T.C.
İSTANBUL
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/268 Esas
KARAR NO : 2024/88
DAVA : Bankacılık İşleminden Kaynaklı Zararın Tazmini
DAVA TARİHİ : 17/01/2017
KARAR TARİHİ : 21/02/2024
Mahkememiz 22.12.2017 Tarih, 2017/51 Esas ve 2017/1281 Karar sayılı kararının İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 17/04/2019 Tarih, 2018/770 Esas ve 2019/591 Karar sayılı kararı ile kaldırılarak Mahkememiz esasına kaydı yapılan ve Mahkememizde görülmekte olan Bankacılık İşleminden Kaynaklı Zararın Tazmini davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 17.01.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket adına kayıtlı taşınmazların ... tarafından kısmen kamulaştırılması nedeniyle açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescili davası sonrası yapılan yargılama sonrası tespit edilen kamulaştırma bedelinin mahkemece (... 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin ... Esas-... Karar, ...Esas-...Karar sayılı dosyalar} bankaya yatırılmasına karar verilmiştir. Bu karar üzerine ...Başkanlığı söz konusu bedeli davalı bankanın ... Şubesine yatırdığını, yatırılan kamulaştırma bedelinin 3/5 hissesini, bu hisse üzerinde mülkiyet İhtilafı olması nedeniyle yeni malik belli olana kadar davalı bankada vadeli hesaba alınması ile tedbir konulduğunu ve bu hisse karşılığı ödenmemiş banka uhdesinde tutulduğunu, Davalı bankaya 20.09.2013 tarihinde yatırılan-bloke edilen toplam 788.918,40.TL + 724.296,OO.TL = 1.513,214,40 TL nin ödemenin yapıldığı 29.11.2016 tarihindeki ulaşacağı gerçek-doğru bedelden mahsubu ile aradaki farkın karşılığı olarak şimdilik 2.000,00 TL nin müvekkili şirkete faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine, Müvekkili şirketin davalı banka tarafından yapılan eksik ödeme ve geç ödeme nedeniyle uğradığı munzam zararın karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL nin faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile müvekkil şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 17.02.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi incelendiğinde davacının davaya konu olayla ilgili olarak kısmi dava açmış olduğunu, kısmi dava 6100 Sayılı HMK'nın 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2. fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verildiğini, dava dışı ... tarafından davacı ve ...Ltd. Şti. aleyhine ... 1.Asliye Hukuk Mahkemesi nin ... Esas ve... Esas sayılı dosyalarına kayden kamulaştırma bedelinin tespitine dair dava açıldığını, kamulaştırma bedeli tespit edilecek davalara konu taşınmazlarla ilgili olarak ise davacı... Tic. A.Ş. ile dava dışı ...Ltd.Şti. arasında ... 4.Asliye Hukuk Mahkemesi nin ...Esas sayılı dosyasına kayden sözleşmenin iptaline ilişkin dava açıldığını, Dava konusu olayda paranın davacı vekiline ödenmesine dair müvekkil Bankaya tebliğ edilen müzekkerenin tarihi 30.09.2016 olduğunu, bu tarihe kadar müvekkili Bankadan ödeme talep edilmediğini, davacının faiz talebine ilişkin iddialarını kesinlikle kabul anlamına gelmemek kaydı ile, 30.09.2016 tarihine kadar talep edilmeyen ve dolayısı ile de ödenemeyecek olan faizden kaynaklı herhangi bir zarar olmadığı açık olduğunu, söz konusu tutarlar vergi dairesine ödenmese ve vadeli hesapta faiz işlemeye devam etse dahi davacının ödeme talep ettiği tarih 30.09.2016 tarihi olduğundan ve ödeme bu tarihte yapılacağından, 30.09.2016 tarihli müzekkerenin tebliği öncesinde uğranılan bir zarar da bulunmadığını, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: Bilirkişi kök ve ek raporu, ... Bankası yazı cevabı, ... Bankası yazı cevabı, ... Bank yazı cevabı, ... Bankası yazı cevabı, ...Bankası yazı cevabı, ...Bankası ... A.Ş. Yazı cevabı, ... Bank yazı cevabı, ...Bankası yazı cevabı, ... yazı cevabı, ... Bankası yazı cevabı, ... Bankası yazı cevabı, ...bankası yazı cevabı, ...bank yazı cevabı, ... yazı cevabı, Şekerbank yazı cevabı, ... yazı cevabı, ... yazı cevabı, ... Bank yazı cevabı, ... Bank yazı cevabı, Islah Dilekçesi, Yargıtay 13. HD'nin karar ilamı, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
28.04.2021 Tarihli Bilirkişi Raporunda Özetle; "1)Davalı bankaya 20.09.2013 tarihinde yatırılan 1.513.214,40.-TL'nın çekildiği 29.11.2016 tarihinde ulaştığı değerin üç aylık vadeli Türk Lirası mevduata uygulanan en yüksek faiz oranlarına göre 2.447.761,31.-TL olduğu, 2)Davalı banka tarafından davacıya 29.11.2016 tarihinde 1.569.127,95.-TL ödendiği, Raporumuzun D bölümünde hesaplandığı üzere davacıya 29.11.2016 tarihi itibariyle 878.633,36.-TL eksik ödeme yapıldığı," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
13.11.2021 Tarihli Bilirkişi Ek Raporunda Özetle; "1-Davacı vekilinin munzam zarar talebine ilişkin hukuki değerlendirmeler uzmatılık alanımıza girmemekle beraber Sayın mahkemece konusunda uzmanı kişiler ya da takdirleri doğrultusunda munzam zarar durumunun varlığına ilişkin karar verilmesi halinde 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40.-TL'nın ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94.-TL olabileceği, 2-Sayın Mahkemenizce verilen ek görevlendirme kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, kök raporda varılan sonuç ve kanaatlerin devarı ettiği," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
19.07.2022 Tarihli Bilirkişi 2.Ek Raporunda Özetle; "Sayın Mahkemenizce verilen ek görevlendirme kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, 13.10.2021 tarihli Ek raporda varılan sonuç ve kanaatlerin devam ettiği, Davacı vekilinin munzam zarar talebine ilişkin hukuki değerlendirmeler uzmanlık alanımıza girmemekle beraber Sayın mahkemece konusunda uzman kişiler ya da takdirleri doğrultusunda munzam zarar durumunun varlığına ilişkin karar verilmesi halinde 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40.-TL’nın ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94.-TL olabileceği," sonuç ve kanaatine varılmıştır.
16.07.2023 Tarihli 2. Bilirkişi Raporunda Özetle; "Mahkemece tedbir konulduğu halde, buna uymayıp, davacı dava konusu bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı bankanın ya da davacının kusurunun olduğu düşünülmekle beraber, bu konuda hukuki takdirin mahkemenin olduğu, davacının alacağına gecikerek kavuştuğu, bu nedenle davalı bankaya başvuru ile ödeme tarihi arasında TBK madde 122 kapsamında aşkın zarar talep edebileceği, ancak aşkın zarar miktarının belirlenmesindeki ölçütlerde Anayasa mahkemesi ve YHGK nun arasındaki farklılığın hukuki takdirinin mahkemenin olduğu, en yüksek mevduat faiz oranı ile hesap edildiği takdirde 23.918,35.-TL talep edilebileceği," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
22.12.2023 Tarihli 2. Bilirkişi Ek Raporunda Özetle; "Detayları yukarıda verilen tespit ve hesaplamalar neticesinde yapılan 1.seçenek hesaplamada davacı alacağı, 669.015,46 TL olarak tespit edilmektedir. 3.aylık mevduat hesabında değerlendirilmesi halinde ise, 786.129,58 TL olarak tespit edilmektedir. Keyfiyeti 6100 sayılı HMK 282 hükmü de gözetilmek kaydıyla ve 6754 sayılı Kanun’un md. 3/3 ile HMK md. 266/c.2 uyarınca bilcümle hukuki tavsif ve takdir tamamıyla ve münhasıran Sayın Mahkemeye ait olarak," sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.
GEREKÇE: Dava, bankacılık işleminden kaynaklı zararın tazmini davasıdır.
Dava, dava dışı ... tarafından kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma bedelinin, taşınmazın 3/5 hissesindeki mülkiyetin ihtilaflı olması nedeniyle davacıya ödenmeyip davalı bankaya bloke edilmesinden sonra taşınmaz mülkiyetine ilişkin davanın, davacı lehine sonuçlanması üzerine ... 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin ... Esas-... Karar, ... Esas-... Karar sayılı kararları ile davacıya ödeme yapılması yönündeki 30/09/2016 tarihli yazısına rağmen davalı banka tarafından paranın, dava dışı şirketin vergi borçlarına karşılık vergi dairesine gönderilmesi nedeniyle eksik ödenen bedel ile bu ödeme nedeniyle ortaya çıkan munzam zararın tazmini amacıyla açılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden dava dışı ... tarafından kamulaştırılan taşınmaz kamulaştırma bedelinin tespiti amacıyla ... 1. Asliye Hukuk Mahkemest'nin... Esas ve ... Esas sayılı davalarının açıldığı, yargılama sonunda Mahkemece davalı bankaya 20.09.2013 tarihinde yatırılan-bloke edilen toplam 788.918,40 TL + 724.296,00 TL = 1.513,214,40 TL bedelin davalı banka tarafından, dava dışı şirketin vergi borçlarına karşılık vergi dairesine gönderilmesi nedeniyle ilk etapta ödenmediği, davacı yanca 26/10/2016 tarihli ihtar üzerine 29/11/2016 tarihinde 1.569.127,95 TL olarak ödendiği, paranın bankaya yatırıldığı tarihteki toplam tutar olan 1.513.214,40 TL üzerinden faiz işletilmesi ve daha yüksek tutara ulaşması gerekirken kendilerine eksik ödeme yapıldığı iddiasıyla eksik faiz ödendiği ve munzam zarar oluştuğu iddiası ile davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık kapsamında dava dosyamızda hazırlanan 28.04.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacıya 29.11.2016 tarihi itibariyle 878.633,36 TL eksik ödeme yapıldığı, itiraz üzerine hazırlanan 13.11.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40 TL'nin ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94 TL olabileceği, ek rapora yapılan itiraz üzerine hazırlanan 19.07.2022 tarihli bilirkişi 2.ek raporunda munzam zarar durumunun varlığına ilişkin karar verilmesi halinde 20.09.2013 tarihinde bankaya yatan 1.513.214,40 TL'nin ödeme tarihi olan 29.11.2016 tarihine kadar oluşabilecek munzam zarar tutarının 2.196.797,94 TL olabileceği, rapor edilmiştir. Hazırlanan 2.ek rapora da taraflarca itiraz edilmiştir.
Mahkememizin 18.01.2023 tarihli ara kararı ile; dava dosyamızdan alınan bilirkişi kök ve ek raporlarının dava dosyasını aydınlatmaya yeterli olmadığı anlaşılmakla, dava dosyasının borçlar hukuku alanında uzman bilirkişi, nitelikli hesap uzmanı bilirkişi ve bankacılık alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilerek, dava konusu bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı davalı bankanın ya da davacının kusurunun olup olmadığı, davacının alacağına makul sürede kavuşup kavuşmadığı, davalı bankaya başvuru ile ödeme tarihi arasında TBK madde 122 kapsamında talep edebileceği aşkın zarar talep edip edemeyeceği hususunda rapor tanzim edilmesinin istenilmesi istenilmiştir.
Bu kapsamda hazırlanan 16.07.2023 tarihli 2. bilirkişi raporunda; Mahkemece tedbir konulduğu halde, buna uymayıp, davacı dava konusu bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı bankanın ya da davacının kusurunun olduğu düşünülmekle beraber, bu konuda hukuki takdirin mahkemenin olduğu, davacının alacağına gecikerek kavuştuğu, bu nedenle davalı bankaya başvuru ile ödeme tarihi arasında TBK madde 122 kapsamında aşkın zarar talep edebileceği, ancak aşkın zarar miktarının belirlenmesindeki ölçütlerde Anayasa mahkemesi ve YHGK nun arasındaki farklılığın hukuki takdirinin mahkemenin olduğu, en yüksek mevduat faiz oranı ile hesap edildiği takdirde 23.918,35 TL talep edilebileceği, belirtilmiştir. Hazırlanan rapora itiraz edilmiş ve özellikle bankaya depo edilen bedelin geç ödenmesinden kaynaklı yapılan tespitler hukuk düzenimizi uymadığı görülmüştür.
Nitekim dava dosyasından da anlaşılacağı üzere kamulaştırma bedeli olarak davalı bankaya depo edilen paranın dava dışı hissedarın borcu nedeniyle vergi dairesine ödenmesi ve depo edilen bedelin nemalandırılmaması noktasında davacıya izafe edilebilecek hiçbir kusur bulunmadığı tartışmasızdır. Dolayısıyla hukukumuzun ve Yargıtay içtihatlarının da kabul ettiği üzere geçersiz hukuki işlem karşılığı yapılan işlemlerde zarar ortaya konulurkar, denkleştirici adalet kuralı ve hakkaniyet gözetilerek, sözleşme tarihinde satış bedeli olarak verilen paranın, taşınmazın iadesinin talep edildiği dava tarihi itibariyle enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak sureti ile uyarlama sonucu ulaşacağı alım gücü, paranın reel değeri tespit edilerek, belirlenmesi gerektiği de bilinmektedir.
Anlatılan kapsamda bilirkişi heyetine bankacı bilirkişi de eklenmek suretiyle ek rapor alınmasına karar verilmiştir. 22.12.2023 tarihli 2. bilirkişi ek raporunda, yukarıda bahsedilen denkleştirici adalet ilkesi kapsamında bilirkişi raporunda 669.015,46 TL olarak tespit edilmiş ise de, kamulaştırma davalarında kendi özgü olarak oluşturulan hükümde depo edilen miktarın üçer aylık vadeli hesaplarda nemalandırılması gerekeceği ve bu kapsamda hesaplanan 786.129,58 TL bedelin davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Davacının munzam zarar yönünden talebinin değerlendirilmesinde ise; 6098 sayılı TBK'nın 131. maddesinde; "(1)Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. (2) İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. (3)Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre asıl borcun ortadan kalkması (ödeme, itfa, ibra vs.) nedeniyle alacaklı tarafından ihtirazi kayıt ileri sürülmedikçe borcun ferileri de ortadan kalkacaktır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2019/4538 Esas, 2019/6939 Karar ve 02/10/2019 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; "Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2006 tarih, 2005/10-755 E., 2006/32 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir borç ilişkisi, asıl hakla birlikte bazı fer’i hakları da içerir. Borç ilişkisinin içerdiği asıl hak, alacak hakkı; fer’i haklar ise, cezai şart, faiz, kefalet, rehin, hapis hakkı gibi haklardır.
Fer’i haklar, borç ilişkisinin içerdiği alacak hakkının bir kısmı, bir parçası değildir. Asıl borca bağlı, asıl borç mevcut ve geçerli olduğu sürece geçerli olup, asıl alacak ile birlikte doğar; varlığını sürdürür, onunla birlikte sona ererler.
...Borcu sona erdiren en önemli neden, tarafların kendilerine yüklenen edimleri ifa etmeleridir. Genel olarak ifa, borçlanılmış edimin yerine getirilmesi suretiyle alacaklının tatmin edilerek borcun sona erdirilmesidir. Kural, asıl borç sona erdiğinde, bu borca bağlı fer’i borçlarında sona ereceğidir. Bu sonuç, ek bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden gerçekleşir..."
Munzam zarar; borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüd sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Başka bir anlatımla, temerrüd faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar biçiminde tanımlanabilir.
TBK'.nun 122.maddesinin 1.fıkrası ile; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." hükmü getirilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/1512 Esas, 2019/3201 Karar ve 29/04/2019 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; "6098 sayılı TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK’nın 105.) maddesi uyarınca, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiş, bu zararın tazminini iki bölümde düşünmüştür. Birinci bölüm, ispat edilmeden tahsili talep edilebilecek zarar miktarı olup, bu zararın temerrüt faizi ile karşılanması kabul edilmiştir. Bunun dışında alacaklının herhangi bir karineden istifade etmek olanağı yasal olarak mevcut değildir. Bu nedenle, munzam zarar isteminde bulunan alacaklı öncelikle borçlunun borcunu geç ödemesi nedeniyle uğradığı zararın temerrüt faizi ile karşılanamadığını, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat etmelidir. Alacaklı, borçlunun ilk temerrüde düştüğü tarihten alacağını faizi ile birlikte tahsil ettiği tarihe kadar olan dönem için munzam zararını isteyebilecektir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (TBK md. 122), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. TBK’nın 122. maddesi (Mülga BK'nın 105.) kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, munzam zarar davalarında alacaklının (davacının) ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Ülkemizde süregelen enflasyonun belli yıllarda yüzde yüzlerde seyrettiği, vadeli mevduatların en az bu oranlarda gelir getirdiği, yabancı para değerinin (kurların) her zaman temerrüt faiz oranlarını aştığı, banka kredileri faizlerinin yüzde iki yüze kavuştuğu, paranın iç alım (satım) alma değerinin büyük ölçüde azaldığı tartışmasız ve yaşanan bir gerçek olduğu çok açıktır. Böyle bir enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesi zorunludur. Gerçekte de, anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçları kamuca az veya çok herkesin bildiği, en önemlisi gerekli olduğu taktirde bilinebilmesinin kolayca gerçekleştirilebileceği ve mahkemelerin de bilgisi altında olan vakıalar olarak kabulü gerekir.
Munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ise, ispat yükü bakımından durum farklı olup, buna ilişkin Dairemiz’in uygulaması, alacaklının munzam zararını somut olarak kanıtlaması gerektiği yönündedir. Somut olayda, davaya konu paranın 09.12.1999 tarihinde ... A.Ş’ye yatırıldığı ve 09.05.2016 tarihinde temerrüt faizi ile birlikte tahsil edildiği, munzam zararının oluştuğu iddia edilen dönemin 16 yıllık bir süreci kapsadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, mahkemece, munzam zararın oluşumundaki zaman kesitinin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeden tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetli görülmemiştir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince, munzam zararın ispatı noktasında yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, Dairemizin yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde sepet formülüne göre munzam zararı hesabı yapılması, bu doğrultuda, munzam zararın tespit edilebilmesi için borçlunun temerrüde düştüğü tarihten ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurum veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarının yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın TBK’nın 50 ve 51. maddeleri (mülga BK'nun 42 ve 43.) çerçevesinde değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken aldığı temerrüt faizi miktarı düşülerek hasıl olacak sonuç çerçevesinde davacının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmesi," gerektiği belirtilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında da açıkça belirtildiği üzere munzam zarar alacaklısı; öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını; bu alacağının geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüd faizi ile karşılanmayan zararını ve miktarını; zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmek, zararın ortaya çıkışını belirleyen inandırıcı hükme esas tutulabilecek nitelikte maddi olguları da açıklamakla yükümlüdür. Borçlu, ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlamakla sorumluluktan kurtulabilir. Buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmekteki kusurunun varlığı asıldır. Yine benzer şekilde munzam zararın enflasyonun gündemde olmadığı ve döviz kurlarının da istikrar kazandığı dönemlerde doğmuş olması halinde ya da enflasyonun yüksek seyrettiği ve döviz kurlarındaki hızlı değişim halinde ise, ispat yükü farklık arz edecektir. Bahsedilen açıklamalarla birlikte munzam zararın dinlenebilmesi yargılamanın uzun sürmesi ya da davacının alacağına olağan ve makul sürenin dışında kavuşmuş olması gerekmektedir.
Dolayısıyla alacağın ödendiği tarihte temerrüt faizi ile paranın alım gücündeki kaybın tolere edilebilir düzeyde olduğu, ortada davacı yanca ispatlanabilmiş maddi zararın da olmadığı, yargılama hakim olan ilkeler ve yerleşik Yargıtay kararları kapsamında makul sürede ödemenin yapılmış olması, banka tarafından nemalandırılmayan alacak yönünden ise ayrıca zarar hesabı da yapılmış olduğu, bu dışında oluşan ve ispatlanan başkaca davacı zararının olmadığı anlaşılmakla davanın munzam zarar talebi yönünden reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Açıklanan yasal gerektirici nedenlere göre;
1-Davanın eksik ödenen bedel yönünden KISMEN KABULÜNE,
Davacıya nemalandırılmadan ödenen alacağından kaynaklı 786.129,58 TL bedelin dava tarihi olan 17.01.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı bankadan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2-Davanın munzam zarar talebi yönünden REDDİNE,
3-Alınması gereken 53.700,51 TL nispi karar harcından peşin+ıslah yatırılan toplam 15.021,95 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 38.678,056 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 15.021,95 TL peşin+ıslah harcın davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,
5-Davacı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 116.058,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,
6-Davalı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
7-Davacı tarafından yapılan 31,40 TL başvuru harcı, 4,60 TL vekalet harcı, 11.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 524,60 TL posta gideri olmak üzere toplam 11.560,60 TL yargılama giderinin hükmolan kısım üzerinden hesaplanan 10.331,37 TL'sinin davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
8-Taraflarca yatırılan, kullanılmayarak artan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde yatıran tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde mahkememize veya başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!