T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/31 Esas
KARAR NO : 2024/430
DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ : 11/01/2023
KARAR TARİHİ : 05/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki, ... A.Ş (... A.Ş.) tarafından düzenlenen ... no.lu ve ... vadeli Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (Trafik) Sigorta poliçesi ile sorumluluğu teminat altına alınan ... plakalı otobüsün, ... ili ... ilçesinde, 25.06.2017 günü karıştığı tek taraflı trafik kazası sonucu, otobüste yolcu olarak bulunan müvekkilim yaralanarak sürekli malul kaldığı, kaza ile ilgili yetkili birimlerce düzenlenen tutanakta otobüs sürücüsü ...'ın %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, yine ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...soruşturma numaralı dosyasında yer alan bilirkişi raporunda... plakalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu tespit edildiğini, ... Üniversitesi Rektörlüğü Adli Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Tıp Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı'nın ... tarihli ve ... sayılı raporunda müvekkilinin Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine Göre %17 oranında sürekli iş göremez olduğunu ve tıbbi iyileşme süresinin 6 aya kadar uzayabileceğini ve bu sürede %100 malul olduğu tespit edildiğini, müvekkili tarafından, sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatlarının tahsili için ... A.Ş (... A.Ş.)'ne 24.08.2017 tarihinde başvuru yapıldığını, sigorta şirketinin 2918 sayılı KTK'nun 99/1 maddesi uyarınca 06.09.2017 tarihinde temerrüde düştüğünü, sigortalı aracın ticari araç olması nedeniyle temerrüt tarihi itibariyle davalı sigorta şirketinin, müvekkiline avans faizi ödemekle sorumlu olduğunu, Müvekkilinin açıklanan trafik kazası nedeniyle oluşan sürekli ve geçici sakatlık tazminatlarının sigorta şirketine başvurulmasına rağmen ödenmemesi nedeniyle ... Sigorta A.Ş (... A.Ş.)'den tahsili amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonu'nuna ... tarihinde ... sayılı dosya ile başvuruda bulunduğunu, sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen ... tarihli ve ...
sayılı karar ile 111.411,87 TL geçici ve sürekli sakatlık tazminatının ... A.Ş (... A.Ş.) tarafından 06.09.2017 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte müvekkilime ödenmesine karar verildiğini, fakat söz konusu Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararına karşı davalı ... A.Ş (... A.Ş.) tarafından ... tarihli ve ... sayılı dosya ile itiraz edildiği, itiraz üzerine Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nin ... tarihli ve ... sayılı kararının ile müvekkilinin talebinin kısmen kabulü ile 102.706,41 TL sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin kabulüne, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar
verildiğini, itiraz hakem heyeti kararının davalı ... A.Ş (... A.Ş.) tarafından ve müvekkilinin tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 09/02/2022 tarihli ve 2021/9233 Esas - 2022/1981 Karar Sayılı
kararı ile geçici iş görmezlik tazminatının kabulüne karar verilmesi gerektiğini ve davacı lehine 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle itiraz hakem heyeti kararı bozulduğunu, Yargıtay'ın bozma kararı üzerine Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin ... tarihli ve... sayılı kararı ile "Sigorta kuruluşunun Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti’nin ... tarih ve ... sayılı kararına yaptığı itirazın kısmen kabulü ile itiraza konu Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının “5. KARAR” başlığı altında yer alan “3” numaralı bendindeki “11.662,95.-TL vekâlet ücretinin” ibaresin çıkarılarak yerine “2.332,59.-TL vekâlet ücretinin” ibaresi eklenmek suretiyle
düzeltilmesine, itiraza konu kararın düzeltilmiş hali ile aynen icrasına," karar verildiğini, söz konusu sürekli ve geçici sakatlık tazminatları ...2. İcra Dairesi'nin ...Esas sayılı dosyasında bulunan reddiyat makbuzu ile 111.411,87-TL asıl alacak, 87.124,00-TL temerrüt faizi davalı sigorta şirketinden tahsil edildiğini, trafik kazası nedeniyle davalı ... A.Ş tarafından müvekkiline 111.411,87 TL sürekli ve geçici sakatlık tazminatının temerrüt tarihi olan 06.09.2017'den itibaren avans faizi ile ödenmesine karar verildiğini, davalı sigorta şirketi tarafından da müvekkiline icra dosyası üzerinden 14.10.2022 tarihinde 111.411,87 TL sürekli ve geçici sakatlık tazminatı ve bu alacağın 87.124 TL temerrüt faizi ödemesi yapıldığını, müvekkilinin temerrüt tarihinden itibaren ancak 5 yıl 1 ay 8 gün sonra sürekli ve geçici sakatlık tazminatlarını davalı sigorta şirketinden tahsil edebildiğini, fakat aradan bu kadar uzun süre geçmesi nedeniyle müvekkilinin zararının temerrüt faizi ile karşılanmadığını, ülkemizdeki yüksek enflasyon oranları, döviz kurlarındaki yükseliş ve diğer ekonomik nedenlerle müvekkilinin sürekli ve geçici sakatlık tazminatlarının fahiş şekilde değer kaybına uğratılarak ödendiğini, temerrüt tarihi ile tahsilat tarihi arasında, ülkemizdeki enflasyona ilişkin; TEFE, TÜFE-ÜFE oranlarını, altın ve döviz kurları arasındaki farkları TÜİK ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası verilerinin dilekçe ekinde sunulduğunu, müvekkilinin temerrüt tarihinde alacağına kavuşamaması nedeniyle çok büyük zarara uğradığını, huzurdaki davanın TBK 122. maddesi uyarınca munzam (aşkın) zararın tahsiline ilişkin olduğunu, dava konusu munzam zararı ispatlama yükümlülüklerinin bulunmadığını, dava tarihi itibariyle ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar da dikkate alınınca müvekkilinin alacağına kavuşması ne kadar ertelenirse zararın da o kadar katlanarak artacağını, tüm bu menfi durumların yaşanmaması adına ve usul ekonomisi ilkesi gereğince de sürekli ve geçici sakatlık tazminatı alacaklarının temerrüt tarihi olan 06.09.2017 tarihinden tahsil tarihi olan 14.10.2022 tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılmasını ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda rapor alınması talep ettiklerini, cevap ve beyanlarıyla, yukarıda açıklanan ve re'sen nazara alınacak sair nedenlerle; munzam zararın belirlenebilmesi için sürekli ve geçici sakatlık tazminatı alacaklarının temerrüt tarihi olan 06.09.2017 tarihinden tahsil tarihi olan 14.10.2022 tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir TEFE, TÜFE-ÜFE oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tespit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda rapor alınmasına, munzam zararın henüz belirlenebilir olmadığından HMK md. 107 uyarınca 1.000 TL belirsiz munzam zarar alacağının temerrüt tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesi, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket tarafından Zorunlu Karayolu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalanan ... plakalı otobüsün 25.06.2017 tarihinde ... tarafından kullanılması sırasında oluşan kazada davacı ...'ın yaralandığı, 14.10.2022 tarihinde ... A.Ş tarafından davacıya 111.411,87-TL sürekli ve geçiçi sakatlık tazminatı ve bu alacağın 87.124,00 TL temerrüt faizi ödemesi yapıldığını, ancak davacının soyut iddiaları ile munzam zarar talebinde bulunduğu, davacı tarafın ülkedeki enflasyon oranları, döviz kurlarındaki yükseliş sebebiyle ödenen miktarın oluşan zararı karşılamadığını iddia ettiğini, salt yüksek enflasyonun varlığı temerrüt faizi dışında bir zararın olduğu anlamına gelmeyeceğini, zarar teorisine ilişkin genel esaslar göz önünde bulundurulunca aksinin kabulü mümkün olmadığını, davacının sadece yüksek enflasyona dayanmasının munzam zararın ispatı için yeterli kabul edilmediğini, munzam zararını somut olarak ispatlaması gerektiğini, davacı tarafça munzam zarara ilişkin somut hiçbir belge sunulmadığını, temerrüt faizini aşan miktarda zararı olduğunu iddia eden davacı tarafın, söz konusu zararını somut delillerle ispatlamakla yükümlü olduğunu, munzam zararın kesin, açık ve somut bir delille ispat edilmesi gerektiğini, yargılamadaki herhangi bir gecikmeden dolayı munzam zarar doğmayacağını, başka bir deyişle, yargılamanın gecikmesi nedeniyle borçluya munzam zarar tazmin ettirilemeyeceğini, açıklanan nedenlerle davacının haksız davasının reddini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
... Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma sayılı dosyası, ... Üniversitesi Rektörlüğü Adli Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü Tıp Nilimleri Anabilim Dalı Başkanlığının ...sayılı raporu, Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı ile ... tarih ve ... sayılı kararı, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/9233 E. 2022/1981 K. sayılı ilamı, ...2. İcra Dairesi'nin ...Esas sayılı dosyası, enflasyon ve döviz kurları bilgileri celp edilmiştir.
Dosya, Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı bilirkşi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 06/10/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; "... Dava konusu uyuşmazlığın esası, Davacı 25.06.2017 tarihinde ... A.Ş (... A.Ş.) nin sigortalısı ... plakalı otobüsün kazaya karılması sonucunda otobüste yolcu olarak bulunan davacının kaza sonucunda sürekli malul kalması nedeniyl avalı sigorta şirketinden tazminat hakkını ancak 14.10.2022 tarihinde icra kanalıyla alması neticesinde doğmuş tazminat(Munzam Zarar) alacağı oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle; Davacının Davalı sigorta şirketinden munzam zarar talep ettiği, yani ödenen tarih ile ödenmesi gereken tarih arasında kalan dönem için paranın kaybını talep ettiği anlaşılmaktadır. Eğer Sayın Mahkemece; hesaplama kısmına göre benimsenen 5 farklı kritere göre munzam zarar hesabı kabul edilirse Takdiri tamamen Yüce Mahkemeye ait olmak üzere; davacının değer kaybından kaynaklı olarak 14.10.2022 tarihinde ödenen tutarın değer kaybının 593.852,51 TL olarak hesap ve tespit edildiği, Bu değerin 111.411,87 TL ana paranın aslında ödendiği tarih olan 14.10.2022 de ana para olarak(faiz hariç) 593.852,51 TL olarak işlem görmesi gerektiği anlamına geldiği, Sonuç ve kanaatine ulaşılmış olup ..." şeklinde tespit edilmiştir.
Dosya, itirazlar üzerine ek rapor alınmak üzere Sigorta Uzmanı Bilirkişi... ve Nitelikli Hesaplamalar Uzmanı bilirkşi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi heyeti tarafından dosyaya sunulan 19/04/2024 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunda özetle ve sonuç olarak; "... Dava konusu uyuşmazlığın esası, Davacı 25.06.2017 tarihinde ... A.Ş (... A.Ş.) nin sigortalısı ... plakalı otobüsün kazaya karışması sonucunda otobüste yolcu olarak bulunan davacının kaza sonucunda sürekli malul kalması
nedeniyle davalı sigorta şirketinden tazminat hakkını ancak 14.10.2022 tarihinde icra kanalıyla alması neticesinde doğmuş tazminat(Munzam Zarar) alacağı oluşturmaktadır. Diğer bir ifadeyle; Davacının Davalı sigorta şirketinden munzam zarar talep ettiği, yani ödenen tarih ile ödenmesi gereken tarih arasında kalan dönem için paranın kaybını talep ettiği anlaşılmaktadır. Eğer Sayın Mahkemece; hesaplama kısmına göre benimsenen 5 farklı kritere göre munzam zarar hesabı kabul edilirse Takdiri tamamen Yüce Mahkemeye ait olmak üzere; davacının değer kaybından kaynaklı olarak 14.10.2022 tarihinde ödenen tutarın değer kaybının 593.852,51 TL olarak hesap ve tespit edildiği, Bu değerin 111.411,87 TL ana paranın aslında ödendiği tarih olan 14.10.2022 de ana para olarak(faiz hariç) 593.852,51 TL olarak işlem görmesi gerektiği anlamına geldiği, 14.10.2022 Tarihinde Davacı yana ödenen temerrüt faizi tutarının 87.124,00 TL olduğu, Trafik Sigortalarında uygulanan munzam zarar hesabına ulaşılabilmesi bakımından Temerrüt faizini aşan miktarın yani munzam zararın, ilgili tarihte kök raporda hesaplanan kısımdan(593.852,51 TL) temerrüt faizinin mahsup edilmesi gerektiği, Temerrüt faizini aşan kısmının ise 593.852,51-87.124,00=506.728,51 TL olarak tespit edildiği, Sigorta Mevzuatı Yönünden Değerlendirme: Sayın mahkemenin vermiş olduğu görev sınırları içerisinde aşağıdaki tespitlere ulaşılmıştır. 25.06.2017 günü meydana gelen Trafik Kazasının ...plakalı araç için davalı ... şirketi nezdinde tanzim edilmişi 248967915/0 no.lu ve 19.06.2017-19.06.2018 vadeli Karayolu Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk (ZMSS) vadesinde sigortalı araç sürücüsünün %100 kusuruyla meydana geldiği, ZMSS Genel Şartları ve 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu Hükümleri gereği sigortacı 25.06.2017 kaza tarihi itibariyle geçerli geçerli zorunlu sigorta teminat limitleri dahilinde karşılamakla yükümlü olacağı, Kaza tarihi itibariyle ZMSS Sakatlanma Teminat Limiti 330.000,00 TL olarak belirlendiği, Dosya kapsamına göre talep edilen tazminat limit kapsamında kaldığı, Dosya kapsamına göre sigorta şirketi tarafından ... nolu poliçe yönünden teminat limiti mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Davalı sigorta şirketi tarafından tazminat ödenmesi için ek olarak belgeler talep edildiği, talep edilen ek belgeler incelendiğinde kaza tarihinde yürürlükte olan ZMSS Genel Şartları ve eklerine göre sigorta şirketi tarafından talep edilen belgelerin tazminat ödenmesi için gereken belgelerden olmadığı , bu nedenle davalı sigorta şirketinin temerrüte düşmesinde kusurunun bulunduğu kanaatine varılmaktadır ..." şeklinde tespit edilmiştir.
Davacı vekilinin 10/05/2024 tarihli talep arttırım dilekçesinde özetle; dosyaya sunulan bilirkişi uyarınca müvekkilinin uğramış olduğu munzam zararın 506.728,51 TL olduğu tespit edildiğini, kaza tarihi itibariyle poliçede düzenlenen teminat limitinin 330.000,00 TL olduğunu, dava değerinin davalı sigorta şirketi tarafından 14.10.2022 tarihinde ödenen tutarın teminat limitinden düşülmesi ile bulunan (330.000,00-111.411,87) = 218.588,13 TL olarak artırılması zarureti doğduğunu, izah edilen nedenlerle, davanın kabulü ile, munzam zarar tazminatı yönünden toplam 218.588,13 TL olan dava değeri üzerinden alınacak 3.732,94 TL. peşin harçtan daha önce yatırılan 179,90 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 3.553,04 TL.'nin alınarak, kaza tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
Dava, TBK 122/1. maddesi uyarınca açılan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı, trafik kazası neticesinde yaralandığını, geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatının davalı sigorta şirketine yazılı olarak başvurmasına rağmen öncelikle yazılı başvurunun reddi, akabinde sigorta tahkim komisyonuna başvuru, hakem kararı, uyuşmazlık hakem heyeti kararı, işbu kararların Yargıtay temyiz süreci ve nihayetinde icra takibi sonucunda temerrüt tarihinden çok sonra ödendiğini belirterek 6098 s. TBK 122/1. maddesi hükmü uyarınca munzam zararın tazminini talep etmektedir.
Davacı dava dilekçesinde, tazminat alacağının geç ödenmesi sebebiyle munzam zararını varlığına ilişkin vakıa olarak, ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş vs.. genel ekonomik nedenlere dayanmıştır (dava dilekçesi 3.syf). Ayrıca, dava tarihi itibariyle ülkedeki ekonomik koşulların herkesçe bilinen bir olgu / durum olduğundan munzam zararı somut olarak ispatlama yükümlülüklerinin de bulunmadığını ileri sürmüştür (dava dilekçesi 7.syf).
Davalı, ülkedeki ekonomik koşulların, yüksek enflasyonun ya da döviz kurundaki dalgalanmanın munzam zararın varlığı ve talebi için yeterli olmadığını, davacının temerrüt faizini aşan munzam zararının varlığını mutlak suretle kendi şahsında somut olarak ispat etmesi gerektiğini savunmuştur.
Uyuşmazlığın temeli; ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş vs.. ekonomik nedenlere dayalı olarak salt munzam zararının talep edilip edilemeyeceği ve davacının munzam zararının varlığını somut olay özelinde kendisi bakımından somut olarak ispatlaması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Esasa ilişkin açıklamalara geçilmeden evvel, öncelikle usuli olarak açıklamakta fayda vardır ki, davacının delil olarak dayandığı tüm belgeler, kayıtlar, dosyalar (hakem, itiraz hakem, icra dosyası vs.) celp edilmiş, ayrıca ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon ve döviz kurlarındaki yükselişten kaynaklı olarak munzam zarar talep edildiğinden yine delil listesinde toplanması istenen temerrüt tarihi ile tahsil tarihleri arasındaki tüm enflasyon oranları, TEFE- TÜFE oranları, altın fiyatları, döviz kurlarına ilişkin bilgiler ilgili resmi kurumlardan alınarak dosyaya kazandırılmıştır.
Akabinde, yine davacı vekilinin talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bu aşamada, tahkikatın eksiksiz yürütülmesi, tüm delillerin toplanması ve nihayetinde delillerin birlikte değerlendirilmesi noktasında mahkememizce azami gayret ve özen gösterilmiştir.
Bilirkişi kurulu 06/10/2023 tarihli kök ve 19/04/2024 tarihli ek raporlarında; davacının trafik kazasında yaralanması nedeniyle geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatın ödenmesi gereken temerrüt tarihi ile ödeme yapılan tahsil tarihi arasında ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon oranları, döviz ve altın fiyatlarındaki yükselişler sebebiyle davacının munzam zararını isteyebileceği mütalaasında bulunmuş, ek raporda toplam 506.728,51 TL munzam zararı hesabı yapmışlardır.
Mahkememizce bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmış ve rapor alınmış ise de; raporda belirtilen mütalaa mahkememiz için bağlayıcı nitelikte değildir. Bilirkişi raporundan ayrılmayı gerektirir nedenler gösterilerek ve gerekçesi açıklanarak pekala aksine karar verilmesi mümkündür.
Nitekim, bilirkişi raporu takdiri bir delil olup, kesin delil mahiyetinde de değildir.
Ayrıca, dava konusu munzam zararının varlığı, 6098 s. TBK 122/1. madde hükkmünün değerlendirilmesi hukuki olarak mahkememizin takdirinde ve mahkememize aittir. Kaldı ki, bilirkişi kurulu hem kök hem de ek raporun sonuç bölümünde davalının savunmaları kapsamında mahkemenin hukuki olarak aksi yönde hüküm kurmak konusunda takdir yetkisinin olduğunu da vurgulamıştır.
Esasen, davalının munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği noktasında bilirkişi kök ve ek raporuna karşı ısrarlı itirazları da mevcuttur.
Mahkememizce, bilirkişi kurulunun raporundaki mütalaasına itibar edilmemiştir.
Zira, Mahkememiz, ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş vs.. ekonomik nedenlere dayalı olarak salt munzam zararının talep edilemeyeceği, aksine davacının munzam zararının varlığını olay özelinde kendisi bakımından somut olarak ispatlaması gerektiği görüşündedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesi Aşkın Zararı "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." şeklinde düzenlenmiştir.
Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında munzam zararın talep edilebilirliğinin koşulu, alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden munzam zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekmektedir.
Mahkememizin bu gerekçesi ve kabulü, esasen bu konuda yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve bu uygulamayı takip eden BAM istinaf kararlarına dayanmaktadır.
Bu noktada yerleşik içtihatlardan misaller verilmesi, gerekçenin dayanağı ve denetlenebilmesi bakımından önemlidir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2021/11-938 E. 2022/401 K.
"..Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında munzam zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir. .."
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ 2020/2916 E. 2021/3278 K.
"... 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan, eldeki davada aranan şartlar davacı tarafça ispatlanamadığından,..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HD. 2021/1302 E. 2024/192 K.
"...ödeme tarihi ile dava tarihi arasında gerçekleşen döviz kurundaki artışın tek başına munzam zararı ispata yeterli olmadığı, temerrüt faizi ile karşılanamayan zararın somut delillerle ispat edilmesi gerektiği gözetildiğinde davacının ispatlanamayan munzam zarar talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir...."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HD. 2021/1271 E. 2023/1091 K
"...munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMSİ 35. HD. 2022/1561 E. 2023/1622 K.
"...Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Alacaklı T.B.K'nın 122. maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir.
Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır.120. madde ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9/12/2021 tarih ve 2017/2800Esas, 2021/1629 Karar sayılı kararında da, “Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur.
Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanunda 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HD. 2021/1161 E. 2023/1769 K.
"....6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesinde alacaklı yararına kusur karinesi kabul edilmiş olduğundan alacaklının borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlunun sorumluluktan kurtulabilmesi için kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmesi gerekir. Buradaki kusursuzluk temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda somut olayda olduğu gibi yargılamanın uzaması nedeniyle aranan bir kusur değildir. Şu halde, önceki yargılamanın uzaması ve benzeri gerekçelerle davalıya kusur atfedilemez. (Yargıtay 13. HD 1994/8904 E. - 1994/10313 K. Sayılı 22/11/1994 tarihli kararı).
Davalı borçlunun kanun yollarına başvurması (istinaf,temyiz, tehiri icra gibi) birer hak olduğu gibi temsilciler (vekiller) bakımından bir görev olup kusur olarak kabul edilmez.
Alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır;
6100 Sayılı HMK'nun 187/2.fıkra göre; herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. " Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi (fiili karine) olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez."
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (Yargıtay HGK'nun 2000/5-1611 E. - 2000/1636 K. Sayılı )(Yargıtay HGK'nun 2017/18-2800 E-2021/1629 K. Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı)..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HD. 2023/546 E. 2023/1296 K.
"...Davacının davaya konu tazminat talebi, davacının kaza sonrası davalıya yaptığı müracaat esnasında ödeme yapmamış olması, ödemenin yargılama neticesinde yapılmış olması, süreç içerisinde döviz kurunda yaşanan artış nedeni ile alım gücünün azalmasından ileri gelmektedir. Davacı munzam zarar talebinde bulunmuştur. .. Somut uyuşmazlıkta yapılan yargılama neticesinde davacı tarafa kasko bedelinin faizi ile ödenmesine karar verildiği, davalı sigorta şirketi tarafından icra kanalı ile gerekli ödemenin yapıldığı, davacının aşkın bir zararının bulunduğunu ve bu durumun davalının kusurundan ileri geldiği hususunu ispat edemediği, Yerel Mahkeme tarafından munzam zararın şartları tartışılmadan eksik inceleme ve değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının yerinde olmadığı.."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HD. 2021/845 E. 2021/1145 K.
"...Yüksek enflasyon, dolar kurulundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu nedeniyle oluşan zararı davacı talep edemez. Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısındaki değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjoktürel olgular TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2018/5338 E, 2019/1289 K.) ..."
Ayrıca, halen yerleşik içtihatların uygulanmaya devam ediliği, munzam zarara ilişkin görüş değişikliği olmadığı, nitekim bu hususta son tarihli ve güncel kararlardan misallere bakıldığında:
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ 2023/1888 E. 2023/6062 K.
"...Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121 inci maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir.
Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir.
Somut olayda; davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir.
Açıklanan nedenlerle İtiraz Hakem Heyetince ispatlanamayan munzam zarar isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...."
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ 2023/1918 E. 2024/76 K.
"...munzam zararın borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukları (enflasyon oranı) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan mahkemece davacı tarafça ispat külfeti yerine getirilemediğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. (Yargıtay 17 Hukuk Dairesinin 25.03.2021 Tarih 2020/2916 Esas, 2021/3278 Karar sayılı ilamı ). ..."
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ 2023/1195 E. 2024/355 K.
"...davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece "...davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla," gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir...." şeklindedir.
Mahkememizce varılan sonuç ve kabul ile yukarıda misalleri verilen yerleşik içtihatlar uyarınca, davacının dava dilekçesinde munzam zarar talebine ilişkin olarak ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon ve döviz kurlarındaki yükselişe vs.. vakıa olarak dayandığı, ancak 6098 s. TBK 122/1. maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca ülkedeki ekonomik koşulların, yüksek enflasyonun veya döviz kurlarındaki yükselişin salt olarak munzam zararın varlığına yeterli olmadığı, aksine davacının kendi durumuna özgü ve kendisi bakımından somut bir şekilde munzam zararının varlığını ispat etmesi gerektiği, ne var ki dava dilekçesinde ülkedeki genel ve olumsuz ekonomik koşullar dışında davacının şahsında munzam bir zararın varlığından esasen hiç bahsedilemediği / hiçbir vakıaya dayanılmadığı, hatta herhangi bir anlatım dahi olmadığı, mevcut halde munzam zararının varlığını somut olarak ispat edemeyen hatta bu hususta hiçbir vakıa ileri sürmeyen davacının, soyut olarak ve ülkedeki ekonomik koşulların olumsuzluğundan (yüksek enflasyon, yüksek ve değişken döviz kurları, vs..) bahisle soyut olarak munzam zarar talebinde bulunamayacağından, bu çerçevede davacının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmiştir.
Önemle vurgulamak gerekir ki işbu munzam zarar talebi, kaynağı ve niteliği itibariyle haksız fiilden doğan ve davacının trafik kazasında yaralanması nedeniyle geçici ve sürekli iş göremezlik maddi tazminatlarının (munzam zararına) dayanmaktadır. O halde, eldeki davada munzam zarar talebi, maddi tazminata dayandığından ve davanın tümüyle reddine karar verildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT 13/4. maddesi uyarınca mahkememizce davalı lehine de maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 179,90 TL harcın ve 3.553,04 TL tamamlama harcının mahsubu ile fazladan alınan 3.305,34 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep edilmesi halinde davacıya veya vekiline İADESİNE,
3-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat istemli davanın tamamen reddine karar verilmiş olması sebebiyle tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
6-HMK 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen ilgili tarafa veya vekillerine iadesine,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 05/06/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!