WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 26 Haziran 2026

İSTANBUL 8. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/159 Esas
KARAR NO:2024/239

DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:28/09/2018
KARAR TARİHİ:12/03/2024

Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi.
D A V A /
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı şirket arasında 01/02/2012 tarihinde kobi satış kanalı sözleşmesi yaptığını, kobi satış kanalı sözleşmesi imzalayan firmalar ... bayisi olarak tanımlandığını, ... bayileri ...'un kendilerine verdiği bölgede bireysel ve kurumsal müşteri ziyaretleri ve bu müşterilere ... bayilere hedef olarak verdiği ürün ve hizmetlerin satışını yapmakla sorumlu olduğunu ... sabit telefon hatları, internet hatları, kurumsal ses ve internet çözümleri, metro internet, güvenlik alarm paketleri, mevcut abone paket geçişleri gibi bir çok ürün satışı ve hizmetler söz konusu bayiler tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilinin şirket sözleşmesinin haksız bir şekilde tazminat ödenmeksizin feshedildiğini, taraflar arasındaki Kobi Satış Kanalı sözleşmesi davalı şirketin .... Noterliğinin 08/02/2013 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile haksız ve tazminatsız olarak feshedildiğini, müvekkiline haksız olarak kesilen ceza faturalarının, eksik evrak veya fraud adı altında bedellerinin tespiti suretiyle müvekkiline yükletilen ceza bedellerinin iadesini, haksız olarak tahsil edilen ceza faturalarınında hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiğini, sonuç olarak taraflar arasındaki kobi satış kanalı sözleşmesinin davalı şirket tarafından haksız olarak feshedildiğinin tespitine davalı şirketin sözleşmeyi haksız feshi yüzünden Kobi Satış Kanalı Sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 08.02.2013 tarihinden 01.02.2022 tarihine kadar olan 8 yıl 11 aylık süreç için 1.000,00 TL maddi tazminatın (yoksun kaldığı karın), haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalı şirketten tahsil edilerek müvekkili şirkete ödenmesine, müvekkiline kesilen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin müvekkiline iadesine, ceza faturalarından dolayı davalı şirket herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesine, bu zarar kalemine ilişkin belirsiz alacak olarak HMK m.107/2 uyarınca artırılmak üzere 500,00TL nin davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmektedir.
S A V U N M A /
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirket ile sözleşmeler kapsamında, müvekkili tarafından davacı şirkete elektronik haberleşme hizmeti kapsamında sunulan ürün ve hizmetlerin belirlenen usül ve esaslar çerçevesinde ... markası altında abonelik işlemleri satış dağıtım ve pazarlamasının yapılması hakkı verildiğini, ancak sözleşmeye aykırı olarak davacının prim sistemine aykırı şekilde gelir elde ettiğini usülsüz talepler topladığı tespit edildiğini bu nedenle de sözleşmesi haklı nedenlerle müvekkili tarafından ....noterliği aracılığıyla keşide ettiği 08.02.2013 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarname ile sözleşmenin 26.2 maddesine göre feshedildiğinin bildirildiği, davacı tarafından feshedildiği iddia edilerek feshi nedeniyle yoksun kalınan kar iddiasıyla 1.000,00TL ve haksız olarak kesildiği iddia edilen cezanın tespiti ile 500,00TL tazminat talep edildiğini, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, işbu davanın belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadan açıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, tebliğ edilmeyen dava dilekçelerinin ekleri ile ilgili beyanda bulunma hakkını saklı tuttuklarını, zamanaşımı itirazlarını tekrar ederek davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte esasa ilişkin itirazlarının bulunduğunu, davacının yoksun kalınan kar kaybı talebinin reddi gerekmekte olduğunu, davacının sözleşmeye aykırı eylemleri nedeniyle sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini, yoksun kalınan kar talebinde bulunamayacağını, sonuç olarak davanın haksız ve mesnetsiz olduğundan sebeple reddine karar verilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini cevaben talep etmştir.
G E R E K Ç E /
Dava; Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti talebi ile ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve ceza bedellerinin iadesi talebine ilişkindir.
Mahkememizce ... sayılı 20/02/2019 tarihli kararı ile;
"Açılan davada taraflar arasında imza altına alınan Kobi Satış Kanalı Sözleşmesi adı altındaki sözleşmeye dayalı olarak davacı şirket taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, sözleşmenin hukuki nitelendirmesi doğrultusunda zamanaşımı definin çözüme kavuşturulmasına ilişkindir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Esas No: 2015/11017, Karar No: 2016/5453 sayılı ilamında "taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kuşkuya yer bırakmaksızın belirlenmesi mahkemece uygulanacak hükümlerin saptanması açısından bir zorunluluk olup, mülga TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır. Yine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Yine simsarlık sözleşmesi TBK.nun 520 (BK.m.404) nci maddesinde komisyon sözleşmesi ise TBK.nun 532 nci (BK.nun m.416 vd) maddesinde düzenlenmiştir.Gerek simsarlık sözleşmesinde gerekse komisyon sözleşmesinde özel hüküm bulunmadığı takdirde vekalete ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulacağı TBK.nun 520 ve 532/2 .nci madde hükümleri gereğidir. Öte yandan, tek satıcılık sözleşmesi ise, üreticinin ürünlerinin tamamını ve bir kısmını belirli bir bölgede inhisari olarak satılması amacıyla bunları tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da sözkonusu malları kendi adına ve hesabına satmayı üstlendiği sürekli bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin hukuki mahiyetinin kuşkuya yer bırakmaksızın ve denetime elverişli bir şekilde belirlenmek, bu bağlamada davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def’i değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir." içtihadı bulunmaktadır.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Esas No: 2017/45263, Karar No: 2018/10483 sayılı ilamında "Somut olayda, davalılar arasında imzalanan sözleşme ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalı ..... ... Bilg. hırd. gıda tic. ve san. Limited şirketinin davalı ... A.Ş. ye ait Ürün ve Hizmetler'in; "...", "...", "...." markaları altında Saha'da Müşteriler/Aboneler'e sunulması, tanıtım, satış ve pazarlamasının yapılması ile Müşteri/Abone talepleri doğrultusunda Abonelik Sözleşmesinin kurulmasına ve sonlandırılmasına aracılık faaliyetlerini yürüttüğü, Ofis Personeli'nin ve Saha Personeli'nin işe alınması, işten çıkarılması, eğitimi ve diğer tüm özlük haklarının (maaşlar, vergi, sigorta vb.) sağlanmasından münhasıran olarak sorumlu olduğu, çalışma usul ve şartlarını ve bunun zamanını serbestçe belirleyebildiği, bağımsız bir organizasyon yapısına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ticari işletme sahibi aracılıkta bulunulan veya kendi ad ve hesabına akdedilen sözleşmelerle ilgili olarak acenteye talimat verebilir, bu talimatlarla yapılacak sözleşmelerin tür, içerik ve şartlarını belirleyebilir. Acentenin faaliyette bulunduğu yerdeki piyasa koşulları hakkında ticari işletme sahibini bilgilendirmesi veya onun çıkarlarını korumaya yönelik bazı önlemleri almak zorunluluğunda bulunması onun bağımsızlığını ortadan kaldırmaz. Bu nedenlerle, davalılar arasında 6102 sayılı Kanun'un anılan hükmünde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunduğu, işçinin davalı şirketin işçisi olduğu kabul edilmelidir." şeklinde karar verilmiştir. ( Kobi Satış Kanalı Sözleşmesiyle ilgili hukuki tavsif bakımından bkz; Yargıtay 23. Hukuk Dairesi Esas No : 2016/1078, Karar No: 2018/4855 sayılı kararı)
Yukarıda yer verilen içtihatlar doğrultusunda değerlendirme yapıldığında; taraflar arasındaki Kobi Satış Kanalı Sözleşmesiyle davacı şirketin davalı şirket adına yapılacak abonelik işlemleri, aracılık hizmeti ve davalı şirket adına hizmet sunumunun konu edildiği, TTK md. 102'de yer alan acentelik tanımı doğrultusunda (Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.) davacı şirketin davalı şirket acentesi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davacının sözleşmenin haksız olarak feshedildiği tespiti ve kar mahrumiyeti talepleri bakımından 6098 sayılı TBK md. 147/5'de "vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacakların" 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kanun tarafından belirlenmiş olması, sözleşmenin fesih ihtarname tarihi 08/02/2013 olup bu tarihin taraflarca da kabul edildiği, dava tarihinin 28/09/2018 olması, 5 yıllık zamanaşımı süresinin olduğu tespitiyle sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin Tespiti ve Kar Mahrumiyeti bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava olarak mı açılmış olduğunun belirlenmesi bakımından; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No: 2016/22-482, Karar No: 2018/1047 sayılı ilamında " Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde; "bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmaması ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hallerde yalnızca tespit yahut kısmi edâ ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Alacaklı, yalnızca edâ davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi edâ ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahip olduğu, hak-arama özgürlüğünün (Any.m.36, İHAS.m.6) özünde varolan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamayacağı, esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru bulunduğu, başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kriterler kabul edilmiştir.
Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;
1-Davacının kendisinden beklenememesi,
2-Bunun olanaksız olması,
3-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.
................... İlk olarak dava şartları ve dava şartlarından olan hukuki yarar kavramının üzerinde kısaca durulmasında yarar bulunmaktadır. Dava şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114-115’inci maddelerinde düzenlenmiş olup davanın esası hakkında yargılama yapılabilmesi için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllerdir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak, mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı (kural olarak) dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür (m. 115/2, c. 1; istisna m. 115/2, c. 1 ve c. 2) (Kuru B. Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Legal Yayınevi, 1. Baskı, İstanbul 2015, s.120). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/1-h bendine göre davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması bir dava şartıdır. Maddenin gerekçesinde; “Burada sözü edilen hukuki yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararın bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hali hazırda mahkeme kararına muhtaç konumda değilse onun hukuki yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir.” şeklinde açıklanmıştır. Davacının dava açmaktaki yararının hukuki, korunmaya değer, güncel ve dava açıldığı anda var olması gerekmektedir. Belirsiz alacak davası yönünden konu değerlendirildiğinde, belirsiz alacak davasının koşulları bulunmadığı hâlde bu tür davanın açılması durumunda, davanın açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmeli ancak hâkim bu hukuki yararı eksikliğinin tamamlanması için davacıya süre vermemelidir. Bazı dava şartı eksikliği sonradan tamamlanabilse de, hukuki yarar şartı eksikliği tamamlanamaz. Çünkü açıklandığı üzere dava şartları dava açıldığı tarih esas alınarak belirlenir (Pekcanıtez, a.g.e, s. 954).Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.03.2018 gün, 2014/22-2350 E., 2018/439 K. sayılı kararında da hukuki yararın tamamlanamayacak bir dava şartı olduğu kabul edilmiştir. " görüşüne yer verilmiştir. Bu kriterler doğrultusunda davacının ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesine dair talebi bakımından dava açılmadan önce faturalar doğrultusunda davaya konu edilen miktar belirli olup artık bu talep konuları bakımından davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davanın dava dilekçesine göre bu talepler bakımından belirsiz olarak açıldığı ancak belirsiz alacak davası açılmasında bu haliyle hukuki yarar bulunmadığı, dava dilekçesinde kısmi dava olarak açıldığına dair bir ileri sürüş de bulunmaması nedeniyle ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesi talebi bakımından hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile Sözleşmenin Haksız Feshedildiğinin Tespiti Ve Kar Mahrumiyeti Talebi bakımından ZAMANAŞIMI NEDENİYLE, Ceza Faturalarının Haksız Olduğunun Tespiti ve Ceza Bedellerinin İadesi Talebi bakımından belirsiz alacak davası olarak dava açılmasının mümkün olmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan nedeniyle usulden REDDİNE karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmasına üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 15.04.2021 tarih, 2019/960 Esas 2021/499 Karar sayılı kararı ile;
"Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Mahkemece acentalık sözleşmesinden doğan alacakların 5 yıllık zamanşamına tabi olduğu gerekçesiyle sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve kâr mahrumiyeti yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verdiğini, bayilik sözleşmeleri ile ilgili doğrudan bir zamamaşımı hükmü bulunmadığından, TBK'nın 146. maddesi uyarınca zamanaşımının 10 yıl olduğunu,
Mahkemece ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerinin iadesi talebinin belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verdiğini, oysaki müvekkili şirket tarafından tahsil edilen eksik evrak, fraud ve ceza bedeli adı altında kesilen bedellerin rakamını bilmediğini, aylık olarak hakediş bedelleri de davalı şirket tarafından hesaplanıp bu bedeller düşüldükten sonra müvekkili şirkete ödeme yapıldığından, bu ceza bedellerinin bilinmesinin imkansız olduğunu, oava dilekçesinin 4. sayfasında da açıkça ceza bedellerine ilişkin fatura bedellerinin müvekkili şirkete tebliğ edilmeden hakedişlerden kesildiği ve toplamda ne kadar ceza bedelinin tahakkuk ettirildiğinin bilinmediği açıkça beyan edildiğini, bu hususa rağmen fatura bedellerinin belirli olduğu yönündeki kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu,
Yerleşik Yargıtay içtihatlarla da belirtildiği üzere, huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılması hukuken mümkün ve alacağın niteliği bakımından zorunluluk teşkil ettiğini, bu sebeplerle, mahkemece tarafından bilirkişi marifetiyle tüm tarafların defter ve kayıtlarının incelenmesi neticesinde alacağın tespitinin mümkün olabileceğini,
Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve her iki alacak kalemi yönünden davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Dava, taraflar arasındaki 01.02.2012 tarihli imzalanan Kobi Satış Kanalı Sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasına dayalı olarak yoksun kalınan kârın tespiti ve tahsili, cari hesapta davacının alacağından davalı tarafça haksız olarak kesilen cezaların tespiti ile davalıdan tahsili istemlerine ilişkindir.
Mahkemece yazılı gerekçe ile kâr mahrumiyet talebi yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, haksız ceza kesintilerinin iadesi talebi yönünden dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Somut olayda, tarafların kabulündeki 01.02.2012 tarihli Kobi Satış Kanalı Sözleşmesinde tarafların hak ve yükümlülükleri ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davacı şirketin davalı ... A.Ş. ye ait obonelik işlemleri, ... tarafından bildirilecek iş ve işlemleri yapması bu iş ve hizmetlerde ...' a aracılık hizmeti vermesi, ...' un uygun göreceği ya da bildireceği ...' a ait olan veya olmayan başka herhangi bir ürün yahut hizmeti de ...' un belirleyeceği koşullarda vermek şeklinde faaliyet sürdürülmesinin kararlaştırıldığı, Yargıtay 22 HD 2017/45263 E 2018/10483 K 03.05.2018 Tarihli karar içeriği de gözetildiğinde, taraflar arasında 6102 sayılı Kanun'un 102 vd. maddelerinde belirtilen acente tanımı kapsamına giren bir ilişki bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Davacının sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve buna bağlı olarak kar mahrumiyeti talepleri bakımından 6098 sayılı TBK md. 147/5'de "vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacakların" 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 08/02/2013 tarihli ihtarname ile fesih edildiği tarafların kabulünde olup, 28/09/2018 dava tarihi itibariyle davacının kâr mahrumiyetine ilişkin talebinin, davalının süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı defi gözetilerek, zamanaşımı nedeniyle reddinde isabetsizlik bulunmadığından, davalı vekilinin bu konuya ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.
Davacının, davalı tarafından ceza faturası olarak hak edişlerinden haksız kesilen tutarların tespiti ile şimdilik 500 TL'nin tahsili istemli belirsiz alacak davası, ilk derece mahkemece, belirsiz alacak davası açılmasının koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan usulden reddedildiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili iş bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılabileceğini, bu nedenle verilen kararın yasaya uygun olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.
HMK'nın 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı HUMK'ta yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. HMK’nın 107. maddesi;" 1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." hükmünü içermektedir.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilemeyecek olması durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır (Yargıtay 11 HD 2015/15101 E. 2016/6895 K. 22.06.2016 T.).
Davacı dava dilekçesinde davalı tarafından ceza faturası olarak hak edişlerinden kesilen tutarların haksız olduğunun tespiti ve şimdilik 500 TL nin tahsilini talep etmiş, bu talep yönünden dava dilekçesinde davanın HMK'nın 107 maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belirtilmiştir. Davacı tarafından davalı yanca ceza faturası olarak hak edişlerinden kesilen tutarların HMK'nın 107. maddesine dayanarak davalıdan tahsilini talep etmiş ise de; davacı vekilince dava dilekçesinde müvekkilinin aylık hakediş bedeli olarak kestiği faturaların ve davalının ödemelerini gösterir kayıtları bilirkişi incelemesi sırasında sunabilecekleri beyanları da dikkate alındığında, hak ediş faturaları ile davalının ödemeleri kapsamında kesilen ceza tutarlarının davacı yanca hesaplanıp belirlenebilir olduğu anlaşılmaktadır. Kaldı ki tacir olan davacı, ticari faaliyetindeki gelir ve giderleri, davalının yaptığı hak ediş kesintilerini defterine işlemekle yükümlüdür. Davacı, ticari faaliyeti sırasında ne kadar alacaklı olduğunu, davalının ne kadar ödeme yaptığını, ne kadar kesinti yapıp eksik ödediğini bilmelidir. Bu hususu kendi ticari defterlerinden tespit edebilir. Bu durumda, HMK'nın 107. maddesinde aranan belirsiz alacak davası açma koşullarının somut olayda bu alacak kalemi için mevcut olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin, bu alacak kalemine ilişkin gerekçesi ve hükmü isabetli bulunduğundan, davacının bu konudaki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir." gerekçesiyle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/5358 esas ve 2022/9606 karar sayılı 28/12/2022 tarihli kararı ile;
" Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 01/02/2012 tarihinde kobi satış kanalı sözleşmesi yapıldığını, taraflar arasındaki Kobi Satış Kanalı sözleşmesinin davalı tarafından haksız ve tazminatsız olarak feshedildiğini, müvekkiline haksız olarak kesilen ceza faturalarının, eksik evrak veya fraud adı altında bedellerinin tespiti suretiyle müvekkiline yükletilen ceza bedellerinin iadesini, haksız olarak tahsil edilen ceza faturalarınında hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiğini belirterek, sonuçta, davalı şirketin sözleşmeyi haksız feshi yüzünden kobi satış kanalı sözleşmesi'nin haksız olarak feshedildiği 08.02.2013 tarihinden 01.02.2022 tarihine kadar olan 8 yıl 11 aylık süreç için 1.000.-TL maddi tazminatınn (yoksun kaldığı kârın) haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek ticarî temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalı şirketten tahsil edilerek, müvekkil şirkete ödenmesine, müvekkil şirkete kesilen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin müvekkil şirkete iadesine, ceza faturalarından dolayı davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesine, bu zarar kalemine ilişkin belirsiz alacak olarak HMK m.107/2 uyarınca arttırılmak üzere 500,00 TL'nin davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, işbu davanın belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadan açıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Davacının sözleşmenin haksız olarak feshedildiği tespiti ve kar mahrumiyeti talepleri bakımından 6098 sayılı TBK md. 147/5'de "vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacakların" 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kanun tarafından belirlenmiş olması, sözleşmenin fesih ihtarname tarihi 08/02/2013 olup bu tarihin taraflarca da kabul edildiği, dava tarihinin 28/09/2018 olması, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu tespitiyle sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesine dair talebi bakımından dava açılmadan önce faturalar doğrultusunda davaya konu edilen miktar belirli olup artık bu talep konuları bakımından davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, gerekçesiyle ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesi talebi bakımından hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde olmadığından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.karar verilmiştir.
Davacı vekili, kararı temyiz etmiştir.
1-Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava bayilik sözleşmesinden kaynaklanan erken fesih nedeniyle kazanç kaybı ve hakedişlerden kesilen cezanın istirdatına ilişkindir. Mahkemece kesilen ceza tutarının belirsiz alacağa konu olamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş ise de; Dairemizin yerleşik uygulamaları gereğince belirsiz alacak davası olarak açılan davada mahkemece harçlandırılmış tutar üzerinden davanın görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Mahkemece bu husus göz ardı edilerek ceza kesintisine ilişkin istemin tümüyle dava şartı yokluğundan reddi doğru görülmemiştir. " gerekçesiyle, yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacının sair temyiz isteminin reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, karar verilmiştir.
Mahkememizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuş, taraf vekillerine dilekçelerinde bildirdikleri ancak henüz sunmadıkları delillerini sunmaları, celbi gerekenle var ise celbi noktalarında talepte bulunmaları, bilirkişilerin uzmanlık alanları ve bilirkişilerce cevaplandırılmasını istedikleri hususlar hakkında açıklamada bulunmaları bakımından süre ve imkan tanınmış, akabinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilince, verilen kesin sürede bilirkişi delil avansı yatırılmamış, ara karardan rücu talep edilmiş, bu talepleri ara kararla değerlendirilerek rededilmiş, ara karar davacı vekiline tebliğ edilmiş, buna rağmen davacı vekilince bilirkişi delil avansı yatırılmamıştır.
Bu nedenle davacı tarafça bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilmiştir.
Dosya kapsamında Yargıtay bozma ilamı dikkate alınmak suretiyle yapılan değerlendirmede;
Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 01/02/2012 tarihinde kobi satış kanalı sözleşmesi yapıldığını, taraflar arasındaki Kobi Satış Kanalı sözleşmesinin davalı tarafından haksız ve tazminatsız olarak feshedildiğini, müvekkiline haksız olarak kesilen ceza faturalarının, eksik evrak veya fraud adı altında bedellerinin tespiti suretiyle müvekkiline yükletilen ceza bedellerinin iadesini, haksız olarak tahsil edilen ceza faturalarınında hükümsüz olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiğini belirterek, sonuçta, davalı şirketin sözleşmeyi haksız feshi yüzünden kobi satış kanalı sözleşmesi'nin haksız olarak feshedildiği 08.02.2013 tarihinden 01.02.2022 tarihine kadar olan 8 yıl 11 aylık süreç için 1.000.-TL maddi tazminatınn (yoksun kaldığı kârın) haksız fesih tarihinden itibaren işleyecek ticarî temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalı şirketten tahsil edilerek, müvekkil şirkete ödenmesine, müvekkil şirkete kesilen ceza faturalarının haksız ve hukuka aykırı olduğunun tespiti ile ödenen ve hakedişlerden kesilen bedellerin müvekkil şirkete iadesine, ceza faturalarından dolayı davalı şirkete herhangi bir borcunun olmadığının tespit edilmesine, bu zarar kalemine ilişkin belirsiz alacak olarak HMK m.107/2 uyarınca arttırılmak üzere 500,00 TL'nin davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, işbu davanın belirsiz alacak davası için gerekli şartlar oluşmadan açıldığından hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.
Dava; Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti talebi ile ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve ceza bedellerinin iadesi talebine ilişkindir.
Mahkememizce yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre önceki kararımızda, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmış olduğu, davacının sözleşmenin haksız olarak feshedildiği tespiti ve kar mahrumiyeti talepleri bakımından 6098 sayılı TBK md. 147/5'de "vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacakların" 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kanun tarafından belirlenmiş olması, sözleşmenin fesih ihtarname tarihi 08/02/2013 olup bu tarihin taraflarca da kabul edildiği, dava tarihinin 28/09/2018 olması, 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu tespitiyle sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesine dair talebi bakımından dava açılmadan önce faturalar doğrultusunda davaya konu edilen miktar belirli olup artık bu talep konuları bakımından davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı, gerekçesiyle ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve bedellerin iadesi talebi bakımından hukuki yarar yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. İstinaf Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bu kararın da davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, "Mahkemece kesilen ceza tutarının belirsiz alacağa konu olamayacağı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiş ise de; Dairemizin yerleşik uygulamaları gereğince belirsiz alacak davası olarak açılan davada mahkemece harçlandırılmış tutar üzerinden davanın görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Mahkemece bu husus göz ardı edilerek ceza kesintisine ilişkin istemin tümüyle dava şartı yokluğundan reddi doğru görülmemiştir. " gerekçesiyle ceza faturaları ve ceza bedeline ilişkin talep yönünden kararımız bozulmuştur.
Dava; Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti talebi ile ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve ceza bedellerinin iadesi talebine ilişkindir.
Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshedildiğinin tespiti ve kar mahrumiyeti talebi bakımından davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karara karşı yapılan istinaf ve temyiz talepleri reddedildiğinden, bu hususta bir bozma olmadığından, bu talepler bakımından önceki gerekçe ve kararımız aynen korunarak yeniden aynı hüküm kurulmuştur.
Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ceza faturalarının haksız olduğunun tespiti ve ceza bedellerinin iadesi talebi bakımından yeniden değerlendirme yapılmıştır. Buna göre;
Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükü altında (HMK 190) olup, bu temel kuralların da sonucu olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. İspat yükü kendisinde olmayan diğer taraf da ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabilir. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191).
Davada ispat külfeti davacı tarafta olup, dava konusu ceza faturalarının haksız olduğunu, ceza bedellerinin iadesi şartlarının oluştuğunu ve miktarını ispatlamak zorundadır.
Dava konusu uyuşmazlığın aydınlatılması için, dava konusu ceza faturalarının haksız olup olmadığı, ceza bedellerinin iadesi şartlarının oluşup oluşmadığı ve oluştu ise miktarının tespiti noktasında bilirkişi incelemesi yapılması elzem olup, davacı tarafçada bilirkişi deliline dayanılmış olup, mahkememizce de bu kapsamda bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafça, verilen kesin sürede bilirkişi delil avansı yatırılmamıştır. Bu nedenle davacı tarafın bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar vermek gerekmiş, dava konusu ceza faturalarının haksız olup olmadığı, ceza bedellerinin iadesi şartlarının oluşup oluşmadığı ve oluştu ise miktarı tespit edilememiştir. Mevcut delil durumuna göre de, davacı taraf Ceza Faturalarının Haksız Olduğunun Tespiti ve Ceza Bedellerinin İadesi Talebi bakımından davasını ispat edememiştir. Bu nedenler ile Ceza Faturalarının Haksız Olduğunun Tespiti ve Ceza Bedellerinin İadesi Talebi bakımından da davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Tüm bu nedenler ile, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M / Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-DAVACI TARAFINDAN AÇILAN DAVANIN, Sözleşmenin Haksız Feshedildiğinin Tespiti Ve Kar Mahrumiyeti Talebi bakımından ZAMANAŞIMI NEDENİYLE, Ceza Faturalarının Haksız Olduğunun Tespiti ve Ceza Bedellerinin İadesi Talebi bakımından ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından peşin olarak yatan ‭35,90-TL harcın mahsubu ile eksik kalan ‭‭‭391,7‬0-TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı tarafından yapılan 23,65-TL posta ücretinin, davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi AAÜT gereğince belirlenen 1.500,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından sarfedilmeyen kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE,
7-Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 67/1. maddesi gereğince taraflardan birinin talebi üzerine kararın tebliğe ÇIKARTILMASINA,
Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 15 GÜN yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/03/2024

Katip ...
 e-imzalıdır

Hakim ...
 e-imzalıdır