WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 21 Haziran 2026

İSTANBUL 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/662 Esas
KARAR NO : 2024/481

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/09/2022
KARAR TARİHİ : 26/06/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12.12.2020 tarihinde ruhsat sahibi ... olan ... plakalı araç ile... plakalı davalı sigorta şirketinin sigortalısı arasında maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazanın çift taraflı olup, kazada ... plakalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, müvekkilinin ise işbu kazada kusurunun olmadığını, Karayolları Trafik Kanunu madde 99 göre, sigortacıların, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorunda olduklarını, müvekkilinin 21.12.2020 tarihinde davalı sigorta şirketine başvuru yapılmış olmasına rağmen sigorta şirketinin 8 iş günü içerisinde ödemekle zorunda olduğu tazminatı ödemediğini, müvekkilinin haklarının sebepsiz yere ödemeyerek ihlal ettiğini, tazminatın sürüncemede bırakarak sebepsiz zenginleşmeye gidildiğini, alacağın zamanında tahsil edilememesinden temerrüt faizi aşan zararın ortaya çıkmış olması sebebiyle aşkın zarar talebimize ilişkin huzurdaki davayı açma zorunluğunun meydana geldiğini, huzurdaki davanın TBK 122. maddesi uyarınca munzam (aşkın) zararın tahsiline ilişkin olduğunu,11/06/2021 tarihinde... sayılı dosyası ile hasar tazminatı talep edilmiş 17/11/2021 tarihinde... numarasıyla karar verildiğini, kesin karar ile ... Sigortanın sorumluluğuna karşı hüküm kurulduğunu, müvekkilimin borcu tahsil etmek amacıyla borçluyu temerrüde düşürmüş ancak borcunu 01/03/2022 tarihinde icra kanalı ile tahsil edebildiğini, müvekkilinin davalıdan talep ettiği hasar tazminatının temerrüde düşürdüğü tarihteki alım gücü ile tahsil edeceği tarihteki ülkedeki enflasyon ve alım gücü de aynı olmayacağından müvekkilinin zarara uğrayacağını, müvekkilinin alacağını zamanında tahsil edememesinden kaynaklanan belirsiz olan munzam zararının şimdilik 500,00 TL'sinin davalıdan avans faizi ile tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığından başvurunun usulden reddi gerektiğini, dava konusu trafik kazasından kaynaklı talep edilen alacakların zaman aşımına uğradığını, huzurdaki davada davalı şirketin her hangi bir kusurunun olmaması nedeniyle sorumluluğu bulunmadığı işbu sebepten dolayı davanın husumet yokluğu gerekçesi davanın reddi gerektiğini, davacı tarafça munzam zarar olarak iddia edilen zararının ispat edilemesi gerektiğini, davacının sadece yüksek enflasyona ve alım gücüne dayanmasının munzam zararın ispatı için yeterli kabul edilmediğini, enflasyon, dolar kurundaki artış ve faiz oranlarının yükselmesinin davacıyı munzam zararının ispatlamaktan kurtarmadığını, munzam zararın somut olarak ispatlaması gerektiğini, davacı tarafça munzam zarara ilişkin somut hiçbir belge sunulmadığını, ava dilekçesinde sunulan kararların işbu davaya emsal olmak özelliklerinin de bulunmadığını, ayrıca davacının yargılama sonunda hükmolunacak tazminat bedeline kaza tarihinden itibaren avans faizinin işletilmesini talep ettiği, ancak davacının bu talebinin de kabulü mümkün olmadığını uyuşmazlık konusu alacağın haksız fiilden kaynaklandığı, yasal faiz işletildiğini, davacı taraf ile müvekkili arasında herhangi bir ticari iş ilişkisi de bulunmadığından avans faizi işletilmesi talebinin mesnetsiz olduğunu, bu nedenlerle öncelikle usule ilişkin itirazlarının kabulü ile davanın usulden reddine mahkemece usulden red kararı verilmediği takdirde, haksız, mesnetsiz, yasal mevzuata, hukuka ve hukukun genel ilkelerine aykırı olarak açılmış olan davanın esastan reddine ,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen ... tarih ve...sayılı ile 09/02/2022 tarih ve ... sayılı kararı, ... 7. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası, ZMMS poliçesi, hasar dosyası, enflasyon ve döviz kurları bilgileri, sigorta şirketine yazılı başvuru evrakları celp edilmiştir.
Dava, TBK 122/1. maddesi uyarınca açılan munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı, trafik kazası neticesinde ... plakalı aracının maddi hasara uğradığını, kazanın meydana gelmesinde davalı ZMMS sigortacısının dava dışı sigortalısı olan ...plaka sayılı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, hasar bedelinin ödenmesi için davalı sigorta şirketine yazılı olarak başvurmasına rağmen öncelikle yazılı başvurunun reddi, akabinde sigorta tahkim komisyonuna başvuru, hakem kararı, uyuşmazlık hakem heyeti kararı, işbu kararların kesinleşme süreci ve nihayetinde icra takibi sonucunda temerrüt tarihinden çok sonrasında ödendiğini belirterek 6098 s. TBK 122/1. maddesi hükmü uyarınca munzam zararın tazminini talep etmektedir.
Davacı dava dilekçesinde, tazminat alacağının geç ödenmesi sebebiyle munzam zararını varlığına ilişkin vakıa olarak, ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş vs.. genel ekonomik nedenlere dayanmıştır (dava dilekçesi 2.ve 7. syf).
Davalı, ülkedeki ekonomik koşulların, yüksek enflasyonun ya da döviz kurundaki dalgalanmanın munzam zararın varlığı ve talebi için yeterli olmadığını, davacının temerrüt faizini aşan munzam zararının varlığını mutlak suretle kendi şahsında somut olarak ispat etmesi gerektiğini savunmuştur.
Uyuşmazlığın temeli; ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş, alım gücü vs.. ekonomik nedenlere dayalı olarak salt munzam zararının talep edilip edilemeyeceği ve davacının munzam zararının varlığını somut olay özelinde kendisi bakımından somut olarak ispatlaması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Esasa ilişkin açıklamalara geçilmeden evvel, öncelikle usuli olarak açıklamakta fayda vardır ki, davacının delil olarak dayandığı tüm belgeler, kayıtlar, dosyalar (hakem, itiraz hakem, icra dosyası vs.) celp edilmiş, ayrıca ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon ve döviz kurlarındaki yükselişten kaynaklı olarak munzam zarar talep edildiğinden yine delil listesinde toplanması istenen temerrüt tarihi ile tahsil tarihleri arasındaki tüm enflasyon oranları, TEFE- TÜFE oranları, altın fiyatları, döviz kurlarına ilişkin bilgiler ilgili resmi kurumlardan alınarak dosyaya kazandırılmıştır.
Akabinde, yine davacı vekilinin talebi doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bu aşamada, tahkikatın eksiksiz yürütülmesi, tüm delillerin toplanması ve nihayetinde delillerin birlikte değerlendirilmesi noktasında mahkememizce azami gayret ve özen gösterilmiştir.
Bilirkişi kurulu 15/11/2023 tarihli kök ve 03/03/2024 tarihli ek raporlarında; davacının trafik kazasında aracının maddi hasara uğraması sebebiyle hasar bedelinin, ödenmesi gereken temerrüt tarihi ile ödeme yapılan tahsil tarihi arasında ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon oranları, döviz ve altın fiyatlarındaki yükselişler sebebiyle davacının munzam zararını isteyebileceği mütalaasında bulunmuş, ek raporda toplam 14.698,04 TL munzam zararı hesabı yapmıştır.
Mahkememizce bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılmış ve rapor alınmış ise de; raporda belirtilen mütalaa mahkememiz için bağlayıcı nitelikte değildir. Bilirkişi raporundan ayrılmayı gerektirir nedenler gösterilerek ve gerekçesi açıklanarak pekala aksine karar verilmesi mümkündür.
Nitekim, bilirkişi raporu takdiri bir delil olup, kesin delil mahiyetinde de değildir.
Ayrıca, dava konusu munzam zararının varlığı, 6098 sayılı TBK 122/1. madde hükmünün değerlendirilmesi hukuki olarak mahkememizin takdirinde ve mahkememize aittir. Kaldı ki, bilirkişi kurulu hem kök hem de ek raporun sonuç bölümünde davalının savunmaları kapsamında mahkemenin hukuki olarak aksi yönde hüküm kurmak konusunda takdir yetkisinin olduğunu da vurgulamıştır.
Esasen, davalının munzam zararın somut olarak ispatlanması gerektiği noktasında bilirkişi kök ve ek raporuna karşı ısrarlı itirazları da mevcuttur.
Mahkememizce, bilirkişi kurulunun raporundaki mütalaasına itibar edilmemiştir.
Zira, Mahkememiz, ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş, alım gücü kaybı vs.. ekonomik nedenlere dayalı olarak salt munzam zararının talep edilemeyeceğini, aksine davacının munzam zararının varlığını olay özelinde kendisi bakımından somut olarak ispatlaması gerektiği görüşündedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesi Aşkın Zararı "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür." şeklinde düzenlenmiştir.
Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında munzam zararın talep edilebilirliğinin koşulu, alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden munzam zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekmektedir.
Mahkememizin bu gerekçesi ve kabulü, esasen bu konuda yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve bu uygulamayı takip eden Bölge Asliye Mahkemesi istinaf kararlarına dayanmaktadır.
Bu noktada yerleşik içtihatlardan misaller verilmesi, gerekçenin dayanağı ve denetlenebilmesi bakımından önemlidir.
YARGITAY HUKUK GENEL KURULU 2021/11-938 E. 2022/401 K.
"..Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında munzam zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir. .."
YARGITAY 17. HUKUK DAİRESİ 2020/2916 E. 2021/3278 K.
"... 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan, eldeki davada aranan şartlar davacı tarafça ispatlanamadığından,..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HD. 2021/1302 E. 2024/192 K.
"...ödeme tarihi ile dava tarihi arasında gerçekleşen döviz kurundaki artışın tek başına munzam zararı ispata yeterli olmadığı, temerrüt faizi ile karşılanamayan zararın somut delillerle ispat edilmesi gerektiği gözetildiğinde davacının ispatlanamayan munzam zarar talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir...."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HD. 2021/1271 E. 2023/1091 K
"...munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan..."
... BÖLGE ADLİYE MAHKEMSİ 35. HD. 2022/1561 E. 2023/1622 K.
"...Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Alacaklı T.B.K'nın 122. maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir.
Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır.120. madde ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir.
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 9/12/2021 tarih ve 2017/2800Esas, 2021/1629 Karar sayılı kararında da, “Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur.
Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanunda 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır..."
İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HD. 2021/1161 E. 2023/1769 K.
"....6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesinde alacaklı yararına kusur karinesi kabul edilmiş olduğundan alacaklının borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlunun sorumluluktan kurtulabilmesi için kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmesi gerekir. Buradaki kusursuzluk temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda somut olayda olduğu gibi yargılamanın uzaması nedeniyle aranan bir kusur değildir. Şu halde, önceki yargılamanın uzaması ve benzeri gerekçelerle davalıya kusur atfedilemez. (Yargıtay 13. HD 1994/8904 E. - 1994/10313 K. Sayılı 22/11/1994 tarihli kararı).
Davalı borçlunun kanun yollarına başvurması (istinaf,temyiz, tehiri icra gibi) birer hak olduğu gibi temsilciler (vekiller) bakımından bir görev olup kusur olarak kabul edilmez.
Alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır;
6100 Sayılı HMK'nun 187/2.fıkra göre; herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz. " Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi (fiili karine) olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez."
Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (Yargıtay HGK'nun 2000/5-1611 E. - 2000/1636 K. Sayılı )(Yargıtay HGK'nun 2017/18-2800 E-2021/1629 K. Sayılı 09/12/2021 Tarihli kararı)..."
SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HD. 2023/546 E. 2023/1296 K.
"...Davacının davaya konu tazminat talebi, davacının kaza sonrası davalıya yaptığı müracaat esnasında ödeme yapmamış olması, ödemenin yargılama neticesinde yapılmış olması, süreç içerisinde döviz kurunda yaşanan artış nedeni ile alım gücünün azalmasından ileri gelmektedir. Davacı munzam zarar talebinde bulunmuştur. .. Somut uyuşmazlıkta yapılan yargılama neticesinde davacı tarafa kasko bedelinin faizi ile ödenmesine karar verildiği, davalı sigorta şirketi tarafından icra kanalı ile gerekli ödemenin yapıldığı, davacının aşkın bir zararının bulunduğunu ve bu durumun davalının kusurundan ileri geldiği hususunu ispat edemediği, Yerel Mahkeme tarafından munzam zararın şartları tartışılmadan eksik inceleme ve değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının yerinde olmadığı.."
İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HD. 2021/845 E. 2021/1145 K.
"...Yüksek enflasyon, dolar kurulundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu nedeniyle oluşan zararı davacı talep edemez. Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısındaki değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjoktürel olgular TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2018/5338 E, 2019/1289 K.) ..." şeklindedir.
Ayrıca, halen yerleşik içtihatların uygulanmaya devam ediliği, munzam zarara ilişkin görüş değişikliği olmadığı, nitekim bu hususta son tarihli ve güncel kararlardan misallere bakıldığında:
YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ 2023/1888 E. 2023/6062 K.
"...Davacı vekili, müvekkilinin yaralanmasından kaynaklanan zararının karşılanması için davalıya başvurulduğu, ancak davalı tarafından başvurunun sürüncemede bırakıldığı, bu nedenle müvekkilinin munzam zararının olduğunu belirterek munzam zarar nedeniyle tazminat talep etmiş; İtiraz Hakem Heyetince bilirkişi raporu ile belirlenen munzam zarar miktarı hüküm altına alınmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 121 inci maddesi "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklindedir.
Munzam zarar, alacağını vaktinde borçludan alamayan alacaklının malvarlığında iradesi dışında meydana gelen ve temerrüt faizinin üzerinde bulunan zararı ifade etmektedir. Munzam zararın tazmini için munzam zarar ile borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının mevcut olması, borçlunun kusursuzluk kanıtı getirememiş olması gerekir. Ayrıca alacaklı uğradığı bu zararı ispat etmek zorundadır. Soyut olarak alacağın zamanında ödenmemesi nedeniyle munzam zarara uğranıldığı iddiası munzam zararın tazmini için yeterli değildir. Yine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar tek başına munzam zararın ispatı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla davacının munzam zarara uğradığını genel ekonomik koşullar dışında somut vakalarla ispatlaması gerekir.
Somut olayda; davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir.
Açıklanan nedenlerle İtiraz Hakem Heyetince ispatlanamayan munzam zarar isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir...."
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ 2023/1918 E. 2024/76 K.
"...munzam zararın borçlunun temerrüdü nedeniyle uğranılmış olan ve temerrüt faizini aşması nedeniyle borçlu tarafından karşılanmayan zararlar olması, alacaklının temerrüt nedeniyle uğradığı ve temerrüt faizini aşan bakiye zararının borçludan tahsilini talep edebileceği ve munzam zararın olduğu hususunun alacaklı tarafından ispatlanması gerektiğinden 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 122. maddesinde karşılanması öngörülen, faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukları (enflasyon oranı) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gereken bir durum olduğundan mahkemece davacı tarafça ispat külfeti yerine getirilemediğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. (Yargıtay 17 Hukuk Dairesinin 25.03.2021 Tarih 2020/2916 Esas, 2021/3278 Karar sayılı ilamı ). ..."
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİ 2023/1195 E. 2024/355 K.
"...davacı vekili yalnızca davalıya başvuru yapılmasına rağmen ödeme yapılmadığını ve başvurunun sürüncemede bırakıldığını belirterek munzam zararı olduğunu iddia etmiştir. Ancak davalı tarafından zamanında ödeme yapılmış olsaydı ödenen miktarın ne şekilde değerlendirileceği hususunda açıkça bir beyanda bulunulmamıştır. Yine davacı vekili, davalı tarafından ödeme yapılmaması nedeniyle müvekkilinin somut olarak ne şekilde bir zarara uğradığını da açıklamamıştır. Bu hali ile davacı vekilinin munzam zarar talebi soyut iddialara ilişkin olup davacının zamanında ödeme yapılmaması nedeniyle munzam zararının doğduğu somut delillerle ispat edilememiştir.
Açıklanan nedenlerle mahkemece "...davacının salt olumsuz ekonomik verilere dayanarak munzam zarar talebinde bulunduğu, somut olarak zarara uğradığına dair vakıa ve delil ibraz etmediği, Yargıtay'ın son dönemdeki kararlarına göre, munzam zararın somut olarak ispatının gerektiği, olumsuz ekonomik verilere üzerinden varsayıma dayalı hesap yapılamayacağı anlaşılmakla," gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir...." şeklindedir.
Mahkememizce varılan sonuç ve kabul ile yukarıda misalleri verilen yerleşik içtihatlar uyarınca, davacının dava dilekçesinde munzam zarar talebine ilişkin olarak ülkedeki ekonomik koşullar, yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki yükseliş, alım gücünün düşmesi vs.. vakıa olarak dayandığı, ancak 6098 s. TBK 122/1. maddesi ve yerleşik içtihatlar uyarınca ülkedeki ekonomik koşulların, yüksek enflasyonun, alım gücünün düşmesinin veya döviz kurlarındaki yükselişin salt olarak munzam zararın varlığına yeterli olmadığı, aksine davacının kendi durumuna özgü ve kendisi bakımından somut bir şekilde munzam zararının varlığını ispat etmesi gerektiği, ne var ki dava dilekçesinde ülkedeki genel ve olumsuz ekonomik koşullar dışında davacının şahsında munzam bir zararın varlığından esasen hiç bahsedilemediği / bu hususta hiçbir vakıaya dayanılmadığı, hatta herhangi bir anlatım dahi olmadığı, mevcut halde munzam zararının varlığını somut olarak ispat edemeyen hatta bu hususta hiçbir vakıa ileri sürmeyen davacının, soyut olarak ve ülkedeki ekonomik koşulların olumsuzluğundan (yüksek enflasyon, yüksek ve değişken döviz kurları, vs..) bahisle soyut olarak munzam zarar talebinde bulunamayacağından, bu çerçevede davacının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-Davanın REDDİNE
2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (500,00 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2. maddesi uyarınca hükmedilecek vekalet ücretinin reddedilen dava miktarını geçmemek koşulu ile belirlenen 500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.560,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6-HMK 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen ilgili tarafa veya vekillerine İADESİNE,
Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.26/06/2024

Katip
e-imzalıdır

Hakim
e-imzalıdır