T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/557
KARAR NO : 2024/289
DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ : 02/08/2022
KARAR TARİHİ : 04/04/2024
Mahkememizde görülmekte olan sıra cetveline itiraz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde; Müflis ... Bankası A.Ş'nin müvekkiline bonolardan kaynaklanan 10/10/2013 tarihinde muaccel olan 2.200.000.000-USD, 05/11/2013 tarihinde muaccel olan 3.000.000,00-USD, 08/09/2014 tarihinde muaccel olan 200.000,00-USD olmak üzere toplam 5.400.000-USD borcunun bulunmakta olduğunu, alacağın tahsili amacıyla ... 1. İflas Dairesinin ... E.sayılı dosyasına alacak kaydı için başvuru yapıldığını, alacak nedeniyle iflas masasına kayıt taleplerinin sermaye benzeri kredi niteliğinde olması gerekçesiyle Müflis ... Bankası A.Ş iflas idaresi tarafından reddedilmiş olduğunu, taleplerinin reddini kabul etmediklerini, ... 1. İflas İdaresinin alacağının tamamının reddedildiğine dair kararının 18/07/2022 tarihinde taraflarına tebliğ edilmiş olduğunu, alacaklarının tamamının sıra cetveline kaydının ve kabulünün yapılabilmesi için dava açma zaruretinin doğduğunu, davanın kabulü ile 10/10/2013 tarihinde muaccel olan 2.200.000.000-USD, 05/11/2013 tarihinde muaccel olan 3.000.000,00-USD ,08/09/2014 tarihinde muaccel olan 200.000,00-USD olmak üzere toplam 5.400.000-USD alacağın tamamının sıra cetveline kaydına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde; sukuk sözleşmesinden ve aynı izahnameden kaynaklanan benzer bir davada bilirkişi raporu alınmış olduğunu, raporda davacı gibi sertifika sahiplerinin dava açma yetkisi bulunmadığını, sadece izahnamede belirilen delegenin bu yetkisinin bulunduğu mütalaa edilmiş olduğunu, ayrıca, davacının alacak kaydına konu ettiği sukuk sertifikaları sermaye benzeri kredi olup, sıra cetveline kaydedilebilir bir alacak hakkı doğurmamakta olduğunu, bu hususta farklı mahkemelerce verilmiş olan davanın reddi kararlarını sunmakta olduklarını, alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla Fon Kurulu' nun ... tarih, ...sayılı kararı gereğince yabancı para cinsinden olan alacak kayıt talepleri bankanın faaliyet izninin kaldırıldığı 16.11.2017 tarihinin döviz alış kurları üzerinden TL' ye çevrilmekte olduğunu, bu işlemin dayanağı Bankacılık Kanunu' nun (106). madde hükmü olduğunu, anılan maddede "Fon, iflas idaresi, alacaklılar toplantısı ve iflas dairesi görev ve yetkilerine sahip olarak bankayı tasfiye eder." denilmiş olduğunu, kur hesaplamasının Fon Kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda bankanın faaliyet izninin kaldırıldığı tarihe göre yapılacağı açık olduğunu, İİK 235.maddesi gereğince hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddini, dava takip yetkisi ve pasif husumet yokluğundan davanın reddine, alacak kayıt talebinin usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle davanın reddini savunmuştur.
Davanın süresi içinde açıldığı, itirazın bu nedenle red edildiği, alacağın tamamının red olunduğu, davacının alacağının katkı sermaye cinsinden sermaye benzeri kira sertifikası kaynaklı olduğu, davacının dava konusu ettiği alacak miktarının toplamda 5.400.000-USD olduğu, davacının teminattan muaf olduğu tartışmasızdır.
Kayıt kabul talebine esas olan miktarın sukuk sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, kira sertifikalarının ikincil ve teminatsız nitelik taşıyıp taşımadığı, ikincil sermaye benzeri borç olarak katkı sermaye hesabında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, kira sertifikalarının sermaye benzeri niteliği taşıyıp taşımadığı, bu konudaki bankacılık uygulamalarının pratik ve teorik olarak dayanağının ne olduğu, davacının dayanmış olduğu kira sertifikaları ihracı suretiyle sermaye benzeri kredi sınıfına giren borçlanma işleminin müflis bankanın konsolide finansal tablolarında yer alıp almadığı, almakta ise bunların bağımsız denetimden geçip geçmediği, bağımsız denetimden geçmiş ise bunun muhasebesel ve vergisel anlam ve öneminin ne olduğu, bağımsız denetiminden geçmiş olmasının devlet kurumları nezdinde tarafların lehine ve aleyhine sonuç doğurucu nitelik taşıyıp taşımadığı, dava dilekçesinde dayanılan vakıaların müflis şirketin defter ve kayıtlarında mevcut olup olmadığı, ne şekilde mevcut olduğu, kamu kurumları yönünden doğan alacağın ana sermaye hesaplamasına dahil edilebilir nitelik taşıyıp taşımadığı, buna göre kira sertifikasından doğan alacağın İİK m.206 kapsamında tanımlanan adi ve rehinli alacaklar kapsamı içinde kalan ve sahibine alacak hakkı tanıyan bir menkul kıymet niteliği olup olmadığı, buna göre kira sertifikası alacağının gerek bankacılık muhasebesi, gerek bankacılık uygulamaları açısından İİK m.206 kapsamında kalan ve 4.sırada belirtilen imtiyazlı alacaklardan olup olmadığı, bu suretle kaydı masaya gereken bir alacak olup olmadığı, özellikle davacının alacağına dayanak olan kira sertifikaları bakımından davacının " delege" olarak belirlenmiş olmasının anlamının bankacılık uygulamaları ve sektörel açıdan ne anlama geldiği, davacının bu sıfatı taşıyıp taşımadığı, somut olayda kira sertifikasının başlarında üçüncü bir şirketin/bankanın delege olarak belirlenmesinin yaygın bir uygulama olup olmadığı, delege ile kira sertifikası sahibi arasındaki borç ilişkisinin bankacılık uygulamaları açısından niteliğinin ne olduğu, kira sertifikası sahibi ile ihraççı arasında devam eden asli borç ilişkisinin mevcut olup olmadığı, asli borçlu olan kira sertifikası sahibinin sıfat açısından dosyamız davacısı olup olmadığı, bankacılık uygulamaları ve kira sertifikaları ile ilgili ulusal ve ülkemizce benimsenen uluslararası düzenlemeler çerçevesinde davacının dava konusu edilen alacağı mahkemelerde ileri sürmesinin dayanağının bulunup bulunmadığı, ayrıca davacının ilişkinin özellikleri irdelendiğinde vekil sıfatı ile dahi dava konusu alacağı mahkemelerde ileri sürme hakkına haiz kişi konumunda olup olmadığı, bu itibarla kira sertifikası açısından irdeleme yapıldıktan sonra dava ve taraf ehliyeti konumu açısından bu davayı açmasına engel bir durum olmadığı taktirde davacının iflas tarihi itibariyle talep edebileceği yabancı para alacağı miktarının ne olduğu, akabinde bu yabancı paranın iflas tarihi itibari ile efektif satış kur karşılığına isabet eden TL miktarının ne olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Dava, sukuk ihracından kaynaklanan alacağın iflas sıra cetveline kayıt ve kabulüne ilişkindir.
Müflis bankanın sukuk ihracı suretiyle finansman sağladığı sabit olup uyuşmazlık sağlanan bu kaynak nedeniyle müflisin borçlu olup olmadığı, tutarı ve borcun davacı tarafından talep edilip edilemeyeceği konularındadır.
Dava, İİK'nun 235. maddesi gereğince alacağın iflas masasına kayıt kabulü talebine ilişkin olup ...'nin atadığı iflas idare memurlarının dava konu alacağın cetvele kaydını red ettikleri, davacının uyruğunda olduğu ülke nedeniyle teminat göstermekten muaf olduğu tartışmasızdır.
Davacının menkul kıymet sahipliğini teyid eden ve varlığı tartışma konusu olmayan belge içerikleri karşısında, müflis bankanın ihraç ettiği ve davaya konu olan kira sertifikaların sahibi olarak ilk bakışta gözüktüğü, esasen raporların da bu yönde olduğu anlaşılmakla taraf ve dava ehliyeti ve şeklen taraf olma hakkı mevcuttur.
Kira sertifikası konusunda uzman bilirkişi adlarının üniversitelerden araştırılması sonrası atanan bilirkişi kurulunun 27/02/2024 tarihli rapor içeriğine göre "huzurdaki olayda maddi hukuk bakımından hak sahibi, uyuşmazlık konusu kira
sertifikalarına malik olan kişi olduğu, buna göre, davacı maddi hukuk bakımından hak sahibi olması hasebiyle davada sıfata sahip olduğu gibi, dava takip yetkisini de haiz olduğu, kira sertifikasının içerdiği hakkın alacak hakkı olarak kabul edilmesi halinde, dava konusu kira sertifikalarının sahibi davacının bu kira sertifikalarından kaynaklanan alacak hakkını, davalı müflis bankadan ne şekilde talep edebileceği sorusunun cevaplanması gerektiği, ne var ki, davacının kira sertifikalarından doğan bu alacak hakkının sıra cetveline dördüncü sırada kaydedilip kaydedilemeyeceği hususunda, öncelikle dava konusu kira sertifikalarının ihraç usulünün ve ardından kira sertifikalarına ilişkin temel düzenleme olan SerPK m. 61 hükmü ile konuya ilişkin bankacılık mevzuatının da incelenmesi lazım geldiği, ayrıca dava konusu kira sertifikaların ilişkin İzahnamenin “Senetlerle ilgili risk faktörleri” üst başlıklı bölümünde aynen, yine yukarıda bahsedilen ...’nın 25.03.2013 tarihli yazısında atıfta bulunulan ve dava konusu kira sertifikalarının ihraç edildiği tarihte yürürlükte bulunan (mülga) Bankaların Öz kaynaklarına İlişkin Yönetmeliğin (RG 1.11.2006/26333) “Katkı sermaye” başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının e bendinde “İkincil sermaye benzeri borçlar” katkı sermaye kalemleri arasında sayıldığı, bu konuda ayrıca mülga Yönetmeliğin “İkincil sermaye benzeri borçlar” başlıklı 8. maddesinin c bendinde, “Bankanın tasfiyesi halinde, hisse
senetlerinden ve birincil sermaye benzeri borçlardan bir önce, diğer tüm borçlardan sonra ödenmesi borç verenlerce veya yatırımcılarca kabul edilen” düzenlenmesi yer aldığı, söz konusu yönetmeliği yürürlükten kaldıran “Bankaların Özkaynaklarına İlişkin Yönetmelik” (...) madde 8/2-(b)’de katkı sermaye hesaplamasına dahil edilecek borçlanma araçları hakkında, “b) Bankanın tasfiyesi halinde; sahibine alacak hakkını ilave ana sermaye hesaplamasına dahil edilecek borçlanma araçlarından önce, mevduat sahipleri ve diğer tüm alacaklılardan sonra tahsil etme yetkisi vermelidir.” düzenlemesi kabul edildiği, İİK m. 206’da tadat edilen ve sıra cetveline girmesi gereken iflas alacaklarından olmadığı, bu sebeple davacının alacağının sıra cetvelinde yer almasının mümkün olmayacağı görüş ve kanaatine ulaşıldığı, ... tarafından ...’nda kurulu bir ... kanalı ile 28.03.2013 tarihinde İrlanda Borsası'nda 28.03.2023 vadeli ve ... ISIN Kodlu 250.000.000 ABD Doları tutarında katkı sermaye Tier cinsinden sermaye benzeri kira sertifikası ihraç edildiğinin müflis bankada yapılan inceleme ile sabit olduğu, dava konusu kira sertifikalarının ikincil sermaye benzeri borç olarak katkı sermaye niteliğinde ihraç edildikleri, SerPK ve ilgili banka mevzuatı uyarınca, ikincil sermaye benzeri borç olarak katkı sermaye niteliğinde çıkarılmış olan dava konusu kira sertifikalarında doğan alacağın iflas masasına dördüncü sıra alacak olarak kaydedilemeyeceği" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Mahkememizce alınan bilirkişi kurulu raporlarıyla ilgili değerlendirme yapılmadan önce bilirkişi kurumuna ilişkin somut dava açısından genel değerlendirmeler yapılmasına dair faydalar bulunmaktadır. "
Bilirkişi, özel ve teknik bilgiyi oluşturan tecrübe prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübe prensiplerine dayanarak, sabit olan bir olaydan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden üçüncü kişi veya kişilerdir. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 2621-2622; Atalay, Pekcanıtez; Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul 2017, s. 1914-1915).
Bilirkişi, incelemesi sonunda aydınlatılması istenen husus hakkında, kendisine yöneltilmiş olan sorulara cevap verir. Bilirkişi kendisinden istenen sorulara hasren bir inceleme gerçekleştirir. (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 110) Bilirkişi raporlarının gerekçeli olması gerekir. Gerekçe sayesinde hâkim ve taraflar, bilirkişi raporundaki sonucun doğru olup olmadığını denetleme olanağına sahip olurlar. (Ejder Yılmaz, Uygulamada Bilirkişilik ve Bilirkişi Raporları, Makaleler (1973-2013), 1.Cilt, Ankara 2014, s.823).
Nitekim
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlara göre;
“Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarını gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde sözkonusu rapor hükme esas alınamayacaktır.Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için HMK’da belirtilen yolu izlemelidir” (Yargıtay HGK, 01.06.2021-2480/657)
Konunun özel uzmanlık gerektirmesi nedeniyle Mahkememizce konusunda ehil bilirkişiler marifetiyle inceleme yapılmış ve bu suretle 27/02/2024 tarihli rapor alınmış, ayrıca farklı mahkemelerde görülen aynı konuya ilişkin uyuşmazlık ile ilgili alınan raporlar irdelenmiştir.
Esasen sukuk yani kira sertifikalardan kaynaklandığı iddia edilen alacak ile ilgili emsal olarak sunulan ve ... 1.ATM'nin ...E.sayılı dava dosyası için atanan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu raporda da müflis banka tarafından ihraç edilen kira sertifikalarının, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu onayı ile müflis banka hesaplarında öz kaynaklar bilanço kalemi altında yer alan sermaye benzeri kredilerde takip edilmesi nedeniyle sermaye olarak değerlendirilebileceği, buna göre Bankaların Öz Kaynaklarına İlişkin Yönetmeliğin "ikincil sermaye benzeri borçlar" başlıklı 8.maddenin 1.fıkrasının c bendinde "bankanın tasfiyesi halinde, hisse senetlerinden ve birincil sermaye benzeri borçlardan bir önce, diğer tüm borçlardan sonra ödenmesi borç verenlerce veya yatırımlarca kabul edilen" hükmünün yer aldığı, buna göre "ikincil sermaye benzeri borç" olarak sınıflandırılan kira sertifikasının İİK m.206 hükmünde tanımlanan alacak türlerine kaydının mümkün olmadığı, masaya kaydı gereken bir alacak olmadığı yönünde yönünde görüş açıklamıştır. Yine dava dosyasına sunulan farklı bilirkişi kurulunun yine ...ATM'nin ....E.sayılı dosyasına sunmuş olduğu 29/09/2021 tarihli rapor dahi sonuç olarak aynı niteliktedir. Ayrıca yine emsal olarak sunulan ... 3.ATM'nin ...E.sayılı dosyasında da söz konusu kira sertifikasının mevcut düzenlemeler dikkate alındığında "ikincil sermaye benzeri kredi işlemi" niteliğinde olduğu hususuna dair mevcut düzenlemeler ve özellikle SPK'nın Kira Sertifikası ve Varlık Kiralama Başlıklı m.61/6 maddesinde açıkça yapılan tanıma değinilmek suretiyle açıklama yapıldığı, adı geçen düzenlemede de kira sertifikasının "sermaye niteliğinde" olduğunun açıkça belirtildiği, masaya kaydı gereken bir alacak olmadığı açıklanmıştır.
Gerek Mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu rapor ve gerekse emsal olarak farklı dava dosyalarına sunulan farklı bilirkişi kurulu raporları bir bütün olarak dikkate alındığında kayıt ve kabule konu edilen kira sertifikasının "sermaye" niteliğinde olduğu, masaya kayıt ve kabulünün mümkün olmadığı, bu noktada kanun koyucunun nitelendirmesini dahi bu şekilde yaptığı, gerek ana düzenlemeler ve gerekse alt düzenlemeler ışığında SPK,...'nın almış oldukları kararlar, izahname içeriği ve kira sertifikasının finansal niteliği dahi dikkate alındığında aynı sonuca varıldığı tartışmasız şekilde tespit edilmiştir.
Kaldı ki her iki tarafın sunmuş olduğu dava ve cevap dilekçesi gözetildiğinde kira sertifikasının "sermaye benzeri kredi" olduğunun vurgulandığı, davalının ise bu alacağın sermayeye dahil edilebilir olduğunu beyan ettiği, ...'nın 25/03/2013 ve ... sayılı yazısında da "ikincil sermaye benzeri borç" olarak katkı sermaye hesabında dikkate alınması gerektiği ifade olunmuştur ki bu kayıt ve belgeler dahi yukarıda açıklanan rapor içerikleri ve sonuç kısmı ile tam uyumludur.
Hal böyle olunca son farklı mahkemelerce atanmış olan bilirkişi kurulunun sunmuş oldukları rapor içeriği, ayrıca mahkememizce en son atanan bilirkişi kurulunca sunulan rapor içeriği dikkate alındığında bu aşamadan sonra raporlara yönelik tüm beyanların yargısal yorum ve takdir gerektirmesi, yine mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun hazırladığı raporda da adı geçen bilirkişilerin sukuk konusunda özel uzmanlığının olması, özellikle mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun ikisinin üniversitelerden temin olunan isimlerden olması karşısında ise ek rapor veya başka bir bilirkişiden rapor alınmamasına dair ara karar oluşturulmuştur. Esasen bu aşamadan sonra başkaca bilirkişi kurulu atanmasının fayda sağlamayacağı ve esas yönünden uyuşmazlığın aydınlatılmış olması nedeniyle usuli yararın bulunmadığı Mahkememizce değerlendirilmiştir.
Mahkememizce yapılan yargısal değerlendirmelere göre 6102 sayılı TTK m.480/3 de yer alan "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler; tasfiye payına ilişkin hakları saklıdır" hükmü somut olayda dikkate alınmalıdır. O halde somut olay yönünden nitelik itibariyle davacının kayıt ve kabulünü talep ettiği kira sertifikasına konu miktar esasen sermaye miktarı olduğundan dolayı davacı, sermaye niteliğindeki bu miktarı iflas masasına alacak olarak kaydettiremez. Elbette ve yukarıda atıf yapılan tüm bilirkişi kurulu raporlarında ve dayanak düzenlemelerde de vurgulandığı üzere davacı ancak pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196'ncı maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde ödeme yapılmasını talep ettiğinde bu talebi değerlendirilebilecektir. Buna göre davacının dava konusu yapmış olduğu kira sertifikası kapsamında yapmış olduğu ödemeleri iflas masasına kaydettirebilmesi mümkün bulunmamaktadır. Böylelikle TTK m.480/f.3 hükmünün yukarıda yukarıda açıklanan SPK madde 61, Bankaların Öz Sermayelerine İlişkin Yönetmeliğin m.8/f.1-bend (c) ile dahi tam uyumlu olduğu, gerek genel kanun ve özel kanun, gerek normlar hiyerarşisi bağlamında düzenlemelerin birbiriyle çelişmediği Mahkememizce tespit edilmiştir.
Nitekim Yargıtay uygulamasında da her türlü alacağın iflas masasına kaydının mümkün olamayacağı, özellikle sermaye niteliğindeki alacakların iflas masasına kayıt ve kabulü mümkün olmayacağı kabul edilmektedir. Adı geçen kararda belirtildiği üzere "Mahkemece; iddia, savunma bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; kooperatif kayıt ve defterleri üzerinde yapılan inceleme neticesinde; üyeliğin devralındığı bildirilen Yüksel Yılmaz'ın, kayıtlarda devredebileceği bir hissesinin belirlenemediği, davacının kooperatife üye olduğuna ilişkin hiçbir bilgi ve belgeye ulaşılamadığı, 1163 sayılı Kanunun 98'inci maddesi ve TK'nun 480/3 maddesi gereğince ortaklar ödedikleri sermaye borcunu iflas masasına alacak olarak kaydettiremeyecekleri, pay cetveline göre paylaşım yapıldıktan sonra ve İİK'nun 196'ncı maddesi uyarınca faiz ödemelerinden sonra masada para kalması halinde pay sahiplerine ödeme yapılmasının mümkün olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince, davacının, ortaklığını devraldığı dava dışı ...'a herhangi bir bedel ödemiş ise bu bedeli bu şahıstan istemesi gerektiği, davacı tarafça kendisine konut tahsis edilmemesi nedeniyle tazminat, çıkma payı ya da konut karşılığı tazminat talep edilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, hükmün gerekçesinin bir bölümünde somut olayda uygulama yeri bulunmayan anonim şirketler ile ilgili TTK hükümlerine değinilmesi doğru olmadığından HMK’nin 353/(1)-b.2. maddesi uyarınca, istinaf yoluna başvuranın sıfatı dikkate alınmak suretiyle hükmün gerekçesi kısmen düzeltilerek, yeniden esas hakkında karar verilmiştir." şeklinde açıklanan gerekçe ile Yargıtay ilgili kararı onamış, bu suretle her türlü alacağın masaya kaydedilemeyeceği ve özellikle sermaye niteliğindeki alacakların iflas masasına kayıt ve kabulünün mümkün olamayacağı vurgulanmıştır. (Yargıtay 23.HD 2018/1666E. 2020/4511K.sayılı kararı) Elbette raporlarda da işaret edilen aşamalardan sonra talep söz konusu olabilecek ve talep değerlendirilebilecektir.
Ayrıca taraflar arasında kurulan sözleşmesel ilişkinin, sözleşme tarihindeki tarafların müşterek maksatları dikkate alındığında farklı bir yorum yapılabilmesi de mümkün bulunmamaktadır. Bu noktada taraf iradelerinin ve ilgili izahnamenin başka bir amaca dönük olduğu yönünde herhangi bir finansal veya yargısal yorum yapmayı gerektiren bir hal bulunmadığı gibi aksine somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu mevcut değildir. O halde Mahkememizce atanan bilirkişi kurulunda yer alan, özellikle üniversiteden isimleri bildirilen iki kişinin sukuk konusunda özel uzmanlığı olan kişilerden olması, sukuk konusunda uzmanlığı olan başkaca bir raporun ise sunulmaması, farklı Mahkemelere farklı bilirkişi kurullarının sunduğu raporların ise aynı yönde bulunması ve açıklanan gerekçeler karşısında Mahkememizce atanan bilirkişi kurulu raporuna itibar etmeye engel bir itiraz tespit edilememiştir.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Oysaki davacının kayıt ve kabulünü talep etmiş olduğu husus ile ilgili iddialarının yerinde olduğu tespit edilememiştir.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının sübut bulmayan davasının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının sübut bulmayan davasının tümden reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 80,70TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından harcanan 19,00 TL tebligat ve posta giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde bakiye avansın iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren on günlük süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!