WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 03 Temmuz 2026

İSTANBUL 8. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/604 Esas
KARAR NO :2024/330

DAVA:Tazminat
DAVA TARİHİ:27/09/2023
KARAR TARİHİ:28/03/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı şirket yetkilisi dava dilekçesi ile; davacı şirketin küçük orta ölçekli bir kobi şirketi olduğunu, ... markasıyla yurt dışından çay ithalatını ve paketlemesini yaparak iç piyasada satışa sunduğunu, "..." markalı ithal çayı bölgesel ürün olarak ... Anadolu Bölgesinde mağazalarda satışa sunan ..., ..., ... gibi ulusal şirketlerin, bu markaya özel müşteri kitlesinden yoğun talep olduğunu tespit etmeleri üzerine ... markalı ithal çayları Türkiye'deki tüm mağazalarında satışa sunulmasını talep ettiklerini, ulusal şirketlerin kendilerine ait ithal çay markalarının üretimini kendileri için özel üretilmesini paketlemesinin yapılmasını davacıdan talep edildiğini, ulusal şirketlere ürün tedariki sağlama hususunda işletme sermayesi yetersiz kaldığından davacı şirketin bu hususu 2003 yılından bu yana ipotekli teminat sunup karşılığında münferit ticari kredi limiti açıp kullandırdığı davalı bankanın ... Merkez Şube Müdürlüğü ile görüştüğünü, davalı bankanın, kendisine teminat verilirse davacıya münferit ticari kredi limitini açacağını, davacının krediyi işletme sermayesi finansmanı olarak kullanacağını, ipotekli teminatların değerlenip piyasa fiyatları arttıkça buna parelel açtığı münferit ticari kredi limitini bu piyasa değerine kadar artırılacağını, böylece hem davacının yüksek ciro yaparak para kazanacağı, kazandığı paradan kredi faizini ödenerek bankanında kazanacağı önerisi üzerine davacının uygun gördüğü GKS ve ipotekli teminat sözleşmesini imzalayarak kendisine" işletme sermayesi finansman" sağlamak için davalı bankanın lehine davacıya ait gayrimenkullerin üzerine birinci ve ikinci dereceden ipoteklerin tesis edilmesini kabul ettiğini, davalı bankanın davacı şirkete münferit ticari kredi limiti açması, kullandırması için davacıya ait İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mah., ... Mevkii, Pafta no: ..., Ada No: 99, Parsel No: ... nolu parselde bulunan üç katlı işyeri ve arsasını, şu an güncel posta adresi Dr. ... Cad. No: 95 adresindeki bina üzerine davalı banka lehine 01/07/2013 tarihli ... yevmiye 1. Dereceden 3.500.000,00-TL bedelli ipotek tesis edildiğini, daha sonra 1709/2013 tarih ... yevmiye ile 2. dereceden 3.500.000,00-TL bedel ile ikinci kez ipotek tesis edildiğini, ipotekli teminatların piyasa değeri arttıkça davalı bankanın açtığı münferit ticari kredi limitinin ipotekli teminatların değeri kadar artırılacağı şekilde anlaşıldığını, davalı bankayla ilk günden, 2003 yılından bu yana bu teamülle çalışıldığını, bu teamül sözleşmede olmasa bile 2003 yılından bu yana davalı bankaya verilen ipotek teminatları aynı olmasına rağmen aynı ipotekli teminatların piyasa değeri arttığından davalı bankanın, açtığı münferit ticari kredi limitinin artırıldığını, yıllarca bu şekilde çalışıldığını, ancak davalı bankanın ipotekli teminat karşılığında davacıya açmış olduğu münferit ticari kredi limitini 2018 yılında haksız yere kullandırmaması nedeni ile davacının tedarikçisi ...'ye karşı akreditif borcunu ödeyemeyerek temerrüde düşmesine neden olduğunu, davalı banka şube müdürü ile defalarca görüşüldüğünü ve kredi limiti kullandırılacağı sözü verilmesine rağmen kredi limitinin kullandırılmadığını, davacının nakit krizine girmesine neden olduğunu, davacının 3 kişilerle yapmış olduğu sözleşme kapsamında yükümlülüğünü yerine getiremeyerek temerrüde düşmesine neden olması sonucu davacının ticaretinin bozulup zarara uğramasına neden olduğunu, davalı bankanın kredi kullandırma borcuna aykırı davranması nedeni ile davacının işletme sermayesinin eksilmesine, ticaretinin bozulmasına, pazarını kaybetmesine, zarara uğramasına sebep olduğunu, bu nedenle davacının tüm zararının davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiğini, belirterek, şimdilik 400.000,00-TL işletme sermayesinde meydana gelen eksilme zararı için, 400.000,00-TL yoksun kalınan kâr için, 100.000,00-TL yurt dışı tedarikçisi ... şirketiyle yapılan sözleşme kapsamında ödenen ve ödenecek Amerikan dolarının cezai şartı ve faizi için fiilen ödeneceği günün kuru rayiç üzerinden ülke parasıyla 100.000-TL 3. kişiden borç sözleşmesi kapsamında alınan Amerikan Dolarının ödenen ve ödenecek kur farkı cezai şartı ve temerrüt faizi farkı için fiilen ödeneceği günün kuru rayiç üzerinden ülke parasıyla, 50.000,00-TL şirketlerinin uğradığı maddi değer kaybı olmak üzere toplam 1.100.000,00-TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden fiilen ödenecek tarihe kadar en yüksek avans faiziyle birlikte davalı bankadan tazmin edilerek davacıya verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile, davacının, müvekkili Bankanın sözde "kredi kullandırma borcu" bulunduğu yönündeki iddialarının mesnetsiz olup; böyle bir iddianın hukuk düzeninde/bankacılık uygulamasında hiçbir karşılığı bulunmadığını, Anonim Şirket şeklinde kurulan bankaların, Devletten almış olduğu imtiyazla halktan faiz ile para toplamakta ve ayrıca yurt dışından orta uzun vadeli anlaşmalar ile kaynak temini yoluna gitmekte olduklarını, bu durumun ise bankalar açısından son derece önemli maliyet kalemini oluşturmakta olup, bunun için belirli bir karşılık ayrılmakta olduğunu, müvekkili Bankanın, faaliyetlerini 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun denetimi altında, tabi olduğu ulusal ve uluslararası her türlü mevzuata uygun olarak yürütmekte, başta 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yönetilmekte olduğunu, kanun koyucunun, bankaların kredi kullandırma yetkileri bakımından birtakım sınırlamalar getirdiğini, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 54. maddesi uyarınca, bankalarca bir gerçek ya da tüzel kişiye veya bir risk grubuna kullandırılabilecek kredilerin toplamının özkaynakların yüzde yirmibeşini aşamayacağı gibi anılan maddenin devam fıkralarında da bu sınırlamaların detaylıca düzenlendiğini, dolayısıyla müvekkili Banka tarafından müşterilerine kullandırılabilecek kredilerin sınırsız olmayıp, bankaların bu yetkisinin bizzat Kanun ile sınırlandırılmış vaziyette olduğunu, kaldı ki bu sınırlandırmalar olmasa dahi müvekkili Bankanın kredi kullandırmak gibi bir zorunluluğunun olmadığını, somut olay bakımından davacıya kredi kullandırma yönünde bir taahhütte bulunulmadığı gibi müvekkili Bankanın böyle bir mükellefiyetinin bulunmadığının da açık olduğunu, müvekkili Bankaca ilgili mevzuat ve bankacılık teamülleri doğrultusunda yapılacak değerlendirmelere istinaden uygun görülen kredi taleplerinin karşılanmakta olduğunu, davacı firmanın mali yapısı, nakit yaratma kapasitesi, ticari faaliyetlerindeki süreklilik, piyasa istihbaratı ekran kayıtlarında olumlu ya da olumsuz kaydın bulunup bulunmaması, mizanında yer alan alıcı ve satıcı firmalar üzerindeki borç alacak düzeyi ile bunların vade yapısı gibi unsurlarin kredilendirme prensiplerini belirleyen unsurlar olarak bir arada değerlendirildiğini, kredi kullanma talebini o dönemde müvekkili Bankaya yönelten davacının taleplerinin incelendiğini ve izleme Risk Sınıfının Riskli olduğu, firmanın Yeniden Yapılandırılan Kredisinin olduğu, firmada müvekkili Banka Mevcut rotatif riskinin mevcut rotatif limitine oranının beklenenin üzerinde olduğu uyarısının alındığı, ... kredisinin ödenmesi için yapılandırma kredisi tahsis edildiği, kredinin tahsis notuna yapılandırma kredisi kapatılmadan ilave taleplerin değerlendirilmeyeceği notunun yer aldığı, firmanın ... kredisinin son bir yılda dolu-donuk izlendiği, firmanın 2018 yılı finansal tablosunda hem cirosunda düşüş hem de dönemsel zarar içerisinde olduğu ve diğer bankalarca kredilerinin geri çekildiğinin tespit edildiği, bu kapsamda, davacı firmanın müvekkili Bankadan kredi talebinde bulunduğu son üç yıl içerisinde belirgin bir rakam telaffuz edilmemesi, yanısıra kredi talep ettiği son üç yıl boyunca mali veri yaratacak bir faaliyeti, bilanço mizan gelir gider tablosu gibi unsurlar ile destekleyememesi, müvekkili Bankanın mevcut kredi riskleri dışında ilave risk alma yönündeki kararını olumsuz etkilediğini, ayrıca davacı firmanın kendi beyanı olan ve mizan yapısında da görülen firma mali yapısının bozulmasına sebep olacak düzeyde bir alacağını tahsil edememiş olması, bu alacağın mahkemelik olması hesabiyle müvekkili Banka açısından ilave kredi riskinin alınmasının uygun olmayacağı kanaati ile risklerinin mevcut düzeyde tutulması, ilave riske girilmemesi kanaati oluştuğundan davacı firmayla ilgili bir kredi çalışması yapılmadığını, davacıya ilgili mevzuat, davacı ile akdedilen sözleşmeler ve bankacılığın gerektirdiği dikkat ve özen çerçevesinde hareket edildiği hususunun ayrıca bildirildiğini, müvekkili Bankanın, dava dilekçesinin geneline sirayet eden "kredi kullandırma" gibi bir borcu bulunmadığından olmayan bir borca dayanılarak sunulan haksız taleplerin ve en nihayetinde davanın reddi gerektiğini, davacının, müvekkili Bankadan kullanmış olduğu kredileri "teamül" olarak adlandırması / nitelendirmesinın anlaşılamadığını, davacının bu iddiasının da hukuk düzeninde ve bankacılık uygulamasında bir karşılığı bulunmadığını, davacının da kabulünde olduğu üzere ne taraflar arasında böyle bir anlaşma, ne de müvekkili Bankanın kredi kullandıracağı yönünde bir taahhüdü bulunmamakta olduğunu, müvekkili Bankanın, kendisine ulaşan her kredi talebini mevzuat ile belirlenmiş kurallar nazarında değerlendirmekte, şartları uygun bulduğu takdirde kredi tesis etmekte olduğunu, müvekkili Bankanın dileyen her kişiye dilediği her krediyi kullandırmak zorunluluğu bulunmamakla birlikte, böyle bir bankacılık uygulaması ve düzenlemesinin hukukumuzda mevcut olmadığını, bu noktada, dava dilekçesinde iddia olunanın aksine, davacı tarafından müvekkili Bankadan daha evvel kredi kullanılmış olmasının da bir önemi olmadığını, davacının talebinin, mevcut ve halihazırda değiştiği anlaşılan koşullara göre değerlendirilip, kredi talebi olumsuz olarak neticelendirildiğini, bu nedenle, dava dilekçesinde müvekkili Banka tarafından kredi kullandırılmamasının davacı tarafından haksız olarak nitelendirilmesinin ve tüm ticaretinin bozulmasına müvekkili Bankanın sebep olduğu yönündeki haksız ve mesnetsiz iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, dava dilekçesinde anlatıldığı şekilde ticari faaliyetleri sürdüren bir ticari şirketin sırf müvekkili Banka tarafından kredi kullandırılmadı diye ticari hayatının bozulduğu iddiasının yerinde olmadığını, kaldı ki, davacının haksız davası ile iddia ettiği zararı ile müvekkili Bankaca o dönemde kredi kullandırılmamış olması arasında illiyet bağı da bulunmadığını, her şeyden evvel davacının bir limited şirket olduğunu, basiretli tacir olma yükümlülüğü altında bulunduğunu, dolayısıyla davacının ticari tercihlerinin sonuçlarına kendisinin katlanması gerektiği gibi, basiretli tacir konumunda olan davacının bu konumun gerektirdiği şekilde davranmasının kendisinden beklendiğini, davacının dilekçesinde 13 ila 19. maddeler arasında yer vermiş olduğu sözde zarar kalemlerini müvekkili Bankaya yöneltme çabasının gerek hukuka gerekse hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi iddia edilen zarar ile müvekkili Bankanın kredi kullandırmaması arasında illiyet bağı olmadığını, Borçlar Hukukunun en temel ilkelerinden birinin sözleşme serbestisi /özgürlüğü ilkesi olduğunu, buna göre Hukukumuzda kişilere sözleşme yapıp yapmamakta, istedikleri konuda ve istedikleri şekli seçerek sözleme yapmakta, karşı tarafı istediği gibi seçmekte, yapılan sözleşmeyi ortadan kaldırmak veya değiştirmek konusunda tam bir serbesti tanındığını, bu hususa kavram olarak “sözleşme serbestisi” adı verilmekte olduğunu, TBK m. 26 uyarınca da tarafların bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebileceklerini, Borçlar Hukukumuzun temel ilkelerinden bir diğerinin ise sözleşmenin nisbiliği ilkesi olduğunu, bu ilkeye göre de, borç ilişkisinin sadece ilişkinin tarafları arasında hüküm ve sonuç doğurmakta olduğunu, görüleceği üzere, sözleşme serbestisi çerçevesince taraflarca hazırlanan bir sözleşmede kararlaştırılan her bir husus ve sözleşmeden doğan taleplerin; sözleşmenin nisbiliği ilkesi gereğince yalnızca sözleşmenin taraflarını bağlayacağını, dolayısıyla bir 3. kişiye karşı ileri sürülebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, dolayısıyla davacının ticari ilişki içerisinde bulunduğu 3. şahıslar ile imzalamış olduğu sözleşmelerden doğan sözde zararlarını müvekkili Bankadan talep edebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesinde birtakım iddia ve ithamlarda bulunmuş olmakla birlikte; iddialarını somut olarak ispat dahi edemediğini, işbu davanın kabul edilebilmesi için, öncelikle davacının zararının varlığını; şayet böyle bir zarar mevcut ise buna müvekkili Bankanın neden olduğunu ispatlaması gerekmekte olduğunu, davacınin, kurgudan ibaret davasını ispata yönelik ne bir yasal düzenlemeye ne de somut herhangi bir delile dayandırabilmiş olmadığını, davacının iddia ettiği zararı, müvekkili Bankanın kendisine kredi kullandırmadığı iddiasına dayandırdığını, böyle bir zarar iddiasının dikkate alınabilir bir yanı bulunmadığını, zira müvekkili Bankanın davacıya kredi kullandırmak yönünde bir taahhüdü bulunmadığı gibi böyle bir mecburiyeti de olmadığını, davacının, huzurdaki davaya konu ettiği 2018 yılındaki kredi kullanım talebi olumsuz olarak neticelendirilmiş olmakla birlikte, davacının, 25/04/2023 tarihinde 790.000,00-TL ve 90.000,00-TL olmak üzere müvekkili Bankadan krediler kullanmış olduğunu, bu durumun da davacı ister bu kredileri müvekkili Bankadan kullanmış ister kullanmamış olsun ticari hayatının bozulmasının müvekkili Banka ile hiçbir ilgisi bulunmadığını göstermekte olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, davalı banka tarafından davacıya kredi kullandırılmaması nedeniyle uğranılan zararın davalıdan tahsili talebine ilişkin bulunmaktadır.
Mahkememizce, taraflarca dosyaya sunulan dava ve cevap dilekçeleri, kredi sözleşmeleri incelenmiş, sunulan beyanlar değerlendirilmiştir.
Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre, davacı tarafça, 2003 yılından itibaren davalı banka tarafından kendisine kredi kullandırıldığı, bu anlamda bir teamül oluştuğu, ancak 2018 yılındaki kredi başvurusunun olumsuz olarak değerlendirilmesi, kredi kullandırılmaması nedeniyle bir takım zararlara uğranıldığı belirtilerek, uğranılan bu zararın davalı bankadan tahsili talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle davalı banka 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu, 6102 Sayılı TTK'ya göre kurulan anonim şirket statüsünde tüzel kişilerdir. Bankaların kuruluşu, yönetimi, faaliyetleri, yapacakları ve yapamayacakları işler 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu, ilgili diğer mevzuat ve bankanın ana sözleşmesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. Bankalar, kuruluş esaslarına göre aynı zamanda kredi veren kuruluşlardır. Ancak bankaların, kişilere kredi verme gibi bir borcu bulunmamaktadır. Bankalar genel nitelikteki kanunlar ve kendi mevzuatları gereği, yapılan kredi başvurularını inceleyip değerlendirmekte ve bankacılık sektöründe uygulanan bir takım kriterler doğrultusunda kredi başvurularını olumlu veya olumsuz olarak değerlendirmektedirler. Sözleşme serbestliği ilkesi kapsamında, yapılan her kredi başvurusunu olumlu sonuçlandırmak zorunda bulunmamaktadırlar. Somut olayda da, davalı banka, davacının 2018 yılında yapmış olduğu kredi başvurusunu, çeşitli kriterler kapsamında değerlendirmiş ve davacının başvurusunu olumsuz olarak neticelendirmiştir. Yapılan bu işlemde usul ve yasaya herhangi bir aykırılık bulunmamaktadır. Davalı bankanın, daha önce davacı tarafa kredi kullandırmış olması, her zaman kredi kullandırmak zorunda olduğu gibi bir anlama gelmeyeceği gibi, bu yönde bir teamül oluştuğundan da bahsedilemeyecektir. Bankacılık mevzuatında, kredi kullandırma zorunluluğu olmadığı gibi, dosyaya sunulan kredi sözleşmelerinde de bu yönde bir düzenleme bulunmamaktadır. Kaldı ki, davacı taraf da, kredi sözleşmelerinde, bankanın her zaman davacıya kredi kullandıracağına ilişkin bir hüküm bulunmadığını açıkça belirtmekte, ancak bu yönde bir teamül oluştuğu yönünde beyanda bulunmaktadır. Gerek Anayasa, gerekse diğer mevzuat hükümleri gözönüne alındığında, kimseyi bir sözleşme yapmaya zorlamak mümkün bulunmamaktadır. Bu anlamda davalı bankanın uygulamalarında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Kaldı ki, davalı banka tarafından, davacının 2018 yılındaki kredi başvurusu olumsuz olarak değerlendirilmişse de, davacının ekonomik ve mali durumu dikkate alınarak, 2023 yılındaki kredi başvurusu olumlu değerlendirilerek, davacıya kredi kullandırıldığı da anlaşılmaktadır. Tüm bu hususların dışında, davacının uğramış olduğu zararın, davalı bankanın kredi kullandırmamasından kaynaklandığına ilişkin de dosya kapsamına bir delil sunulabilmiş değildir. Bu anlamda, davacı tarafça açılan davanın yerinde olmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine ilişkin aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı tarafça açılan davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 427,60-TL harcın, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 18.785,25‬-TL'den mahsubu ile fazla olarak yatırılan 18.357,65-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Arabuluculuk görüşmelerinde arabulucu olarak atanan ... (...)'e 1.600,00 TL ödeme yapılmasına karar verildiği, ödemenin suçüstü ödeneğinden karşılandığı anlaşıldığından 1.600,00-TL arabuluculuk ücretinin, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu madde 18/A-13'e göre davacı taraftan alınarak Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi AAÜT 13/4 maddesi gereğince belirlenen 17.900,00-TL vekâlet ücretinin, davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
6-6100 Sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince, davacı ve davalı tarafından yatırılan ve bakiye kalan gider avanslarının, kararın kesinleşmesi sonrası talep halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı şirket temsilcisi ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.28/03/2024

Başkan ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Katip ...
e-imzalıdır