T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/592 Esas
KARAR NO : 2024/69
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/09/2023
KARAR TARİHİ : 06/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda :
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava dilekçesi özetle şöyledir :
"davalı ...a.ş. tarafından ... karayolları ... poliçe numarası ile sigortalanmış olan ve davalı ... sigorta a.ş tarafından kasko imm poliçesi ile sigortalanmış olan ... ltd. şti.ye ait olan ve sürücüsünün... olduğu ... plakalı aracın 21.06.2021 tarihinde müvekkile ait ... plakalı araca çarpması sonucu maddi hasarlı trafik kazası meydana gelmiştir. bu kaza sonucunda, müvekkilin aracında oluşan hasar oluşmuştur. ...plakalı araçta oluşan hasar onarım bedeli, ekte sunulan hesaplama raporuyla kdv dahil 217.513,20-tl olarak tespit edilmiştir.
işbu nedenlerle alacağımızın belirgin hale gelmesini müteakip arttırım hakkımız saklı kalmak kaydıyla söz konusu hasar onarım bedeli alacağı için şimdilik 100,00-tl talep etmekteyiz. söz konusu değer kaybı alacağımızın belirgin hale gelmesini müteakip arttırım hakkımız saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100,00 tl değer kaybı bedeli talebinde bulunuyoruz.
bu sebeple kaza nedeniyle oluşan hasar bedeli ve değer kaybının tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, davalılardan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ediyoruz...
"
CEVAP:
03/10/2023 tarihli cevap dilekçesi özetle şöyledir:
"davacı taraf 21.06.2021 tarihinde meydana gelen kaza sonrası ... plakalı aracın değer kaybı ve maddi hasara uğradığı gerekçesiyle zararlarının tahsili talebiyle işbu davayı ikame etmiştir. davacı tarafın sayın mahkemeniz nezdinde açtığı işbu davanın reddi gerekmektedir. şöyle ki, müvekkil sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmamıştır. bu nedenle, dava şartı noksanlığı nedeniyle dava usulden reddedilmelidir. müvekkil sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmamıştır. nitekim trafik limitinin tükenip tükenmediği hususu ispata muhtaç bir olgudur. bu nedenle, dava şartı noksanlığı nedeniyle dava usulden reddedilmelidir. dava konusu talep trafik poliçesi teminat limitinde kaldığından müvekkil şirketin dava konusu taleplere ilişkin herhangi bir sorumluluğu yoktur. davacı dava dilekçesinin ekinde trafik poliçesinin limitinin bittiğini gösterir herhangi bir belge ibraz etmemiştir.
trafik sigorta limitinin ispatlanmadığı yönündeki savunmalarımıza halel gelmemek kaydıyla birlikte ve usule ilişkin itirazlarımızın mahkemeniz nezdinde kabul görmemesi halinde ise esasa ilişkin itirazlarımız aşağıdaki gibidir.
yukarıda yer verdiğimiz kanun ve genel şart maddeleri ışığında sayın mahkemenizin ön inceleme safhasına geçmeden önce, müvekkil şirkete tam ve eksiksiz başvuru yapılmadığından bahisle işbu başvurunun dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerekmektedir. zira yasanın açık düzenlemeleri de bunu gerektirmektedir.
2-dava öncesinde davacı tarafından müvekkil şirkete usulüne uygun başvuru yapılmamıştır. bu nedenle müvekkil şirketin temerrüde düşmediği gibi dava açılmasına da sebebiyet vermemiştir. bu nedenle, müvekkil şirketten faiz talep edilemez..."
18/10/2023 tarihli cevap dilekçesi özetle şöyledir:
"davaya konu edilen alacak talepleri zamanaşımına uğramıştır. sigorta şirketine başvuru dava şartı olup davacı tarafından sigorta şirketine usulüne uygun şekilde yapılmış bir başvuru söz konusu değildir. davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı yoktur. her ne kadar davacı taraf dava dilekesinde bir takım iddialarda bulunmuşsa da işbu iddialarını somutlaştırmamış ve iddialarını ispata yarayan herhangi bir belge veyahut evrak sunmamıştır. davanın müvekkil şirkete yöneltilmesi tamamen hatalı olup müvekkil şirket yönünden işbu davanın reddi gerekmektedir. dolayısıyla takibe konu edilen alacak kalemlerinin muhatabı sigorta şirketi olup alacaklı olduğunu iddia eden tarafından öncelikle sigorta şirketine başvuru yapılması gerekmektedir..."
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. Maddesinde; "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır" şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 109. Maddesinde; "(1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez" şeklinde düzenleme yapılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. Maddesinde; "(1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
(2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
" şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(21)10-680 E 2024/105 K sayılı ilamında özetle; "1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “belirsiz alacak davası” ve “kısmi dava” ile ilgili açıklama yapılmasında yarar vardır.
2. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
3. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107 nci maddesi;
"1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklinde düzenlenmiş olup 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 7 nci maddesi ile 107 nci maddenin ikinci fıkrası değiştirilmiş, üçüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca maddenin başlığı “Belirsiz alacak ve tespit davası” iken “Belirsiz alacak davası” olarak değiştirilmiştir.
4. Daha sonra 7251 sayılı Kanun’un 7 nci maddesiyle değişikliğe uğrayan 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesi; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir
(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.
(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklini almıştır.
5. Buna göre belirsiz alacak davası davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, C.1., s. 148).
6. Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107 nci madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.
7. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.
8. Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.
9. Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;
i. Davacının kendisinden beklenememesi,
ii. Bunun olanaksız olması,
iii.Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.
10. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır.
11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli, 2021/(22)9-629 Esas, 2021/1334 Karar ile 24.05.2022 tarihli ve 2019/10(21)-592 Esas, 2022/706 Karar sayılı kararlarında da aynı hususlara işaret edilmiştir.
12. Belirsiz alacak davasının düzenlenme nedeni, davacının dava açarken alacağının tümü için dava açmak istediği hâlde, alacağının miktarını belirlemesi imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacı alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmi dava açmakta olduğu gibi, alacağının bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Belirsiz alacak davasında davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağı tanınmıştır. Kanun koyucu alacağın belirlenmesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek durumda olması hâlinde belirsiz alacak davası açma imkânı tanıdığına göre, böyle bir davanın sonuçlarının da amaca uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle talep sonucu hangi tarihte kesin olarak belirtilirse belirtilsin, dava açıldığı tarihte kesin talep sonucu miktarınca zamanaşımı süresi kesilmiş sayılmalıdır (Hakan Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası (HMK md.107), Ankara 2011, s. 59).
13. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir.
14. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesi “Kısmi dava” başlığı ile;
“1- Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
2-Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.
3-Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” şeklindeki hüküm ile düzenlenmiş, daha sonra 11.04.2015 tarihli ve 29323 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6644 sayılı Yargıtay Kanunu İle Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesi ile ikinci fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.
15. Açılan davanın kısmi dava mı yoksa belirsiz alacak davası mı olduğunun belirlenmesi iş kazasından kaynaklanan tazminat istemli davada yargılama sonucunda belirlenen tazminatın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında önemlidir.
16. Somut olayda davacının 25.09.2003 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde davacı vekilince 12.07.2013 tarihli dava dilekçesi ile davanın belirsiz alacak davası olduğu belirtilmek suretiyle 25.000,00 TL maddi ve 75.000,00 TL manevi tazminat istemi ile fazlaya ilişkin haklar açıkça saklı tutularak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
17. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde açıkça belirtmek sureti ile belirsiz alacak davası açmış, bilirkişi raporuyla maddi tazminat miktarının belirlenmesi üzerine verdiği 22.01.2016 harç tarihli "Bilirkişi raporuna karşı beyanlarımızın ve ıslah talebimizin sunulması" başlıklı dilekçesi ile maddi tazminat miktarını yükseltmiş, başka bir anlatımla dava ile talep ettiği tazminat miktarını arttırmıştır. Bu nedenle davacının belirsiz alacak davası açtığı anlaşılmakta olup dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava açıldığına değinen Özel Daire bozma kararının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır." şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/2036 E 2022/3660 K sayılı ilamında özetle; "01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi;
"1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklinde düzenlenmiş olup 28/07/2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile ikinci ve üçüncü fıkralarında değişiklik yapılmıştır.
7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik HMK’nın 107. maddesi; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.
(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklindedir.
Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.
Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Alacaklı, yalnızca eda davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi eda ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahiptir. Hak arama özgürlüğünün (Any.m.36, İHAS.m.6) özünde varolan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamaz. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her eda davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle eda hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur." şeklinde tespit ve değerlendirme yapılarak, alacağın belirsiz olarak kabulü bakımından bazı kıstaslar kabul edilmiştir.
Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;
i-Davacının kendisinden beklenememesi,
ii-Bunun olanaksız olması,
iii-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.
Dava açılmasının sonuçlarından birisi de zamanaşımının kesilmesidir. Zamanaşımı dava dilekçesinde belirtilen talep sonucu miktar için kesilecektir. Belirsiz alacak davasında zamanaşımının dava dilekçesinde belirtilen geçici talep sonucu için mi yoksa yargılama sonucunda miktarı tam olarak belirlenen kesin talep sonucunun tümü için mi dava tarihinde kesileceği konusunda HMK'da açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Belirsiz alacak davasının düzenlenme nedeni, davacının dava açarken alacağının tümü için dava açmak istediği hâlde, alacağının miktarını belirlemesi imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacı alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmî dava açmakta olduğu gibi, alacağının bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Belirsiz alacak davasında davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağı tanınmıştır. Kanun koyucu alacağın belirlenmesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek durumda olması hâlinde belirsiz alacak davası açma imkânı tanıdığına göre, böyle bir davanın sonuçlarının da amaca uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle talep sonucu hangi tarihte kesin olarak belirtilirse belirtilsin, dava açıldığı tarihte kesin talep sonucu miktarınca zamanaşımı süresi kesilmiş sayılmalıdır (Pekcanıtez, H.: Belirsiz Alacak Davası (HMK m.107), Ankara 2011, s. 59).
Diğer taraftan belirsiz alacak davasını açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu mahkemeye bildirecektir. Talep sonucunun kesin olarak belirlenmesi genellikle geçici talep sonucunun artırılması şeklinde olacaktır. Kanun talep sonucunun artırılmasına açıkça izin verdiğinden, ayrıca karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurmasına gerek bulunmamaktadır. Davacı tarafça talep sonucunun kesinleştirilmesi üzerine geçici talep sonucu değil, kesin talep sonucu esas alınmalıdır (Pekcanıtez, s. 56).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinin 2. fıkrası ile tahkikatın sona ermesine kadar davanın başında belirtilen talebin artırılabileceği kabul edilmişken, 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile HMK’nın 107. maddesinin 2. fıkrasında yapılan değişiklikle talep sonucunun belirlenmesi mümkün olduğunda hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının talebini artırabileceğine dair düzenleme yapılmıştır.
Yine HMK’nın 107. maddesinin 3. fıkrası “Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki düzenlenmişken, 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile bu düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır.
Öte yandan yine belirsiz alacak davasının Kanuna konuluş amacı ve davanın niteliği dikkate alındığında, dava tarihinden önce gerçekleşen bir temerrüt olgusunun bulunmadığı durumlarda belirsiz alacak davasında yargılama sonucunda miktarı tam ve kesin olarak belirlenen alacağın tümü için temerrüt, davanın açıldığı tarihte gerçekleşeceğinden faize de dava tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir.
Belirsiz alacak davasında zamanaşımı süresi alacağın tamamı için davanın açıldığı tarihten itibaren kesilmekte yine temerrüd sebebiyle faiz talebi de davanın açıldığı tarihten itibaren istenebilmektedir. Alacağın geri kalan kısmının talep edilebilmesi için ise davalı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurulmasına gerek bulunmamaktadır. HGK’nın 06/07/2021 tarihli 2020/9-1 E. 2021/931 K. sayılı kararı da aynı yöndedir.
Bu açıklamalara göre; eldeki davanın yukarıda ifade edildiği üzere belirsiz alacak davası olarak kabulü gerektiği açık olduğundan, mahkemece davanın kısmi dava olarak nitelendirilmesi suretiyle davacılardan Şener Koç yönünden ıslah edilen kısmın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi de usul ve kanuna aykırıdır." şeklinde karar verilmiştir.
Mahkememizin 06/02/2024 tarihli duruşmasında davacı vekili tarafından; "Dava dilekçemizi tekrar ederiz, davamızı belirsiz alacak davası olarak ikame ettik kısmi dava açmadık, belirsiz alacak davası açmamızın sebebi ise her ne kadar delil mahiyetindeki raporlarla yaklaşık zararımızı tespit etmiş olsak da kesin ve net olarak zararımızı tespit edemedik, bunun için mahkemece bilirkişi incelemesi yapılması lazım ayrıca taraflar arasında hasar ve değer kaybı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır bu sebeple belirsiz alacak davası açmak da hukuki yararımız vardır, bu yönde yapılan itirazları kabul etmiyoruz, ayrıca eşdeğer sigortaya başvuru yapmak üzere tarafımıza süre verilmesi için dilekçe göndermiştik, talebimizi tekrar ederiz" şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Somut uyuşmazlığın çözülebilmesi için öncelikle davacı tarafından davanın kısmi dava olarak mı yoksa belirsiz alacak davası olarak mı açıldığının çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere HMK 26 uyarınca hukuk yargılamalarında hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Her ne kadar Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. Maddesinde hâkimin Türk hukukunu re'sen uygulayacağı düzenlenmiş olsa da tarafların açtıkları davanın belirsiz alacak davası mı yoksa kısmi dava mı olduğunu belirleme hak ve yetkileri vardır. Çünkü, her iki dava da özellikle zamanaşımı ve faiz başlangıcı noktasında farklı hukuki sonuçlar içermekte olup tarafların hangi hukuki sonuç üzerinden davasını ikame ettiğini belirleme serbestisi vardır. Hâkimin burada uygulaması gereken ise söz konusu davanın türünün taraflarca tercih edildikten sonra söz konusu davanın şartlarının bulunup bulunmadığı, bulunmuyor ise eksikliklerin tamamlanabilir nitelikte olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre yargılamanın yürütülmesidir. Aksi düşünce tarafların adil yargılanma haklarının ihlalini teşkil edecektir.
Kaldı ki, yerleşik Yargıtay kararlarında da bir davanın belirsiz alacak davası olarak mı yoksa kısmi dava olarak mı açıldığının tespit edilmesi için davacı tarafın bu konudaki beyanını alarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu durumun da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında olduğu da belirtilmiştir. Somut olayda da davacı vekili tarafından her ne kadar dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açıldığı vurgulanmış olsa da duruşma esnasında bu yönüyle davacı vekilinin tekraren beyanı alınmış ve davalarını belirsiz alacak davası olarak açtıklarını kısmi dava olarak açmadıklarını beyan etmişlerdir.
Tüm bu sebeplerle söz konusu yargılama kapsamında davacı tarafça belirsiz alacak davası ikame edildiği kabul edilmiştir.
Söz konusu davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp açılamayacağı bakımından yapılan değerlendirme;
Gerek HMK'nın 107. Maddesinde gerekse Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında belirsiz alacak davası açılabilmesi için bazı öznel şartlar öngörülmüştür. Buna göre belirsiz alacak davası açılabilmesi için davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenememesi ya da bunun imkansız olma halidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Kanun ile getirilmiş bu şart öznel bir şarttır. Yani her davacının somut duruma göre alacağın miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek yetkinlikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda ise davacı taraf araç kiralama şirketi olup tacirdir. Davacı tarafından dava dilekçesi ile birlikte mahkememize sunulan raporlar ile değer kaybı bedeli 275.000,00 TL, hasar bedeli ise yine rapor ile 217.513,20 TL olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla davacı tarafın öznel olarak kişiliği ve aldığı raporlar değerlendirildiğinde dava tarihi itibariyle alacak miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek nitelikte olduğu ve hatta alacak miktarını belirlemiş olmasına rağmen 100,00 TL üzerinden "belirsiz alacak" davası ikame ettiği anlaşılmıştır.
Tüm bu sebeplerle; davacının basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunması, davacının iştigal alanın araç kiralama olması, davacının dava açılmadan evvel aldığı raporlar ile hasar bedelinin ve değer kaybı bedelinin kesin ve net olarak belirlenmiş olması nedeniyle HMK 107 uyarınca davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenememesi ya da bunun imkansız olma halinin somut uyuşmazlıkta söz konusu olmadığı anlaşılmakla davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere :
1-Davanın USULDEN REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60TL karar harcından, 269,85TL peşin harcı toplamının mahsubu ile geriye kalan 158,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalılar .. Sigorta, ..., .. Şirketi vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2 maddesi uyarınca gereği takdir ve tayin olunan 200,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine,
4-6325 Sayılı Yasa'nın 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin m.26 hükmüne göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.200,00TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
5-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı diğer tarafların yokluğunda karar verildi. 06/02/2024
Katip
E-imzalıdır
Hakim
E-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!