T.C.
İSTANBUL
3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/254 Esas
KARAR NO : 2024/275
DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/11/2015
KARAR TARİHİ : 04/04/2024
Mahkememizde açılan davanın yapılan yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı ile davalıları temsilen hareket eden ... arasında görüşmeler yapıldığını davalıların hissedarı bulunduğu ... AŞ’nin mülkiyetinde bulunan ... ili ... ilçesi ... mevkiinde 33.000 m² yüzölçümlü orman mülkiyetinde bulunan 3 no’lu parsel üzerinde 180 yatak kapasiteli 1. sınıf tatil köyü gerçekleştirmek üzere Turizm Tahsis ve Ön İzin Belgesine sahip olduğunun öğrenildiğini 2634 Sayılı Turizmi Teşhis Kanunu ve bu Kanunun m.8’e istinaden çıkarılan Yönetmelik gereği tahsis işlemlerinin gerçekleştirildiğini bu doğrultuda 180 yatak kapasiteli 1. sınıf tatil köyünü gerçekleştirmek üzere kurulacak anonim şirket için ön izin verilmiş olduğu bilgisi verilerek Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın buna ilişkin ... gün... sayılı yazısının ibraz edildiğini, davacının buna inanarak davalıların sahip olduğu ... AŞ’nin hisselerini devralmak istediğini öncelikle davacının bağlı şirketlerinden ... AŞ ile davalıları temsilen ... ve ... arasında 27.10.2014 tarihinde “Pay Satış Vaadi Sözleşmesi akdedilerek ... AŞ’nin paylarının tamamının davacıya devrinin kararlaştırıldığını, Sözleşmede ... AŞ’nin paylarının değerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ... gün ... sayı ile ... Doğusu III no’lu 33.000 m² Turizm Tahsis ve Ön izin Belgesinin oluşturduğunun açıkça belirtildiğini, Sözleşmenin imzasından sonra davacı ile davalılar arasında ... AŞ’nin hisselerinin tamamının devri amacıyla 02.12.2014 tarihinde 2 adet hisse devir sözleşmesi akdedildiğini hisselerin davacıya ilmuhaber olarak devredildiğini bu devirler karşılığında ilk hisse devir sözleşmesi uyarınca ...’nin ...’daki %14,62 payına, ... Ltd. Şii’nin %20,4 payına ve ...’nin %5 payına karşılık gelmek üzere 2 milyon Avro ödendiğini, ikinci hisse devir sözleşmesi, uyarınca ...’nin %23,4 payına, ... AŞ’nin %30,6 payına, ...’nin %6 payına karşılık gelmek üzere 3 milyon Avro Ödeme yapıldığını, davacının ...AŞ'nîn paylarının tamamını davalılardan beş milyon Avro bedel karşılığında satın aldığını, Ön İzin Belgesinin varlığı davalılarca sözleşme görüşmeleri ve pay Satış Vadi Sözleşmesi ile garanti edilmese ... AŞ’nin davacı tarafından bu bedelle satın alınmasının söz konusu olmadığını zira ... AŞ’ııın Ön İzin dışında değeri veya mal varlığı bulunmadığını, ... AŞ’nin mali durum ihbarıyla zayıf ve zor durumda bulunan bir şirket olduğunu, 02.12.2014 tarihli Hisse Devir Sözleşmesi m.8’de şirketin tüm evraklarının teslim edilmesi taahhüt edildiği halde teslim edilen belgeler arazinin Sit l’den Sit 2’ye çevrilmesine ilişkin olup Ön İzin işleminin devam ettiği düşüncesi yaratan yazışmalardan ibaret olup davalılara aldatmaya ve oyalamaya yönelik olduğunun devirden sonra davalılarca anlaşıldığını, hisse devirlerinden bir süre sonra ... lehine verilen Ön izin Belgesinin iptal edildiğinin anlaşıldığını taraflarınca 10.06.1997 tarihinde verilmiş olan Ön iznin önce dondurulmasına karar verildiği bu durumun ... tarihli ... sayılı yazıyla ...’ya bildirildiği 2007 yılında Ön iznin iptal edildiği bu durumun ... tarib ... Sayılı yazı ile ...'ya bildirildiğinin anlaşıldığını, davalıların ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile iptal davası açtıkları, ... aleyhine sonuçlandığı dosyanın karar düzeltme aşamasında olduğunun öğrenildiğini, dava dosyasının varlığının kasten davalılar ve avukatları tarafından davacıdan saklandığını» davacının ...’yu satın almasının yegâne gayesinin davalılar almış olduğu ön İzin Belgesi olduğunu davalılara ... 1. Noterliği'nin ... tarih ... y. no'lu ihtarnamesi ile taraflarına hile ve desise ile içi boş şirket satıldığından ödemiş olduğu 5 milyon Avro’nun 1 hafta içinde iadesinin talep ve ihtar edildiğini, davalıların ... 16. Noterinin ... tarihli ... ve ... yevmiye nolu cevabi ihtarnamelerinde alınan bedellerin davacıya iadesinin kesinlikle söz konusu olmayacağını bildirdiklerini, hisse satışında ekonomik anlamda ayıplı ifa söz konusu olduğunu satıcının ayıptan sorumluluğunun TBK m.219 - 231. hükümleri arasında düzenlendiğini TBK m.227/1 uyarınca davacının sözleşmeden dönme hakkına haiz olduğunu, davacının sözleşmeden dönme seçimlik hakkını ... 1. Noterinin ... tarih ... y. no’lu ihtarnamesi ile kullandığını, davalıların aldıkları satış bedelini iade etmeyi kabul etmediklerini ayrıca TBK m.229 uyarınca davacının müspet ve menfî zararlarını tazmin etmek zorunda olduklarını, davalıların açıklama yükümlülüklerini ihlal ederek açıkça dürüstlük kuralına aykırı davrandıklarını, davalılar tarafından açıklama yükümlülüğü ihlal edilmeyip Ön İznin iptal edilmiş olduğu bilgisi davacıya verilmiş olsa idi Hisse Devir Sözleşmeleri, pay Satış Vadi Sözleşmesinin devri hiç yapılmayacağını, davacının iradesinin davalıların hilesi ile sakatlandığım, davacının davalılara ödemiş olduğu toplam 5.000.000 Avro'yu ayıplı ifa nedeniyle sözleşmeden dönme esaslarına göre ve culpa in contrahendo sorumluluğuna göre talep edebileceği gibi aynı zamanda davalılar açısından TBK m. 77 anlamında sebepsiz zenginleşme de oluşturduğunu davacının davalılara ödediği 5.000.000 Avro dışında başta yoksun kalınan kan olmak üzere başkaca zararlarda bulunduğunu, davacının söz konusu ödemeyi yapmasıyla mevcudiyetine ...Bankasında %1.9 faiz işleyeceği faiz getirisinin 73.136,99-Avro olacağını, davacının davalılarca yapmış olduğu sözleşmeler nedeniyle 73.136,99 Avro faizden yoksun kaldığını belirterek ihtiyati tedbir talebi ile birlikte satış konusu hisselerin ekonomik anlamda ayıplı olmaları sebebiyle Hisse Devir Sözleşmesinden döndüklerini ve ayıplı ifa sebebiyle ödedikleri 5 milyon Avro satış bedeli ve yoksun kalınan kar olan 73,136,99-Avro olmak üzere davacının uğradığı menfi ve müspet tüm zararların ihtarnamenin tebliğinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tazminini talep ettiklerini, hisse devir sözleşmesinin davalının açık hilesi sebebiyle iptale tabi olduğunu bu sebeple başta ödedikleri 5.000.000 Euro ve yoksun kalman kar olan 73.136,99 Euro olmak üzere davacının uğradığı menfî ve müspet zararların ihtarname tebliği tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tazminini talep ve dava etmiştir.
Davalı ..., ... ve ... A.Ş. vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde bahsi geçen taleplerini açıklaması gerektiğini, hangi davalıdan ne miktarda tazminat talep edildiğinin belli olmadığını, taraflar arasındaki ticari alım-satımın ve iş bu davanın dayanağı taraflar arasında imzalanan hisse devir sözleşmesi kapsamında davalı müvekkilleri tarafından anılan yazılı belgede yer alan yükümlülüklerin yerine getirildiğini, davacı tarafın dürüstlük kuralı ve ticari örf ve adet kurallarına aykırı davrandığını, basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğüne aykırı davrandığını, hisselerin devri akabinde davacı tarafın ihmali ve kusurlu davranışları sonucu anılan ön iznin yitirilmiş olması hali saklı kalmak üzere davacı tarafın iddiasının aksine ortada hukuken edilmiş bir ön izinin söz konusu olmadığını, davacı tarafın iddiasının aksine ortada ayıplı ifa olarak nitelendirilebilecek bir durum olmadığını, hisselerin ticari alım-satım sözleşmesine uygun şekilde devredildiğini, mezkur uyuşmazlıkta .... ilkesi ışığında müvekkilinin sorumluluğunun ihlali olarak nitelendirilebilecek bir eylemi, işlemi durumunun söz konusu olmadığını, taraflarca akdedilen yazılı hisse devir sözleşmesi hükümlerine göre hisselerin el değiştirmesinden ibaret iş bu uyuşmazlıkta davacının hile ile aldatılmış olduğunu iddia etmesinin gerçeği yansıtmadığını, davacının tazminat talebine ek olarak yapmış olduğu 73.136,99-Euro bedelli yoksun kalınan kar talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine dair mahkemece tesis edilen 18/11/2015 tarihli karara katıldıklarını, davacı taraf adına hisselerin vekaleten alınmış olması nedeni ile somut uyuşmazlıkta müvekkillerinin değil adına vekaleten hareket edenlerin sorumluluğunun söz konusu olduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ..., ..., ... Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde ve aşamalardaki beyanlarında özetle; davacı vekilinin müvekkili ... ve ... hakkındaki beyanlarının kabul edilemeyeceğini, davacı vekilinin mahkemeyi yanlış yönlendirme ve hatalı değerlendirme yapmaya yönelik çabalarının kötü niyet göstergesi olduğunu, dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK hükümlerine uygun olarak hazırlanmadığını, davacının taleplerini somutlaştırmasının gerektiğini, şirket uhdesinde bulunan bir hakkın varlığı veya yokluğu hususunda pay sahipleri aleyhine husumet yöneltilemeyeceğinden müvekkilleri yönünden pasif husumet şartının gerçekleşmediğini, hisseleri devredilen ... şirketinin ön izin belgesinin değişen mevzuat kapsamında devam ettiğini, davacının iddialarının yersiz ve asılsız olup gerçeğe ve mevzuata aykırı olduğunu, hisse devir sözleşmesi öncesinde ve sonrasında müvekkillerine izafe edilecek bir kusurun söz konusu olmadığını, bu kapsamda davanın reddinin gerektiğini, müvekkillerinin ... sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir aykırılığının söz konusu olmadığını, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanmasının kabul edilemeyeceğini, davacının tacir olup ticari işlerinde basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerektiğini, davacının beyanlarının tamamen kötü niyete dayalı olduğunu, talep edilen kar kaybı, menfi ve müsper zararın ispat edilemediğini, davacı tarafından herhangi bir zarar kaleminin belirtilmediğini, hiçbir ispat vesikası sunulmadığını, davanın mahiyeti itibari ile tanık dinlenmesine muvafakatlerinin olmadığını, davacının ihtiyati tedbir taleplerinin haksız olduğunu, yargılamayı gerektiren hususlarda ve davanın sonucuna etkili ve davanın esasını çözer mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceğini belirterek davada müvekkillerine husumet yöneltilemeyeceğinden müvekkilleri yönünden davanın pasif husumet eksikliği nedeni ile reddine, esas yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, davacı ile davalı taraf arasında akdedilen hisse devir sözleşmelerinden kaynaklanmaktadır. Anılan sözleşmeler ile davalılar dava dışı ... A.Ş.'deki hisselerini davacıya devir etmişlerdir. Uyuşmazlık sözleşmenin meydana gelmesinde davalıların hileli davranıp davranmadığı, hile ve ayıplı ifa sebebi ile sözleşmeden dönme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, satış bedelinin ve yoksun kalınan karın iadesi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda ...E.K. sayılı 16/05/2019 tarihli karar ile "...1-Davanın kısmen kabulüne, dava dışı ... A.Ş.'nin hisselerine karşılık davacı tarafından davalılara ödenen 5.000.000,00-€ satış bedeli ve bu satıştan kaynaklı 71.342,00-€ zarar tutarı olmak üzere toplam 5.071.342,00-€'nun 05/08/2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan şirketteki hisseleri oranında tahsil edilerek davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine..." karar verilmiş olup kararın istinafı neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin 2019/2043-2020/279 E.K. sayılı kararı ile "...Dava, hukuki niteliği itibariyle, HMK'nın 111. maddesi uyarınca açılmış bir terditli dava olup; öncelikle satıma konu şirket hisselerinin ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak sözleşmeden dönme, satım bedelinin iadesi ve menfi zararın tazmini; olmadığı takdirde hile (aldatma) hukuki nedenine dayalı olarak sözleşmenin iptali, satım bedelinin iadesi ve menfi zararının tazmini isteklerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, hile hukuki nedenine dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, bu karara karşı tüm davalılar vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Terditli davayı düzenleyen HMK'nın 111. maddesi uyarınca, davacı aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik - ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır. Maddenin 2. fıkrasına göre, mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe feri talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz. Somut olayda davacının davayı terditli olarak açtığı, dava dilekçesindeki asli talebinin, yani birinci talebinin satış konusu hisselerin ekonomik anlamda ayıplı olmaları sebebiyle, TBK'nın 227/1.a maddesi uyarınca satımdan dönme ve ayıplı ifa sebebiyle satım bedelinin tahsili ve menfi zararın tahsili istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Davacının ferî, yani ikinci talebinin ise ayıplı ifa talebi yerinde görülmezse, davalının açık hilesi sebebiyle, TBK'nın 36 ve 39. maddeleri uyarınca sözleşmenin iptali, satım bedelinin ve menfi zararın tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekilinin 28.12.2015 tarihli cevaba cevap dilekçesinde de netice-i talebini aynı yönde açıkladığı görülmektedir. İlk derece mahkemesince verilen istinafa konu hükümde, öncelikle davacının asli talebinin değerlendirilmesi gerekirken, TBK'nın 227 ve 229. maddelerine dayalı ayıplı ifa nedeniyle sözleşmeden dönme ve satım bedeliyle birlikte menfi zararının tazmini talebi hakkında, karar gerekçesinde delil değerlendirmesi yapılmadığı gibi bu konuda hiçbir hüküm de verilmediği, doğrudan ikinci talep hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır. Böylece Kanun'un emredici hükmünün ihlal edildiği görülmektedir. Diğer taraftan, ilk derece mahkemesinin kararında, hile sebebine dayalı hüküm verilmiş ise de sözleşmenin iptaline ve satım bedelinin iadesine mi yoksa TBK'nın 39/2. maddesi uyarınca tazminata mı karar verildiği yeterince açık olmadığı gibi; satım bedelinin iadesine karar verildiği halde davacıya devredilmiş olan şirket paylarının akıbetinin ne olacağı hakkında da bir karar verilmemiş olması usule aykırı olmuştur. HMK'nın 297. maddesi uyarınca hükümde, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, uyuşmazlık noktaları, deliller, delilerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin, taleplerden her biri hakkında verilen hükmün ve taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açıkça gösterilmesi gerekir. Bu yasal zorunluluğa rağmen ilk derece mahkemesince, davacının asli talebi hakkında delil değerlendirilmesi yapılmaması ve bu konuda bir hüküm verilmeden feri talebin hükme bağlanması emredici usul hükümlerine aykırı olmuştur. İlk derece mahkemesinin kararının bu haliyle istinaf incelemesine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır. İlk derece mahkemesinin bilirkişi incelemesine dair ara kararında ticari defterlerin de incelenmesine karar verildiği halde bilirkişi raporunda, ticari defterlerin incelendiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlığın çözümünde, hisse devir tarihi itibariyle şirket kayıtlarının incelenmesi önemlidir. Özellikle davacının iddiasına konu vakıalar hakkında şirket karar defterinde ve diğer defter, kayıt ve belgelerinde bir açıklama bulunup bulunmadığının rapora yansıtılması son derece önemlidir. Diğer taraftan, mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından ileri sürülmeyen imkansızlık sebebine dayalı değerlendirme yapılmış, dosyaya yansıyan iddia ve savunmalar ve celp edilen deliller yeteri kadar değerlendirilmeden sonuca gidilmiştir. Davalılar vekillerinin bilirkişi raporuna vaki gerekçeli itirazları karşılanmamıştır. Davalılar vekillerinin, ön izin belgesinin ihyasıyla ilgili ek araştırma talepleri gerekçe gösterilmeden reddedilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin usulüne uygun şekilde delil topladığından söz edilemez. İlk derece mahkemesinin karar gerekçesinde davalının savunma sebeplerinin nasıl aşıldığı gösterilmemiştir. Davalılar vekilleri, davacının tedbirli bir tacir gibi davranması gerektiği, taşınmaza ilişkin ön izin bilgilerinin davacıya verildiği, davacının taşınmazla ilgili tüm yasal süreçten haberdar olduğu, idari kayıtlar açık olup davacının bu kayıt ve bilgilere kolayca ulaşabileceği, değişen mevzuat ve idareye yapılan yeni başvuru ile taşınmaz üzerindeki hakların devam ettiği, davacının idare nezdinde gerekli takip işlemlerini yapmadığı gibi savunmaları ileri sürmüş olup ilk derece mahkemesince anılan savunmaların nasıl aşıldığı, gösterilen delillerin nasıl değerlendirildiği hususları gerekçeli kararda tartışılmamıştır. HMK'nın 353/1.a.6. maddesine göre, ilk derece mahkemesince, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiç biri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması halinde, istinaf mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak, davanın yeniden görülmesi için ilk derece mahkemesine göndermesi gerekmektedir. Kanun maddesinde, taraflarca gösterilen delillerin hiç toplanmaması veya hiç değerlendirilmemesinden söz edilmiş olup, bu durumun sadece taraflardan biri hakkında gerçekleşmesi, bu yasa maddesinin uygulanması için yeterlidir. Ayrıca, terditli ilk talep hakkında hiç bir delil değerlendirmesi yapılmaması ve hüküm verilmemesi de bu maddenin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, işin esası incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının KALDIRILMASINA..." karar verilmiştir.
Dosyaya celp edilen tüm bilgi ve belgeler ile uyuşmazlık konusu hisse devir tarihi itibari ile şirketin karar defteri, diğer defter kayıt ve belgelerinin incelenmesi sureti ile davacı tarafın dava dilekçesindeki 1. talebi uyarınca satış konusu hisselerin ekonomik anlamda ayıplı olmaları sebebi ile TBK'nun 227/1-a maddesi uyarınca satımdan dönme ve ayıplı ifâ sebebi ile satım bedelinin tahsili ve menfi zararının tahsili talebinde haklı olup olmadığının, haklı ise dava tarihi itibari ile davalılardan talep edebileceği satım bedeli ve menfi zarar tutarının tespiti, davacının dava dilekçesindeki 2. talebi uyarınca davalının somut olayda hilesinin olup olmadığının, TBK'nun 36 ve 39 maddeleri uyarınca sözleşmenin iptali, satım bedelinin ve menfi zararının tahsili talebinde haklı olup olmadığının, haklı ise dava tarihi itibari ile talep edebileceği davalılardan talep edebileceği satım bedeli ve menfi zarar tutarının tespiti ve ayrıca davalılar vekillerinin kök rapora itirazlarının incelenip değerlendirilmesi kaydı ile bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına karar verilmiştir. 26/01/2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunun sonuç kısmında "...Davacının, “ayıp (ayıplı ifa)” ya da “hile” sebebiyle Hisse Devri Sözleşmelerinden dönme veya iptal etmeye, ödemiş olduğu bedelin iadesini ve uğramış olduğu zararın tazminini talep etmeye hak kazanamadığı; bu sebeple Kök Raporumuzdaki görüşü, döndüğümüz..." şeklinde görüş belirtilmiştir.
Tüm dosya kapsamı ile istinaf ilamında yer verilen açıklamalar ve kaldırma kararı sonrası toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucunda; somut olayda çözüme kavuşturulması gereken husus, davacı ile davalılar arasında gerçekleşen hisse devri sözleşmesinden ayıplı ifa nedeniyle dönme koşullarının oluşup oluşmadığı, ayıplı ifa ve dönme koşullarının oluşmadığının kabulü halinde ise bu kez hisse devri işleminin davalıların hileli davranışları sonucu gerçekleşip gerçekleşmediğidir. Bu çerçevede, mahkememizce verilen ilk kararda, yukarıda özetine yer verildiği üzere, davacının ön izin belgesinin varlığı konusunda sessiz kalmak suretiyle aldatıldığı kabulü üzerinden hareketle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karar, istinaf mahkemesi tarafından kaldırılmıştır. Bu aşamada, taleple bağlılık ilkesi gereği, davacının öncelikli olarak ayıplı ifa nedeniyle sözleşmeden dönme talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesine göre; bir maldaki ayıp, satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmasıdır. Satıcı, bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi sorumludur. Mezkur kanunun 227. maddesinde, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini seçebileceği ve alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda davacı, davalıların hissedarı bulunduğu ... AŞ’nin mülkiyetinde bulunan ... ili .. ilçesi ... mevkiinde 33.000 m² yüzölçümlü orman mülkiyetinde bulunan 3 no’lu parsel üzerinde 180 yatak kapasiteli 1. sınıf tatil köyü gerçekleştirmek üzere Turizm Tahsis ve Ön İzin Belgesine sahip olduğu düşüncesiyle anılan şirketin hisselerini devraldığını ileri sürmektedir.
Davacı şirket, bahsi geçen ön izin hakkının taraflar arasındaki hisse devri sözleşmesinden önce iptal edilmiş olduğunu, davalı şirketin muhasebesel anlamda da zor durumda bulunduğunu ancak bunları hisse devri işleminden sonra öğrendiğini belirtmektedir. Davacı şirketin, İngiltere menşeli bir turizm şirketi olduğu, 15.07.2014 tarihinde ...'da kurulduğu görülmektedir. ... AŞ’nin hisselerinin satın alınmasına ilişkin 27.10.2014 tarihinde pay satış vaadi sözleşmesi imzalandığı, dava dilekçesinin ekinde yer alan belgelerden ve bunların onaylı tercümesinden anlaşılmaktadır. Belirtilen pay satış vaadi sözleşmenin ilk sayfasında pay devri vaat edilen şirketin turizm tahsis belgesi ön izin hakkına sahip olduğunun yazılı olduğu açıkça görülmektedir. Pay satış vaadi sözleşmesinin, davacı ile değil ..., ... A.Ş. Unvanlı başka bir şirket ile imzalandığı, hisse devir sözleşmesinin ise 02.12.2014 tarihinde davacı ... Ltd. ile imzalandığı anlaşılmaktadır. Davacı ile imzalanan hisse devri sözleşmesinin altında temsilci olarak ... imzası olduğu ve sözleşmenin Türkçe olduğu görülmüş ancak sözleşme içeriğinde pay devri vaat edilen şirketin turizm tahsis belgesi ön izin hakkına sahip olduğuna dair bir açıklamaya rastlatılmamıştır. Mahkememizce, istinaf kaldırma ilamından sonra 02.12.2020 tarihinde daha detaylı bir şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığına müzekker yazılarak sözleşmenin imzalandığı tarih itibarıyla ihya başvurusu olup olmadığı ve anılan tarihte bu talep hakkında bir karar verilip verilmediği sorulmuştur. Bakanlığın 27.01.2021 tarihli cevabında, o tarih itibarıyla ihya başvurusunun sonuçlandırılmadığı ve ilgili şirketten bu konuda herhangi bir bilgi veya belge talebinde bulunulmadığı belirtilmiştir. Pay devri vaadi sözleşmesinin Türkiye menşeli bir proje şirketiyle imzalanması, Tapu sicilinin herkese açık oluşu, yatırım şirketinin Bakanlığa herhangi bir bilgi ve belge talebinin olmaması, satış vaadi sözleşmesi ile devir arasında yaklaşık 40 günlük araştırma yapılabilecek makul bir sürenin varlığı, davacı ile yapılan hisse devri Sözleşme'sinin Türkçe olarak imzalanmış olması, davacıyı temsilen imzalayan gerçek kişinin Türk vatandaşı oluşu, Sözleşme'nin imza aşamasında ya da devamında herhangi bir sahte ya da yanıltıcı belge sunulmamış olması, dava dilekçesinde de bu kapsamda davalıların sessiz kalmak suretiyle davacıyı yanılttığının iddia edilmesi hususları nazara alındığında basiretli tacir olarak davranma yükümlülüğünde olan davacının yeterli zaman ve imkanı olmasına ve basit bir araştırmayla kamu makamlarından bilgiye erişim olanağı bulunmasına karşılık bu araştırmayı yapmaksızın hisse devri sözleşmesini imzaladığı kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıyla, davaya konu hisse devir işleminin gizli veya açık ayıplı olduğundan bahsedebilmek mümkün değildir. Aynı bilgiler ve tespitler ışığında, mahkememizin bir önceki gerekçeli kararında tanımına yer verilen hileli davranış koşullarının davalılar yönünden gerçekleştiği, davalıların hileli hareketler sonucu davacının iradesini sakatladığı sonucunu ulaşabilmek mümkün olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının terditli taleplerinin her ikisinin ve dolayısıyla davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM / Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın reddine,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-₺ maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 278.735,61-₺ harçtan mahsubu ile bakiye 278.308,01-₺ harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı ... tarafından yapılan 50,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davalı ... tarafından yapılan 20,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davalı ... tarafından yapılan 20,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davalı ... tarafından yapılan 95,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davalı ... tarafından yapılan 11,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
Davalı ...tarafından yapılan 29,00-₺ yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen dava değeri üzerinden davalılar vekili lehine hesaplanan 461.267,25-₺ vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca yatırılan gider avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK 333 maddesi uyarınca taraflara iadesine,
Dair; taraf vekillerinin yüzlerine karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 04/04/2024
Başkan ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Üye ...
e-imza
Katip ...
e-imza
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!