T.C.
İSTANBUL
4.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/103
KARAR NO : 2024/92
DAVA : Tazminat
DAVA TARİHİ : 12/04/2012
KARAR TARİHİ : 30/04/2024
Mahkememizden verilen 04/05/2017 tarih ve 2016/78 Esas 2017/100 sayılı kararı Yargıtay 11.HD'nin 25/03/2019 tarih ve 2018/92 Esas 2019/2225 Karar sayılı ilamıyla BOZULMAKLA, dava mahkememizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp yapılan yargılama sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ile müvekkili arasında iki ayrı Franchise sözleşmesi imzaladığını, davalının bu sözleşmelere istinaden iki farklı ... süpermarketi işlettiğini, 12.09.2008 tarihli Franchise sözleşmesinin tarafların karşılıklı mutabakatı ile 13.11.2009 tarihinde feshedildiğini ve mağazanın satışa kapandığını, 11.01.2007 tarihli diğer sözleşmeye ek olarak 28.08.2009 tarihinde ek tadil sözleşmesi imzalandığı davalının bu sözleşme uyarınca yüklenmiş olduğu sorumlulukları yerine getirmediğini ve mağazayı kapatarak müvekkili şirketi zarara uğrattığını, Davalının yıllık KDV dahil 350.000 Euro'ya eşit tutardaki malı ve KDV dahil 50.000Euro'ya eşit tutardaki meyve ve sebzeyi davacıdan almayı taahhüt ettiğini ve fakat sözleşme uyarınca borçlandığı edimleri yerine getirmediğini, davacıyı hem maddi bakımdan hem de imaj ve prestij bakımından zarara uğrattığını, Davalının son siparişini 27.01.2010 tarihinde verdiğini, 15.02.2010 tarihinde fiilen son kez satış yaptığını ve bu tarihten sonra haksız ve dayanaksız olarak satışa kapatıldığını, Müvekkili şirketin ek tadil sözleşmesinin imza tarihi olan 28.08.2009 tarihinden 28.08.2012 tarihine kadar sözleşmenin sipariş maddesine aykırılıktan dolayı 172.000,00-TL maddi zarara uğradığını, fazlaya hakları saklı kalmak üzere 10.000,00- TL maddi zararın ticari avans faizi ile birlikte tahsilini, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile müvekkili arasında mevcut 11.01.2007 tarihli Franchise sözleşmesi ve 28.08.2009 tarihli ek tadil protokolü gereğince 1.... mağazasının hizmete açıldığını, daha sonra ise 12.09.2008 tarihli anlaşma ile ikinci bir ... mağazası açıldığını, Müvekkilinin, akdedilen ana sözleşmede yüklendiği tüm edimleri eksiksiz yerine getirmesine rağmen , ekonomik kriz sonrası ağırlaşana ekonomik şartlarda ve ilk iki yıl elde edien ciroların düşüklüğü, hırsızlık gibi nedenlerle gerek bankalara gerek 3.kişilere olan borçlarını ödemekte zorlandığını, Urla merkezde açılan mağazaya yapılan 200.000,00TL yatırıma rağmen beklenen cirolara ulaşamadığını, davacının onayı ile marketin 13.11.2009 tarihinde kapatıldığını, ekonomik kriz nedeniyle ikinci marketin de Aralık 2009 döneminden itibaren çalıştırılmasının müvekkili şirketçe imkansız hal aldığını, mağazanın devri için de müşteri bulunamadığını, Müvekkili şirketin yaşadığı ekonomik kriz nedeni ile davacının bilgisi dahilince 2010 yılında süpermarketin kapatılması sürecine girildiğini, davacı şirket tarafından belirlenen promosyonlar dahilinde mağazada bulunan mal stoğunun eritildiğini, kasaların kapatılması safhasında şirket borcunun da kapatılmasının talep edildiğini, ... tarafından belirtilen bakiye borç (42.000TL ... Bankası davacı hesabına 02.02.2010 tarihinde) tutarının havale edildiğini, 16.02.2010 tarihinde davacı şirket yetkililerince işletmedeki tüm yazarkasaların tutanakla kullanıma kapatıldığını, davacı şirket yetkililerinin süreçten haberdar olduğunu, tüm bu süreç hiç yaşanmamış gibi davacı tarafça müvekkili şirkete 15.04.2010 tarihinde ... 7.noterliğinin ... yevmiye nolu ihtarnamesinin gönderildiğini, sözleşmede kararlaştırılan alımların yapılmasının ihtar edildiğini, davacının maddi tazminat talebinin hangi zararına ilişkin olarak istediğinin açıklanmadığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
Dosya Yargıtay bozma ilamına uygun hesaplama için perakende sektöründe uzman bilirkişiye tevdi edilmiş, rapor alınmıştır.
Mahkememize sunulan 27/05/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; 1.Yargıtay 11 H.D.’nin bozma kararında makul süre içinde elde edilen geliri elde etmek için yapılacak giderlerin mahsubu gerektiği belirtilmiş ancak bu giderlere ait bir bilginin dosya münderecatında mevcut olmadığının görüldüğü, sayın Mahkemece ... Ticaret Odası’na yazılan Kar oranları ile ilgili müzekkereye genel bir değerlendirme yapılmayacağı cevabı verildiğinin görüldüğü, gıda mühendisi bilirkişisi görüşünce, süre konusunda, tam ve kesin bir süre verilememekle birlikte burada, 60 günlük, 120 günlük ve 150 günlük süreler şeklinde değişkenlik gösterebilen bir makul süre tespitinde bulunabileceği, buna göre, bu makul süreler halinde edilebilecek gelir konusunda,
60 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 65.753,40 x 2,0879 = 137.286,52-TL.
120 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 131.506,80 x 2,0879 = 274.573,04-TL.
150 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 164.383,50 x 2,0879 = 343.216,31-TL.
şeklinde bir hesaplama yapılabileceği,
Kar Marjı Hususunda da
Kar Marjı = ( 879.356.890,22 – 708.838.681,74) / 879.356.890,22 = 0,19
60 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 137.286,52 %19 = 26.084,44-TL.
120 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 274.573,04 %19 = 52.168,88-TL.
150 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 343.216,31 %19 = 65.211,10-TL.
Şeklinde bir hesaplama yapılabileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
Mahkememize sunulan 13/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Kök raporda yapılan hesaplamayı değiştirecek yeni bir veri- bilgi sunulmadığından, davacı tarafından talep edilebilecek mahrum kalınan karın; 60 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde;
137.286,52 %19 = 26.084,44-TL
120 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde; 274.573,04 %19 = 52.168,88-TL
150 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde; 343.216,31 %19 = 65.211,10-TL olabileceği kanaatinin aynen korunduğu bildirilmiştir.
KANAAT VE GEREKÇE
Dava taraflar arasında yapılan franchaise sözleşmesi gereğince davacının maddi zararının tazminine ilişkin açılmış tazminat davasıdır.
Mahkememizce Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği, davacının yazar kasaları sökmesinin sözleşmeyi sora erdirme iradesi olarak yorumlanamayacağı, davacının sözleşmenin haksız feshi nedeniyle zarara uğradığı gerekçeleriyle davanın kabulü ile 10.000,00 TL'nın dava tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, mahkememizce uyulmasına karar verilen Yargıtay 11. HD'nin 2018/92 esas 2019/2225 karar sayılı ilamının bağlayıcı olduğu, ilgili karar içeriğinde yoksun kalınan kar hesaplanmasına ilişkin yerleşmiş metodun "aralarında davaya konu sözleşmenin ilgili olduğu alanda bir uzmanın da bulunduğu bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile öncelikle davacının 3.şahıslarla aynı nitelikte benzer bir sözleşmeyi yapabileceği makul bir sürenin belirlenmesi, davacının sözleşme haksız olarak feshedilmeseydi bu makul süre içinde elde etmesi muhtemel gelirinin tespit edilmesi ve sonrasında bu geliri elde etmek için yapacağı tüm harcama ve giderlerin de mahsup edilmesi sonrasında belirlenecek miktarın sözleşmenin haksız olarak feshi nedeniyle mahrum kalınan kâr olarak hüküm altına alınması" şeklinde gösterildiği, Mahsup edilmesi gereken tüm harcama ve giderlere ilişkin hesabın teknik bilgi gerektirdiği görülmekle mevut bilirkişi heyetine perakendecilik sektöründe ehil bilirkişi ...' ın bilirkişi heyetine eklenmesi suretiyle mevcut heyetten ek rapor alınmasına, karar vermek gerekmiştir.
Mahkememize sunulan 01/04/2024 tarihli bilirkişi raporunda özetle; bu geliri elde etmek için yapacağı tüm harcama ve giderlerin de mahsup edilmesi sonrasında davacının mahrum kalacağı kar hesabı aşağıdaki gibi olabilecektir :
60 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 65.753,40 x 2,0879 = 137.286,52-TL.
120 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 131.506,80 x 2,0879 = 274.573,04-TL.
150 Gün Makul süre kabul edilmesi halinde ; 164.383,50 x 2,0879 = 343.216,31-TL.
şeklinde bir makul süre SATIŞ GELİRİ hesaplaması yapılabileceği,
Kar Marjı Hususunda da brüt kar marjının değil, o makul süredeki geliri elde etmek için katlanılan giderlerin de düşülmesiyle %5,70 veya %4,80 veya bu ikisinin ortalaması olan %5,25 oranlarının dikkate alınmasıyla alternatifli olarak bulunabileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir.
TBK m. 126 gereği; sözleşmeyi haklı bir sebep olmaksızın süresinden önce fesheden taraftan sözleşmenin karşı tarafı sözleşmenin süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararı giderilmesini isteyebilir.
Somut davada feshin haksız olduğuna yönelik ... 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/05/2017 tarih ve ... sayılı karar içeriği Yargıtayca bozma sebebi yapılmamıştır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararında; “Temyizce bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadiyle kabul edilmiş çok önemli bir usulü hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir, yahutta onu hedef tutan bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu hâlde o cihet Dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki hâlde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usulî bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir" denilmiştir. Sözü edilen içtihadı birleştirme kararında, mahkemenin bozmaya uyması hâlinde, bozma kararı dışında kalan hususların kesinleşeceği ve kesinleşen bu hususların yargılama kapsamına alınmaması gerekeceği kabul edilmiştir. Bu kapsamda, bozmaya uyma ile bozma kararı dışında kalarak kesinleşen hususlar lehine olan taraf açısından usulî kazanılmış hakkın meydana geleceği açıklığa kavuşturulmuştur. Bu yönüyle somut davada feshin haksız olduğuna yönelik ... 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/05/2017 tarih ve ... sayılı karar içeriği Yargıtayca bozma sebebi yapılmadığından bu husus yeniden tartışılmamıştır.
... 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen ... tarih ve ... sayılı kararı yalnızca davalı vekili temyiz etmiştir.
Uyuşmazlığın çözümüne geçmeden önce usulî kazanılmış hak ile ilgili açıklamaların yapılmasında fayda vardır.
Türk hukuk sisteminde istikrarın sağlanması, kişilerin yargıya olan güveninin sarsılmasının önlenmesi amacı ile usulî kazanılmış hak müessesesi kabul edilmiştir. Usulî kazanılmış hak; bir davada, taraf veya mahkeme usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan haktır. Usulî kazanılmış hak, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) düzenlenmemiş olup; Yargıtay uygulamaları ile oluşturulmuş ve öğretide de kabul görmüştür. (Yargıtay 11.HD 2022/6392 Esas, 2024/639 Karar)
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak ve kişilerin mahkeme kararlarına karşı güvenlerinin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukukî esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu, mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 1960/21 E., 1960//9 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). (Yargıtay 11.HD 2022/6392 Esas, 2024/639 Karar)
Taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından haksız feshi sabit olduğundan ve yazar kasaların davalı işyerinden alınması ile sözleşmenin sona ermediği ve sözleşme başlangıç tarihi olan 28/08/2009 tarihinden sözleşmenin bitiş tarihi olan 27/08/2012 tarihleri arasındaki taahhüt süresinin dolması gerektiği ve bu tarihe kadar hesaplama yapılması gerektiğine yönelik mahkememizin önceki ilamına yönelik hesaplama yöntemi nedeniyle Yargıtay 11. HD'nin 2018/92 esas 2019/2225 karar sayılı ilamıyla bozulmuş, taraflar arasındaki sözleşmede, sözleşmenin haksız feshi halinde talep edilebilecek zararın hesaplanma yöntemine ilişkin özel bir düzenleme yapılmamış olması karşısında davacının zararının, genel hükümler ve Dairenin bu konudaki yerleşik içtihatlarında belirtilen ilkelere göre hesaplanması gerektiği sabittir.
Huzurda görülmekte olan dava ... A.Ş. adına ikame edildiği, ancak yargılama safahatında ... A.Ş., ... Tic. A.Ş. ile devralınma suretiyle birleştiği, davacının unvanı ... Tic. A.Ş. olarak ilan edildiği ,devralınma suretiyle birleşmeye ilişkin kayıtlar ve yeni unvanı olan ... Tic. A.Ş. adına vekaletname ibraz edildiği, 6102 sayılı TTK'nın "İlke" başlıklı 136/(1) ve (2).maddesinde, şirketlerin; bir şirketin diğerini devralması, teknik terimle "devralma şeklinde birleşme" veya yeni bir şirket içinde bir araya gelmeleri, teknik terimle "yeni kuruluş şeklinde birleşme", yoluyla birleşebilecekleri, aynı yasanın 136/4. maddesinde; "Birleşmeyle, devralan şirket devrolunan şirketin malvarlığını bir bütün hâlinde devralır. Birleşmeyle devrolunan şirket sona erer ve ticaret sicilinden silinir." şeklinde şirketlerin birleşmesinin düzenlenmiştir.Birleşme ile devrolunan şirketin tüm alacakları ve borçları devralan şirkete geçeceğinden devrolunan şirkete borçlu olanlar açısından yeni alacaklı devralan şirket olup birleşme bir tür alacaklının değişmesi işlemidir. Dolayısıyla birleşme, devrolunan şirket açısından tasfiyesiz sona erme hali oluşturur. Devrolunan şirkete ait hak sahipliği, borçlu, alacaklı gibi sıfatlar, kendiliğinden devralan şirkete geçeceğinden, birleşmeyle, devralan şirketin devrolunan şirketin malvarlığını bir bütün hâlinde devralacağı, birleşmeyle devrolunan şirketin sona ereceği ve ticaret sicilinden silineceği, düzenlemesi gereği karar başlığında devralan şirket davacı olarak gösterilmiştir.
Davacının davalının mahrum kalacağı kar hesabında davacı firmanın devir suretiyle birleştiği ... Ticaret Anonim Şirketinin bizatihi kendisinin, halka açık olması nedeni ile ulaşılan KAP verilerinden 09/2023 ve öncesi son 5 çeyreklik mali tablo verilerine göre ortalama “esas faaliyet kar marjı” ortalama %4,80 olduğu, davacının 3. Şahıslarla aynı nitelikte benzer bir sözleşmeyi yapabileceği makul bir süre olarak 150 Gün Makul süre kabul edilmesi gerektiği, davacının sözleşme haksız olarak feshedilmeseydi bu makul süre içinde elde etmesi muhtemel gelirinin tespit edilmesi ve sonrasında bu geliri elde etmek için yapacağı tüm harcama ve giderlerin de mahsup edilmesi sonrasında 16,474.38-TL mahrum kalınan kar hesabının dosya kapsamına uygun olduğu kanaati ile son sunulan denetime açık rapor içeriğine itibar edilmiştir. Davalı vekilinin bozmadan önceki bilirkişi raporları yönünden kazanılmış hak oluştuğuna yönelik bilirkişi raporlarına itirazları ise bozmanın davalı lehine ancak, hesap yöntemine ilişkin olduğu gözetilerek önceki rapor içeriklerindeki hesaplamaların bu konudaki yerleşik içtihatlarında belirtilen ilkelere uygun olmadığı dolayısıyla mahkemece itibar edilemeyecek rapor içeriklerine itiraz edilmemesinin kazanılmış hak oluşmasının mümkün olmadığı, mahkememizin önceki ilamının Yargıtay tarafından bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın yerleşmiş müspet zarar hesaplama yöntemine uygun olarak yapılmadığından bahisle, hesaplama uygulaması da gösterilmek suretiyle bozulduğu, mahkememizce son alınan kök ve ek rapor kapsamında bu yönteme uygun hesaplamanın yapıldığı, bu haliyle kök ve ek raporunun bozma ilmanı karşıladığı, nihayetinde bozma ilamına uygun rapor içeriğine uygun hesaplamanın dikkate alınmasının gerektiği gözetilerek itibar edilememiştir.
Bozma ilamına uyulmasına karar veren mahkememizce, bozmanın davalı lehine ve hesap yöntemine ilişkin olduğu gözetilerek bozma ilamında belirtildiği şekilde hesaplama yapılması gerekmiş, aleyhe hüküm verme yasağı da gözetilecek şekilde bir karar verilmesi gerekmekte olup, (Yargıtay 11.HD 2022/6392 Esas, 2024/639 Karar) davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak nazara alınarak yapılan hesaplama yöntemine göre, taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek 10.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş; her ne kadar karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 10.000.00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmekte ise de, usuli kazanılmış hak ilkesi gereği ilk kararda hükmedilen vekalet ücreti miktarı 2.860,00 TL da aşılmaksızın, (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 2020/1147 Esas, 2022/127498 Karar sayılı ilamı, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 2019/1241 Esas, 2021/1075 Karar sayılı ilamı) aşağıdaki şekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın kabulü ile, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek 10.000-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren yürütülecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 638,10 TL karar harcından peşin yatırılan 148,50 TL harcın mahsubu ile geriye kalan 534,60 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, ... 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyasında; 16/11/2020 tarih ve ...harç nosu ile düzenlenen Harç Tahsil Müzekkeresinin infazda dikkate alınmasına,
3-usuli kazanılmış hak ilkesi gereği ilk kararda hükmedilen vekalet ücreti miktarı da dikkate alınarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca davacı vekili yararına hesap olunan 2.860,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davacıya verilmesine,
4-Bozmadan önce davacı tarafından yapılan 5.900 TL bilirkişi ücreti, 307 TL posta gideri olmak üzere toplam 6.207 TL ve 165,65 TL harç (peşin+başvuru) olmak üzere toplam 6.372,65 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Bozmadan sonra davacı tarafından yapılan 7.237,75 TL (bilirkişi ücreti+posta gideri) yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Dair taraf davacı vekilinin yüzüne karşı 5219 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun (HUMK) 427.maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 5236 sayılı Kanunun 19 uncu maddesiyle HUMK’a eklenen Ek-Madde 4’te öngörülen yeniden değerleme oranı da dikkate alınarak miktar itibariye kesin olmak üzere karar verildi. 30/04/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!