T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/532 Esas
KARAR NO : 2024/117
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 09/08/2023
KARAR TARİHİ : 14/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş.(Eski Unvan ... A.Ş. ) ve ... A.Ş., ... ili, ... İlçesi, ... Mahallesi ... Mevkii adresinde bulunan, tapuda 18 pafta, 1787 parselde kayıtlı taşınmaz üzerindeki akaryakıt istasyonunda davalı şirket ile 01.03.2018 tarihinde 5 yıl süreli Çerçeve Protokol ve Bayilik Sözleşmeleri imzalayarak akaryakıt ve otogaz bayilik ilişkisi kurduğunu, davalı şirket tarafından, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ve eki niteliğindeki diğer anlaşmalar çerçevesinde verilen Ürün Alım Taahhütnamesi doğrultusunda; birinci yıldan başlamak ve anılan anlaşmaların yürürlüğü süresince geçerli olmak üzere, yıllık asgari 285 ton (anlaşma süresince toplam 1.425 ton) otogaz ürünü münhasıran ... A.Ş.'den veya ... A.Ş/ ....A.Ş.’nin yazılı olarak göstereceği ikmal kaynaklarından satın almayı kabul ve taahhüt edildiğini, ancak taahhüt edilen miktarda ürün alımı yapılmadığını, bu doğrultuda davalı tarafın eksik ürün alımından kaynaklı olarak kar mahrumiyeti ödeme yükümlülüğü bulunduğunu, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin sözleşme süresi dolması nedeniyle sona ermesi akabinde ... 11. Noterliği ... tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarın keşide edildiğini, ihtarnamede, davalı şirketin müvekkili şirket ile akdettiği bayilik sözleşmeleri ve ekleri kapsamında taahhüt etmiş olduğu asgari ürün alım taahhütlerinden eksik aldığı ürünlere ilişkin kar mahrumiyetini, tebliğ tarihinden itibaren 3 gün içinde ödenmesini, aksi halde söz konusu bedellerin tahsili için yasal yollara başvurulacağı hususlarının ihtar ve ihbar edildiğini ve tüm borçların muaccel olduğunu, ihtarnamenin davalı şirkete tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını, eksik alımdan kaynaklanan kar mahrumiyetinin davalı şirketten tahsili için Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesinde dava şartı olarak öngörülen arabuluculuk görüşmeleri yürütüldüğünü, tarafların anlaşamamış olması nedeniyle arabuluculuk sürecinin sona erdiğini, Davalı ‘Ürün Alım Taahhütnamesi’ ile satın alma taahhüdünü her bir yıllık anlaşma dönemine ilişkin olarak yerine getiremediği takdirde, eksik kalan miktar üzerinden ton başına 175 USD (yüzyetmişbeş) tutarı, ödeme gününde uygulanmakta olan TC Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak Türk Lirası karşılığında kar mahrumiyeti ödemeyi taahhüt ettiğini, Taraflar arasında devam eden bayilik ilişkisi süresinde de davacı taraf asgari alım taahhütlerine uymadığını, bu nedenle davalıya dönem dönem ihtar gönderildiğini ve neticeten dönem dönem eksik ürün alımından kaynaklanan cezai şart bedelleri tahsil edildiğini, davalı tarafın 01.03.2020 ile 01.03.2023 tarihleri arasında toplamda 274.09 ton eksik ürün aldığını, davalı tarafından, 274,09 ton eksik ürün alımı karşılığı ton başına 175,00.-USD ödeme yapılması gerektiğini, anılan bedelin kendisine işbu durum ihtar edilmesine rağmen bugüne kadar ödenmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşme, ürün alım taahhütleri, ihtarnamelerle de mahrum kalınan kar bedelinin davalı şirketten tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğini, fazlaya ve hataya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile; mahkemece yapılacak tahkikat sonucu alacaklarının tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK’nın 107/2. maddesi uyarınca işbu taleplerini arttırma hakları saklı kalmak kaydıyla davacı şirketin otogaz ürün satışından mahrum kaldığı karın şimdilik 1.000,00 USD’ nin birlikte sözleşmenin sona erme tarihi olan 01.03.2023 tarihinden itibaren TCMB nin USD alacaklar için uyguladığı en yüksek faiz oranı ile işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesini talep ettiklerini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının dilekçesi ekinde Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi, Ticari Koşullar'a dair Sözleşme, Ürün Alım Taahhütnamesi ve 3 Adet ihtarname olduğunu, bu eklerden Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi'nin 25.maddesi Cezai Şart olduğunu, kar mahrumiyetinin de cezai şartlardan sayıldığını, müvekkilinin tam da bu bölüm üzerine kaşe ve imzasıyla teyit ettiğini bu bölümde, herhangi bir rakam alınacağına dair bir ibare bulunmadığını, Standart Otogaz Bayilik Sözleşmesi'ne göre müvekkilinin kar mahrumiyetine dair bir cezai şart ödemeyeceğinin sabit olduğunu, ürün alım taahhütnamesi başlıklı belgede el yazısı ile yazılan adres ve tapu bilgileri müvekkilince kaşe ve imza ile teyit edildiğini, asgari alınacak miktarların ise teyit edilmediğini, aynı sözleşmenin (a) bölümünde el yazısı ile yazılan 175 USD alınacağına dair bölüm de sonradan doldurulduğunu, müvekkilin kaşe ve imzası ile teyit edilemediğini, HMK'nun 207.maddesinin açık olduğunu, imza aşamasından sonra ürün alım taahhütnamesi başlıklı belgede yer alan ve davacı tarafça tek taraflı olarak el yazısı ile doldurulan asgari 285 ton ve sözleşme süresince 1425 ton otogaz kısmı ile yine aynı sözleşmede (a) bölümünde el yazısı ile yazılan 175 USD alınacağına dair bölümü kabul etmediklerini, dava dilekçesinin 2.sayfasında yer alan tabloya göre davalı müvekkilinin kabul etmedikleri tonaj taahhüdünü kısmen yerine getirdiğinin görüldüğünü, ... 26.Noterliği'nin...tarih ve ... Yevmiye sayılı ihtarında ise ilk yılda 40,285 ton miktarında eksik ürün sattığının ihtar edildiğini, dava dilekçesinde eksik ürün satmadığı ikrar edildiğinden bu delilin hukuki bir değeri bulunmadığını, ... 26.Noterliği'nin... tarih ve ...953 Yevmiye sayılı ihtarında da yine 54,367 ton miktarında eksik ürün sattığının ihtar edildiğini, dava dilekçesinde eksik ürün satmadığı ikrar edildiğinden bu delilin hukuki bir değeri bulunmadığını, 3 yıla dair ihtarname çekildiğine dair bir delil sunulmamışsa da, bu dönemin başlangıcı tüm dünyayı saran Covid 19 salgını dönemini kapsamakta olduğunu, zaten istasyonların tamamen ve sonra da kısmen kapalı olduğu bir dönem olduğunu, müvekkilinden sadır olan bir sözleşme ihlali sayılmamasını, ... 26.Noterliği'nin ... tarih ve ... Yevmiye sayılı ihtarında da yine 102,62 ton miktarında eksik ürün sattığı ihtar edilmişse de bu ihtarname bir önceki dönem bitip sonraki bir yıllık dönem başladıktan sonra keşide edildiğinden dikkate alınmaması gerektiğini, bir an için tüm bu sözleşmelerin geçerli olduğu, müvekkilinin ürün alım taahhüdüne uymadığı kabul edilse dahi, bu taahhüde karşılık gelen kısmın müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacak derecede olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik tüm içtihatlarında da görüleceği üzere, cezai şart bayinin ekonomik mahvına sebep olacak bir miktarsa, hakimin bu miktarı tamamen ya da kısmen kaldırabileceğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.11.2001 tarihli ve E.2001/9-1175, K.2001/166 sayılı ilamının ve HGK’nun 20.03.1974 tarihli ve E.1970/1053, K.1974/222 sayılı kararlarının buna örnek olduğunu, dava dilekçesindeki dava değeririnin ekonomik mahva sebep olabilecek miktarda değilse de cezai şartın tamamının, müvekkilini ekonomik mahvına sebep olabilecek miktarda olduğunu, dava dilekçesine göre eksik kalan ürün miktarında ton başına 175 USD kar mahrumiyeti talebi, dağıtım şirketi açısından haksız bir kazanç, müvekkili bakımından ise ekonomik mahva sebep olacak bir rakamda olduğunu, davacı yanın tüm bayilerine de eşit davranma ilkesiyle hareket etmediğini, bu miktarın yarısına tekabül edecek derecede olacak şekilde imzaladığı sözleşmelerinde bulunduğunu, dava dilekçesi ve delil listesinde Çerçeve Protokol'den bahsedilmişse de böyle bir delilin dosyaya sunulmadığını, sunulduğunda içeriği hakkında cevap verme haklarını saklı tuttuklarını, açıklanan nedenlerle davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine, ihtiyati haciz taleplerinin davanın her aşamasında reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
... Arabuluculuk Bürosu ... Esas sayılı arabuluculuk dosyası, 01/03/2018 tarihli Oto Gaz Bayilik Sözleşmesi çerçeve protokolü, 01/03/2018 tarihli ürün alım taahhütnamesi, ticari koşullar anlaşması, ihtarnameler, fatura suretleri celp edilmiş, incelenmiştir.
Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi ve bayilik sözleşmesinin eki niteliğinde olan Ürün Alım Taahhütnamesinden kaynaklanan eksik ürün alım iddiasına dayalı kar kaybı alacağına ilişkindir.
Dava, belirsiz alacak davası olarak açılmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi belirsiz alacak davasını düzenlemektedir. Anılan madde, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmünü içermektedir.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.
Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.
Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.
Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir. Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. 6100 sayılı HMK ile birlikte, belirsiz alacak davası açma imkanı tanınmak suretiyle belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı da sınırlandırılmıştır.
6100 sayılı HMK ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği farklıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü belirsiz alacak davası, zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir.
Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir. Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır.
Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı kanunun dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir. Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. (Yargıtay 11. HD. 2016/13485 E. 2018/4815 K.)
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında;
Davacı dava dilekçesinin 3. sayfasında açıkça "...alacağımızın tam ve kesin olarak belirlenmesini takiben HMK 107/2. maddesi uyarınca..." diyerek, belirsiz alacak davası açtığını ilgili Yasa hükmünü de göstererek dilekçesinde vurgulamıştır.
Taraf şirketler arasında 01/03/2018 tarihli standart Otogaz Bayilik Sözleşmesinin akdedildiği, işbu sözleşmesinin 24.maddesinde davalı bayinin bayilik sözleşmesi ve ek protokoller uyarınca sözleşmenin feshine neden olması halinde davacı tarafa kar mahrumiyeti alacağı ödemeyi kabul ettiği, bayilik sözleşmesine ek olarak taraflar arasında 01/03/2018 tarihli Ticari Koşullar anlaşması ve 01/03/2018 tarihli Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmeleri imzalanmıştır.
Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmesi uyarınca davalı bayinin birinci yıldan başlamak üzere ve sözleşmenin beş yıllık yürürlük süresince geçerli olacak şekilde yıllık asgari 285 ton ve 5 yıllık sözleşme süresi sonunda toplam 1425 ton oto gaz ürününü satın almayı kabul ve taahhüt ettiği, satın alma taahhüdü yerine getirilmediğinde davacının dilerse sözleşmeyi beş yıllık süresinin sonunda veya dilerse her 1 yıllık sözleşme döneminin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 175 USD tutarı ödeme gününde uygulanmakta olan T.C. Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığında kar kaybı olarak davacı tarafa ödemeyi kararlaştırdıkları görülmüştür.
Ürün alım taahhütnamesinde yıllık asgari ton tutarı, beş yıllık sözleşmesi süresi sonunda taahhüt edilen ton tutarı, eksik ürün alım yapıldığı takdirde ton başına uygulanacak olan yabancı para alacağı, hasılı uğranılması muhtemel kar mahrumiyeti alacağının bayilik sözleşmesi ve eki ürün alım taahhütnamesi uyarınca yorum gerektirmeyecek kadar açık ve belirli olduğu, davacının sözleşmeye taraf olması nedeniyle sözleşme koşullarını ve alacak tutarını bildiği noktasında duraksama bulunmadığı, öte yandan davacı şirketin TTK 18. maddesi uyarınca basiretli tacir hükümlerine tabi olduğu tereddütsüzdür.
Ürün alım taahhütnamesi uyarınca davacının kar kaybı alacağının belirli / belirlenebilir olduğu, bu hususta davalı tarafın cevap dilekçesi vermesinin yahut sunacağı kayıtların da bir etkisinin olmadığı, zira davacı nezdinde tutulan kayıtlarda satışı yapılan ürün miktarlarının belirli olduğu, bu nedenle davacının kendi kayıtlarını kontrol ederek ve rahatlıkla yıllara göre ve sözleşme süresi boyunca davalının ne tutarda ürün aldığı ile eksik ürüne yönelik tonaj miktarını tespit edilebileceği, nitekim dava dilekçesinin 2. sayfasında bu durumu destekleyeeck şekilde davacı tarafından yıllara göre davalının aldığı ürün miktarlarının ayrı ayrı ve tablolar halinde gösterilerek eksik ürün miktarının açıklandığı, hatta tablo halinde ilgili dönem - taahhüt miktarı - satın alınan ürün miktarı ve eksik ürün miktarı (274,09 ton) belirtildikten sonra sözleşme uyarınca (175 USD) kar mahrumiyeti alacaklarının tabloda (47.965,23 USD) gösterildiği, kaldı ki davacı tarafından kar kaybı tutarı gösterilmese dahi yapılacak basit bir matematik işlemi ve hesaplama ile alacağın belirlenmesinin dahi mümkün olduğu, şu halde davacının dava dilekçesinin 2. sayfasındaki anlatımları uyarınca alacak miktarını bildiğinin / belirleyebildiğinin açık olduğu, hasılı davacının "alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenememesi veya bunun imkânsız olması" halinin zaten söz konusu olmadığı gibi, aksine açık ve net bir şekilde alacağın miktarının belirlenip buna ilişkin açıklamaların dahi tablolar halinde gösterilerek ibraz edildiği tespit edilmiştir.
O halde, davacının alacağının belirleyememe, bu durumunun kendisinden beklenememesi ya da objektif olarak alacağının belirlenmesinin imkansız olması durumlarının bulunmadığı, aksine alacağın kolaylıkla ve net bir şekilde hesaplanarak belirlendiği, bu hususların dava dilekçesinde açıkça yazıldığı ve ekinde delillerin sunularak (satışı yapılan ürünlere ilişkin faturalar ve ihtarnameler) alacağın miktarının kesin olarak belirlenebileceği bir hal mevcuttur.
Öte yandan; davacı dava dilekçesinde belirsiz alacak davasına yönelik olarak alacağın tahkikat sonucu (bilirkişi raporu ile) tespit edileceğinden bahisle "belirsiz alacak davası" açtıklarını beyan etmiş ise de; yukarıda belirtildiği üzere, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen, davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz.
Dolayısıyla, somut olay bakımından dava açılırken davacı tarafından alacak miktarı belirlenebildiğinden (hatta lgili dönem - taahhüt miktarı - satın alınan ürün miktarı ve eksik ürün miktarı belirtildikten sonra tablo halinde gösterilip hesaplandığından) belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.
Konuya ilişkin aynı yönde olmak üzere: YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ 2016/13510 E. 2017/7418 K. sayılı ilamında: "...Dava, bayilik sözleşmesinin ihlali ve haksız fesih nedeniyle sözleşme uyarınca talep edilen kar kaybına ilişkindir. Bu durumda davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün değildir..." şeklindedir.
Açıklanan gerekçe ve nedenler ile emsal Yargıtay ilamı karşısında, bayilik sözleşmesinin eki olan Ürün Alım Taahhütnamesi sözleşmesi uyarınca davacının eksik alınan ürün miktarı üzerinden talepte bulunduğu kar kaybı iddiasına dayalı olarak eldeki davada; kar kaybı alacağın miktarının davanın başında belirlenebilir olması karşısında "belirsiz alacak davası" açılmasında davacının hukuki yararı bulunmadığından, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan HMK 114/1-h. maddesi ve HMK 115/2. maddesi hükmü uyarınca usulden reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-Davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu sebebiyle HMK 114/1-h. maddesinin atfı ve HMK 115/2. maddesi hükmü uyarınca USULDEN REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcında başlangıçta peşin alınan 461,57 TL harcın mahsubu ile fazladan alınan 33,97 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde davacıya veya vekiline İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (27.027,80 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. ve 13/1. maddeleri uyarınca belirlenen 4.324,45 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6-HMK 333. maddesi uyarınca davacı tarafından yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen davacıya veya vekillerine İADESİNE,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı..14/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!