T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/499
KARAR NO : 2024/121
DAVA : Şirketin Kendiliğinden Sona Ermesi
DAVA TARİHİ : 11/11/2021
KARAR TARİHİ : 15/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan şirketin kendiliğinden sona ermesi davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde; davalı ... A.Ş., 14.01.2016 tarihinde kurulduğunu, ... Ticaret Sicil Memurluğu’na ...sicil numarası ile kayıtlı olduğunu, müvekkilinin, davalı şirketin %45 oranında hissedarı olup, şirketin %55 hissesi ...’e ait olduğunu, şirketin ödenmiş sermayesi 1.500.000,00-TL olduğu, davalı şirketin 2019 ve 2020 yılına ait genel kurulu 01.10.2021 tarihinde yapıldığı, finansal tabloların müzakeresinin ise 1 ay sonraya ertelendiği ve ikinci toplantının 05.11.2021 tarihinde yapıldığını, şirketin 2019 ve 2020 yılı faaliyet raporları ve bilançolarının örneğinin taraflarına verilmediğini ve örneğini dosyaya sunamadıklarını, faaliyet raporunun okunması ve genel kurulda, şirket yönetim kurulu başkanı ...’in şirketteki 2.750.000,00-TL alacağının şirkete sermaye yedeği olarak konulması talebi ile şirketin borca batık olduğunun anlaşıldığını, ...’in şirketteki 2.750.000,00-TL alacağının şirkete sermaye yedeği olarak konulmasına ilişkin kararın sadece oy birliği ile alınabilir bir karar olduğunu, müvekkilinin olumsuz oyu nedeniyle 2.750.000,00-TL’nin sermaye yedeği olarak konulması hususunda karar alınamadığını, bu nedenle şirketin borca batıklıktan kurtulamadığını, TTK 375. Maddesi gereği Yönetim kurulunun" devredilemez ve vazgeçilemez görev ve yetkilerinin "hüküm altına aldığını, TTK 375/g maddesi hükmünce “Borca batıklık durumunun varlığında mahkemeye bildirimde bulunulması” nın yönetim kurulunun devredilmez ve vazgeçilmez görev ve yetkilerinden olduğunu, şirketin aktiflerinin pasiflerinden az olması halinde, şirketin borca batık olduğunun kabul edileceğini, davalı şirketin 2019 yılından bu yana borca batık durumda olduğunu belirterek, davalı şirketin 11.11.2021 tarihi itibariyle borca batık olup olmadığının tespitine; davalı şirketin borca batık olduğunun tespit edilmesi halinde...Tic. A.Ş.’nin (... Ticaret Sicil Memurluğu’na ...sicil numarası ile kayıtlı) iflasına karar verilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle olmadığı takdirde hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddini savunmuştur.
Taraflar arasında tartışmalı olan husus ise ön incelemede davacının yönetim kurulu üyesi sıfatı olup olmadığı, yönetimde yer alıp almadığı, bu çerçevede aktif sıfat yetkisinden önce ayrıca borca batıklık nedenine dayalı iflas davası için alınmış bir yönetim kurulu kararının mevcut olup olmadığı, bu çerçevede davacının aktif husumetinin mevcut olup olmadığı olarak tespit edilmiştir.
Yargılama aşamasında davacı vekilinin tam ıslah niteliğindeki dilekçesi karşısında, HMK m.178 hükmü çerçevesinde teminat dahil diğer tüm eksiklikler tamamlanmış, ıslah dilekçesi tebliğ olunmuştur. Böylelikle davanın ıslah edilmiş hali dikkate alınarak dava "davacının borca batık olması nedeniyle 6102 sayılı TTK m.376/f.2 hükmü uyarınca davalı şirketin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti ile şirkete kayyım atanması" olarak görülmeye devam olunmuştur.
Islah dilekçesini tebellüğ eden davalı vekili ise sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'nın huzurdaki davayı açmakta aktif husumeti ve hukuki yararı bulunmadığından işbu davanın öncelikle aktif husumet ve hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, müvekkilinin şirket yönetim kurulu başkanı, TTK 376. maddeye ve çıkarılan tebliğ hükümlerine uygun şekilde şirketten olan alacağını sermaye yedeği olarak koymak suretiyle şirketin finansal yönden zarar etmesini önlemiş olup, davacının işbu ıslah sonucu itibariyle değişmeyen haksız davasının esastan reddine karar verilmesi gerektiğini, 29.12.2020 tarihinde yönetim kurulu başkanı ve şirket ortağı ...'in şirketten olan alacağının bir kısmını sermaye yedeği olarak ayırdığı, müvekkili şirketi borca batık durumdan kurtardığını belirttiğini, açıklanan tüm bu nedenlerle, müvekkili şirketin hiçbir şekilde borca batık durumda olmayıp, müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı ve ortağı ...'in şirketten olan alacağından feragat etmesi ve 3.750.000.-TL'sını sermaye yedeği olarak ayrılmasına rıza göstermesi suretiyle müvekkili şirketin borca batık durumdan kurtarıldığını, hal böyle iken, davacının huzurdaki davaya konu taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğu dikkate alınarak, davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, huzurdaki davanın yalnızca ve yalnızca yönetim kurulu tarafından açılabileceğini müvekkili şirketin ortağı davacı ... tarafından ikame edilen usul ve yasaya aykırı davanın usulden reddine, davacının haksız iddialarının aksine müvekkili şirketin zarar etmediği gibi borca da batık olmadığı, işbu iddiaların huzurdaki davanın konusu olmadığı, müvekkili şirkete ilişkin tüm ticari defter ve kayıtlarının incelenmesiyle de son derece sabit hale geleceğinden, davacının haksız davasının esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Islah işleminin usulüne uygun olarak tamamlanması sonrası "davanın ıslah edilmiş hali ile TTK m.376/f.2 hükmüne dayandırılmış olması ve bu kapsamda araştırma yapılacak olması nedeniyle 6102 sayılı TTK'nın 376/1-2 maddesinde; "son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar. Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.'' düzenlemesi yer aldığından, adı geçen maddenin ikinci fıkrasındaki duruma yönelik olarak davalı şirketin sermayenin 1/3' ü ile yetinme yada eksik sermayeyi tamamlama konusunda bir karar aldığına dair somutlaştırılmış vakıa ve delil olup olmadığı, bu çerçevede mevcut dava dosyası yönünden davacı şirketin aktifleri ve pasiflerinin bilirkişi incelemesi ile ortaya çıkması gerektiğinden bu hususun ele alınması sonucunda TTK m.376/f.2 hükmünde açıklanan muhasebesel ve finansal durumun gerçekleşip gerçekleşmediği, ne şekilde gerçekleştiği, bilirkişi kurulu tarafından yapılacak incelemede davalı şirkete ait aktiflerin bilanço değerleri üzerinden değil ,güncel değerler üzerinden inceleme yapıldığı taktirde davalı şirkete ait duran ve dönen varlıklar olmak üzere şirkete ait tüm işletme ve taşınmazların var ise güncel değerlerinin ne olduğu, buna göre şirketin sermayesinin ne olduğu, hazırlanacak bilirkişi raporuna göre şirket borcunun bu tutarın üzerinde olup olmadığı, hangi tutarda üzerinde olduğu, buna göre TTK m.376/1 ve 2. fıkralarındaki sermaye kaybı hesabında borçlu olunan tutarların sermayeye dahil olmayan aktiflerle karşılaştırıldıktan sonra esas sermaye tutarı ve kanuni yedek akçeler ile oranlanmasının yapılması durumunda davalı şirket aleyhine TTK m.376/f.2 hükmünün uygulanmasının muhasebesel ve finansal şartlarının oluşup oluşmadığı, ön kabul olarak yüksek oranda aktife sahip olan şirketlerin nispeten düşük orandaki esas sermayelerini aşan tutarda borçlarının bulunması halinde adı geçen maddede yer alan koşullarının gerçekleştiğinin kabulünün mümkün olup olmadığı, bu durumun kârlı durumdaki şirketin feshi sonucunu doğurup doğurmayacağı, buna göre davalı şirketin TTK m.376 hükmü kapsamında şirketin kendiliğinden sona ermesinin muhasebesel ve finansal şartlarının oluşup oluşmadığı" noktalarında ara karar oluşturulmuştur.
Konusunda ehil beş kişilik bilirkişi kurulu marifetiyle hazırlanmış olan 14/01/2024 tarihli rapor içeriğine göre "kaydi bilançodaki 338.823,54 TL tutarındaki şüpheli ticari alacakların tahsil edilme olasılığı düşük olduğundan rayiç değerleri “sıfır” olarak dikkate alındığı, davalı şirket bilançosunda yer alan stokların rayiç değerinin heyet üyesi makine mühendisi ... tarafından 4.619.017,00 TL olarak tespit edildiğinden, stokların rayiç bilançoda 4.619.017,00 TL olarak dikkate alındığı, davalı şirket bilançosunda yer alan demirbaşların rayiç değeri ... tarafından 1.524.700,00 TL olarak tespit edildiğinden, demirbaşların rayiç bilançoda 1.524.700 TL olarak dikkate alındığı, rayiç değer bilançosunda şirket varlıkları net rayiç değerleri üzerinden gösterildiğinden birikmiş amortismanların rayiç değerleri “sıfır” kabul edildiği, özel maliyetler kira sözleşmesinin sona ermesi durumunda kiralana gayrimenkulde kalacak olup, şirkete fayda sağlaması olanaklı görülmediğinden rayiç değerleri “sıfır” kabul edildiği, yer alan 30.06.2023 tarihli kaydi bilançoya göre şirketin özkaynak tutarının (+) 5.121.734,68 TL olduğu, şirketin borca batık durumda olmadığın, şirketin, 30.06.2023 tarihli rayiç bilançosuna göre şirketin özvarlığı hesaplanmış olup, 30.06.2023 tarihli rayiç değer bilançosuna göre borçlu şirketin özkaynak tutarının (+) 309.384,69 TL olduğu ve borca batık durumda olmadığının tespit edildiği, davalı şirketin sermayesi, ... nolu ve 12.11.2021 tarihli TSG’nde ilan edildiği üzere 1.500.000 TL’den 5.000.000 TL’ye arttırıldığı, arttırılan 3.500.000TL'lik kısmın nakten ödenmesinin kararlaştırıldığı, davalı tarafın rapor içeriğinde görüleceği üzere, 01.01.2023 – 30.06.2023 dönemi gelir tablosuna göre bu dönem faaliyetleri neticesinde 216.806,15 TL kar elde ettiği (341.279,94TL faaliyet karı) bu nedenle 06/2023 bilançosuna göre faaliyetlerinden kar elde eden bir şirketin varlığından bahsedilebilir olduğu, brüt ve net kar marjları sırasıyla %37,8 ve %11,8 olup sektörel ortalamalardan uzak olmadığı, mağazacılık faaliyetlerine; 12/2016 tarihinden itibaren yaklaşık 1 ay içerisinde açtığı 4 mağaza ile başlayan davalı tarafın sonuncusu 15.02.2023 tarihinde olmak üzere 3 mağazasını kapatmış ve halen ...'deki 1 mağazasında faaliyetlerine devam ettiği, somut uyuşmazlıkla davalı ...'in şirketten olan alacağından vazgeçerek sermayeyi tamamlama yolunu tercih ettiği, TTK m. 421/2-a’da bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük koyan kararların oybirliğiyle alınacağı düzenlendiği, oybirliği aranmasının nedeni ise tek borç ilkesine aykırı bir şekilde ortakların rıza göstermeden şirkete bir ödeme borcu altına sokulamaması olduğu, davacı her ne kadar davalının şirketten alacağından vazgeçmesinin oybirliğiyle alınacak bir karar olduğunu ileri sürse de bu kararın tüm ortaklar bakımından bir yükümlülük getirmesi halinde TTK m. 421/2-a uyarınca oybirliği şartının aranacağı; pay sahiplerinin birinin veya bir kısmının kendi başına şirkete bilanço zararının kapatılması amacıyla ödeme yapabileceği; bir ortağın kendi rızasıyla şirkete yapacağı ödemeye ilişkin kararın ise oybirliğiyle
alınmasına gerek olmadığı; nitekim Tebliğ m. 9/2’de açıkça "Sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz" hükmünün yer aldığı; bu nedenlerden dolayı davalının şirketten alacağından vazgeçmesinin TTK m. 376/2’ye aykırı olmadığı, TTK m. 421 kapsamında kalmadığı, 30.06.2023 tarihli kaydi bilançoya göre şirketin özkaynak tutarının (+) 5.121.734,68 TL olduğu, şirketin borca batık durumda olmadığı, davacı her ne kadar davalının şirketten alacağından vazgeçmesinin oybirliğiyle alınacak bir karar olduğunu ileri sürse de bu kararın tüm ortaklar bakımından bir yükümlülük getirmesi halinde TTK m. 421/2-a uyarınca oybirliği şartının aranacağı;
pay sahiplerinin birinin veya bir kısmının kendi başına şirkete bilanço zararının kapatılması amacıyla ödeme yapabileceği; bir ortağın kendi rızasıyla şirkete yapacağı ödemeye ilişkin kararın ise oybirliğiyle alınmasına gerek olmadığı; nitekim Tebliğ m. 9/2’de açıkça sermayenin tamamlanamaması, bazı ortakların kendi istekleriyle tamamlama yapmasına engel oluşturmaz hükmünün yer aldığı; bu nedenlerden dolayı davalının şirketten alacağından vazgeçmesinin TTK m. 376/2’ye
aykırı olmadığı ve TTK m. 421 kapsamında kalmadığı, öncelikle belirtmek gerekir ki bilirkişi raporunda incelenen hususlar davanın tam olarak ıslah edilmesi sonrası tespit edilen uyuşmazlık konuları ve bilirkişi inceleme konuları dikkate alınarak ele alındığı" yönünde görüş bildirmiştir.
Bilirkişi kurulu raporu irdelenmeden önce tam ıslah ile ilgili genel açıklamalar yapılmasında fayda bulunmaktadır.
"Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180). Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (HMK m. 179/1). Bu hâlde dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) tamamının yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için buna davanın tamamen ıslahı denir (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s. 424). Başka bir anlatımla davacı tamamen ıslah ile yeni bir dilekçe vererek davasını baştan itibaren usule müteallik bütün işlemlerini değiştirebilir. Yani davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir. (...) Kural olarak dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usule ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi, davanın konusunda da ıslah mümkündür." (Yargıtay HGK 2017/14-2815E. 2021/888K.sayılı kararı)
Buna göre davacı dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirmiştir. Bu değişiklik sonucunda taraflar arasındaki uyuşmazlık TTK m. 376/f.2 hükmünden kaynaklanmaktadır. İlgili fıkra ile bağlantılı olan ise TTK m.376/f.1 hükmüdür.
Bu hükümler şöyledir:
(1)Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.
(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.“
Bu arada TTK m. 376 kapsamında sermayenin kaybı veya borca batık olma durumlarında uyulacak usul ve esasları düzenlemek amacıyla “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 376 ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” 15 Eylül 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 26 Aralık 2020 tarihinde ise anılan tebliğde değişiklikler yapılmıştır.
Davacının tam ıslaha yönelik dilekçesinin genel içeriği ise özellikle 5.sayfasında da ifade olunduğu üzere, davalı şirketin sermaye arttırımından önceki sermaye tutarının 2/3'ünü yitirdiği, buna göre davalı şirketin sermaye azaltımı suretiyle 1/3 sermaye ile yetinme kararı alıp sermayenin ancak 1.500.000,00 TL'ye tamamlamasına dair karar alabileceği, ancak davacı şirketin bu yönde bir karar almadığı, davalı şirketin bunu yapmaksızın sermayeyi 5.000.000,00 TL yapma kararının ise TTK m.376 hükmüne uygun olmadığı gerekçesiyle bulunmadığından dolayı şirketin kendiliğinden feshinin tespiti ve şirkete kayyım atanması olarak talep ortaya çıkmış, vakıa ve konu değişmiştir.
Söz konusu ıslah talebinin niteliği gözetildiğinde TTK m.1521 hükmü uyarınca davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu öncelikle dikkate alınmıştır.
Basit yargılama usulü ile ilgili 6100 sayılı HMK hükümleri uygulanacaktır. Buna göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu açıklamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca basit yargılama usulünde dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilemez. Bu çerçevede taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m. 319). Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa tahkikata başlamadan önce taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.(Yargıtay HGK 2022/9-24E. 2022/1787K.sayılı kararı)
Buna göre taraflar arasındaki uyuşmazlık kapsamında, tam ıslah konusu dikkate alınarak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmektedir. Elbette taraflar arasındaki uyuşmazlık ile ilgili ıslah dilekçesi ve bu dilekçeye karşılık verilen cevap dilekçesi ve dayanılan deliller ile bağlılık esastır. Bu noktada tarafların delil olarak celbini talep etmedikleri bir delilin celbi yukarıda açıklanan hükümlere aykırıdır. Yine HMK m.194 hükmü uyarınca tarafların dayanmış oldukları delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri yasal zorunluluk olup bu noktada da somutlaştırma yapılmadığı takdirde davacının bu yükü yerine getirmemesinin sonuçlarına katlanacağı kabul edilmiştir. Esasen kanun koyucunun gerekçesi de bu yöndedir. O halde uyuşmazlık mevcut dava malzemeleri gözetilerek çözülecektir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta, alacaklının davalı şirketten olan alacağından vazgeçmek suretiyle sermayenin tamamlanması yönünde tercih hakkının kullanıldığı öncelikle açıktır. Böylelikle davalı şirketin TTK m.376/f.2 hükmü gereği aleyhine doğacak sonuçları ise bu şekilde engellediği görülmektedir. Zaten uyuşmazlıkta tam bu noktadadır.
Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK m.421/f.2 hükmü uyarınca esas sözleşme değişikliği kararlarının, sermayenin tümünü oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin oy birliğiyle alacağı, bu noktada ilgili (a) bendi uyarınca "bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük ve ikincil yükümlülük koyan kararların" bu çerçevede olduğu ise belirlenmiştir. Aslında bu hal kanun koyucunun gerekçesinde belirtilmiş olduğu üzere böyle bir yükümlülüğün ancak ve sadece tüm pay sahiplerinin oy birliği yani her paysahibinin rızası varsa geçerli olmasını ifade etmektedir. Yine gerekçesinde ifade olunduğu üzere bu tip kararlar için hem toplantı hem de karar nisabı yönünden sermayenin %100'ünü temsil eden paysahiplerinin tümünün oy birliğini gerektirdiğinden bu nisap hafifletilemez niteliktedir.
Ne var ki söz konusu kanuni düzenleme sermayeyi tamamlama yükümlülüğünün getirilmesine ilişkin olarak oy birliğiyle karar alınması halinde geçerlidir.
Buna mukabil somut olayda ise bir yükümlülükten ziyade pay sahibinin zorunluluk olmaksızın ve kendi tercihi ile sermayeyi karşılıksız olarak tamamlaması söz konusudur. Bu nedenle somut olayda TTK m.421/f.2 hükmü açısından tüm pay sahiplerinin oy birliği gerekmeksizin şirketin bu yönde yani sermayeyi karşılıksız olarak tamamlaması yasal olarak mümkündür.
Öte yandan açık kaynaklardan edinilen bilgiler ışığında "bazı alacaklıların alacaklarını silmesi, yeni alacaklarından vazgeçmesi durumunda bilanço zararını kapatabilecek tutarda bir gelir yer almaktadır. Vazgeçilen alacak, borçlu yönünden pasifte bir azalma yaratmış ve öz sermayeyi arttırmıştır. Dolayısıyla vazgeçilen alacak, borçlu yönünden kâr niteliğindedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.324 hükmüne göre, "Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilmiş alacaklar, borçlunun defterinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kâr hesabına nakil olunur. Söz konusu hüküm uyarınca; borçlu, alacaklının alacağından vazgeçmesi üzerine, defter kayıtlarında açacağı bir karşılık hesabında, bu alacağı (borcunu) izler. (Yavuz AKBULAK, Anonim Şirketleri Yönünden Sermaye Kaybı ve Borca Batık Olma Hadiseleri, Lexpera) Bu şekilde sermayenin tamamlanması sağlanmış olacaktır. Bir başka deyişle sermayenin tamamlanması sadece sermayenin azaltımı ve sermaye arttırımının aynı anda yapılması yahut bilanço açıklarının pay sahiplerince kapatılması değil ayrıca ve somut davada olduğu üzere "bazı alacaklıların alacaklarını silmesi" yolu ile de gerçekleştirilebileceği Mahkememizce değerlendirilmiştir.
Nitekim bu noktada TTK m.376 hükmü ile ilgili 15/09/2018 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan "6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 376'ıncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğ" içeriği dikkate alınmalıdır. Buna göre adı geçen tebliğin 9.maddesinde "Sermaye tamamlama fonu yalnızca zararların mahsup edilmesi suretiyle kullanılabilir". Yine adı geçen tebliğin 9.maddesinin 2.fıkrasında "Sermayenin tamamlanmasında, anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından kanunun 421'inci maddesinin 2.fıkrasının (a) bendi, limited şirketler bakımından ise 603 ve devamı maddeleri uygulanır."
Açıklanan bu tebliğ hükümleri dahi dikkate alındığında davacının, alacaklının şirketteki alacağından vazgeçmesinin oy birliğiyle alınacak bir karar olduğu gerektiğini iddia etmesine rağmen somut olayda pay sahibi gerçek kişinin tek taraflı ve gönüllü olarak bilanço zararının kapatması amacıyla ödeme yapması, bu çerçevede de davalı şirketteki alacağından vazgeçmesinin mümkün bulunduğu, bu nedenle ise davacının iddia etmiş olduğu üzere bu yönde şirket tarafından bir karar alınması gerektiği yönündeki iddianın yasal dayanağının bulunmadığı mahkememizce kabul edilmiştir.
Kaldı ki yorum bilimi açısından ve formel açıdan "hukuki olarak yasaklanmamış şey serbesttir". Mecelle'deki ifade ile "Eşyada aslolan ibahadır". Hal böyle olunca davacının sermayeyi karşılıksız olarak ve tek taraflı ve ihtiyari davranışıyla tamamlamasına yasal herhangi bir engel bulunmadığı Mahkememizce değerlendirilmiştir.
Hal böyle olunca ise davacının dayandığı vakıa ve yasal koşulların davacı lehine oluşmadığı, davalı şirketin pay sahibi olan alacaklının alacağından vazgeçmesi ile dahi borca batık olmaktan kurtulduğu, bu suretle davalı şirketin kendiliğinden sona ermesine dair koşulların oluşmadığı, davanın reddolunması gerektiği mahkememizce benimsenmiştir.
Mahkememizce itibar olunan bilirkişi kurulu raporundaki muhasebesel ve diğer mali incelemeler ve öz kaynak kalemleri de dikkate alındığında şirketin kaydi değerlere göre borca batık olmaması bir tarafa, şirketin öz kaynak tutarı ve yine rayiç değerler üzerinden gerek aktif toplamı gerek yabancı kaynaklar toplamı ve öz kaynak tutarı rakamlarına göre dahi şirketin öz kaynak tutarının (+) 309.384,69 TL olup borca batık durumunda olmadığı tespit olunmuştur.
YMM, SMMM, işletme, makine mühendisi, ticari hesaplamalar konusunda ehil beş kişilik bilirkişi kurulunun yapmış olduğu inceleme ise mahkememizce belirlenen inceleme konularını tek tek irdeleyen gerekçeli, denetime elverişli nitelik taşımaktadır. Nitekim "bilirkişi, özel ve teknik bilgiyi oluşturan tecrübe prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübe prensiplerine dayanarak, sabit olan bir olaydan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden üçüncü kişi veya kişilerdir. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 2621-2622; Atalay, Pekcanıtez; Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul 2017, s. 1914-1915).
Bilirkişi, incelemesi sonunda aydınlatılması istenen husus hakkında, kendisine yöneltilmiş olan sorulara cevap verir. Bilirkişi kendisinden istenen sorulara hasren bir inceleme gerçekleştirir. (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 110) Bilirkişi raporlarının gerekçeli olması gerekir. Gerekçe sayesinde hâkim ve taraflar, bilirkişi raporundaki sonucun doğru olup olmadığını denetleme olanağına sahip olurlar. (Ejder Yılmaz, Uygulamada Bilirkişilik ve Bilirkişi Raporları, Makaleler (1973-2013), 1.Cilt, Ankara 2014, s.823).
Buna göre konusunda özel ve teknik bilgi sahibi bilirkişilerin bilirkişi inceleme konuları çerçevesinde gerekli incelemeleri yaptıkları, açıklanan gerekçeler karşısında bu rapora itibar etmeye engel ve gerekçeli bir itirazın mevcut olmadığı anlaşılmakla şirketin borca batık halde de bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı şirket aleyhine TTK m.376/f.1 - f.2 hükmünün oluşmaması karşısında şirkete kayyım atanmasını gerektiren vakıalar ve yasal koşullar oluşmamıştır.
Halihazırda ticari faaliyetine devam etmekte olan, borca batık olmayan, TTK m.376 hükmünün aleyhine uygulanması mümkün olmayan şirketin halihazırda yasal temsilcisinin görevi başında bulunduğu, tüzel kişinin organlarından yoksun olmadığı dikkate alındığında gerek 6102 sayılı TTK ve gerek 4721 sayılı TMK m.426 m.427 hükümlerinin somut olayda uygulanma kabiliyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. O halde Mecelle'deki ifade ile "Beka, iptidadan esheldir" kaidesince ticari faaliyetlerine devam eden, kayyım atanmasını gerektirir yasal neden ve vakıaların oluşmadığı ve ispatlanamadığı şirkete kayyım atanmasına dair talebin dahi reddi gerekmiştir.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64). Bu şartlarda sonuç olarak davacının tam ıslah talebine esas olan iddia ve bu iddiasına esas vakıaların ispatlanamadığı anlaşılmaktadır.
Yapılan açıklamalar karşısında davacının tam ıslah ile dava konusu olan "davacının borca batık olması nedeniyle 6102 sayılı TTK m.376/f.2 hükmü uyarınca davalı şirketin kendiliğinden fesh edildiğinin tespiti ile şirkete kayyım atanması" na dair taleplerinin sübut bulmadığından tümden reddine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacının tam ıslah ile dava konusu olan "davacının borca batık olması nedeniyle 6102 sayılı TTK m.376/f.2 hükmü uyarınca davalı şirketin kendiliğinden fesh edildiğinin tespiti ile şirkete kayyım atanması" na dair taleplerinin sübut bulmadığından tümden reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 59,30TL harcın mahsup edilerek 368,30 TL bakiye ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından harcanan yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafından harcanan 425,25 TL posta ve tebligat giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Artan tüm avansın karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. 15/02/2024
Başkan ...
Üye ...
Üye ...
Katip ...
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!