada davalı tarafından yapılan 50,00-TL'den ibaret yargılama giderinin, asıl ve birleşen dosyalarda davacılardan alınarak, asıl ve birleşen dosyada davalı tarafa verilmesine,
5-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince asıl ve birleşen dosyalarda davacılar tarafından yatırılan ve bakiye kalan gider avanslarının, kararın kesinleşmesi sonrası talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair; tarafların yüzlerine karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 25/04/2024

Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır