T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/323 Esas
KARAR NO : 2024/56
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 10/05/2023
KARAR TARİHİ : 23/01/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilleri hakkında, davalı şirket tarafından, ... 30.İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı icra dosyasında, kambiyo senedine dayalı haciz yoluyla, toplam 688.328,77-TL alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, yapılan usulsüz tebligat nedeniyle takibin kesinleştiğini, müvekkilinin yasal süresinde bu hukuka aykırı icra takibinin iptali için şikayet yoluyla dava açma fırsatının elinden alındığını, müvekkiline gönderilen ödeme emrinin, Tebligat Kanunu hükümlerine aykırı olarak tebliğ edildiğini, tebligatın müvekkilinin yasal ikametgah adresine yapılmadığını, müvekkilinin bu icra takibini e-devletten öğrendiğini, böyle bir borcu olmadığını, bilgi almak amacıyla birkaç kez icra dosyasını incelemeye gittiğini, takibe konu senet aslının ya da fotokopisinin icra dosyası içinde olmadığını, müvekkili adına icra takibi öğrenildikten sonra, böyle bir kambiyo senedinin olmadığına dair icra dosyasına dilekçe sunduğunu, senet aslı icra dairesine sunulmadan bu şekilde icra takibi yapılamayacağını, icra takibi kanuna aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu, bono olabileceğini düşündükleri evrakın, bir teminat senedi olduğunu ve bu hususun bonoda açıkça yazılı olduğunu, buna göre bu senet hakkında kambiyo senedine dayalı icra takibi yapılamayacağını, bu nedenle de davaya konu icra takibinin hukuka aykırı olduğunu, 2016 yılında yaşanan ticari ilişki sonrasında, davalı şirket tarafından, kiralanan vincin zarar görmeden iadesini teminat altına almak amacıyla verilmiş teminat senedinin, işi bittiği halde iade edilmediğini ve karşılıksız kalmasına rağmen, üç yıl sonra 2019 yılında icra takibine konu edildiğini, baştan aşağı yasalara ve hukuka aykırı olduğunu, taraflar arasında, bundan başka hiçbir sözleşme ilişkisi, ticari ya da hukuki bir ilişki olmadığını, dava konusu senet üzerinde teminat senedi yazdığını, davacı tarafın kayıt, defter ve belgeleri ile iddia ettiği alacağının dayanaklarını ispatlaması, açıklaması gerektiğini, kabule göre de davacı ...'nun, diğer davacı şirketin yönetici ortağı olduğunu, dava konusu senedin bir şirket senedi olduğunu, davacı ... bu senedi şirketi temsilen imzaladığını, senedi tam imzalayan olduğunu, senedin kefili olmadığını, bu borçtan şahsi sorumluluğu ve kefilliği bulunmadığını, bütün bu nedenlerle, davacı ...'na karşı yapılan icra takibinin tamamen hukuka aykırı olduğunu, takibin iptaline karar verilmesi gerektiğini beyanla borçlu olunmadığının tespitine, ödenen paranın davalıdan istirdadına, %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesine, fazlaya ilişkin haklarının ve tazminat haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraftan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Tebligatların usulüne uygun olarak tebliğ edildiğini, takibin her iki davacı için de kesinleştiğini, davacılar tarafından açılan usulsüz tebligata ilişkin şikayet davalarının da reddedildiğini ve kesinleştiğini, dava konusu senedin teminat senedi olmadığını, borç ödemesine ilişkin davacılar tarafından verildiğini, söz konusu senette hem şirket kaşesi üzerine şirket yetkilisi tarafından imza atıldığını, hem de kefil olarak yazılan ... tarafından imza atıldığını, 2 imza olduğunu, davacıların iddialarını somutlaştıramadığını, senet altındaki imzalarda herhangi bir itiraz olmadığını, ispat külfetinin davacılarda olduğunu, iddiaların kesin delillerle kanıtlamak zorunda olduğunu beyanla davanın reddini, tüm alacak miktarı üzerinden %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
Toplanan Deliller:
06/06/2016 tanzim tarihli, 06/08/2016 ödeme günlü, 550.000,00 TL bedelli bono aslı,
... 30. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyası aslı,
... 19.İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyasının UYAP kayıtları,
... 8.İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının UYAP kayıtları, ayrı ayrı celp edilerek dosya arasına alınmıştır.
Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:
Dava, kambiyo senedine dayalı takip nedeni ile borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır.
Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nın 72.maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.
Davalı tarafından, davacılar aleyhine ... 30.İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile, 550.000,00-TL asıl alacak, 138.328,77-TL faiz alacağı toplamı olan 688.328,77-TL'nin tahsili amacıyla kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının 06/06/2016 tanzim tarihli, 06/08/2016 ödeme günlü, 550.000,00-TL bedelli bono olarak gösterildiği, davacı tarafından senet lehtarı aleyhine açılan iş bu menfi tespit davasında senedin, teminat senedi olduğunun ve herhangi bir borçlarının bulunmaması nedeni ile bedelsiz olduğunun iddia edildiği anlaşılmaktadır.
... 8.İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas ... Karar sayılı dosyasında, senedin icra dosyasına konulmaması ve senette yer alan imzanın kendilerine ait olup olmadığının bilinmemesi sebebiyle dava açıldığı ve fakat dosyanın işlemden kaldırıldıktan sonraki 3 aylık sürede yenilenmemesi sebebiyle açılmamış sayılmasına karar verildiği, ... 19.İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dava dosyasında ise, davacının aynı icra dosyası hakkında davacının 24/07/2019 tarihinde icra takibine itiraz ettiğini belirttiği, bu nedenle bu tarih itibariyle de icra dosyasından haberdar olduğu, şikayetin 7 günlük sürede yapılmadığı gibi borca itirazın da 5 günlük süre içinde yapılmadığı anlaşıldığından davanın süreden reddine karar verildiği, icra dosyası kapsamında yapılan incelemede tebligatın usulüne uygun olarak 19/02/2019 tarihinde yapıldığı hususları bir arada değerlendirildiğinde davacının buna yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.
Davacı - borçlunun maddi hukuka ilişkin tüm iddia vasıtalarının tamamı, geniş anlamıyla, defi olarak ifade edilir. Dar ve teknik anlamda kullanıldığında bu terim, davacının borçlu olduğu bir edimi, özel bir sebebe dayanarak yerine getirmekten kaçınma hakkı olarak tanımlanabilir. Türk Ticaret Kanunu sisteminde, kambiyo senetlerinde defi kavramı, geniş anlamda kullanılmakta ve bazen borcu ifadan kaçınma hakkı olarak teknik anlamdaki defiyi, bazen ise hakkın mevcut olmamasına dayanan itirazı kapsamaktadır. Bunların dışında defi, kambiyo senedi sebebiyle herhangi bir şekilde borç altına girmiş olan şahısların (keşideci, lehtar, ciranta, kabul eden muhatap, avalist) kendilerinden senet bedelini talep edenlere karşı ileri sürebilecekleri savunmaları da ifade etmek üzere kullanılmaktadır.
Defi konusu eldeki davada uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) üç ayrı maddesinde düzenlenmiştir. Bunlardan 659. madde, hamiline yazılı kıymetli evrakla ilgili defilere ilişkindir ve şu şekildedir:
(1) Borçlu hamile yazılı bir senetten doğan alacağa karşı, ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senedin metninden anlaşılan def’ilerle, alacaklı her kim ise ona karşı şahsen sahip olduğu def’ileri ileri sürebilir.
(2) Borçlu ile önceki hamillerden biri arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde geçerlidir.
(3) Senedin, borçlunun rızası olmaksızın tedavüle çıkarıldığı yolunda bir def’i ileri sürülemez.
687.madde ise, kambiyo senetlerinin bir türü olan poliçede defi kavramına yer vermektedir. Sözkonusu madde ise “(1) Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.
(2) Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır." hükmünü içermektedir. Poliçeler hakkındaki bu düzenleme, Kanun’un 778/1. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanacaktır.
Son olarak Kanun’un 825.maddesinde emre yazılı senetlerde defiler “(1) Borçlu, emre yazılı bir senetten doğan alacağa karşı ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senet metninden anlaşılan def’ilerle alacaklı kim ise ona karşı, şahsen haiz bulunduğu def’ileri ileri sürebilir.
(2) Borçlu ile önceki hamillerden biri veya senedi düzenleyen kişi arasında doğrudan doğruya varolan ilişkilere dayanan def’ilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde caizdir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu maddeler birlikte dikkate alındığında defi kavramının; senedin hükümsüzlüğüne ilişkin defiler, senet metninden anlaşılan defiler ve senedin önceki hamillerinden biriyle mevcut ilişkiden doğan defiler şeklinde üçlü bir ayırıma tabi tutulduğu söylenebilir.
Klasik bir ayrım olarak ise defilerin, etkili olduğu kişiler açısından mutlak ve nispi defiler olmak üzere ikiye ayrıldığı belirtilmelidir. Geçersizlik defileri ve senet metninden anlaşılan defiler olarak karşımıza çıkan mutlak defiler, kambiyo senedini ödemekle yükümlü olan şahsın kendisinden senet bedelini talep eden her hamile karşı ileri sürebileceği defilerdir. Nispi defiler ise, aynı zamanda şahsi defi olarak da adlandırılırlar ve adından da anlaşılacağı üzere herkese değil sadece belli bir senet alacaklısına karşı ileri sürülebilirler. Türk Ticaret Kanunu’nun yukarıda değinilen ilgili hükümleri incelendiğinde şahsi defilerin, borçlu ile önceki hamiller arasında doğrudan doğruya mevcut münasebetlere dayanan defilerden oluştuğu görülmektedir. Kural, bu defilerin müracaatta bulunan hamillere karşı ileri sürülememesi ise de istisnası senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlidir (TTK.571/II, 599/I, 737/II).
Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü davalı alacaklı üzerindedir. Ancak dava kambiyo senetlerine ve bononun teminat amacıyla verildiği iddiasına dayalı ise davacı borçlu bu durumu yazılı delillerle ispatlamak zorundadır.
Davacılar düzenleyen ve aval sıfatına sahip olup davalı ise lehtardır.
Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça TBK’nin 133/2 maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’iler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’ini kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’ilere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.
Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 687. maddesi anlamında bir kişisel def’idir. Bedelsizlik bir kişisel def’i olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’ini ileri sürebilir.
Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir.
Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar (İnan, s. 45). Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır (Ertekin, Erol/Karataş, İzzet: Uygulamada Ticari Senetler, Ankara, 1998, s. 693). Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmaz; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senet bedelsiz hâle gelir.
Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer teminat ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel def’i olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan def’inin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.
Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu def’i mutlak defi niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davaya konu edilen bononun "teminat senedi" olduğu davacı keşideci ve aval tarafından iddia edilmiş olup söz konusu bono incelendiğinde bedel kaydı olarak "teminaten" ibaresinin yer aldığı, bunun dışında yukarıda da açıklandığı üzere neyin teminatı olduğu hususunun açıkça belirli olmadığının anlaşılması karşısında bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmayacağı, bu anlamda davacının davaya konu ettiği kambiyo senedinin "teminat" senedi olduğu iddiası şahsi bir defi niteliğinde olup davalıya ileri sürülmesinin mümkün olduğu, ancak kural olarak kambiyo senedinin teminat olarak verilmesi senedin doğrudan bedelsizliğine yol açmayacağı; teminat altına alınan borcun yerine getirilmesi ve teminat ihtiyacının ortadan kalkması ile senedin bedelsiz hâle geleceği, davacı tarafından borcun yerine getirildiğine ilişkin dava dilekçesinde iddia yer almadığı gibi borcun ödendiğine dair yazılı bir delil de ibraz edilmediği anlaşıldığından, açılan menfi tespit ve istirdat istemli davanın reddi gerektiği anlaşılmıştır.
İzah olunan gerekçelerle, dava konusu bononun teminat senedi olduğu iddiası davalıya ileri sürülebilen şahsi def'ilerden olsa da borcun sona erdiğinin iddia ve ispat edilmediği dikkate alınarak davanın reddi gerektiği, davanın reddine karar verildiğinden davacının kötü niyet tazminatı talebinin de reddi gerektiği, ihtiyati tedbir kararı verilmekle birlikte teminat yatırılmak suretiyle merciinde icra edilmemekle davacı aleyhine icra inkar tazminatı takdirine yer olmadığı kanaatine varılarak takdirde bağlı aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: İzah olunan gerekçelerle,
1-Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan "menfi tespit" ve "istirdat" istemli davanın REDDİNE,
2-Davanın reddine karar verildiğinden davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine,
3-İhtiyati tedbir kararı verilmekle birlikte teminat yatırılmak suretiyle merciinde icra edilmemekle davacı aleyhine icra inkar tazminatı takdirine yer olmadığına,
4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL harcın başlangıçta peşin alınan 11.754,94-TL peşin harçtan mahsubu ile, fazla alınan 11.327,34-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,
5-Davacılar tarafından yargılama nedeniyle yapılan 146,00-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına,
6-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Davalı taraf dava ve duruşmalarda kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan ve takdir olunan 102.366,03-TL vekalet ücretinin davacılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
8-Taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen ilgili tarafa iadesine,
Dair, e-duruşma ile katılan davacı vekilinin ve e-duruşma ile katılan davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 (iki) hafta içinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf yoluna başvuru konusu edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde karara karşı istinaf yoluna başvurulmaması halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 23/01/2024
Katip ...
Hakim ...
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!