T.C.
İSTANBUL
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO :2023/151 Esas
KARAR NO:2024/204
DAVA:Alacak
DAVA TARİHİ:21/08/2017
KARAR TARİHİ:20/03/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkil firmanın davalı bankanın ... nolu müşterisi olduğunu, 05/12/2008 tarihinde ... nolu kredi hesabından 15.000TL tutarlı ticari kredi ile 3/06/2010 tarihli 165-... nolu kredi hesabından 10.000TL miktarlı ticari kredi ve 3/06/2011 tarihinde ... nolu kredi hesabından 27.000TL miktarlı ticari araç kredisi kullandırıldığını, kanunla müesses Rekabet Kurulu'nun 08/03/2013 tarihli ve 13-13/198-100 sayılı ve kesinleşmiş kararı ile anılan kredilerin açılması tarihlerine rastlayan zaman zarfında davalı bankanın da aralarında bulunduğu 1)..., 2) ..., 3)..., 4) ... Bank, 5) ... ..., 6) ... ... Bankası, 7) ... ... Bankası, 8) ... ... Bankası, 9) ... ... Bankası, 10) ... ... Bankası, 11) ... ve ... Bankası A.Ş., 12) ... ... Bankası A.Ş olmak üzere 12 bankanın 21/08/2007 ile 22/09/2011 tarihleri arasında mevduat kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve uyumlu elyem içerisinde bulunmak suretiyle " ..faizin en yüksek seviyeden uygulandığı, hiçbir bankanın bu orandan indirime gitmediği, tüm bankaların aynı faizi uyguladıkları ve 4054 S.K'nun 4.maddesinde düzenlenen rekabeti sınırlayıcı anlaşma ve uyumlu eylem ve kararlara ilişkin hükmü ihlal ettikleri gerekçeleri ile.." anılan banka ve topluluklara toplam 1.1000.000.000TL para cezası verildiği, bu nedenle piyasa koşullarının bozulduğu, kredilerde olağan yüksek faiz uygulandığı, mevduatlarda ise olduğundan düşük faiz uygulaması yapıldığının kesinlik kazandığı, bu suretle mezkur 12 banka ve onlarla birlikte hareket eden müesseselerin haksız kazanç elde ederken anılan kurul kararında da belirtildiği gibi tüketiciler, tacirler ve hatta kamu kurumlarının mağdur edildiği, Rekabet Kurulu tarafından verilen işbu 08/03/2013 tarihli karar hakkında anılan bankalarca ... İdare Mahkemesinde açılan itiraz davasının reddedildiği ve temyiz talepleri ile Danıştay tarafından red edilerek kararın kesinleştiği, davalı bankanın da söz konusu 12 banka arasında yer alarak hareket etmesi ve dava konusu kredi işlemleri nedeniyle müvekkilinin davalı bankaya fazla faiz ödemesi yaparak zarara uğradığının açık hale geldiğini, bu nedenlerle Mahkemece müvekkilin davalı bankadan kullanmış olduğu ticari finans kredisine uygulanan ... faizi sebebiyle meydana gelen zararın tespit edilerek 3 katının tazminat olarak ödenmesi için işbu davacı açmanın zorunlu hale geldiğini, masraf ve ücreti vakeletin de davalıya tahmiline karar verilmesni talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkil bankadan kullanmış olduğu 03.06.2010 tarihli 10.000,00TL tutarlı ticari kredisi bulunmadığı, davacının dava dilekçesinde 03.06.2010 tarihli 10.000,00-TL tutarlı ticari kredi kullanmış olduğunu iddia ederek bu krediden kaynaklı olarak haksız ve hukuka aykırı tahsil edilen faiz miktarının faizi ile birlikte kendisine iadesini talep ettiğini, ancak davacının müvekkil Bankadan kullanmış olduğu 03.06.2010 tarihli 10.000,00TL tutarlı ticari kredisi bulunmadığını, bu sebeple, davacının kullanmamış olduğu krediden kaynaklı olarak zarara uğrayabilmemesinin mümkün olmadığını, davacının işbu kredi yönüyle talebinin reddine karar verilmesini, Davacının müvekkil Banka nezdinde 03.06.2010 tarihli 10.000,00-TL tutarlı ticari kredisinin bulunmadığı müvekkil Banka kayıtları ile de sabit olduğunu, dava konusu kredilerin, ticari krediler olduğundan Rekabet Kurulu soruşturması kapsamı dışında kaldığından davacının tazminat talep edebilmesinin mümkün olmadığını, bununla birlikte, bir an için davacının talepte bulunabileceği kabul edilse dahi, işbu tazminat talebi için zamanaşımı süresinin sona erdiğini, R.K.H.K unda rekabet hukuku ihlallerinden kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımına ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, davaya konu olayda da Rekabet Kurulu’nun 02.11.2011 tarihinde (11-55/1438-M sayılı kararı ile) Müvekkilim Banka’nın da aralarında bulunduğu Bankalar hakkında, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin olarak ihlal edilip edilmediğinin tespitine yönelik olarak soruşturma açıldığı, davacının da huzurdaki davanın açılmasını sağlayacak derecede tüm bilgiler (ZARARA VE FAİLE) 15.07.2013 tarihinde vakıf olduğunun aşikar olduğu, dolayısıyla söz konusu tazminat talebinin 15.07.2015 tarihinde zamanaşımına uğradığını, bu nedenlerle davanın bu yönüyle de reddinin gerektiğini, konusu Rekabet Kurulu kararında ticari kredilerin soruşturmanın kapsamı dışında bırakıldığı, bu nedenle, davacının herhangi bir tazminat talep etmesinin mümkün olmadığı gibi, tazminat talep koşullarının da oluşmadığı, Rekabet hukuku ihlallerinden doğan tazminat davalarının haksız fiil esasına dayalı bir tazminat sorumluluğu olduğu, bu nedenle kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlanmış olan haksız fiilden doğan sorumluluğun söz konusu olabilmesi haksız fiil sorumluluğunun dört unsuru olan hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve illiyet bağı şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ispat edilmesi gerektiği, Medeni Kanunun 6. maddesi gereğince davalının sorumluluğu için aranan şartların varlığını ispat etmekle yükümlü olanın davacı olduğu, bu nedenle davacı, davalının hukuka aykırı bir fiille kendisine zarar verdiğini ve bu zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu ispat külfeti altında olduğu, davaya konu olayımızda ise davacının bu konuda herhangi bir delil ileri sürmediği gibi şartlar konusunda bir açıklama dahi yapmadığını, davacının müvekkil bankadan kullanmış olduğu kredilerin (ticari krediler) Rekabet Kurulu tarafından rekabetin ihlali olarak değerlendirilmediğinden bu krediler açısından Rekabetin ihlal edildiği iddiasıyla zarar talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığı,bu yöndeki taleplerinin reddine karar verilmesini , davacının müvekkil bankadan kullanmış olduğu ticari kredinin , Rekabet Kurulu tarafından yapılan soruşturmada, soruşturma kapsamında bulunmadığını, bu nedenle hukuka aykırı bir fiilden bahsedilemeyeceğini, haksız fiil sorumluluğunun doğabilmesi için gereken unsurlardan birinin hukuka aykırı fiil sonucunda belirli bir zararın ortaya çıkması gerektiği aksi durumda herhangi bir tazminat sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, yine Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi uyarınca haksız fiil sebebiyle maddi tazminat talebinde bulunan, maddi bir zarara uğradığını ve zararın miktarını ispat etmekle yükümlü olduğunu, davaya konu olayda da tazminat sorumluluğun oluşabilmesi için rekabet hukukunu ihlal eden fiil sonucunda bir zararın meydana gelmiş olması gerektiği ve davacının, davalının rekabet hukukuna aykırı bir fiille kendisine zarar verdiğini ispat etmesi gerektiği, nelerin zarar kapsamında değerlendirilebileceğinin ise, Rekabet Kanunu’nun 57 ve 58. maddelerinde düzenlendiğini, buna göre davacının zararından bahsedebilmek için kredilerin kullanıldığı tarihte, iddia olunduğu şekilde Rekabetin ihlal edilip edilmediği edilmiş ise bunun davacıya etki yapıp yapmadığının tespitinin gerektiğini,rekabetin ihlal edilip edilmediği açısından, öncelikle kredi kullandığı bankaların Rekabet Kurulu’nun gerekçeli kararında hangi konularda incelemeye tabi tutulduğunu ve hangi konularda ceza aldıklarının incelenmesi gerektiğini, Rekabet Kurulu'nun 12 bankaya "mevduat", "kredi" ve "kredi kartları hizmetleri" olmak üzere 3 konu bakımından inceleme başlattığını ve bu üç konu bakımından davalı bankaları ayrı ayrı değerlendirmek suretiyle bir karar verdiğini, bu nedenle davaya konu olayda da belirtildiği üzere inceleme dönemi dikkate alınarak kredilerin verildikleri tarihler dikkate alınarak sadece krediler üzerinde değerlendirme yapılabileceğinden bankaların Rekabet Kurulunun gerekçeli kararındaki durumunun incelenmesi gerektiğini, Rekabetin ihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından incelenmesi gereken bir diğer hususunda kredinin kullanıldığı tarihte ekonomik konjonktür, regülatörlerin politikaları ve kredi maliyetleri ile kar oranlarının incelenmesi gerektiğini, bir davranışın haksız fiil sorumluluğuna yol açabilmesi için aranan şartlardan bir diğeri, fiili işleyen kişinin kusurlu olması olması gerektiği, davacının iddia ettiği şekilde zarara uğramasına sebebiyet verecek bir eylemde bulunmadıklarını, davacının esasen bir zararı olmadığını, illiyet bağının ve kanunun aradığı şartların bulunmadığının ortaya çıkacağını, tüm bu nedenlerle davacının müvekkil Bankadan kullanmış olduğu 03.06.2010 tarihli 10.000,00-TL tutarlı ticari kredisi bulunmadığından bu kredi yönüyle davacının davasının reddini, zamanaşımı ve esasa ilişkin savunmalarımız doğrultusunda davanın reddini, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Taraflar arasında uyuşmazlık bulunan hususların; davacı, davalı bankadan ticari kredi kullandığını, davalı banka tarafından ... faizi uygulandığını bu itibarla zararın tazminini talep etmiştir.
Mahkememizce verilen ara karar gereğince bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş olup bilirkişi raporunda özetle;
rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar ile hakim durumun kötüye kullanılması halinde verilecek para cezalarına ilişkin yönetmelik'in ("ceza yönetmeliği") 5. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ihlal içerisinde yer alan teşebbüslere uygulanacak temel para cezasının, ihlalin süresine bağlı olarak arttırılıp azaltabildiği, rekabet kurulu kararında, elde edilen ilk ve son deliller dikkate alınmak suretiyle rekabet ihlalinin 21.8.2007 ve 22.9.2011 tarihleri arasında gerçekleştiğinin tespit edildiği, ancak kararda da ifade edildiği üzere teşebbüslerin rekabet ihlali içerisinde kalma sürelerinin değişebildiği, kurul, ceza yönetmeliğinin 5. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen düzenlemenin gereği olarak, kendileri ile ilgili belgelerden yola çıkarak teşebbüslere ihlal içerisinde kaldıkları süreye göre farklı oranlarda temel para cezası uyguladığı, ihlal süresine bağlı olarak teşebbüslere farklı oranlarda ceza uygulandığı açık olmasına rağmen rekabet kurulu kararında hangi teşebbüsün hangi tarihler arasında rekabet ihlali içerisinde olduğuna ilişkin net bir açıklama bulunmamadığı, bu konuya ilişkin açıklamanın rekabet kurulu tarafından adana 1. tüketici mahkemesine gönderilen 9.12.2016 tarihli yazıda yer aldığı, söz konusu yazıda, teşebbüslerin haklarındaki ilk ve son belgelerin tarihlerinin belge ilk tarihi belge son tarihi olarak sırasıyla; ... 21.8.2007 6,8.2011- ... 30.6.2010 20.12.2010 - ... 23.10.2008 30.3.2011- ... 10.6.2010 30.3.2011 - ... 22.10.2009 30.6.2010 - .... sadece 30.6.2010 - ... 21.8.2007 22.9.2011 - ... ... 27.9.2007 13.7.2011 - ... bankası 27.9.2007 6.8.2011 - ... 27.9.2007 13.7.2011 - ... 27.9.2007 22.9.2011 - ... bankası 27.9.2007 6.8.2011 olduğu, dolayısıyla, öncelikle, tazminat talebinde bulunanın, ihlale konu bankacılık hizmetlerini ilgili bankanın rekabet ihlali içerisinde bulunduğu bir dönemde alıp almadığının tespit edilmesi gerektiği, şayet, bankacılık hizmetleri bankanın rekabet ihlali içerisinde olduğu bir dönemde alınmış ise ilgili bankadan tazminat talebinde bulunulabileceği, aksine, kurul'un rekabet ihlali içerisinde bulunduğuna dair bir tespitinin olmadığı dönemlerde faydalanılan bankacılık hizmetleri için herhangi bir bankadan tazminat talep edilemeyeceği, belirtildiği üzere, davacının davalı bankadan 05.12.2008, 03.06.2010 ve 03.06.2011 tarihlerinde kredi kullandığı, kredinin kullanıldığı bu tarihin davalı bankanın rekabet ihlali içerisinde olduğu tarihler arasında (21.08.2007-22.09.2011) yer aldığı, dolayısıyla, davalının rekabeti ihlal etmesinden, davacının zarar görmüş olmasının muhtemel olduğu,rekabet ihlallerinin teşebbüsler üzerinde oluşturdukları zararların farklı yöntemlerle hesaplanabileceği, bu yöntemler arasında en sık kullanılanı öncesi ve sonrası yöntemi olduğu, ("before and after mcthod"). bu yöntemde, ihlalin gerçekleştiği piyasadaki fiyatların zaman içinde izlediği değişimlerin incelenerek ihlalin teşebbüsler üzerinde herhangi bir zarar yaratıp yaratmadığının analiz edildiği, bir başka ifadeyle zararın, ihlal dönemi ile ihlalsizlik dönemi (ihlalsizlik dönemi, ihlalin başlamasından önceki donem veya ihlalin sona ermesinden sonraki donem olabilir) arasındaki fiyat farklılıklarının incelenerek hesaplandığı, öncesi ve sonrası yönteminde rekabet ihlalinden doğan zararın, en basit şekliyle, sadece ele alınan dönemlerdeki ortalama fiyatların karşılaştırılması yoluyla bulunabileceği, ancak, yöntemin bu basit şekliyle uygulanması, ihlal dışında fiyata etki eden değişkenlerin dikkate alınmaması anlamına geleceği ve dolayısıyla fiyat değişimlerinin salt ihlalden kaynaklandığı yanılgısına düşülmesinin olası olduğu, bunun engellenebilmesi için mümkünse ihlal dışındaki faktörlerin de fiyat üzerindeki etkisinin analize dahil edilmesi gerektiği, bu amaca yönelik olarak öncesi ve sonrası yöntemi uygulamada ihlal dışındaki pazar şartlarındaki değişiklikleri de kontrol edecek şekilde ekonometrik modeller yardımıyla hayata geçirildiği, işbu raporda da davalının rekabeti kısıtlayıcı eylemlerinden davacının gördüğü muhtemel zararın, öncesi ve sonrası yöntemi çerçevesinde ekonometrik modeller yardımıyla hesaplanacağı, raporda, 30.12.2005 ve 8.3.2013 tarihleri arasına ait haftalık veri kullanıldığı, bu döneme ait veri kullanılmasının başlıca nedeninin rekabet kurulu kararında ihlal dönemi olarak belirlenen 21.8.2007-22.9.2011 tarih aralığının ve ayrıca tablo-pde teşebbüs bazında belirlenen ihlal dönemlerini kapsıyor olması olduğu, verisetinin başlangıç tarihinin 30.12.2005 belirlenmesinin nedeni, modellerde kullanılan birçok değişken için bu tarihten öncesine ait haftalık verinin mevcut olmaması olduğu, rekabet kurulu kararı sonrasındaki döneme ilişkin ihlal tespiti yapılamayacağından analizde kullanılan verisetinin bitiş tarihi olarak karar tarihi olan 8.3.2013 alındığı, raporda kullanılan haftalık verilere şirket (banka) düzeyinde erişim mümkün olmadığından, toplulaştırılmış sektör verisi kullanıldığı, dolayısıyla, analiz sonunda ihlalin sektördeki ortalama faiz oranlarına olan etkisinin hesaplanmış olacağı, bankaların sunduğu ihlale konu hizmetlerin müşteriler gözünde birbirine yakın ikame olduğu, bu nedenle de bu hizmetlere bankalar tarafından talep edilen fiyatların (faizlerin) genellikle birbirine yakın olduğu ve ayrıca ihlale sektördeki teşebbüslerin büyük bir bölümünün katılmış olduğu dikkate alındığında, ortalama faizler üzerine olan etkiyi her bir bankanın faizlerine olan ortalama etki olarak değerlendirmenin mümkün olduğu, davacının kullandığı kredinin faiz oranının sektördeki ortalama kredi faiz oranından farklı olduğundan, davacının fazladan ödediği faiz tutarı için ayrıca hesaplama yapılacağı, raporda uygulanmakta olan öncesi ve sonrası yönteminin temel aldığı ekonometrik modellerde bağımlı değişken olarak "spread" kullanılacağı, spreadi en basit haliyle "kredi faiz oranı - mevduat faiz oranı" formülüyle tanımlamanın mümkün olduğu, bu iki oran arasındaki farkın, bankaların aracılık (intermediatıon) faaliyetlerindeki etkinliklerinin bir göstergesi olarak litaratürde sıklıkla kullanıldığı, davaya konu kredi ticari kredi olduğundan spread değişkeni ticari kredi faiz oranları kullanılarak hesaplandığı, raporda sprcad değişkeninin muhtemel belirleyenlerinin de dikkate alınmak suretiyle, bu değişkenin davacı bakımından ... ile birlikte artıp artmadığının analiz edileceği, bir başka ifadeyle, ... olmasaydı davacının ne kadarlık bir kredi faiz oranıyla borçlanacağı bilgisine, spreadin davacının kredi kullandığı haftada ... nedeniyle ne kadar yüksek seyrettiğinin tespit edilmesi suretiyle ulaşmanın mümkün olmayacağı, bankalar arasında oluşturulan kartelin davacının kredi kullandığı dönemde spreadleri ve dolayısıyla kredi faiz oranlarını artırıp arttırmadığını belirlemek için iki alternatif model türetildiği, birinci alternatif modelin spesifikasyonunda "... isminde bir açıklayıcı değişken kullanıldığı, bu değişken, herhangi bir haftada ... içerisinde yer alan bankaların pazardaki toplam güçlerini ölçmek üzere aktif büyüklük cinsinden söz konusu bankaların paylarının toplamından oluştuğu ve 0 ila 0.91 arasında değerler aldığının görüldüğü," ... içerisinde yer alan bankaların toplam gücü arttıkça spread artacağından bu değişkenin katsayısının beklenen işaretinin pozitif olduğu, ikinci alternatifin spesifîkasyonda, bankaların kurmuş olduğu kartelin spreadlere ve dolayısıyla kredi faiz oranlarına olan etkisinin "ihlal adında bir kukla değişken vasıtasıyla ölçülmeye çalışıldığı, bu kukla değişkenin, banka kartelinin yürürlükte olduğu 21.8.2007 ve 22.9.2011 tarihleri arasındaki haftalar için 1. diğer haftalar için ise 0 değeri aldığı, ... değişkeninde olduğu üzere ihlalin kukla değişkeninin katsayısının da beklenen işaretin pozitif olduğu, ancak, banka kartelinin spreadlere etkisininin farklı biçimde ölçtüklerinden ... ve ihlal değişkenlerinin katsayı değerlerinin farklı olmasının muhtemel olduğu, regresyon modellerinde, tic_spr şeklinde gösterilen ticari kredilerdeki spread bağımlı değişkeninin ... ve ihlal değişkenleri haricinde muhtemel belirleyenleri olarak; borve: merkez bankası bankalara gecelik borç verme faiz oranı, zko: bankaların tutmakla yükümlü oldukları zorunlu karşılık oranları, zkf: zorunlu karşılıklara merkez bankası tarafından ödenen faiz oranı, mevmenk: mevduat bankaları tarafından tutulan menkul kıymetlerin toplam değeri, mevkredi: mevduat bankalarının toplam kredi hacmi, m2: para arzı, usd: dolar alış kuru, mevduat: bankacılık sektörü mevduat toplamı şeklinde değişkenler olarak kullanıldığı, 4054 sayılı kanun'un 58. maddesinde "ortaya çıkan zararın, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaklaysa, hâkim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan kârların üç katı oranında tazminata hükmedebilir." şeklinde olduğu kanaatine göre katı tazminat için kanun'un bu maddesinde aranılan koşulların tamamının mevcut davada bulunduğu, şöyle ki rekabet kurulu tarafından 8.3.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararına konu olan rekabet ihlali, rakip konumundaki teşebbüslerin satışını yaptıkları bir mat veya hizmetin fiyatını birlikte belirlemeleri şeklinde gerçekleştirilen bir yatay anlaşma olduğu, rakipler arasındaki bu tür yatay fiyat anlaşmalarının rekabet hukuku literatüründeki en ciddi rekabet ihlali olduğu, ilgili Kurul kararında adı geçen banka yöneticilerinin bu eylemlerinin rekabet ihlali olduğunu bilmemeleri ihtimalinin bulunmadığının düşünüldüğü, zira kurul mevcut tazminat davasına konu kurul kararından kısa bir süre önce bankacılık sektörüne yönelik başka bir soruşturma yürüttüğü ve 07.03.2011 tarih ve 11-13/243-78 sayılı Maaş Promosyonları kararı ile sektörde faaliyet gösteren en büyük bankalara rekabeti bozucu nitelikte anlaşma yaptıkları gerekçesiyle idari para cezası uygulandığı, dolayısıyla, banka yöneticilerinin tazminat davasına konu rekabet ihlallerini bilerek gerçekleştirdiklerini ifade etmenin mümkün olduğu, bu sebepledir ki, davacının davalıya ödemiş olduğu fazla faizin üç katı oranında tazminata hükmedilebileceğinin düşünülüdğü, tüm bu açıklamalar ışığında Rekabet Kurulu'nun 8.3.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararı ile tespit etmiş olduğu rekabet ihlali nedeniyle, davacının kullanmış olduğu üç farklı kredi için toplamda davalı bankaya 4,874.02 TL fazla faiz ödemek zorunda kaldığı, 4054 sayılı Kanun'un 58. maddesinde sayılan koşullar sağlandığından bu fazla ödemenin üç katı olan 14,622.06 TL tutarında bir tazminata hükmedilebileceği kanaatine ulaşıldığı bildirilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların beyanları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre;
Dava, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun uyarınca tazminat talebine ilişkindir.
Mahkememizin 2017/741 esas, 2018/1417 karar sayılı 26/12/2018 tarihli kararı ile Rekabet Kurulu'nun 08/03/2013 tarihli kararı ile davalı bankanın uyguladığı faiz oranlarıyla rekabeti ihlal ettiğine karar verildiği ve böylece müşterilerinden diğer bankalarla yatay bir anlaşma yaparak fazla faiz alacağı tahsil ettiği, davacının 3 farklı kredi için toplamda 4.874,02TL fazla faiz tahsil ettiği, 4054 Sayılı Yasa'nın 58. maddesinde 3 kat tazminattan bahsedilmişse de, 3 kat tazminatın rekabetin ihlalinden etkilenen teşebbüsler tarafından istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 10.822,80 TL nin dava konusu kredilerin kapatıldığı tarihten itibaren işleyecek avans faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 2019/2759 esas, 2023/120 karar sayılı, 02/02/2023 tarihli kararı ile "Somut olayda, hüküm ile gerekçeli karar içeriği arasında çelişki olması nedeniyle hükmün kaldırılması gerekmiştir. Hükmün kaldırılma nedeni gözetildiğinde, istinaf incelemesine tabi usulüne uygun kurulmuş bir hükmün varlığından söz edilemeyeceğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle mahkememizin 2017/741 Esas, 2018/1417 Karar ve 26/12/2018 tarihli kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 2019/117 esas, 2022/423 karar sayılı, 07/04/2022 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; Taraflar arasında; krediler, davacı tarafın ticari şirket niteliğindeki sermaye şirketi olduğu hususlarında herhangi bir uyuşmazlık yoktur. İş bu uyuşmazlıkta değerlendirilmesi gereken konu, şirketler arasındaki gerçekleştirilen sözleşmelerdeki faiz ve faiz oranıdır. 6102 sayılı TTK'nın 8.maddesinin üst başlığı ticari işlerde faizdir. 8.maddenin başlığı ise oran serbestisi ve bileşik faizin şartlarıdır. 8/1.fıkrada ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği düzenlenmiştir. 3.fıkrada ise, tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlerin saklı olacağı, 4.fıkrada 2.ve 3.fıkralarına aykırı olarak işletilen faizin yok hükmünde olduğu belirtilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 88.maddesinde ise faiz düzenlenmiş, 88/1.fıkrasında; faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranının sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirleneceği ifade edilmiştir. Aynı yasanın 120.maddesinde ise temerrüt faizi üst başlığı ile genel olarak faize yer verilmiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere gerek davacı şirket gerekse davalı bankanın sermaye şirketi olduğu ve TTK'nın ilgili hükümlerine tabi bulundukları kaçınılmazdır. Yasanın yukarıda ifade edildiği üzere 8.maddesi gereğince tacir olan taraflarca faiz oranı serbestçe belirlenmektedir. Ancak somut olayda, Rekabet Kurulu kararına konu edilen husus uygulanan faiz oranı olup, söz konusu değerlendirmenin şirketler yönünden gerçekleştirilmediği sabittir. Yasanın düzenlemesi kapsamında, şirketlerin serbest iradesi ile ticari işlerde belirlemiş oldukları faiz oranına ilişkin Rekabet Kurulu kararında herhangi bir belirleme veya tespit olmadığından davacı vekilinin aksine iddiaları uyuşmazlığın niteliği itibariyle yerinde görülmemiştir. Adi ve ticari faiz ayrımı, faizin bağlı olduğu para borcunun hangi hukuki ortamda doğduğuna bağlı olarak yapılan, ayrıca kanuni dayanağı da bulunan ( TTK 8, Faiz Kanunu 2/2 ) bir ayrımdır. Ticari faizin söz konusu olabilmesi için asıl borcun bir ticari iş olması gerekmektedir. Ticari iş, TTK 3 ve 19.hükümlerine göre ticari iş niteliği kazanmış olan bir iş, ticari faiz ise bu işlerden doğan ve belirli konularda adi faize kıyasla farklı hükümlere tabi olan faizdir. Ticari iş dışında kalan iş / işler ise adi iş olup bu tür işlerden doğan faiz adi faizdir. Adi ve ticari faiz ayrımında uygulanacak hükümler bakımından farklılıklar bulunmaktadır. 6100 sayılı TTK'nın 20.maddesinde, kural olarak tacirin ticari işletmesi ile ilgili bir iş yada hizmeti karşılıksız yapmasının kabul edilmediği, aynı nedene dayalı olarak tacirin verdiği avanslar veya yaptığı masraflar için bu ödemelerin yapılması anından itibaren ana para faizine hak kazanacağı hükmü altına alınmaktadır. TBK ve TTK arasındaki önemli bir diğer fark ise temerrüt faizi yönünden ortaya çıkmaktadır. TTK 1530.maddesine ise yine ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde temerrüt ve temerrüt faizinin oranına ilişkin olarak özel düzenlemeler içermektedir.
Davacı, davasını, 4054 Sayılı Yasanın 57. ve 58. maddelerine dayandırarak açmıştır. 57. madde de, her kim bu kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecbur olduğu; 58. madde de ise, zararın tazmini üst başlığı ile rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenlerin, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasa idi ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilecekleri, ortaya çıkan zararın tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakimin zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı tutarında tazminata hükmedebileceği belirtilmiştir. Ne var ki, dava konusu kredi ticari nitelikte bir kredi olup Rekabet Kurulu kararına konu faiz işlemlerinin uygulanması mümkün değildir. Davacı şirketin kullanmış olduğu kredinin ticari kredi olması ve faizin taraflarca serbestçe belirlenmesi sebebiyle bilirkişi raporuna itibar edilmemiştir. Yukarıda ifade edildiği üzere tacir olan taraflar yönünden ticari faizin serbestçe belirleneceğine dair yasal düzenleme ve Rekabet Kurulu kararına konu faiz oranının ticari kredilerdeki faiz yönünden uygulama yerinin olmayacağı dikkate alındığında davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 427,60-TL maktu red harcının davacıdan tahsiline, peşin ve ıslah harcından alınan 264,03-TL harçtan mahsubu ile eksik kalan 163,57-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davalı tarafından bozmadan önce ... no'lu 03/07/2019 tarihli makbuzla yatırılan 264,03 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve istek halinde davalıya iadesine,
4- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret tarifesi gereğince hesap olunan 14.622,06- TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak DAVALIYA VERİLMESİNE,
5-Davalı tarafından yapılan 150,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayarak artan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.20/03/2024
Katip ...
E-imzalıdır
Hakim ...
E-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!