T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/342
KARAR NO : 2024/485
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 28/06/2022
KARAR TARİHİ : 27/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan itirazın iptali davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin takip dayanak belgesi olan banka dekontlarında da görüldüğü üzere toplam 967.500,00 USD alacağı için tarafınca 17/03/2022 tarihinde ... 33. İcra Müdürlüğü ...E.sayılı dosya üzerinden takip tarihi ile toplam 14.212.575,00 TL'nin tahsili için icra takibi başlatıldığını, her ne kadar icra takibi başlatılmış ise de davalı tarafından haksız ve kötü niyetli olarak işbu icra takibine karşı itirazda bulunulduğunu, davalı/borçlu tarafından ... 33.İcra Müdürlüğü ...E.sayılı dosya kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı süresi içerisinde yapılan itiraz üzerine icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulmasına karar verildiğini, takibin durdurulması üzerine taraflarca arabuluculuk yoluna gidildiğini, borçlu ile yapılan arabuluculuk görüşmelerinde anlaşmaya varılamadığını, davalı tarafın icra müdürlüğüne yapmış olduğu itiraz haksız ve kötü niyetli olduğunu, banka kayıtları incelendiğinde davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğinin görüleceğini beyanla işbu nedenlerle davalı tarafından icra takibine yapılan itirazın iptalini, takibin kaldığı yerden devamı ile haksız ve kötü niyetli olarak takibin durmasına sebebiyet veren davalı-borçlu hakkında asıl alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra-inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ... aleyhine .... tarafından başlatılan ... 33. İcra Müdürlüğü'nün ...E.sayılı ilamsız icra takibine dayanak gösterilen banka havalelerinin müvekkilden alınan ödüncün / borcun geri verilmesine ilişkin ödemeler iken davacı yan gerçek dışı biçimde mezkur havalelere konu meblağların müvekkili ...'ya tüketim ödüncü olarak verildiğini iddia ettiğini, müvekkile karşı kötü niyetli icra takibini başlatmış olduğunu, dava konusu icra takibine ilişkin borca itirazlarının haklı olduğunu kabulü ile birlikte icra takibinin iptaline ve lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesinin gerekmekte olduğunu, Yargıtay'ın ve bilhassa Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarında benimsenen kararda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen görüşe göre, havalenin bir ödeme aracı olduğunu, bir başka deyişle havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcut olduğunu, havalenin bir ödeme vasıtası olduğunu, davacı yanın salt havale makbuzuna dayanarak karz akdinin varlığını kanıtlamasının olanaksız olduğunu, davanın reddine, öncelikle arabuluculuk dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine, aksi kanaat hasıl olur ise talebin esastan reddine, davacının %20’den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından davalıya gönderilen ve her bir havaleye konu olan miktarların, varlığı tartışılmayan belge içerikleri gözetildiğinde davalıya karz akdi nedeniyle gönderildiğine dair açık kayıt olup olmadığı, buna göre davacının dayanmış olduğu havale belgelerinin içeriğine dair tarafların ve özellikle tacir olan davalının defter ve kayıtlarında bu noktada aleyhe veya lehe muhasebesel veri olup olmadığı, davalının savunması çerçevesinde havaleye konu olan miktarların niçin yapıldığına dair tarafların ticari defter ve kayıtlarında herhangi bir muhasebesel veri olup olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan alacaklı olduğunun muhasebesel olarak gözüküp gözükmediği, taraflar lehine icra tazminatı hükmedilmesini gerektirir durum olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Taraflar arasında hukuksal ilişkinin mevcut olduğu, dava dilekçesine konu edilen miktarların bu çerçevede davacı tarafından davalıya gönderildiği, gönderme nedeninin taraflar arasında tartışmalı olmakla birlikte davacı tarafından bu miktarların karz akdi nedeniyle borç olarak verildiği ileri sürülmekte iken davalı tarafından ise bu miktarların "borca ilişkin ödeme olduğu, bu nedenle havale yapıldığı savunmasında" bulunulduğu, havaleye konu edilen miktar toplamının 967.500,00-USD olduğu tartışmasızdır.
Dava, İİK m.67 hükmünde düzenlenen itirazın iptali davasıdır. İlgili düzenlemeye göre yapmış olduğu ilamsız takibe itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açabilir.
Davacı tarafından ... 33.İcra Müdürlüğünün...E. sayılı dosyasına göre davacı tarafından davalıya yönelik icra takibi yapıldığı, asıl alacak miktarının 967.500,00 Amerikan Doları olduğu, itiraz üzerine takibin durduğu, davanın süresi içinde açıldığı açıktır.
Taraflar arasındaki ilişkide davacı tarafından davalı hesabına ve banka aracılığıyla dava konusu edilen miktarı kapsayacak tutarda havale yapıldığı, banka dekontları uyarınca bu miktarın 967.500,00 Amerikan doları olduğu, havalenin ne için gönderildiği noktasında ise "borç geçirilmiştir" ifadesinin yer aldığı, havaleye ilişkin kayıtlarda dekont üzerinde havale nedenine ilişkin başkaca bir şerh veya başkaca bir açıklama veya talimatın bulunmadığı, ayrıca bu noktada başkaca bir belgenin davacı vekilince somutlaştırılmadığı tespit edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümlenmesi açısından havale konusu olan miktarlarından davacı tarafından davalıya verilen karz akdi gereği borç para için mi, yoksa davalının davacıya verdiği borç paranın ifası için mi verildiği hususlarının bilirkişi marifetiyle incelenmesi gerekmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki HMK m.200 hükmü gereği taraflar arasındaki alacak miktarı itibariyle senetle iddianın ispatı gerekir. HMK 200. maddesi gereği davalının açık muvafakatı olmadığı sürece tanık dinlenemez. Her ne kadar davacı tanık deliline dayanmış ise de alacak miktarının senet ile ispat olunması zorunluluğu karşısında ve davalı tarafın ise iddia edilen ilişki konusunda tanık dinletilmesine muvafakati bulunmadığından davacının tanık dinletme talebi reddolunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık hususlarının araştırılması için mahkememizce atanan bilirkişinin hazırlamış olduğu 22/11/2023 tarihli rapor içeriğine göre "Taraflar arasında davacının dayandığı banka dekontlarına konu olan ödemeleri ya da taraflar arasındaki ilişkiyi açıklayan yazılı herhangi bir sözleşmenin bulunmadığı, bununla birlikte davacının dayandığı banka dekontlarına göre davacı tarafından davalıya 26/11/2013 ile 28/11/2016 tarihleri arasında banka kanalıyla 10 parçada toplamda 967.500,00USD miktarında para transferi yapıldığının belirlendiği, bu hususta taraflar arasında herhangi bir çekişme bulunmadığı, rapor içerisinde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davacının dayandığı banka dekontlarına göre tüm para transferlerinin havale açıklaması ile yapılmış olduğu, para transferlerinin borç para verilmesi amacıyla yapıldığının anlaşılamadığı, Mahkemece belirlenen inceleme gün ve saatinde davacı tarafın K.K.T.C. mevzuatlarına tabi olunduğu gerekçesiyle davalı tarafça ise depremde zayi olduğu gerekçesiyle herhangi bir ticari defter ibrazında bulunulmadığından dava konusu uyuşmazlık ile ilgili olarak tarafların ticari defterlerine göre herhangi bir tespit yapılamadığı, ayrıca davacı tarafça inceleme esnasında bilirkişi incelemesine sunulmuş olan mali tablolar ile davalı tarafa ait dosyaya celbedilmiş olan yıllık gelir vergisi beyannamelerine göre dava konusu uyuşmazlık ile ilgili herhangi bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, davacı tarafından bilirkişi incelemesine esas olmak üzere dosyaya sunulan cari hesap ekstresi ve yevmiye defteri başlıklı belgelerin delil niteliği yönünden nihai takdir ve değerlendirme Mahkemeye ait olmak üzere bu belge içeriklerinden para transferlerinin davalıya borç para verilmesi için yapıldığını açıkça anlayabilmek mümkün olmamakla birlikte bu belgelere göre davacının bankadan yaptığı para transferleri nedeniyle davalıdan 967.500,00 USD alacaklı durumda bulunduğunun anlaşıldığı, dosya mevcudu kayıt ve belgeler ile davacı tarafça bilirkişi incelemesine esas olarak sunulan kayıt ve belgelere göre davacının dayandığı banka dekontlarına konu olan para transferlerinin hangi amaçla yapıldığını kesin olarak belirleyebilmenin mümkün olmadığı, yine bu kayıt ve belgelere göre icra inkar ya da kötü niyet tazminatı hükmedilmesini gerektiren bir durum olup olmadığını da kesin ve sağlıklı bir biçimde belirleyebilmenin de mümkün olmadığı" şeklinde görüş bildirmiştir.
Adı geçen raporun, taraf vekillerine tebliğ olunmasını müteakiben davacı vekili tarafından rapora itiraz olunmuştur.
Bunun üzerine "davacı tarafından davalıya gönderilen ve varlığı tartışılmayan belge içerikleri gözetildiğinde, davacı tarafından davalıya "karz" için bu miktarın gönderildiğine dair açık kayıt olup olmadığı, dekontta yer alan "borç" ile ibaresinin bankacılık uygulamaları gözetildiğinde bu miktarların hangi amaçla düşüldüğünün anlaşılır olup olmadığı, bu ibarenin birinci bilirkişi kurulu raporunda irdelendiği üzere davacı tarafından davalıya borç olarak verildiğinin bankacılık uygulamaları dikkate alındığında ne şekilde yorumlanması gerektiği, banka dekont içeriği dikkate alındığında ve "bankacılık uygulamaları karşısında" söz konusu para transferinin "davacı tarafından davalıya borç para verilmesi amacıyla yapıldığını gösterir" bir içerik taşıyıp taşımadığı, bu noktada bankacılık uygulamaları çerçevesinde yapılacak incelemenin SMMM ...'ın 22/11/2023 tarihli raporundan farklılık arz edip etmediği, arz etmekte ise nedeninin ne olduğu, buna göre davacının dayanmış olduğu havale belgelerinin içeriğine dair tarafların ve özellikle tacir olan davalının defter ve kayıtlarında bu noktada aleyhe veya lehe muhasebesel veri olup olmadığı, davalının savunması çerçevesinde havaleye konu olan miktarların niçin yapıldığına dair tarafların ticari defter ve kayıtlarında herhangi bir muhasebesel veri olup olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan alacaklı olduğunun muhasebesel olarak gözüküp gözükmediği" dair ara karar oluşturulmuştur.
Emekli banka müdürü, ... muhakeme sistemine hakim mali müşavir bilirkişi, SMMM-KGK Bağımsız Denetçiden oluşan bilirkişi kurulu ise bu defa hazırlamış olduğu 24/04/2024 tarihli raporlarında "müşteri imzası bölümündeki tam açıklamanın 9016 74545 351 hesaba 750.000 USD borç olarak geçirildiği, işlem ile ilgili ... hesabından 257,90 USD masraf tahsilatı yapıldığı, (bir kısmı banka yetkilileri imzası bölümüne kaymıştır) dekontun bilgisayara yerleştirme hatası nedeniyle imzalar kısmına çıkmış olup bu açıklamanın yerinin imzaların üst kısmı olduğu, bu açıklamanın tamamı okunduğunda borç geçirildiği ifadesinin bankanın havale gönderen müşteriye yaptığı bilgilendirme olduğu, müşterinin (yani havale amirinin) açıklamasının sadece giden havale olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, davacı tarafın davalıya yapmış olduğu ödemelere ilişkin banka dekontları üzerinde yukarıdaki şekilde davalıya borç olarak gönderildiğine dair kayıt bulunmadığı, davacının dekontlarını sunduğu ödemelerin tarafların ticari defterlerinde yer alıp almadığı hususunda yapılan incelemelerde ,davalı taraf kayıtlarında inceleme yapılmasının davalının zayi belgesi sunması sebebi ile mümkün olmadığı, davacının dosyaya sunmuş olduğu kayıt dökümleri ve bilanço gelir tablosunun Anglo sakson muhasebesi açısından yapılan incelemede belirtilen gerekçeler ile “davacının sunulan belgelerinin muhasebesel açıdan geçerli defter kaydı olduğu yönünde belirleme yapmaya olanaklı olmadığının değerlendirildiği, davalıya ilişkin dosyaya gelen vergi dairesi yazı cevaplarındaki bilanço incelemelerinde, 320 Satıcılar ve Alınan Sipariş avansları hesabında davacının ödeme toplamı tutara tekabül eden tutar borç kaydı raporlanmadığı,“ dekontlarda ödeme dışında başka amaçla havale yapıldığına ilişkin bir açıklama bulunmamakla, davacının ödemesinin diğer deliller ile nihai taktirinin mahkemeye ait olacağı, mahkemece diğer deliller ile davacı ve davalı arasında davacının bildirdiği şekilde ödünç verildiği hususunda değerlendirme yapılması durumunda, 17.03.2022 günlü takibe konu 13.05.2022 tarihli arabuluculuk süreci başlangıcı ve 28.06.2022 tarihinde açılan iş bu davaya konu 2013-2016 tarihleri arası yapılan ödemeler sebebiyle talep edilen 967.500 USD tutarın geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlendiği hususunun dosyada tespit edilemediği, müşteri imzası bölümündeki tam açıklamasının ... hesaba 750.000 USD borç geçirildiği, işlem ile ilgili ... hesabından 257,90 USD masraf tahsilatının yapıldığı, (bir kısmı banka yetkilileri imzası bölümüne kaymıştır) borç geçirildiği ifadesinin bankanın havale gönderen müşteriye yaptığı bilgilendirme olduğu, müşterinin yani havale amirinin açıklamasının sadece giden havale olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı, davalının defter ve kayıtları incelenememiş olup dosyaya gelen vergi dairesi yazı cevaplarına göre bilançosu içeriğinde 320 Satıcılar ve Alınan Sipariş Avansları hesabında davacının yapmış olduğu ödeme tutarları ile eşleşen veya yakın bir tutarda borç olduğunu gösterir aleyhe muhasebesel veri olmadığı, havaleye konu olan miktarların niçin yapıldığına dair tarafların ticari defter ve kayıtlarında herhangi bir muhasebesel kayıt olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının davalıdan alacaklı olduğunun muhasebesel olarak tespite yarar olmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Davacı tarafından havale ödemesine dayanılarak açılan itiraz iptali davasında kural olarak ispat yükü, alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerindedir. Zira, somut olayda davacı tarafından havale belgesine dayanarak davalı hakkında ilamsız takip başlatılmıştır.
6098 sayılı TBK'nun 555 vd.maddelerinde düzenlenmiş olan havalenin, hukuksal niteliği itibariyle bir ödeme vasıtası olduğu, başka bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine bulunduğu, bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havalecinin (muhil), bu iddiasını miktara göre yazılı delil ile kanıtlamakla yükümlü olduğu (Yargıtay HGK nun 2017/2137 Esas-2018/1860 Karar sayılı 6.12.2018 tarihli ilamı), Mahkememizce kabul olunmuştur.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında da açıkça kabul edildiği üzere ve genel hukuk kuralları gereği, üzerinde herhangi bir açıklama olmadığı veya dayanak olarak bankaya verilen bir talimat kaydı bulunmadığı sürece davacı tarafın sunmuş olduğu banka dekontu tek başına davacının iddia ettiği karz akdinin varlığını ortaya koyamaz. Bu şartlarda karine olarak davacı tarafından davalıya banka havalesi ile para gönderildiğinin tartışmasız olması karşısında, bu havalenin ödeme vasıtası olduğunu kabul etmek gerekir. Bu durumda gönderilen paranın ödünç olarak gönderildiğini ispat külfeti davacı üzerindedir. Esasen davalı tarafın savunmasının gerekçeli inkar niteliğinde olması karşısında davacı iddiasını genel kurallar dahilinde ispatlamak durumundadır. Zira davalının ikrarı bölünemez.
Gerek birinci bilirkişi raporu ve gerekse bankacı bilirkişinin dahi yer aldığı ikinci bilirkişi kurulu raporu gözetildiğinde, davacının karz akdinin varlığı yönündeki iddia ile ilgili davalıyı hukuken bağlayacak kaydın olmadığı, buna göre dekonta konu miktarın karz akdi uyarınca davacı tarafından davalıya gönderildiğinin anlaşılamadığı, bir başka deyişle paranın ödünç olarak havale edildiğinin tespit olunamadığı görülmektedir. Her ne kadar davacı tarafından havaleye konu miktarın, davalıya borç olarak gönderildiği yönünde iddia mevcut ise de bu iddia ısrarlı şekilde davalı tarafından inkar edilmiştir. Esasen yukarıda da açıklandığı üzere, bu noktada davacı HMK m.200 ve devamı gereği davalıyı bağlayacak herhangi bir senet veya delil sunmamıştır.
Tarafların birinci sınıf tacir olması karşısında, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi dahi takdir olunmuş, bu konuya ilişkin incelemeler yapılmıştır. Yapılan incelemede davacı defterinde davacı lehine kayıt mevcut olsa da HMK m.220 ve devam hükümleri karşısında bu kayıtlar "münhasıran" davacı lehine delil olarak kabul olunamaz. Esasen ve genel ispat kuralları gereği "bir kişinin oluşturmuş olduğu tek taraflı belgenin" kendi lehine delil teşkil edilebilmesi mümkün değildir.
Öte yandan iddia nedeniyle davalının ticari defter kayıtları dahi incelenmeye çalışılmıştır. Ne var ki davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarıyla ilgili ... Valiliği İdari Kurulunun düzenlemiş olduğu ... tarihli ve ... karar numaralı evrak dikkate alındığında, davalının ticari defter ve kayıtlarıyla ilgili zayi belgesinin 7440 sayılı Kanunun 10.maddesinin 22.fıkrasına uygun olarak verildiği tartışmasızdır.
Kaldı ki davalının tutmak zorunda olduğu ticari defterlerle verdikleri ve aldıkları belgelerin birer örneğini delil olması bakımından, bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak en fazla on yıl süreyle muhafaza etmek yükümlülüğü vardır. Oysaki inceleme tarihi itibariyle Valiliğin verdiği karara konu olmayan 2013 yılı defterleri yönünden ise on yıllık süre dolmuştur.
Ancak daha önemlisi, "sebebi ne olursa" davalı taraf ticari defter ve kayıtların elinde olmadığını kesin ve açık olarak inkâr etmiştir.
Bu noktada önemle belirtmek gerekir ki davalı taraf uyuşmazlığa ilişkin ticari defter ve kayıtlarının elinde olmadığını açıkça bildirmiş, bu noktada ısrarlı olarak beyanda bulunmuştur. Bu nedenle "davacı (alacaklının) yapmış olduğu takibe davalı (borçlu) tarafından itiraz edildiğine göre davacının alacağının varlığını ispat etmesi gerekir. Davacı tacir olan davalı defterlerine dayandığına ve davalı da ticari defterlerin elinde bulunmadığını iddia ettiğine göre HMK 220/2 maddesi gereğince “Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir.” hükmü gereğince davalıya yemin teklif edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir" (Yargıtay 6.HD 2024/758E. 2024/896E.sayılı kararı)
Bu çerçevede, mahkememizce icra olunan 06/06/2024 tarihli duruşmada, yukarıda belirtilen yasal hüküm davacı vekiline sonuçları ile birlikte ayrıntılı olarak hatırlatılmıştır. Davacı vekili ise bu noktada, "davalıya" yemin teklif etmeyeceğini açıkça bildirmiştir.
Bu şartlarda davalının ticari defter ve kayıtlarının sunmamasının, davalı aleyhine bir delil olarak değerlendirilmesi usulen mümkün değildir.
Esasen bizzat davacının kendi düzenlemiş olduğu havale içeriği dahi aslında davacı aleyhine tek başına delil niteliğindedir. Zira, davacının iddia etmiş olduğu karz akdine konu miktarı bu akit nedeniyle gönderdiğini havale belgesine yazması, bu konuda bankaya yazılı talimat vermesi veya şerh koydurması hak ve imkanına haiz iken bu imkanı kullanmadığı açıktır. Esasen temel hukuk ilkeleri gözetildiğinde imzalayan kişinin imzalamış olduğu belgeyi kabul ettiği düşünülür (Subscribens consentire subscriptis censetur.) Bu kaideden hareketle, davacının düzenlenmesinde bizzat rol aldığı ve içeriğini etkileyebileceği bu belgeyi bu haliyle kabul ettiği, aleyhine sonuç doğurabilecek belge düzenlediği göz ardı edilemez.
Davacının karz ilişkisinin varlığını kanıtlayamaması karşısında, davacıya ayrıca iddiasıyla ilgili davalı tarafa yemin teklif etme hakkı dahi açıkça hatırlatılmıştır. Ne var ki davacı vekili, yapılan bu hatırlatmaya rağmen 13/06/2024 tarihli duruşmada "davalıya" yemin teklif etmeyeceğini açıkça ve kesin şekilde bildirmiştir.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Davacının karz akdinin yapıldığı ve bu nedenle takibe konu miktarı ödediği noktasındaki iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere İİK.m.67/f.2 hükmüne göre itirazın iptali davalarında davalı borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi karşısında borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli olması halinde ise alacaklı tazminata mahkum edilir. Buna göre davalı borçlunun itirazının haklı olduğu anlaşılmakla davacının icra inkar tazminat talebinin reddine, buna mukabil davacının kötü niyetli olarak takip yaptığı anlaşılamadığından ve ayrıca dava reddedildiğinden davalının kötü niyet tazminat talebinin yine reddine karar verilmesi usulen zorunludur.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının davalı aleyhine açmış olduğu "itirazın iptali ile takibin devamına" yönelik davanın sübut bulmadığından reddine, davanın reddi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin ise yasal şartlar oluşmadığından dolayı reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının davalı aleyhine açmış olduğu "itirazın iptali ile takibin devamına" yönelik davanın sübut bulmadığından reddine,
2-Davanın reddi nedeniyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine,
3-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin ise yasal şartlar oluşmadığından dolayı reddine,
4-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 172.219,10TL ve 103.273,44 TL tamamlama harcı toplamı olan 275.492,54 TL'den mahsup edilerek bakiye 275.064,94TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
5-Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından harcanan 312,90 TL posta ve tebligat giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereği 16.131.901,50 TL üzerinden tek olarak takdir edilen 465.319,02TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı verilmesine,
8-1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği ücretin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
9-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!