WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 16 Haziran 2026

İSTANBUL 5. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2023/379 Esas
KARAR NO:2024/126

DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:01/06/2023
KARAR TARİHİ:14/02/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacılar vekili 01/06/2023 tarihli dava dilekçesinde, Müvekkil Şirketlerden ...A.Ş., 300'den fazla taşınmazı bulunan bir gayrimenkul yatırım şirketi olduğunu, Müvekkil Şirketlerden ... Ticaret Limited Şirketi ve ... Madencilik A.Ş. ise “madencilik” alanında faaliyette bulunduğunu, Müvekkillerden ... Ticaret Limited Şirketinin, Türkiye’nin en eski imtiyazlı maden ruhsatına sahip olduğunu, 2030 yılına kadar maden temditi bulunduğunu, ... Madencilik A.Ş. isimli şirket de büyük bir deniz maden ruhsatına sahip olduğunu, bu ruhsatın da 2027 yılına kadar süresi bulunduğunu, bahsi geçen 3 Müvekkil şirketin bir aile şirketi olduğunu, hissedarların tamamının aile bireylerinden oluştuğunu, ortaklık yapılarının birbiri ile benzediğini, davalıların, her 3 Müvekkil Şirkette de % 25 hisseye sahip olduğunu, şirketlerde azınlık konumda olduklarını, davanın konusunu da, davalıların Müvekkil Şirketlerde olan azınlık haklarını kötüye kullanmaları sonucu oluşan zararın tazmini oluşturduğunu, davalıların, Müvekkil Şirketlerin % 25 hissesine miras yolu ile sahip olduklarını, bu ortaklık yapısı içinde davalıların, bir bütün olarak davrandığını, birlikte hareket ederek şirketlerin neredeyse tüm işlemlerini “azınlık haklarını kullanarak” yargı önüne götürdüğünü, bu davranış şeklinin açıkça Müvekkil Şirketleri işleyemez hale getirdiğini, davalıların Müvekkil Şirketlerin her eylem ve işlemini yargı önüne götürme istemi “açıkça şirkete ve ortakları ile yöneticilerine” zarar verme kastı ile yapıldığını, davalılar sadece Müvekkil Şirketlerin işlem ve kararlarını değil, şirket yöneticilerini de sürekli ve sistematik olarak dava ve şikayet ettiklerini, davalıların eylemlerinin hukuki ve maddi sonuçlarının halen devam ettiğini, davalılar, anlatılanlara uygun olarak Müvekkil Şirketlerin tüm kararlarına ve işleyişlerine karşı dava açmakta, yöneticilerine karşı dahi hukuki yollara başvurmakta ve ısrarla Müvekkil Şirketlerin feshini talep ettiklerini, davalılar, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile Müvekkil Şirketlerin feshini talep eden bir dava ikame ettiklerini, davalıların, bu mahkemeye dava açarken Müvekkil Şirketlerin tüm mal varlığına ihtiyati tedbir konulmasını talep ettiklerini, davalıların talebi üzerine 02.12.2016 tarihinde bu mahkeme tarafından Müvekkil Şirketler üzerine kayıtlı toplam 315 adet taşınmaz üzerine teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiş olduğunu, bugün itibariyle bu tedbir yaklaşık 7 yıldır devam ettiğini, anonim ortaklığın haklı sebeple feshine yönelik azınlığın dava hakkını kullanması ile anonim şirket bizzat davalı konumunda ve dava süresinde sona erme tehdidinin muhatabı olacağını, bu yönleriyle iktisadi ilişki ve niteliklerinde değişiklik ihtimalleri gündeme gelebileceğini, şirket bünyesinde hakkı kullanan azınlık grubu dışındaki diğer pay sahipleri de ortağı olduğu tüzel kişilikle beraber muhtemel bir etkileşim içine gireceğini, davalıların, Müvekkil Şirketlerin tüm mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir koydurarak, Müvekkil Şirketlerin hem faaliyetlerini 7 yıl boyunca durdurduğunu, bu nedenle maddi zarara sebebiyet verdiklerini, bu davada bahis yapılan konunun ihtiyati tedbirden kaynaklı zarar değil, davalıların fesih davası açarak azınlık haklarını kötüye kullanmaları olduğunu, davalılar, çıkma paylarını alarak şirketlerden çıkmak istememekte, sırf kötü niyetli olarak şirketlerin feshini talep etmekte olduklarını, davalılar, fesih davasını sırf Müvekkil Şirketlerin zarara girmesi ve işleyemez hale gelmesi için ikame ettiklerini, bu yargılama dosyasında, haklı nedenle fesih yerine davalıların çıkma paylarını ödemek suretiyle Müvekkil Şirketlerden çıkarılmalarını talep etmiş bulunduklarını ancak buna rağmen davalıların, şirketlerden çıkmak yerine fesih talep ederek şirketlerin sonlandırılmasını istediklerini ve haklarını kötüye kullanma noktasındaki iradesini ispat ettiklerini, davalıların, kendileri için sonucu aynı olmasına rağmen, çıkma paylarını alarak şirketten çıkmak yerine, ısrarla şirketlerin feshini talep ettiklerini, şirketin feshi gerçekleştiğinde mal varlığı satılarak elde kalan miktar paylaştırılacağından, işbu davadaki davalıların sonuç itibari ile alacakları miktar daha az olacağını, haklarını kötüye kullanarak sadece Müvekkil Şirketlere ve dolayısıyla ortaklara zarar verme kastı ile şirketin feshini talep etmeye devam ettiklerini, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası celp edildiğinde görüleceğini, davalıların şirketin feshi davasında şirket yönetimine kayyum atanmasını talep ettiklerini, bu taleplerinde de ısrar ederek şirket yönetiminin uzun süre baltalanmasına sebebiyet vermişlerini, şirketin genel kurul tarafından atanan bir yönetim kurulunun bulunmasına karşın kayyum atanmayacağını bilmelerine rağmen sadece yöneticileri baskı altına almak, şirketi işleyemez hale getirmek ve şirketin ekonomik verimliliğini düşürmek gayret ve çabası içine girerek haklarını kötüye kullandıklarını, davalıların Müvekkil Şirketlere verdikleri zararların sadece .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile sınırlı olmadığını, davalılar, Müvekkil Şirketin her genel kurul kararı ile diğer işlemlerine karşı da dava açmayı adeta bir görev edindiklerini, bu davalara örnek olarak; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyası, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasının gösterilebileceğini, davaların, genel kurul karar iptali, bilgi alma ve inceleme, tapu iptal ve tescil davası gibi suni yaratılan ve sırf huzursuzluk vermek, şirketlerin işleyişini engellemek ve şirketlere zarar vermek kastı ile açılmış davalar olduğunu, davalıların, azınlık haklarını kullanmaktan ziyade, asıl olarak şirketleri işlevsiz hale getirme, diğer hissedarları zarar uğratma ve şirketin faaliyet alanlarını engelleme kastı ile hareket ettiklerini, davalıların bunlarla da yetinmeyerek, Müvekkil Şirketlerin Yönetim Kurulu'nu da şirketi yönetmesini engellemek amacıyla Savcılık makamına şikayet ettiklerini, Müvekkil Şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanı Sn. ... ... ve Sn. ..., .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... E. Sayılı dosyasında yargılandığını, davalıların asılsız ithamları sonucu tabii ki beraat ettiğini, davalılar Müvekkil Şirketlerin Yönetim Kurulu Başkanı Sn. ... ... ve Sn. ... aleyhine; .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında da dava ikame ettiklerini, bu davaların, yöneticinin sorumluluğuna dayanan davalar olduğunu, davalılar, en son olarak ...A.Ş.'nin sermaye azaltımı konusundaki genel kuruluna bile itiraz ettiklerini ve bu kararın iptali için.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasında dava ikame ettiklerini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca uyuşmazlığın çözümü için 20.02.2023 tarihinde arabulucuya başvurulduğunu, bunun sonucunda, 01.03.2023 tarihinde yapılan görüşmede bir anlaşmaya varılamadığını, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı için işbu davayı açma zorunluluğu olduğunu, Müvekkil Şirketlerin, davalıların haklarını kötüye kullanarak açmış ve açmakta oldukları davalar sebebiyle zarara uğradığını, Müvekkil Şirketlerden ...A.Ş. isimli gayrimenkul yatırım şirketi, gayrimenkul piyasasının en yüksek olduğu zaman dilimi içerisinde davalıların Müvekkil Şirketi sürekli dava tehdidi altında bırakması sebebiyle herhangi bir yatırım yapamadığını, bunun dışında bu yatırımlar vesilesi ile mevcut taşınmaz portföyünü değerlendiremediğini, ... sınırları içerisinde bulunan ruhsatlı arsasını inşaat sektöründe değerlendirememiş ve ciddi bir gelir kaybına uğradığını, bu hususların tamamı davanın belirsiz alacak davası açılması konusundaki yasal temelini oluşturduğunu, yeni yatırımlar yapma gayreti içerisine giremediğini, davalıların gerek şirkete gerekse bizzat yönetim kurulu üyelerine açmış oldukları davalar ile Müvekkil Şirket yöneticilerinin karar alma noktasındaki hassasiyetlerini engelleme gayreti içine girdiklerini, davalılar tüm ticari ilişkileri bir ceza davası içine koyarak yapmış oldukları şikayette Müvekkil Şirket yöneticilerini ve onunla sözleşme imzalayanları şikayet ettiklerini, bu durumun sadece şirket yöneticileri açısından bir sorun teşkil etmekle kalmadığını, Müvekkil Şirketin 3. kişilerle olan ilişkilerini de olumsuz etkilediğini, madencilik sektöründe ve gayrimenkul yatırım alanında davalıların sürekli dava açtıkları ve şirketlerin menfaatlerini olumsuz etkiledikleri yönünde yaygın kanı hasıl olduğunu, Müvekkil Şirket yöneticileri ve Müvekkil şirketler, davalıların bu tavrı dolayısıyla 3. kişiler ile ticari ilişki kurmakta zorlandıklarını, özellikle maden ruhsat sahibi olan ... Ticaret Limited Şirketi ile ... Madencilik A.Ş. isimli şirketlerde kendisini gösterdiğini, davalıların, sadece bugün değil, geçmiş yıllardan beri sürekli ve süregelen bir biçimde işbu davadaki tavır ile hareket ettiklerini, davalıların açmış oldukları davaların ve azınlık haklarını kötüye kullanmaları sebebiyle, Müvekkil Şirketlerin ödenemeyen borçları da ayrı bir zarar kalemi olduğunu, Müvekkil Şirketlerin borçlu sıfatına haiz olduğu icra dosyaları bulunduğunu, davalıların azınlık haklarını kötüye kullanması sebebiyle bu borçların halen bir kısmı ödenemediğini, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile, oluşan zararın tahkikat sonucunda maddi zarar değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere şimdilik; Müvekkillerden ...A.Ş. için şimdilik 800.000 TL maddi tazminatın, müvekkillerden ... Ticaret Limited Şirketi için şimdilik 100.000 TL maddi tazminatın, müvekkillerden ... Madencilik A.Ş. için şimdilik 100. 000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile, fazlaya ilişkin haklarımızın saklı olduğunu belirterek, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili 06/07/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle, Müvekkillerin, davacı taraftaki şirketlerde, toplam %25 oranında paylara sahip olduklarını ve bu payların tanıdığı ortaklık haklarını, çoğunluk konumunu kötüye kullanan ve azlığın yokluk olduğunu kabul ederek davranan kötü niyetli çoğunluğun şirketlere ve dolayısıyla kendilerine verdikleri zararları tazmin ve verebilecekleri zararları engellemek amacıyla hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun bir biçimde kullandıklarını ve buna devam edecek olduklarını, müvekkiller hakkında tevil ederek işbu kurgusal davayı ikame ettiklerini, davacıların iddialarının soyut iddialar olduğunu, tek delillerinin müvekkillerce birlikte ikame edilen davalar olduğunu, Hakkın kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için, öncelikle, hukukun tanıdığı yetkilerin, hak sahibinin kendisine bir faydası olmadığı halde, salt başkasına zarar verici bir şekilde kullanıldığının ve diğer iç ve dış etkenlerin hiç bir etkisi olmadan, sırf bu kötüye kullanımdan zarar sonucu doğduğunun (doğrudan illiyet bağının) yaklaşık değil, tam ispat ölçüsünde ispatlanması gerektiğini, oysa dava dilekçesinde bu unsurların gerçekleşmiş olma ihtimalini dahi ortaya koyacak somut verilerin olmadığını, Hakkın salt başkasına zarar verici nitelikteki kötüye kullanımı, hak sahibinin, o hakkı kanun koyucunun düzenleme sebebine aykırı bir biçimde kullanması ile olabileceğini, kanundaki düzenleme sebebine uygun kullanılan ve bu kullanımı sonucu, karşı taraf nezdinde zarara sebebiyet vermeyen ve özellikle, bir tüzel kişilik-şirket olan karşı tarafın, şirket organlarını ve iradesini oluşturan çoğunluğun hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki pervasız işlem ve eylemlerine engel olma amacı güden ve bunda da başarılı olarak şirket malvarlığını muhafazaya hizmet eden hak kullanımlarının haksız fiil olarak nitelendirilmesini hiç bir tarihte hiç bir hukuk sistemi kabul edemeyeceğini, bir hak sahibinin, sonuçta meşru hiç bir yarara sağlamayacağı, sadece karşı tarafı taciz ve tehdit ederek, yasa ve ahlak dışı menfaat temini, yani haksız kazanç sağlama taleplerine ortam yaratacak nitelikteki kullanımlar, tabii ki hakkın kötüye kullanımı olduğunu, somut olayda müvekkillerin, ne kanunların ne de genel ahlakın kendilerine verdiği meşru hak kullanımı sınırlarını aşmış, ne de hak etmedikleri bir menfaat sağlama amacı gütmüşler ya da böyle bir şeye tevessül ettiklerini, Müvekkillerce açılan davaların tek bir ortak hedefi olduğunu, şirket menfaatlerinin ve malvarlığının, ezici çoğunluk tarafından, yasa ve etik dışı suiistimal edilmesine, zarar verilmesine engel olmaktır. Nitekim açılan davalarda yöneticilerin sorumluluğu sebebiyle talep olunan tazminatların kendilerine değil, kanun gereği şirketlere ödenmesine karar verilmesi, açılan iptal davalarında taşınmazların kendileri adlarına değil, şirket adına tesciline karar verilmekte; muvazaalı işlemlerle şirketlerin malvarlığının eritilmesine, içlerinin boşaltılmasına engel olunması olduğunu, çoğunluğun keyfi yönetimine engel olan azlık davaları, şirkete ve dolayısıyla diğer pay sahiplerine zarar veremez ve bu sebeple de tazminat davasına esas teşkil edemeyeceğini, müvekkillerin, kötü niyetli yöneticilerin yaptığı haksız ve şirkete zarar verici eylemler sebebiyle tazminat talepleri kabul edildiğinde, şirket lehine karar verilmesine rağmen, yönetici çoğunluk aleyhine olduğu için, bu davaların şirkete zarar verici davalar olduğu iddia edilebildiğini, davacı tarafın açılmalarıyla şirketlerin çalışamaz hale geldiklerini iddia ettiği davalar listesine bakılacak olursa, bunlardan 2 adetinin muvazaa sebebiyle iptal davası; 6 adetinin azınlık haklarını ihlal edici kanuna ve dürüstlük kurallarına aykırı GK kararlarının iptali davaları; 9 adetinin bilgi alma ve inceleme davaları; 8 adetinin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davaları 1 adetinin menfi tespit davası; 1 adetinin tasfiye davası ve 2 adetinin ise haksız tedbir nedeniyle tazminat davası olduğunun görüleceğini, davacı şirketlerin, YK üyeleri hakkındaki suç duyurusu ve ceza davasının da, şirkete zarar verici davalar olduğunu iddia edebildiğini, Şirketlerin çalışmalarına engel olabilecek ve ticari faaliyetlerini durdurabilecek nitelikte tek bir dava ve tek bir ihtiyati tedbir kararının olmadığını, şirketlerdeki zararların, şirketin mallarını satıp yemeyi ticari faaliyet addeden çarpık yönetim anlayışının sonucu olduğunu, davacı tarafın, daha önce .... Asliye Ticaret Mahkemesinde ... esasta kayıtlı haklı sebeple tasfiye davasında verilen malvarlığını koruyucu tedbirlerin kaldırılmasını defalarca talep ettiklerini, bu talepleri defalarca reddedildiğini, İstinaf yoluna başvurulduğunu ve defalarca Bölge Adliye Mahkemesince de taleplerinin reddedildiğini, aynı mahkemeden müvekkil adına haklı kayyım tayini taleplerinin birkaç kez reddedildiğini, arkasından davacı tarafın, henüz dava ve tedbirler devam ederken, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde 2019/... Esas ve 2019/... Esas sayılı haksız ihtiyati tedbire dayanan tazminat davaları ikame etmiş ve bu davalar da reddedildiğini, tasfiye davasında, müstakbel tasfiye masasının korunması amacıyla verilen ve tam olmasa da iradi işlemlerle şirketlerin malvarlıklarının eritilmesine engel olan ihtiyati tedbir kararlarının yerindelikleri mahkeme kararlarıyla sabit olmasına rağmen, bu kez, teorik başka bir temel ileri sürdüklerine inanarak, maalesef aynı tazminat taleplerini, yeni ambalajla tekrar mahkeme huzuruna getirdiklerini, müvekkilleri ve Mahkemeyi içi boş davalarla, boş yere meşgul etmeye devam ettiklerini, Müvekkillere karşı açılan haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasında verdikleri cevapların bu davada da aynen geçerli olduğunu, henüz davası derdest olan bir tedbir sebebiyle tazminat davası açılamayacağını, şirketlerin, tasfiye davasında verilen ihtiyati tedbir kararıyla zarara uğradıkları iddiası külliyen gerçek dışı olduğunu, zarar varsa bunun sebebi yönetici çoğunluğun, basiretsiz ve kötü niyetli karar, işlem ve ilişkileri olduğunu, kimlerin hangi yasa ve ahlak dışı işlem ve ilişkilerle şirketlere zarar verdiği, bizzat şirket yöneticilerinin yaptığı bazı suç duyurularında, resmi makamlar önünde ikrar edildiğini, şimdi bu dava ile o zarar iddiaları müvekkillere yıkılmaya çalışıldığını, belirsiz alacak davası açılmasının da mümkün olmadığını, davacıların, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilme imkanına sahip bulunduğunu, davacı şirketlerin tüm ticari defter ve kayıtları ile var ise uğradıkları zararlar ve miktarları kendilerince tam olarak bilinmesi ve belirlenebilmesi gerektiğini, bu nedenlerle öncelikle belirsiz alacak davası açılması mümkün olmadığından, davanın usulden reddine, delillerin toplanmasına, haksız ve kötü niyetli davanın esastan reddine, karşı tarafın, tarifede belirli yargılama gideri olan vekalet ücreti yanında HMK m.329/1 uyarınca müvekkil ile vekil arasındaki gerçek vekalet ücretine ve HMK m.329/2 kapsamında kötüniyet disiplin cezasına da mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü yazısı, Bilirkişi raporu.
GEREKÇE,
Davacı taraf, davalıların birlikte hareket ederek şirketin her işlerini yargı önüne taşıdıklarını ve bu şekilde şirketin faaliyetlerinden beklenilen ekonomik gelirin azalmasına kadar çeşitli sonuçlara sebep olduklarını ve davalıların açmış olduğu bir çok dava sebebiyle davacı şirketlerin zarara uğradığını belirterek azınlık haklarını kötüye kullanmaları iddiası ile davalılardan ... ... A.Ş. İçin 800.000,00 TL , ... Ticaret Ltd.Şti. İçin 100.000,00 TL ve ... Madencilik için ise 100.000,00 TL talep etmiştir.
Dosya kapsamında davalıların açmış olduğu davalar sebebiyle davalıların azınlık haklarını kötüye kullanıp kullanmadıkları ve davacıların zarara uğrayıp uğramadıklarını belirlemek açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmış, dosyaya sunulan 09/01/2024 tarihli bilirkişi raporunda, davalıların davacı şirketlerde azınlık konumunda oldukları tespit edilmiş ve ticaret kanunu kapsamında azınlık pay sahiplerinin belirli haklara sahip olduğu, Anonim Şirketi ve Limited Şirketlerde çoğunluk pay sahiplerinin paylarının etkisi ile bir çok karar alabildiği ve bu kararların çoğunluk ilkesi sebebiyle tüm ortakları bağladığı, bu sebeple azlık konumda olan pay sahiplerinin zarar görmemesi için TTK'da azlık haklarının kabul edildiği ve düzenlendiği belirtilmiş ve TTK'da azınlık hakkının kötüye kullanılması durumunda bunun tabi olacağı yaptırımın açık bir şekilde hüküm altına alınmadığı fakat şirket topluluğu düzenlemelerinden olan TTK 208. Maddede , çoğunluğun doğrudan veya dolaylı olarak bir sermaye şirketinin paylarının veya oy haklarının en az %90'ına sahip olunması halinde azlık şirketin çalışmasını engelliyor, dürüstlük kuralına engel hareket ediyorsa, hakim şirketin azlığın paylarını varsa borsa değeri yoksa 202. Maddenin 2. Fıkrasında ön görülen şekilde belirtilen değerinde satın alınmasının mümkün olduğunun düzenlendiğini belirtmiş, davacının huzurdaki davada azınlığın dava hakkını kötüye kullanarak davalar açıp tedbir istemlerinde bulunduğunu belirterek tazminat talep ettiği belirtmiştir.
HMK 399/1 Maddesinde," Lehine ihtiyati tedbir kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür. "Hükmü düzenlenilmiş olup, davalıların açmış oldukları ihtiyati tedbir taleplerinde haksız olmaları durumunda HMK 399 maddesi düzenlemesi kapsamında dava açmaları mümkündür. Ayrıca yine davacı taraf, davalıların kendilerine aleyhine kötü niyetli olarak davalar açtığını belirtmiştir. HMK 329/1 Maddesinde de, "Kötüniyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamı veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebilir. Vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktar doğrudan mahkemece takdir olunur." HMK 329/2 maddesinde, "Kötüniyet sahibi davalı veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan taraf, bundan başka beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezası ile mahkûm edilebilir. Bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezası vekil hakkında uygulanır." Hükmü düzenlenmekte olup, davalıların açmış olduğu tedbir talepli davalarda kötü niyetli olmaları durumunda uygulanacak yaptırımlar HMK'da düzenlenmiştir.
Hak arama hürriyeti genel olarak kişinin bir hukuk devletinde yargı organları önünde davacı veya davalı olarak hak ve özgürlüğünü arayabilmek için başvurabilmesi ve iddia, savunma ile adil, hakkaniyete uygun uyuşmazlıktan önce mahkemeler önünde yargılanma hakkının bulunması olarak tanımlanmaktadır.
Anayasanın 36/1 maddesinde de, herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hükmünü içermektedir.
Dosyada aldırılan bilirkişi raporunda da, davacıların davalıların azınlık haklarını dürüstlük kuralına aykırı kullandığına ilişkin ve davacıları, davalı azınlık haklarını kullanmaları sebebiyle uğramış oldukları zararların tespit edilemediğinin bildirilmesi karşısında bir kişinin anayasa ile güvence altına alınan bir hakkını kullanmasından dolayı davacı tarafın aleyhlerine birden çok davalar açıldığı iddiasıyla tazminat talep etmesi hukuken mümkün değildir. Kaldı ki davacı taraf, davasında davalıların dava açması karşısında nasıl bir zarara uğradığını da ispatlayamamıştır. Bu sebeple davalıların davacı şirketlere karşı anayasada düzenlenen hakkını kullandıkları ve TTK'da azınlıklara tanınan kanuni haklarını kullandıkları anlaşıldığından davacıların davasının reddine karar verilmiş, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaması sebebiyle esasen her davacının davasının ayrı olduğu değerlendirilerek, davalı lehine her davacı yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle,
1-Davacıların davalarının reddine,
2-Harçlar yasası uyarınca belirlenen karar harcı olan 427,60-TL'nin, peşin alınan 17.077,50-TL harçtan mahsubu ile fazla 16.649,9‬0‬-TL nispi karar ve ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalılar tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalılar taraf vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davacı ... Turizm Tesisleri ve Yatırım A.Ş.'den alınarak davalılara verilmesine,
6-Davalılar taraf vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davacı ... Ticaret Limited şirketinden alınarak davalılara verilmesine,
7-Davalılar taraf vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 17.900,00-TL maktu vekalet ücretinin davacı ... madencilik Anonim Şirketinden alınarak davalılara verilmesine,
8-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.280,00-TL arabuluculuk ücretinin davacılardan tahsili ile hazineye irat kaydına,
9-Davacılar ve davalılar tarafından yatırılan gider avansından bakiye kalan kısmın, karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,
Dair, Taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 haftalık sürede HMK 341 maddesi uyarınca istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 14/02/2024

Katip ... Hakim ...
e-imzalı e-imzalı