T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2018/164
KARAR NO : 2024/514
DAVA : Tazminat (Uluslararası Hava Taşımacılğı Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 20/02/2018
KARAR TARİHİ : 05/07/2024
Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sözleşmesel edimin yerine getirilmemesi sebehi ile 2.000,00 TL maddi ve 250.000,00 TL manevi zararın tazminini dava ve talep ettiğini, 03.03.2017-06.03.2017 tarihli Almanya-Nürnberg'te organize edilen fuara gidecek gönderinin taşınması için davalı ile anlaştığını, davalının söz konusu fuarın anlaşmalı taşıma işleri organizatörü olduğunu, davalının pervasız ve ağır kusuru ile fuara katılacak kolilerin diğer müşterilere ait kolilerle karıştığını, fuarda silahların sergilenemediğini, gerçek ürünler yerine, ürünlere ait fotoğraflar ile fuara katılabilen davacının prestij kaybı yaşadığı, bütün masraflar ve emeğin boşa gittiği, muhtemel pekçok ticari anlaşmanın yapılamadığı, uluslararası güvenilirliğin zarar gördüğü, taşımaya verilen silahların halen iade dahi edilmediğini, edilemeyeceğini, varış yerine teslim edilemediğini, fuarın bu ürünler yönünden boş kaldığını, havayolu ile taşımalarda Montreal Konvansiyonu ile sınırsız sorumluluk getirildiği, maddi ve manevi zararların tazmini için işbu davanın ikame edildiğini, fazlaya dair haklar saklı tutularak, fuar harcamaları için 1000 TL, yoksun kalınan kazanç için 1000 TL, manevi zarar için 250.000 TL olmak üzere toplam 252.000 TL miktarın ödenmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının somut olaya konu taşımada taşıyıcı değil, taşıma işleri komisyoncusu sıfatı ile hareket ettiği, taşıyıcının dava dışı ... olduğunu, dört koli taşıması organize edilen yükün 1 kolisinin ambalaj ve işaretleme kaynaklı yanlışlık sebebi ile karıştırıldığı, davacının talebi ile 24.02.2017 tarihinde işlem göremeden geri getirilmesi talep edildiğini, mahrece iade işlemi yapıldığı ve ordino ile yükün davacının gümrük şirketine verildiğini, davacı taleplerinin hukuki mesnetten yoksun olduğunu, bunun defaten davacı yana bildirildiğini, henüz fuar zamanı gelmeden, bir adet kolinin geri taşınmasını talep eden ve geri taşınan koli için davacının zarar ve tazmin talebinin yerinde olmadığını, talep edilen masrafların muğlak, manevi tazminat talebinin fahiş olduğu, bir an için davalının sorumlu olduğu düşünülse bile, davalının sınırlı sorumlu olduğunu, brüt birim kg başına 17 SDR ile sınırlı sorumlu tutulabileceğini savunmuştur.
Taraflar arasındaki tartışma konusu olan husus her iki tarafın uygulanmasını talep ettiği "Montreal Konvansiyonu" hükümlerinin somut olayda uygulanmasının mümkün olup olmadığı, buna göre davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu maddi tazminata ilişkin alacak kalemlerinin ve manevi tazminat talebinin kabulünün mümkün olup olmadığı noktalarındadır.
Fuara teşhir edilecek ürünün Türkiye'den Almanya'ya havayolu ile taşınmasının ve davacıya tesliminin taraflar arasında kararlaştırıldığı, fuarda teşhir edilmesi gerekli olan ürünlerin davacı tarafından davalıya teslim edildiği, buna rağmen fuarda teşhir edilecek bu ürünlerin Almanya'da fuar için teslim alınamadığı, hatta dava tarihi itibariyle dahi resmi makamlarca davacıya tesliminin gerçekleştirilemediği, esasen resmi belgelerde yazmayan silah kolilerinin davacı tarafından teslim almasının dahi olası olmadığının beyan edildiği, bu noktada davalının dahi aksi yönden somutlaştırdığı vakıa ve delil sunmadığı, davacının teslimi gerçekleşmeyen ürünler nedeniyle ve bu ürünlerin fuarda sergileneceği beklentisiyle yapmış olduğu masraf kalemlerine dair belgeleri sunduğu tartışmazdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlıkların araştırılması için mahkememizce atanan bilirkişi tarafından hazırlanan 18/01/2019 tarihli rapora göre "dava konusu ihtilafın Montreal Konvansiyonu'na tabi olduğu, davalının "akdi taşıyıcı sıfatı" ile taşıma sürecinde rol üstlendiği, fili taşıyıcının yol açacağı zarardan sorumlu olacağı, davacıya ait ürünlerden bir kabın varma yerinde teslim edilememesi ve mahrece iade edilmek durumunda kalmasından dosyaya yansıyan deliller kapsamında davacının sorumlu olduğu, Montreal Konvansiyonu m.18/2-b gereği davalının ve/veya fiili taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı, mahrece iade edilen ve davacıya teslim edilmesi gereken bir kabın davacı tarafından iadesi veya bedelinin tazmin talebinin ise yerinde olduğu, mahrece iade edilen yükün davacıya teslim edildiği dosyada sabit olmadığından davalının taşıma nedeniyle sınırlı sorumluluk tutarı olan 1.292,00 SDR karşılığı ile sınırlı tazminattan sorumlu tutulabileceği, somut olayda iddia ve dosya kapsamı sair deliller gözetildiğinde davacının maddi ve manevi zararları toplamı olarak, davalının hüküm tarihi kurlarına göre sınırlı sorumluluk tavanından hesaplanacak tazminattan sorumlu tutulabileceği, eğer malın alıcısına geri teslim edildiği sabit olmazsa, hükmedilecek tazminata dava tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi uygulanabileceği," ifade edilmiştir.
Adı geçen rapora itirazlar sonucunda hazırlanan 06/05/2019 tarihli ek raporda ise "taşınan 4 kap eşyadan, kap eşyanın başka bir firma eşyası ile karıştırılmış olduğunun tarafların kabulünde olduğu, iş bu karışma olayına, davalı ... A.Ş. firması, kolinin yanlış ambalaj ve etiketlenmesini gerekçe gösteriyor ise de, bu hususta ispata herhangi bir görsel ya da belge bulunmadığından iddia olunan bu hususun ispata muhtaç olduğu, davacı ile davalı arasında fuar taşımacılığı kapsamında özellikli bir taşıma sözleşmesi akdedildiği, taşıma konusu mallardan adet kolinin karışıklık sebebiyle iade edildiği ve buna ilişkin masrafın davalı tarafından davacıya fatura edildiği; dava konusu bir adet kolinin iade edilmesi sebebiyle davalının sınırlı sorumluluğuna gidilmesinin söz konusu olmadığı. dava konusu kolinin ambalajlama ve etiketlemede yanlışlık yapıldığı iddiasıyla iade edilmesinde, fuar taşımacılığı sözleşmesi kapsamında davalı taşıyıcının sorumlu olduğu, davacının bu sebeple uğradığı zararları tanzim etmesi gerektiği, davacının fuara katılması ve teslim edilen ürünler ile teslim edilmeyen ürünler yerine onların fotoğraflarını kullanarak katılım sağlaması ite uğranılan kâr kaybının ispat edilememesi sebebiyle uğranılan maddi zararların hesaplanamadığı" bildirilmiştir.
Rapora itiraz üzerine ise bu defa 19/07/2019 tarihli raporu hazırlayan farklı bilirkişi kurulu ise heyete dahil olunan taşıma uzmanı bilirkişinin katılımı ile raporu hazırladıklarını açıkladıktan sonra "dosyada mübrez belgeler kapsamında yeniden yapıları inceleme ve değerlendirmeler neticesinde; kök rapordaki hususları tekraren; taşınan kap eşyanın başka bir firma eşyası ile karışlırılmış olduğunun tarafların kabulünde olduğu, iş bu karışma olayına, davalı ... A.Ş. firması, kolinin yanlış ambalaj ve etiketlenmesini gerekçe gösteriyor ise de, bu hususta ispata delil herhangi bir görsel ya da belge bulunmadığından, iddia olunan bu hususun ispata muhtaç olduğu, davacı ile davalı arasında fuar taşımacılığı kapsamında özellikli bir taşıma sözleşmesi akdedildiği, taşıma konusu mallardan kolinin karışıklık sebebiyle iade edildiği, buna ilişkin masrafın davalı tarafından davacıya fatura edildiği: dava konusu bir adet kolinin iade edilmesi sebebiyle kayıp ya da bir ziyan olmadığından, dava konusu kolinin ambalajlama ve etiketlemede yanlışlık yapıldığı iddiasıyla iade edilmesinde, özellikli taşımaya konu olan, fuar taşımacılığı sözleşmesi kapsamında davalı yanın sorumlu olduğu, dolayısıyla davacının bu sebeple uğradığı zararları davalı yanın tazmin etmesi gerektiği, davacının fuara katılması ve teslim edilen ürünler ile teslim edilmeyen ürünler yerine otların fotoğraflarını kullanarak katılımı sağlaması ile uğranıları kar kaybının ispat edilememesi sebebiyle uğranılan maddi zararların hesaplanamadığını," ifade etmişlerdir.
Bu rapora dahi itiraz üzerine bu defa, farklı bilirkişilerden oluşan, 01/02/2022 tarihli raporu sunan bilirkişi kurulu "taraflar arasında sonuç garantili bir taşıma sözleşmesinin akdedilmiş olduğu, davalı tarafın bu sözleşmeden doğan borcunu gereği gibi yerine getirmediği, davalının sözleşmeden doğan borcunu yerine getirememesi nedeni ile bu eylemi ile illiyet bağı içerisinde oluşan zararlardan sorumlu olacağı, davacının fuara asıl katılma amacının gerçekleşmediği, bununla birlikte fuarların düzenlenmesindeki diğer amaçların gerçekleşmiş olduğu, açıklanan nedenlerle davacının fuara asıl katılma amacının tüm menfaat toplamı içerisinde %75lik bir orana sahip olduğu, fuar için yapılan masrafların %75'lik kısmının karşılıksız kalmış olması sebebi ile bu miktarın fiili zarar olarak değerlendirildiği, tazmin edilmesi gerektiği, bu itibarla oluşan” 16.100,02 Euro(124.614,16 TL)'lik * 3.628,00 TL maddi zararın %75'ine tekabül eden 12.075,00 Euro (93.460,62 TL) 4 3.628,00 TL — 97.088,62 TL toplam kısmından davalının sorumlu olduğu, davacının, tazminat talebine dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasa gereği yıllık “49,75 oranından başlayacak değişen oranlarda faiz işletilmesi gerekeceği, maddi zarar kapsamında iddia olunan yoksun kalınan kâr kalemi ile ilgili olarak muhtemel zarar türündeki bu zararların kesinlikle gerçekleşeceğine ilişkin dosyada herhangi bir belge bulunmaması nedeni ile ispatlanamadığı ve bu nedenle hesaplanmadığı, manevi zarar kapsamında yer alabilecek olan ticari itibarın zedelenmesine ilişkin iddianın da makul olmakla birlikte hesaplanmasının alanımız dışında olması ve bu konuda fuar düzenlemeleri konusunda bir bilirkişiden yardım alınabileceği" noktasında görüşlerini açıklamışlardır.
6100 sayılı HMK m.275 hükmü dahi bilirkişi kurulunun raporlarını hazırlayabilmeleri için fuar konusunda uzman bir bilirkişinin katılımını talep etmeleri yapılan yargılama esnasında uygun görülmekle, bu defa fuar konusunda ehil bilirkişinin katılımıyla yeniden rapor alınması sağlanmıştır.
Bu defa hazırlanan 29/08/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda ise "taraflar arasında sonuç garantili bir taşıma sözleşmesinin akdedilmiş olduğu, davalı tarafın bu sözleşmeden doğan borcunu gereği gibi yerine getirmediği, davalının sözleşmeden doğan borcunu yerine getirememesi nedeni ile bu eylemi ile illiyet bağı içerisinde oluşan zararlardan sorumlu olacağı, davacının fuara asıl katılma amacının gerçekleşmediği, bununla birlikte fuarların düzenlenmesindeki diğer amaçların gerçekleşmiş olduğu, açıklanan nedenlerle davacının fuara asıl katılma amacının tüm menfaat toplamı içerisinde %75lik bir orana sahip olduğu, fuar için yapılan masrafların %75lik kısmının karşılıksız kalmış olması sebebi ile bu miktarın fiili zarar olarak değerlendirildiği ve tazmin edilmesi gerektiği, bu itibarla oluşan” 16.100,02 Euro (124.614,16 TL)'lık + 3.628,00 TL maddi zararın %75'ine tekabül eden 12.075,00 Euro (93.460,62 TL) + 3.628,00 TL = 97.088,62 TL toplam kısmından davalının sorumlu olduğu, davacının, tazminat talebine dava tarihinden itibaren 3095 sayılı yasa gereği yıllık %9,75 oranından başlayacak değişen oranlarda faiz işletilmesi gerekeceği, maddi zarar kapsamında iddia olunan yoksun kalınan kâr kalemi ile ilgili olarak muhtemel zarar türündeki bu zararların kesinlikle gerçekleşeceğine ilişkin dosyada herhangi bir belge bulunmaması nedeni ile ispatlanamadığı ve bu nedenle hesaplanmadığı, manevi zarar kapsamında yer alabilecek olan ticari itibarın zedelenmesi nedeniyle uygun görünecek bir manevi tazminatı davalıdan tahsili ile davacıya verilmesi gerektiği" bildirilmiştir.
Adı geçen raporların sunulmasından sonra 2020 yılı itibariyle yapılan ıslaha rağmen yeniden sunulan bedel arttırımına dair ıslah dilekçesi ve dava değeri nedeniyle ve 5235 sayılı Kanunun m.5/f.3-2. cümle hükmü uyarınca dosya mahkememiz heyetine aktarılmıştır.
Bilirkişi kurulu raporlarında ifade edilmese de uyuşmazlığın esası ile ilgili değerlendirme yapılmadan önce MÖHUK m.1/2 hükmü uyarınca milletlerarası antlaşmaların uygulaması alanına giren eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmelerde anlaşma hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Zira ilgili hüküm milletlerarası antlaşmaları açıkça saklı tutmuştur. Bu nedenle uyuşmazlık açısından MÖHUK m.29 hükmünün uygulanma kabiliyeti tartışılmadan önce milletlerarası antlaşmanın var olup olmadığı araştırılmalıdır. (Prof. Dr. Nuray Ekşi, 5718 sayılı MÖHUK madde 59; Prof. Dr. Hüseyin Ülgen Taşıma Hukuku, İstanbul 236)
Somut olayda gerek yukarıda açıklanan rapor içerikleri, gerek dosya kapsamı karşısında davalının taşıma sonucunu garanti eden kişi konumunda olduğu, bu suretle akdi taşıyıcı konumunun bulunduğu, bu taşımanın havayolu ile gerçekleştirildiği, taşımanın ...'den ...'ya yapılacak bir taşımayı içerdiği, bu amaçla taraflar arasında ücret kararlaştırıldığı, davalı taşıyıcının taşıma sonucunu garanti etmiş olmakla fiili taşıyıcı konumunda bulunan ... firmasının dahi taşımada rol aldığı, ancak davalı akdi taşıyıcı ile fiili taşıyıcı arasındaki bu iç ilişkinin davacı ile davalı arasındaki akdi ilişki nedeniyle davacı aleyhine sonuç doğurmayacağı, fiili taşıyıcıdan kaynaklanan nedenlerden dolayı ise taraflar arasındaki taşıma akdinin sonuç garantili olduğu, her hâlükârda kural olarak davalı akdi taşıyıcının sorumluluğunun bulunduğu, bu taşınmanın açıklanan unsurları gözetildiğinde ise öncelikle hangi hukukun uygulanacağının tespiti önem arz etmektedir.
Bilindiği üzere Montreal Konvansiyonu madde 1 hükmü uyarınca, ücret karşılığında, hava aracı ile yapılan bütün uluslararası yolcu, bagaj ve kargo taşımaları bu antlaşmanın kapsamı içindedir. Ayrıca adı geçen madde içeriği dikkate alındığında, ücretlerin hava aracına kendisi tarafından karşılandığı ücretsiz taşımalarda dahi bu antlaşma hükümleri uygulanacağı belirtilmektedir. Yine bilindiği üzere Montreal Konvansiyonunun uygulama alanı genel olarak Varşova Antlaşması ile aynıdır.
"Dava, havayolu taşıma sözleşmesi uyarınca uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Somut olayda uyuşmazlığın uluslararası hava taşıma sözleşmesi olan Montreal Konvansiyonu kapsamında kalıp kalamayacağına dair emsal Yargıtay uygulamaları dikkate alınmıştır.
"Davacı vekili, müvekkilinin Moskova’da yapılacak fuarda teşhir edilecek ürünlerin taşınması için davalıyla sözleşme yapıldığını, davacının ürünleri varış yerine teslim edilmediği gibi iade de edilmediğini, nakliye bedelinin de ödendiğini ileri sürerek, 2.045 TL mal bedeli, 1.709,88 TL nakliye ücreti, 6.514 TL fuar, yol, konaklama masrafları ve fuara katılamamaktan dolayı uğramış olduğu şimdilik 10.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminatın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı ile davalı arasındaki taşıma sözleşmesi gereğince hava yolu ile taşınacak emtianın varış yerine teslim edilmediği, davacının fuar standının boş kaldığı, Varşova Sözleşmesinin 25/1 maddesi gereğince kasıtlı davranış veya eş sayılabilecek kusurdan dolayı davalının sorumluluğu kaldıran veya sınırlandıran hükümlerden faydalanamayacağı, davacının mal bedeli 2.045 TL, taşıma ücreti 1.709,88 TL ve fuar harcaması 6.514 TL olmak üzere toplam 10.268,88 TL talep edebileceği gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak 10.000 TL maddi tazminatın tahsiline, manevi tazminat talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacının maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince, dava hava yük taşımasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, davacı dava dilekçesinde 2.045 TL mal bedeli, 1.709,88 TL nakliye ücreti, 6.514 TL fuar, yol, konaklama masraflarına ilaveten 10.000 TL maddi tazminat talep etmiş, mahkemece toplam 10.000 TL maddi tazminat talep edildiği ve ... Konvansiyonu'nun 25. maddesi gereğince davalının sınırsız sorumlu olduğu kabul edilerek 10.000 TL maddi tazminata hükmolunmuştur. ... Konvansiyonu'nun 25. maddesi, 4 sayılı Montreal ek protokolünün 9. maddesi ile değiştirilmiş olup yük taşımalarında her halükarda taşıyıcının sınırlı sorumlu olduğu kabul edilmiş olup, ilke olarak mahkemece taşıyıcının sınırsız sorumlu olduğunun kabulü doğru olmadığı gibi, yukarıda belirtildiği üzere davacının toplam 20.268,88 TL maddi tazminat talebi olduğu halde, 10.000 TL’nin üzerindeki kısım için herhangi bir karar verilmemiş olması doğru görülmemiştir. Bu durumda, davacının toplam 20.268,88 TL maddi tazminat talep ettiği, davalı taşıyıcının Varşova Konvansiyonu'nun 25. maddesi gereğince sınırlı sorumlu olduğu göz önüne alınmak ve usulü kazanılmış haklarda ihlal edilmemek koşuluyla davacının fazlaya dair maddi tazminat talebiyle ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir." (Yargıtay 11.HD 2009/14499E. 2011/7101K.sayılı kararı)
şeklindeki gerekçeden anlaşılacağı üzere somut davada fuarda teşhiri gereken ürünlerin taşıyıcı tarafından süresi içinde alıcıya teslim edilmediği, hatta fuar için teslim edilmeyen bu ürünlerin dava dosyamızdaki somut olayda olduğu üzere dahi davacıya iadesinin dahi yapılmadığı, davacının fuara katılım için yapmış olduğu harcamaların ise tazminat talebine konu edildiği, Yargıtay'ın ise söz konusu olayda Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanma kabiliyetini kabul ettiği, sadece sorumluluğunun sınırlı olup olmadığı hususunun tartışılması noktasında bozma kararı oluşturduğu açıktır. Adı geçen emsal karardaki davacının konumu, davalının konumu, zarara yol açtığı ileri sürülen vakıa, zarar kalemleri, zararın oluşma şekli dahi dikkate alındığında somut davada olay tarihindeki Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanmasının söz konusu olacağı değerlendirilmiştir.
Somut olayda ... arasında gerçekleştirilen havayolu taşımalarında davalı şirket, bilirkişi kurulu raporundan ve taraflar arasında varlığı tartışmasız ilişkiden anlaşılacağı üzere akdi taşıyıcı konumundadır. Bu nedenle dahi somut olayda Montreal Konvansiyonunun uygulanmasına dair davalının konumu bu yönden dahi irdelenerek Montreal Konvansiyonunun uygulanma durumu değerlendirilmiştir.
Yargıtay uygulamasında da kabul olunduğu üzere "Varşova Konvansiyonu’nun 4 sayılı Montreal Protokolü ile değişik 19. maddesi hükmüne göre taşıyıcı, hava taşımasındaki yolcu, bagaj veya eşyanın gecikmesinden doğan zarardan sorumludur. Gecikme halinde taşıyıcının sorumlu olduğu miktarın nasıl belirleneceği ise, ... Protokolünün 4 Sayılı Montreal Protokolü ile değişik 22. maddesinde düzenlenmiştir. Yolcu ve bagaj taşımasında taşıyıcının sınırlı sorumluluğunun istisnası da, Protokolün 25. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre taşıyıcının veya adamlarının zarar vermek kasdıyla veya zararın doğması ihtimali olduğunu bilerek pervasızca yaptıkları bir hareket veya ihmal sonucunda zararın doğduğunun ispatı halinde, 22.maddede belirtilen sorumluluk sınırlamaları uygulanmayacaktır. Açıklanan Protokol hükümlerinde, bagajın geç teslimi nedeniyle doğrudan meydana gelen zarar veya dolaylı zarar ayırımı da yapılmamıştır. Bu nedenle mahkemece, dava konusu bagajın gecikmesinde Protokolün 25. maddesinde yazılı “taşıyıcının veya adamlarının zarar vermek kastıyla veya zararın doğması ihtimali olduğunu bilerek pervasızca yaptıkları bir hareket veya ihmal” hallerinden herhangi birisinin bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise, hangi halin söz konusu olduğunun tartışılması," gerekir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2008/11556 E. 2010/2304 K. sayılı ilamı)
Görüldüğü üzere somut olayda hava taşıma sözleşmesine konu eşyanın fuarda sergilenmesi gerektiği halde bu noktada gecikmenin ortaya çıktığı, bu gecikme nedeniyle ürünlerin fuarda sergilenemediği açıktır.
Bu suretle somut olayda akdi taşıyıcı konumunda bulunan davalının, fuar ile ilgili masraflardan dolayı sorumlu olup olmadığının, doğrudan zarar veya dolaylı zarar ayrımı yapılmadan Montreal Konvansiyonu çerçevesinde tartışılması ve değerlendirilmesi gerekecektir.
Nitekim Yargıtay uygulaması ile uyumlu ve mahkememizdeki somut olay ile ilgisi bulunan BAM kararında yapılan yargısal değerlendirmede de "Montreal Sözleşmesinin 31.m. “(1) Kontrol edilmiş bagaj ya da kargoyu teslim almaya yetkili şahıs tarafından şikayetsiz olarak alınması, bagaj ya da kargonun iyi koşullarda ve sırasıyla Madde 3’ün 2.paragrafında ve Madde 4’ün 2.paragrafında anılan taşıma dökümanına ya da farklı yöntemlerin içerdiği kayıtlara uygun olduklarına dair kesin olmayan karine teşkil eder.(2)Hasar durumunda, teslim almaya yetkili şahıs hasarın fark edilmesinden sonra derhal ve en geç kontrol edilmiş bagajlar durumunda alınan tarihten itibaren 7 gün içerisinde ve kargo halinde de anılan tarihten itibaren 14 gün içerisinde taşıyıcıya şikayette bulunmalıdır. Gecikme durumunda şikayet, kargonun kendi kullanımına verilmiş olması gereken tarihten itibaren 21 gün içerisinde yapılmalıdır. (3)Her şikayet, yazılı olmalı ve sözü edilen süreler içerisinde verilmeli ya da gönderilmelidir. (4) Eğer yukarıda bahsedilen süreler içerisinde bir şikayette bulunulmazsa, taşıyıcının kötü niyeti olması dışında, taşıyıcı aleyhinde bir dava olamaz.” şeklindedir.
Somut olaya döndüğümüzde, bilirkişi kurulu raporlarında irdelenmese de davacı, davalının söz konusu taşıma hususunda süreye riayet etmediğini ileri sürmediği gibi davacının söz konusu taşınmada gecikmeye bağlı olarak oluştuğunu beyan ettiği zarar açısından ise Montreal Konvansiyonunun 31/2 hükmü uyarınca davalıya teslim öncesi dahi şikayette bulunduğuna dair belge sunulmuş, dava dilekçesine eklenmiştir. Davacı vekili somutlaştırılan, 23/02/2017 tarihli olup dava dilekçesine eklenen belge ile bu şikayetini dile getirmiş olup bu şikayetinin varlığına yönelik herhangi bir inkar ise mevcut değildir. O halde yine yasal sürede bir şikayette bulunduğuna dair bilgi veya belge sunulmuştur.. Yine Konvansiyonun 31/4 m. uyarınca davalı tarafın pervasızca hareket etmiş olduğunun dahi dava dilekçesinde beyan edilmesi, ayrıca davalının taşımaya ilişkin sonucu garanti etmesi karşısında sorumluluğunun en geniş şekilde değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ilk bilirkişi tarafından sunulan rapor dışındaki diğer raporlar ve yukarıda açıklanan somut olayın özellikleri dahi dikkate alındığında davalının pervasızca olarak ifade edilebilecek şekilde hareket ettiği, bu noktada ağır kusurlu bulunduğu mahkememizce değerlendirilmiştir. (İstanbul BAM. 12. HD. 2018/1305 E. 2020/409 K. sayılı ilamından hareket edilmiştir.) Davalı taşıyıcı aleyhine dava açmaya bu yönden de engel yoktur.
Yukarıda alınan hükümler dikkate alındığında taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın Montreal Konvansiyonu kapsamında kaldığı, zira tarafların bile adı geçen uluslararası hava taşımaya dair antlaşma çerçevesinde ihtar ve savunmalarını dile getirdikleri mahkememizce kabul edilmiştir.
O halde, 14/04/2009 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ve 5866 sayılı Kanun ile onaylanan 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu'na Türkiye’nin, 26/03/2011 tarihinde taraf olduğu, bu tarihten önce meydana gelen vakıalara ilişkin ihtilaflar Varşova/Lahey Konvansiyonu ve 4 sayılı Montreal Protokolü çerçevesinde ele alınırken, bu tarihten sonra meydana gelen vakıalara ilişkin ihtilafların 1999 tarihli Montreal Konvansiyonu'na göre çözüme kavuşturulması yasal açısından zorunluluk arz etmektedir.
Davacının dava dilekçesinin belirsizlik içerdiği yargılama aşamasında tespit edilmiştir. Buna göre özellikle dava dilekçesinin "netice ve talep" kısmının "hala iade edilmeyen..."ibareleriyle başlayan cümlenin maddi yazım hatası sonucu oluşup oluşmadığı, esasen bu hususa ilişkin konu kısmında talep olmadığı, harcın dahi yatırılmadığı, hatta hiçbir aşamada beyan ve rapor dahi sunulmadığı anlaşılmakla birlikte HMK m.31 hükmü uyarınca 05/07/2024 bu belirsizlik davacı vekiline sorulmuş, davacı vekili bu hususunun dava konusu olmadığını, yatan bir harcın bulunmadığını, bu şekilde dava dilekçesinin 4 numaralı maddesinin dava konusu olmadığını belirterek belirsizliği giderdiğini belirtmiştir.
İkinci bilirkişi raporunun kök ve ek raporu karşısında davalı akdi taşımacı olup sonuç garantili taşıma sözleşmesi akdeden konumundadır. Bu sıfatı nedeniyle sorumluluğunun geniş olacağı esastır. Somut olayda taşıma sırasında davacının gecikme nedeniyle uğradığı bir ziyan veya hasar değil mahrece iade söz konusudur. Ambalajlanma ve etiketlenmeden kaynaklı olarak bir adet koli geri gönderilmiş ise de davacının gönderen olarak herhangi bir kusurunun bulunduğu ispatlanmamıştır. Bir adet koli bakımından hava taşımacılığı ile ilgili davalının üstlenmiş olduğu ve bir anlamda sonuç garantili olan taşıma sözleşmesine bu suretle aykırı hareket ettiği benimsenmiştir. Davalı tarafın yanlış ambalaj ve etiketleme ile ilgili davacıya istinat etmiş olduğu vakıaların hayatın olağan akışına uymadığı, bu noktada davacıya atfedilen ve ispatlanmış bir kusur durumunun mevcut olmadığı yine davacının yanlış ambalaj ve etiketleme yaptığı noktasında herhangi bir delil durumunun mevcut olmadığı mahkememizce benimsenmiştir.
Meydana gelen taşımadaki kusurun niteliği karşısında gerek ikinci bilirkişi kurulu ve gerek üçüncü bilirkişi kurulu rapor içeriği nedeniyle davalının ağır kusurlu olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Esasen taşımanın sonuç garantili olması karşısında davalının üzerine düşen her türlü yükümlülüğü özenle yerine getirdiği ispatlanamadığı gibi sonuç garantili taşımada akdi taşıyıcı olan davalının gerekli denetlemeleri ve onayları alması durumunda bu sonucun ortaya çıkmayacağı mahkememizce değerlendirilmiştir. O halde adı geçen Konvasiyonun madde 22/5 hükmü dikkate alındığında sınırlı sorumluluk hesabı yapılamaması gündeme gelebilir.
Bu genel açıklamalardan sonra davacının objektif dava yığılmasına konu olan her bir talebi hakkında ayrı ayrı inceleme yapılacaktır.
a)Davacının ilk talebi fuara katılım için gerçekleştirilen karşılıksız kaldığı takdir olunan masraflardan doğan zarara ilişkindir. Davanın tek hakimli olarak görüldüğü aşamada değişik nedenlerle farklı bilirkişi kurullarından raporlar alınmıştır. Bu raporlar tek tek irdelendiğinde adı geçen zarar kalemine ilişkin olarak SMM ...ve Doç. ... 01/02/2022 tarihli bilirkişi kurulu raporunda davacının fuara katılım için gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı beyan edilen masrafları ile ilgili dosyaya sunmuş olduğu dayanak fatura içeriklerinin tek tek değerlendirildiği, bu masraf kalemlerinin davacı firmanın fuara katılmasına rağmen üretmiş olduğu yeni ürünleri sergileyememesi, fuardan elde etmeyi beklediği sonucu elde edememesi nedeniyle yapmış olduğu masrafların karşılıksız kaldığı, bununla birlikte davacının fuara katılıp fuardan beklenen diğer amaçların gerçekleşmesi nedeniyle elde ettiği bir yararı bulunsa da bu yararın elde edilmesinin beklenen yararının ancak %25'lik kısmına denk geleceği, %75'lik kısmının karşılıksız kaldığı, yapılan tüm hesaplamalar sonrasında ise 16.100,02 Avro maddi zararın %75'ine tekabül eden 12.075,00 Avro olduğu belirtmişlerdir.
Adı geçen rapora itiraz üzerine bu defa mevcut bilirkişi kuruluna fuar konusunda uzman bilirkişi dahil edilerek zarar kalemine ilişkin olarak yeniden hesaplama yapılmıştır. Fuar uzmanı olan bilirkişinin dahi katılımıyla sunulan 28/08/2022 tarihli raporda dahi davacının, davalı tarafın hava yolu ile yapılacak olan taşımadan doğan borcunu tam olarak yerine getirememesi nedeniyle davacının fuara katılmasındaki bir kısım amaçlar gerçekleşmiş olsa da fuara asıl katılma amacının gerçekleşmediği, fuara asıl katılma amacının tüm menfaat toplamı içerisinde ise %75'lik bir menfaat oranına sahip olduğunun takdir edildiği, bu nedenle fuar için yapılan %75'lik kısmının karşılıksız kaldığı, bu itibarla dayanak belgeler incelendiğinde fuar için yapılan ve karşılıksız kalan masrafın 16.100,02 Avro olduğu bu maddi zararın %75'ine tekabül eden kısmın ise 12.075,00 Avro olduğu hesaplanmıştır.
Gerçekten adı geçen bilirkişi kurulu raporlarında da irdelendiği üzere davacı tarafın fuar için yapıldığını belirttiği, faturasını sunduğu masraf kalemleri, ayrıca davacının sıfatı ve yapılan taşıma sözleşmesinin içeriği, amaçlanan hususlar, davalının taşımayı garanti eden kişi olarak bu masraflara karşılıksız kalmasında önemli ölçüde yol açan taraf olması dikkate alındığında hesaplanan bu zarar kalemleri ile ilgili davalının sorumlu olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Ancak davalının sorumlu olduğu bu masraf kalemlerine isabet eden toplam masraf tutarlarının ne kadarlık kısmından sorumlu olduğu veya olmadığı değerlendirilmelidir.
"Davaya konu havayolu taşıması Türkiye-Almanya arasında gerçekleştirilecek olup, uyuşmazlıkta Montreal Konvansiyonu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda; davacı şirkete ait olup Almanya'daki fuar standında kullanılacak malzemenin, taşınması amacıyla davalı ile sonuç garantili taşıma sözleşmesinin yapıldığı, bu amaçla davalıya teslim edildiği, taşıma konusunun mahrece iade olduğu, davacıya da dava tarihinde bile teslim edilmediği, davacıya atfedilen kusurun varlığı ispatlanamadığı, davalı akdi taşıyıcının taşıma sözleşmesinden kaynaklanan edimini yerine getirmemesinde kendi kusurunun bulunmadığını ispatlayamadığı, bu nedenle karinenin davalı aleyhine olduğu, zarar ile davalıya atfedilen uygun nedensellik bağı olduğu, belgeye dayalı masraf kalemlerinin ise yapıldığı, değerlerin mahkememizce atanan bilirkişi kurulu raporlarında irdelendiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda anılan Montreal Antlaşmasının m.19 göre; taşıyıcı, hava yoluyla yolcu, bagaj ve yük taşımasında gecikmeden doğan zararlardan dolayı sorumludur. Bununla beraber, eğer taşıyıcı kendisi veya kendi adamları ya da temsilcilerinin zararın gerçekleşmesini önlemek için makul ölçüde alınması gereken bütün önlemleri aldığını veya bu türden önlemlerin alınmasına imkân bulunmadığını ispatlarsa sorumluluktan kurtulur.
Bu kapsamda somut olayda, söz konu havayolu taşıma ile ilgili davalı şirketin üzerine düşen edimini yerine getirmemesi nedeniyle davalı akdi taşıyıcının zarardan sorumlu olacağı açıktır. Bu nedenle somut olaydaki açıklanan haller gözetildiğinde akdi taşıyıcı olan davalının sonuç garantili taşımayı üstlenmesi nedeniyle sınırlı sorumluluğu kabul tartışılmalıdır. Zaten bu nedenle sunulan raporlardan sonra davacı vekili, davalı firmanın meydana gelen kayıplardan dolayı sınırsız sorumlu olduğu düşüncesiyle 07/07/2020 tarihli dilekçe ile fuara katılım için gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı beyan olunan talep ettiği 1.000,00-TL'lik miktarı 50.000,00-TL'ye yükseltmiştir. Hatta sonraki aşamalarda ve ayrıca davacı vekili bu miktarı dahi yeniden arttırıcı nitelikte dilekçesinin sunmuştur.
Davacının bu zarar kalemleri ile ilgili dava dilekçesinde belirtmiş olduğu 1.000,00-TL'lik zarar kaleminin her hâlükârda oluştuğu, sınırlı veya sınırsız dahi olsa da davacının taşımadaki asıl amacının gerçekleşmemesi nedeniyle davacının bu miktar kadar her hâlükârda zararının bulunduğu yukarıda atıf yapılan raporlar ile ortaya çıkmıştır.
Ancak davalı vekilince, davacı tarafın 07.07.2020 tarihli dilekçesine karşı zamanaşımı ileri sürülmese de sonraki arttırım dilekçesine karşı bu defa zamanaşımı defi ileri sürmüştür. Bilirkişilerin raporlarında süre aşımı olup olmadığı da irdelenmemiştir.
Yargıtay HGK ve bu kararı esas alan İstanbul BAM. 12. HD. kararında da belirtildiği üzere:
Montreal Konvansiyonunun 35/1. maddesine göre, "Eğer varma yerine ulaşma tarihinden veya uçağın varması gereken ya da taşımanın sonlandığı tarihten itibaren iki yıl içerisinde dava açılmazsa tazminat hakkı düşer". Konvansiyonda öngörülen bu sürenin zamanaşımı süresi mi yoksa hak düşürücü süre mi olduğu hususu tartışmalıdır. Doktrinde benimsenen hakim görüş uyarınca bu süre hak düşürücü süre niteliğindedir. Kaldı ki 1929 tarihli ... Konvansiyonu'nun orijinal Fransızca metninde de hak düşürücü süre anlamına gelen "delai de decheance" ifadesi kullanılmıştır. Buna göre söz konusu süre, kesilmeyen, durmayan, mutlak nitelikte bir süredir (Tuba Birinci Uzun, Uluslararası Hava Taşımalarında Taşıyıcının Sorumluluğu, s. 161-163). Bu kapsamda Montreal Konvansiyonunun 35/1. maddesindeki iki yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğunun kabulü gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 107/1 maddesi gereğince; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi, belirsiz alacak davası ile mümkündür. Belirsiz alacak davasında davacının iddianın genişletilmesi yasağı olmadan ve karşı tarafın rızasına ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabileceği kabul edilmiş, maddenin gerekçesinde de bu dava ile ilk dava tarihinde zamanaşımının kesileceği belirtilmiştir. Söz konusu hüküm ile alacak miktarının belirsiz olduğu durumlarda davacıya dilerse belirsiz alacak davası, dilerse de kısmi dava açabilme imkanı getirilmiştir. Somut olayda davacının zararı belirlenebilir niteliktedir. Nitekim dava dilekçesinde de zarar kalemleri ve miktarları açıkça belirtilmiştir. Dilekçe içeriğinde de davanın belirsiz alacak davası olduğuna dair bir ibare bulunmamaktadır. Bu nedenle dava, kısmi dava niteliğindedir. Bu durumda ise dava konusu edilmeyip, sonradan ıslah veya talep artırım dilekçesiyle ile talep edilen kısım bakımından, ıslah veya talep artırım tarihi itibariyle alacağın zamanaşımına veya hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığının tespiti gerekmektedir. Bu kapsamda kısmi dava olarak açılan bu davada ıslaha yönelik dava değer arttırımı 07/07/2020 olduğu, fuarın yapılacağı tarihin 03/03/2017-06/03/2017 olduğu buna göre varma yerine ulaşma tarihinden itibaren ilk ıslahın dahi iki yıllık hak düşürücü süre sonrası yapıldığı buna mukabil belirtilen zarar kalemine ilişkin 1.000,00-TL ile ilgili davanın 20/02/2018 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde talebin hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmüş olsa dahi ıslah niteliğindeki 07/07/2020 tarihli ıslah dilekçesinin ve buna mukabil ve usulen ıslah ve bedel arttırımı olarak nitelendirilemeyecek tüm dilekçelerin dahi aslında iki yıllık hak düşürücü süreden yapıldığı açıktır. Bu davanın kısmi dava olması nedeniyle bedel arttırımına yönelik ikinci dilekçe ıslah veya bedel arttırım dilekçesi olamayacağından usulen sonuç doğurması ise zaten mümkün bulunmamaktadır.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.07.2021 tarih 2021/9-485 esas 2021/971 karar sayılı ilamında da; "... davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesinin gerekli olduğu, belirleyememe hâlinin, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanması gerektiği, alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denildiği, bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesinin gerekli olduğu, kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılmasının gerekmediği, dava dilekçesindeki açıklamalardan, davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutulması ya da alacağın şimdilik bir miktarının dava edildiği şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu hususun davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayıldığı, belirsiz alacak davası, niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişinin bunu açıkça dilekçesinde belirtmesi gerektiği ..." belirtilmiştir. Bu durumda ise somut olayda dava konusu edilmeyip, sonradan ıslah veya talep artırım dilekçesiyle ile talep edilen kısım bakımından, ıslah tarihi itibariyle, açıklanan varma yerine ulaşma tarihinden itibaren hesaplanan anlaşmada öngörülen iki yıllık hak düşürücü süre dolmuştur. Bu nedenle ıslah konusu edilmek istenilen ve fuara katılım için gerçekleştirilip karşılıksız kaldığı iddia olunan zarar kalemleri ile ilgili tüm kısımlar yönünden hak düşürücü süre nedeniyle talebin reddi gerekmiştir. (İstanbul BAM 12. HD. 2020/285 E. 2022/1534 K. sayılı ilamından hareket edilmiştir.)
Öte yandan davacının bu kaleme ilişkin olarak ve taraflar arasındaki ilişkinin ticari ilişki olması sebebiyle avans faizi isteyebileceği açıktır. Davacının dava öncesi temerrüte esas olabilecek açık miktar ve açık bir süre belirtilmek suretiyle davalıyı temerrüte düşürme noktasında davacı lehine somutlaştırılmış bir belge yoktur. Her ne kadar ihtarname düzenlenmiş ise de Yargıtay uygulamasında da kabul olunduğu üzere temerrütün oluşabilmesi için açıkça bir rakamın belirtilmesi ve ayrıca belirtilecek bu miktarın ödenmesi için süre verilmesi zorunludur. Bu nedenlerle ise davalının en erken dava tarihi itibariyle temerrüte düşmüş olduğu ispatlanmıştır.
Hal böyle olunca davacının fuara katılım için gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı taktir edilen 1000-TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, hükmedilen 1000-TL'ye dava tarihi olan 20/02/2018 tarihinden itibaren TCMB'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine, bu kalem ile ilgili fazlaya ilişkin talebin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
b)Davacının objektif dava yığılmasına konu olan diğer talebi manevi tazminata ilişkindir.
Davacı şirket silahlarını pazarlayamadığını, yapma ihtimali olan pek çok ticari antlaşmayı yapamadığını, sipariş alamadığın, bu nedenle uluslararası güvenilirliklerinin zedelendiğini, prestij kaybının oluştuğunu, ileri sürerek manevi tazminat talep etmiştir.
6098 sayılı Borçlar Kanunu’nda borca aykırılıktan doğan sorumluluk nedeniyle manevi tazminat talep edilebileceği hususu özel olarak düzenlenmiş değildir. Gerek doktrinde gerekse uygulamada kabul olunduğu üzere somut olayda olduğu gibi akde aykırılık münhasıran manevi tazminatı gerektiren bir hal olarak kabul edilememektedir. Elbette somut koşul ve vakıaların ileri sürülmesi, kişilik hakkının zedelendiğinin ispatlanması durumunda ise manevi tazminata hükmedilmesine ise engel hal bulunmamaktadır. Buna göre gerek yargısal uygulamada gerekse doktrinde manevi tazminata hükmedilmemesinin kural olarak kabul olunduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır. O halde sorun bu kuralın aksine olacak şekilde manevi tazminata hükmolunması koşullarının oluşup oluşmadığıdır.
Davalının, hava taşıma sözleşmesi gereği edimini yerine getiremediği, teşhir edilecek ürünü varma yerine süresi içerisinde teslim etmediği, hatta davalının sorumluluğu karşısında ürünün dava tarihi itibariyle davacıya tesliminin yani iadesinin dahi yapılamadığı, aksine somutlaştırılmış vakıa ve delil durumunun olmadığı açık ise de davacı şirketin kişilik haklarının ne şekilde ihlal edilmiş bulunduğu noktasında somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu mevcut değildir. Zira davacı şirketin ürünü fuarda teşhir edememesi münhasıran ve tek başına davacının kişilik haklarının ihlaline yol açıcı nitelikte değildir. Aksi halde taşıma sözleşmesine uygun olarak edimin yerine getirilemediği tüm haller için manevi bir tazminat hükmedilmesi gerekebilecektir. Bu sonuç manevi tazminatın şartlarına ve sözleşme hukukuna aykırıdır. Ürünün teşhiri ticari amaç ile yapılan bir faaliyettir. Bu faaliyetin yerine getirilmemesinin sonucu, ispatlandığı takdirde elbette bir maddi zararı gündeme gelebilecektir. Yine somut talep nedeniyle, davacının kişilik haklarının bu noktada zedelendiği ile ilgili açık vakıaların ileri sürülmesi ve somutlaştırılması durumunda ise manevi tazminat talebine hükmedilmesi ise ihtimal dahilinde olabilecektir.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Buna göre davacı durumundaki şirketin, hava taşıma sözleşmesi çerçevesinde eşyanın fuara teslim edilememesi nedeniyle manevi zarara uğradığı noktasında somutlaştırdığı vakıa ve delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Nitekim Yargıtay 11. HD.'nin bir kısım uygulamasında, davacı şirketin fuarlarda sergilenecek ürünlerinin taşınması noktasında anlaşmanın sağlanmış olmasına rağmen ürünlerin fuarda sergilenememesi nedeniyle davacı şirketin uğradığını iddia etmiş olduğu manevi tazminat taleplerinin red olunmasına dair ilk derece mahkeme kararlarının, onandığı, bu suretle Yargıtay 11. HD'nin genel yaklaşımının dahi yukarıda açıklanan mahkememiz gerekçesiyle dahi uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. (Yargıtay 11. HD'nin 2011/1479 E. 2012/209 K. sayılı ilamı, yine 2017/418 E. 2018/5966 K. sayılı ilamı, yine 2021/8129 E. 2023/534 K. sayılı ilamı, yine 2018/1040 E. 2019/2508 K. sayılı ilamı, yine 2013/13419 E. 2014/12738 K. sayılı ilamı)
c)Davacı vekilinin dava dilekçesine konu olan yoksun kalınan karın tanzim olunmasına dairdir. Bu konuya ilişkin eksik tahkikat olmaması açısından 09/03/2023 tarihli duruşmada, Yargıtay 11. HD.'nin uygulamasına uygun şekilde ara karar oluşturularak tahkikat tamamlanmaya çalışılmıştır.
Ne var ki istinabe yoluyla atanan bilirkişinin hazırlamış olduğu rapor sonrası, davacı vekili bu kalem yönünden davayı takip etmediğini 30/05/2024 tarihli duruşmada açıkça belirtmiştir. Esasen davalı vekili dahi bu kalem ile ilgili davayı takip etmediklerini açıkça beyan etmiştir.
Davacının objektif dava yığılmasına konu olan diğer alacak kalemleri ile ilgili tahkikatın tamamlanmış olması, bu nedenle bu kalemler yönünden gereksiz yere yargılamanın uzamasına yol açmaması ve yargılanın iyi bir şekilde yürütülmesi için bu kalem yönünden HMK m.167 hükmü uyarınca ayırma kararı verilmiş, ayrılan bu kalem mahkememizin 2024/379 Esas numarasını almıştır. Bu nedenle talep yönünden bu dosyada hüküm oluşturulmasına yer olmadığına dair hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle;
1-Davacının fuara katılım için gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı taktir edilen 1000-TL nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Hükmedilen 1000-TL'ye dava tarihi olan 20/02/2018 tarihinden itibaren TCMB'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine,
Davacının bu kalemle ilgili fazlaya ilişkin taleplerinin ise hak düşürücü süre nedeniyle reddine,
2-Davacının manevi tazminata ilişin talebi sübut bulmadığından tümden reddine,
3-Davacının yoksun kalınan kârın tazminine yönelik talebinin, işlemden kaldırıldıktan sonra davadan usulen ayrılması ve mahkememizin halihazırda 2024/379 Esası numarası alması karşısında, bu talep yönünden ise bu dosyada hüküm oluşturulmasına yer olmadığına,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60TL harcın, bu davadan ayrılan ve yoksun kalınan kâr nedeniyle depo edilen tüm harçların mahsup olunması sonucunda bulunan 4.286,45TL peşin harç, 2.796,76 TL ıslah harcı, 1.703,17 TL ıslah harcı toplamı 8.786,38 TL harçtan mahsubu ile bakiye 8.358,78 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından harcanan 427,60 TL peşin harç ile 35,90 başvuru harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı tarafından harcanan 6.000,00 TL bilirkişi ücreti, 364,25 TL tebligat ve posta ücreti toplamı olan 6.364,25TL'nin davanın %0,19 kabul oranına denk gelen 12,09 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafından harcanan 900,00 TL bilirkişi ücretinin davanın %99,81 red oranına denk gelen 898,29-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
8-Davacının fuara katılım için gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı beyan olunan kısım için açmış olduğu tazminat davası kısmen kabul olunduğundan AAÜT gereği takdir edilen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının fuara katılım gerçekleştirilen ve karşılıksız kaldığı beyan olunan kısım için bakiye tüm miktarlar hak düşürücü süre nedeniyle reddolunduğundan ve davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti aşılamayacağından 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Davacının açmış olduğu manevi tazminat davası reddolduğundan AAÜT gereği takdir edilen 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.05/07/2024
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!