WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Temmuz 2026

İSTANBUL 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/306 Esas
KARAR NO : 2024/338

DAVA : Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/04/2022
KARAR TARİHİ : 03/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili ...'ye davalı ... A.Ş. tarafından aralarında imzalamış oldukları sözleşme çerçevesinde müvekkilinin tüm elektrik aboneliklerinin elektrik tüketimine ilişkin elektrik faturaları tahakkuk ettirildiğini, tarife uygulamalarına ilişkin olarak 2006 Eylül- 2010 Aralık arası dönem için uygulanmak üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından çıkarılan ... tarih ve ... sayılı Kurul kararı ile usul esaslar belirlendiğini, ancak EPDK tarafından 2006 Eylül-2010 Aralık arası dönemde uygulanmak üzere çıkartılan ve usul esas belirlemesi yapan 875 sayılı Kurul Kararı'nın ilgili bölümü ... 13. Dairesinin 06.04.2011 tarih ...E. ...K. sayılı kararıyla iptal edildiğini, iptal kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun ... tarih ... Esas - 2012/798 Karar sayılı kararıyla kesinleştiğini, ... 13. Dairesinin 06.04.2011 tarih ... Esas - ... Karar sayılı kesinleşen iptal kararı uyarınca müvekkili kuruluştan tüketim miktarına göre fazladan alınan ve sayaç okuma, faturalama hizmetlerinin karşılığı olan perakende satış hizmet bedelinin tüketim miktarına göre alınmasının hukuki dayanağının ortadan kalktığını, davalı tarafın sebepsiz zenginleştiğini, davaya konu uyuşmazlığa ilişkin olarak açılan benzer davalarda verilen kararlarda davanın kabulü yönünde hüküm tesis edildiğini, bu doğrultuda davalı tarafça müvekkili kuruluştan tüketime bağlı olarak nispi şekilde fazladan alınan PSH bedellerinin iade edilmesi gerektiğini, müvekkili kuruluşça arabuluculuğa başvurulduğunu, ancak yapılan görüşmeler sonucunda anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin tüm aboneliklerine ilişkin olarak müvekkili ile davalı arasında yapılan sözleşmeler gereğince davalı ... A.Ş. tarafından 09/2006 döneminden itibaren 12/2010 dönemine kadar düzenlenen elektrik faturalarında, tüketime bağlı olarak alınan PSH bedelinin ve sabit PSH bedelinin hesaplamayı gerektirecek olması sebebiyle, 20006 Eylül döneminden itibaren sözleşme süresi kapsamında müvekkil kuruluşun tüm elektrik abonelikleri gereğince düzenlenen faturalarda fazladan alınan PSH bedelinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi akabinde HMK m.107 gereği belirsiz olan alacak tutarının belirli hale gelmesinden sonra artırılmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000 TL’nin, ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek gecikme zammı ve gecikme zammının KDV'si ile iadesine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle : Davacının tabi bulunduğu dağıtım bölgesindeki dağıtım şirketinin ... A.Ş. olduğunu, müvekkilinin ürettiği enerjiyi ...’ın ...’lerini kullanarak davacının da içerisinde bulunduğu müşterilerine ilettiğini, müvekkili ile dava dışı ... arasında sözleşme imzalandığını, dava dışı ... müvekkilinin ... sistemlerini kullanımı dolayısıyla müvekkili içerisinde PSH bedellerinin de yer aldığı faturaları keşide ettiğini, müvekkilinin de davacı ile Enerji Tüketim Sözleşmesi imzaladığını, sözleşmede belirtildiği gibi dağıtım şirketi olan ... ile arasındaki sözleşme hükümlerine de uygun olarak davacıya elektrik temin ettiğini, davacıya PSH bedellerini de içeren faturalar kestiğini, davacı tarafından müvekkiline iletilen PSH bedellerinin, müvekkilinin mal varlığına katılmadığını, müvekkilinin davacıdan mal edinmediğini, ... bedellerinin, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği, tarifelere ilişkin tebliğler ve müvekkili ile dava dışı ... arasında akdedilen sözleşme uyarınca ...’a aktarıldığını, müvekkilinin sadece ilgili sözleşmelerin ve mevzuatların kendine yüklediği tahsil edip aktarma görevini yerine getirdiğini, müvekkilinin davacının işbu davada talep ettiği ... bedellerini malvarlığına katarak bundan dolayı zenginleşen olmadığından, PSH bedellerini esasen ... tahsil ettiğinden müvekkilinin ... bedelinin geri ödenmesinden sorumlu tutulamayacağını, davacının davasını sebepsiz zenginleşmeye dayandırmakta olduğunu, dava konusu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadıklarının TBK’nın 82. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, somut olayda sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihin Eylül 2006-Aralık 2007 dönemleri arasındaki faturaların her birinin ödeme tarihi olduğunu, sebepsiz zenginleşme bakımından herhalde işbu faturaların ödeme tarihlerinin üzerinden 10 yılın geçmesiyle alacakların zamanaşımına uğrayacağını, kanunun amir hükmü olduğunu, dava konusu son faturanın ödeme tarihinin Ocak 2008 olduğu dikkate alındığında son fatura için bile zamanaşımının dolma tarihi Ocak 2018 olduğunu, ... 13. Dairesince verilen ... E., ... K. sayılı ve 06.04.2011 tarihli iptal kararı, 3. maddede belirtilen zamanaşımının süresini değiştiremeyeceğini, kanun hükmü gereği sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihin davacı tarafından davaya konu edilen faturaların her birinin ödeme tarihi olduğunu, davacının müvekkilinden sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan talep hakkının ... 13. Dairesince verilen ...E., ... K. sayılı ve 06.04.2011 tarihli iptal kararı ile doğmuş sayılacağını, Anayasanın 138/4. Maddesinin açık olduğunu, idari yargı kararlarının uygulanmasında derhal uygulama ilkesi söz konusu olduğu, idari yargı kararlarının uygulanması için kesinleşmeleri beklenemeyeceğini, somut olayda ... 13. Dairesinin iptal kararını verdiği tarih olan 06.04.2011 tarihi itibariyle sebepsiz zenginleşmeye dayanak edilen karar uygulanabilir hale geldiğini, bu kapsamda davacının alacaklarının 06.04.2011 tarihinin üzerinden 10 yılın geçmesiyle 06.04.2021 tarihinde zamanaşımına uğradığını, dava konusu tüketim miktarına göre alınan PSH bedelinin, müvekkili ile dava dışı ... ve de davacı arasında ayrı ayrı akdedilen sözleşmelere, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve tarifelere ilişkin tebliğlere, müvekkili tarafından davacıya faturalar kesildiğinde hukuken geçerli biçimde var olan EPDK Kurul Kararı’na, dolayısıyla hukuken haklı sebebe dayanılarak uygulandığını, somut olayda sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında geri istemenin koşullarının vuku bulmadığını, davacının dava dilekçesi ekinde müvekkilince davacıya düzenlenen faturalar ibraz edildiğini, faturalar kapsamında tüketime bağlı olarak alınan PSH bedelinin yine davacı tarafından dosyaya sunulan Kurul Kararı ve eklerinde yer alan tarifeler uyarınca hesaplanmasının mümkün olduğunu, iptal kararı gereğince uygulamaya konulan sabit PSH bedelinin nasıl hesaplanacağı da bilinebilecek nitelikte olduğunu, dava konusu edilen alacakların gerçekte belirli ve/veya tespit edilebilen alacaklar olduğu ve dolayısıyla belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceklerini, davacının bizzat kendi beyan ve delilleri ile de ortada olup sırf tutarların bilirkişi marifetiyle hesaplanması istenildiğinden davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının yerinde olmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yararın mevcut bulunmadığının ortada olduğunu, davacının davasının HMK’nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri gereğince hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının alacağının varlığını (alacaklı olduğunu) ve alacağının tutarını davaya konu ettiği faturaların tamamını dosyaya sunamayarak, dava dilekçesinde gerekli ve yeterli açıklamaları yapmayarak kanıtlayamadığını, faturaların ve iddiasına dayanak diğer belgelerin müvekkilinden celbini istediğini, bu şekilde ispat mükellefiyetine aykırı davrandığını, HMK’nın 194. Madde hükmüne uygun düşmeyen şekilde somutlaştırma ve delillerini gösterme yükümlülüğünü de yerine getirmediğini, HMK m. 190 ve TMK’nın 6. Maddesinin açık olduğunu, ispat yükümlülüğünün düzenlendiği ilgili hükümler çerçevesinde, açılmış bir davada ispat yükünün kural olarak davacıya yüklendiğini, davacının dava dilekçesinde, taleplerinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmek durumunda bulunduğunu, dilekçede belirli vakıa iddiaları mevcut olmakla birlikte, bunların somut ve açık şekilde gösterilmemesi ve delillerle bağlantı kurulmaması halinde, somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edileceğini, davacının gecikme zammı (faiz) ve KDV talep etmesinin hatalı olduğunu, gecikme zammı (faiz) ve KDV talep etme hakkı bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu faturaları düzenlerken EPDK Kurul Kararını uygulamış olduğunu, EPDK Kurul Kararının iptali ile uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını, Kurul Kararına uygun fatura düzenlerken iyiniyetli olduğunu, sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olması halinde sebepsiz zenginleşmeden doğan alacağa faiz yürütülebilmesi için alacağın muaccel olmasının yeterli olmadığını, alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmesi gerektiğinden mütemerrit olmayan müvekkilinden ödeme tarihlerinden itibaren gecikme zammı (faiz) ve işbu zammın KDV’sinin talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bununla birlikte davacının talep ettiği gecikme zammı (faiz) türü de hatalı olduğunu, davacının dava konusu yaptığı alacaklar, müvekkilinin ... ile akdettiği sözleşmenin, davacı ile imzaladığı Enerji Tüketim Sözleşmesi, Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ve tarifelere ilişkin tebliğler uyarınca, ...’ın dağıtım bölgesinde bulunan davacıdan müvekkilince tahsil edilerek ...’a ödenen, müvekkilinin kendi mal varlığına dahil edilmeyen, müvekkilinin sadece ...’a ödenmeleri için aracılık ettiği bedelleri olduğunu, bir başka anlatımla dava konusu PSH bedellerinin esasen ...’ın mal varlığına katılmış olduğunu, ortada bir sebepsiz zenginleşme var ise de sebepsiz zenginleşen ... olduğundan işbu dava konusu alacaklara yönelik taleplerden ...'ın sorumlu olduğunu, HMK’ nın 61. ve devamı maddeleri gereğince davanın ...’a ihbarına karar verilmesini izah olunan ve Mahkemece re’sen belirlenecek sebeplerden ötürü müvekkilinin sebepsiz zenginleşen olmadığı da gözetilerek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davacının işbu davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararının bulunmadığı göz önüne alınarak HMK’ nın 114/h ve 115/2 maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, davanın ...’a ihbarına, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davacı ve davalının iddiaları ile taleplerinin hukuki dayanağı bulunmadığını, müvekkilinin ihbar olunan olduğundan davanın müvekkili yönünden reddi gerektiğini, Danıştay’ın iptal kararı, PSS ile satış yapılan regüle müşterilere değil, ikili anlaşma ile satış yapılan serbest tüketicilere yönelik olduğundan regüle müşteri olan davacının iptal kararına dayanarak, kendisinden tarifeye uygun olarak tahsil edilen PSH bedellerinin iadesini talep edemeyeceğini, davacının serbest tüketici olduğu dönemde, davacı ile tedarik şirketi arasında imzalanan ikili anlaşmalarla belirlenen PSH bedelini talep etme hakkı bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, pasif husumet itirazı saklı kalmak üzere, ikili anlaşmalar ile enerji satın aldığı dönemde davacının serbest tüketici olduğu ve faturalarında yer alan PSH bedelleri, imzaladığı ikili anlaşma ile belirlendiğini, TBK'nın 1.maddesinde, sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulacağı düzenlendiğinden ahde vefa ilkesinin yansıması olan sözleşmeye bağlılık ve yükümlülüğün ifası ilkesi, tüm sözleşmeler yönünden geçerli olduğunu, buna göre, davacı, ikili anlaşmasında yer alan PSH ile ilgili maddelerin uygulanmamasını talep edemeyeceğini, ikili anlaşmanın tarafları olan davacı ile tedarik şirketinin tacir olduğu ve tacirlerin sözleşmede düzenlenen hususları bilmediklerini ileri süremeyecekleri göz önüne alındığında, davacının ikili anlaşma ile serbest tüketici olarak enerji aldığı dönemlerde ödediği PSH bedelinin fazla alındığını iddia ederek iadesini talep edemeyeceğini, açıklamalar göz önüne alınarak dava konusu dönem bakımından inceleme yapıldığında; davacının Haziran 2007-Aralık 2012 döneminde regüle müşteri olduğu, serbest tüketici olmadığından iptal kararına dayanarak iade talep edemeyeceğini, ... 13. Dairesi’nin 06.04.2011 tarihli kararı ile, sadece 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplaması ve Tarife Metodolojisi’nin II. Bölümü’nün “B. Perakende Satış Hizmeti tarifesinin hesaplanması değişikliği”ne ilişkin madde iptal edildiğinden ve 875 sayılı Kurul Kararı'nın ekinde ve mevzuatta yer alan PSH ile ilgili diğer düzenleyici işlemler iptal edilmediğinden davacının Eylül 2006 - Aralık 2010 dönemine ilişkin talebinin reddi gerektiğini, 875 sayılı Kurul Kararı ile kabul edilen 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplaması ve Tarife Metodolojisi’nin II. Bölümü’nün “B. Perakende Satış Hizmeti tarifesinin hesaplanması değişikliği” maddesi, ... tarafından serbest tüketiciler yönünden iptal edildiğini, 31.12.2010 tarihine kadarki dönem için, sadece 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplaması ve Tarife Metodolojisi’nin II. Bölümü’nün “B. Perakende Satış Hizmeti tarifesinin hesaplanması değişikliği”ne ilişkin madde iptal edilmiş olduğunu, 875 sayılı Kurul Kararı'nın ekinde yer alan PSH ile ilgili diğer düzenleyici işlemler iptal edilmediklerinden yürürlükte kalmaya devam ettiğini, iptal edilmemiş, geçerliliğini koruyan düzenleyici işlemlere dayanılarak PSH bedeli tahsil edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını, dava konusu ile birebir aynı olan Yargıtay 3. HD'nin 05.04.2018 tarih, 2016/14318 Esas ve 2018/3572 Karar sayılı kararının açık olduğunu, ... iptal kararının sadece metodolojiye ilişkin olduğu, dolayısıyla 875 sayılı Kurul kararının sadece bir bölümünün iptal edildiğini ve kararın ekinde bulunan tarifeler ile dava konusu dönemde yürürlüğe giren tarifelerin iptali sağlanmadığından bu tarifelere dayanarak PSH bedelinin tahsil edilmesinin hukuka uygun olduğunun açıkça belirtildiğini, dolayısıyla davacının Eylül 2006 - Aralık 2010 dönemine ilişkin PSH bedeli iadesine ilişkin talebinin reddi gerektiğini, EPDK tarafından belirlenen tarifelerin uygulanması lisans sahibi şirketler bakımından yasal zorunluluk olduğunu, dağıtım lisansı sahibi şirketlerin, yayımlanan tarifeyi değiştiremeyeceği gibi, tarifede yer almayan bir bedeli tahsil edemeyeceğini veya tarife kapsamında belirlenmiş bir bedeli tahsil etmeme gibi bir davranışta bulunamayacağını, bu nedenle Müvekkilinin tarifeleri uygulayıp uygulamama ve dava konusu bedelleri tahsil edip etmeme gibi inisiyatifi bulunmadığını, perakende satış tarifesinin bir unsuru olup tarife gereği zorunlu olarak tahsil edilen PSH bedelinin iadesi mümkün olmadığını, Kurul Kararları, düzenleyici işlem olarak tüm gerçek ve tüzel kişileri bağladığından müvekkilinin Kurul Kararlarına ve ekli tarife tablolarına aykırı biçimde hesaplama yapması da düşünülemeyeceğini, dolayısıyla davacıdan tahsil edilen PSH bedellerinin EPDK tarafından belirlenen tarifelere uygun olduğunu, bu nedenlerle, davacının iade talebinin kabul edilmeyeceğini, 6719 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 6446 sayılı Kanun'un 17. maddesinde değişiklik yapıldığını ve bu değişiklikle EPDK tarafından gelir ve tarife düzenlemeleri kapsamında belirlenen bedellere ilişkin açılan davalarda, mahkemelerin yetkisinin, bu bedellerin EPDK'nın düzenleyici işlemlerine uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu düzenlendiğini, 6719 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 6446 sayılı Kanun'a geçici 20. madde eklenerek PSH bedelleri ile ilgili açılmış davalar hakkında 17. maddenin uygulanacağı düzenlendiğini, dolayısıyla bu değişikliklerle, mahkemelerin yetkisinin, PSH bedelinin tahsilinde Kurul kararlarının ekinde bulunan tarifelere uyulup uyulmadığının denetimi ile sınırlı olduğu anlaşıldığını, dava konusu taleplerle birebir aynı taleplerle açılan ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen İstanbul BAM 3. HD'nin 17.12.2020 tarih ve 2019/296 Esas, 2020/1903 Karar sayılı kararının emsal olduğunu, davacının imzaladığı abonelik sözleşmelerinde davacı lehine gecikme zammı uygulanacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığını, aksine müvekkili lehine gecikme zammı uygulanacağı kabul edildiğini, 6183 sayılı Kanun'un 1/1. maddesinde, bu kanunun, devlete, valiliğe ve belediyeye ait alacaklarda uygulanacağı; 3.maddesinde de, bu kanundaki alacaklı âmme idaresi teriminin devleti, valiliği ve belediyeleri ifade ettiği düzenlendiğini, dolayısıyla 6183 sayılı Kanun'un 51.maddesinde belirtilen gecikme zammının, özel hukuk tüzel kişisi olan davacı tarafından talep edilmesinin dayanağı bulunmadığını, davacı tarafından sunulan Yargıtay 3. HD'nin 19.03.2019 tarih ve 2017/9801 Esas, 2019/2311 Karar sayılı kararınında emsal sayılabileceğini ve özel hukuk tüzel kişileri yönünden gecikme zammının uygulanamayacağı açıkça belirtildiğini, KDV Kanunu'nun 1.maddesinde, mal teslimi ve yapılan hizmetler için KDV talep edileceğinin belirtildiğini, davacının, Müvekkiline herhangi bir mal teslim etmediği veya müvekkili için hizmette bulunmadığının açık olduğunu, davacının, dava konusu gecikme zammı için fatura düzenlemediği ve sunduğu Yargıtay kararlarının güncel ve dava konusu taleple aynı olmadığı göz önüne alındığında, davacının gecikme zammına KDV uygulanmasına ilişkin talebinin reddi gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ihbar olunan aleyhine hüküm kurulamayacağı kabul edildiğinden ve müvekkili şirketin davada ihbar olunan olduğundan aleyhine hüküm kurulamayacağı göz önüne alınarak davanın müvekkili yönünden reddi gerektiğini, açıklanan nedenlerle; öncelikle davanın tedarik şirketlerine ihbarı ile ihbarlardan yapıldıktan sonra yetkisizlik kararı verilerek dosyanın ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, Müvekkili bakımından husumet ehliyeti yokluğundan reddine; usule ilişkin itirazlar göz önüne alınarak usulden; aksi kanaatte olunması halinde esastan reddine ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan ...Şirketi vekilinin cevap dilekçesinde özetle; ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası ile sürmekte olan dava bulunduğunu, davacının dava konusu ettiği dönemde (2006 Eylül – 2010 Aralık) müvekkilinin davacı tarafa elektrik tedarik etmediğini, sunulan sözleşme, ek protokoller ve faturalardan anlaşılacağı üzere 2013 yılı öncesinde davacı tarafla herhangi bir sözleşmelerinin bulunmadığını, davacının taleplerinin muhatabının müvekkili olmadığını, herhangi bir dönem ayrıştırması yapılmaksızın dağıtım şirketleri tarafından davaların ihbarının istenmesi hukuken doğru olmadığını, müvekkili tarafından elektrik tedarikinin sağlandığı dönemlerde de Perakende Satış Hizmet Bedeli adı altında bir bedelin davacıya yansıtılmadığını, davacının da bunu bildiğinden müvekkili şirketten bahsi geçen dava ile işbu dava kapsamında herhangi bir talepte bulunmadığını, elektrik aboneliğine ilişkin olarak 2006 Eylül-2010 Aralık yıllarına ait faturalar kapsamında tahsil edilen Perakende Satış Hizmet Bedelinin iadesini talep ettiğini, müvekkili ile davacı arasında akdedilen sözleşme dava konusu dönemleri kapsamadığını, müvekkili şirket tarafından elektrik tedariki sağlanan dönemde dahi davacıya düzenlenen faturalarda Perakende Satış Hizmet Bedeli olarak herhangi bir ek bedel yansıtılmadığını ve faturaların sözleşmeye uygun olarak düzenlendiğini, davacı ile akdedilen sözleşmede kararlaştırıldığı gibi aktif enerji bedeli üzerinden indirim yapılarak fatura düzenlendiğini, bu hesaplamalara da PSH dahil edilmediğini, diğer bir deyişle elektrik tedariki amacıyla müvekkili ile imza etmiş olduğu ikili anlaşması kapsamında kendisine uygulanacağı taahhüt edilen indirimler hesaplanırken taleplerine konu bedeller indirime esas tutarın içerisinde de yer almadığını, faturaların dosyaya sunulduğunu, davacının müvekkilinden herhangi bir alacağı olmadığını ve bu yönde talebinin de bulunmadığını, davacı tarafından ikame edilmiş olan ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinin... Esas sayılı dosyası ile sürmekte olan davada da davacının aynı talepleri yer aldığını, bu kez başka bir elektrik perakende şirketi ... A.Ş davalı olarak dilekçede gösterildiğini, her iki davada da davacı şirketin müvekkilinden esasen bir talebi olmadığını, dağıtım şirketleri dönemler ayrımı yapmaksızın hizmet sunan tüm elektrik perakende şirketlerine davaları ihbar ettiklerini, bu durumun davaların salahiyeti açısından doğru bir talep olmadığını, davacının taleplerinin ayrıştırılması davaların derdestliği ve taraf teşkilinin doğru sağlanabilmesi bakımından elzem olduğunu, HMK’nin belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesine göre davacının dava konusu bedellerin belirlenmesinin bilirkişi incelemesine muhtaç olduğundan bahisle söz konusu bedelleri belirsiz alacak davasına konu etmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının taleplerine ilişkin bedellerin faturada açıkça gösterildiğini, davacının kolaylıkla tespit edebileceği rakamlar olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak ikame edilmesinde hukuki yarar olmadığını, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 30.03.2021 tarihli, 2020/6572 Esas ve 2021/7174 Karar sayılı ilamının emsal teşkil ettiğini, davacının belirsiz alacak davası ikame edebilmesi için alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde herhangi bir bilgi yahut belge bulunmaması ya da bu belgelere ulaşımının mümkün olmaması gerektiğini, somut olayda davacının uhdesinde kendisine düzenlenen faturalar bulunmakta olduğunu, faturada bedellerin kalem kalem sıralandığını, dolayısıyla huzurdaki davada belirsiz alacak davasına ilişkin şartların gerçekleşmediğinin açık olduğunu, müvekkilinin dava konusu edilen dönemde davacı tarafa herhangi bir elektrik tedariki yapmadığından davanın müvekkile ihbarında hukuki bir yarar bulunmadığını, davanın öncelikle usulden reddine, davacı şirketin bu dava kapsamında müvekkilinden herhangi bir talebi bulunmadığı ve alacağı da olmadığı gözetilerek davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İhbar olunan ... Şirketi vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davalı ... A.Ş.'nin 26.05.2022 tarihli ihbar dilekçesinde davanın ...A.Ş.'ye (VKN. ...) ihbar edilmesi talep edilmesine rağmen; hatalı olarak müvekkili Şirket ...A.Ş.'ye ihbar edildiğini ve dilekçe ekinde ihbar dilekçesini iade ettiklerini beyan etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun 24.08.2006 tarih ve 875 sayılı Kurul kararı, ... 13. Dairesinin 06.04.2011 tarih ...E. ...K. sayılı kararı, taraflar arasındaki elektrik tedarik sözleşmesi, Arabuluculuk anlaşmama tutanağı, davacının tüm aboneliklerine ait 2006 Eylül döneminden itibaren düzenlenen elektrik faturaları, davacı tarafından davalı tarafça düzenlenen faturaların ödendiğine dair cari hesap ekstreleri, davacının tüm aboneliklere ilişkin davalılar tarafından düzenlenen elektrik faturalarına ait ödeme belgeleri ve ayrıntılı tüketim ekstreleri celp edilmiş, incelenmiştir.
Dava, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (EPDK) 875 sayılı kararı ile 01.09.2006 ilâ 31.12.2010 tarihleri arasındaki geçiş döneminde perakende satış hizmet (PSH) tarifesinin kwh bazında belirlenmesine ilişkin 20 Dağıtım Şirketi İçin Gelir Gereksinimi Hesaplaması ve Tarife Metodolojisinin, Geçiş Dönemi Tarife Uygulamaları başlıklı II. Bölümünün (B) bendinin Danıştay tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle, anılan dönemlerde faturalara yansıtılarak davalı şirket tarafından nispi olarak fazladan tahsil edildiği iddia olunan PSH bedelinin istirdadı istemine ilişkindir.
Davanın esasına geçilmeden evvel, öncelikle görevli mahkemenin hangi mahkeme olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan taraflarca her zaman ileri sürülebileceği gibi hakim tarafından da yargılamanın her aşamasında resen nazara alınması zorunludur.
5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. 5235 Sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4. ve 5. maddelerinde hukuk mahkemeleri düzenlenmiştir. Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrasına göre asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Bu husus 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 2. maddesiyle de teyit edilmiştir. Anılan maddenin ikinci bendi Hukuk Muhakemeleri Kanununda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesinin diğer dava ve işler bakımından da görevli olduğunu vurgulamıştır. Asliye Ticaret Mahkemeleri de 5235 Sayılı Kanunun 5. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiştir ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5. maddesinin 1 numaralı bendi uyarınca bu mahkemeler, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde hangi davaların ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlenmiş, anılan kanunun 5. maddesinde Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye ve diğer Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir.Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar,
6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır.
Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya bakıldığında, elektrik abonelik sözleşmeden doğan PSH bedellerine yönelik alacağın ve bu kapsamda açılan işbu itirazın iptali davasının, (elektrik abonelik sözleşmeleri, PSH bedelleri) TTK' da yahut diğer Kanunlarda düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Nispi ticari dava bakımından ise; davacı ...Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğünün (OSB'nin) tacir vasfının bulunmadığı görülmüştür.
TTK'nin 12. maddesine göre "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” Yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır.". hükmü ile TTK'nın 16. maddesinde "Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar." düzenlemesi bulunmaktadır.
Huzurdaki ihtilafın TTK' da düzenlenen mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır.
Nispi ticari dava bakımından, ... A.Ş. ticari şirket olması sebebiyle tacir olduğu konusunda duraksama yoktur. Ne var ki, bu ayrıma göre her iki tarafın, yani davacı ... Müdürlüğünün (OSB.nin) de tacir olması zorunludur.
Bu noktada, davacı OSB.'nin tacir sıfatının bulunup bulunmadığının tartışılması zorunludur.
4652 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunun 5. maddesi uyarınca, OSB.lerin özel hukuk tüzel kişisi oldukları açıkça düzenlemekle birlikte, anılan kuruluş ve teşkilat Kanununda OSB.lerin tacir oldukları yahut tacir sayıldıkları noktasında özel ve açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Şu halde, "Organize Sanayi Bölgeleri"nın özel hukuk tüzel kişisi oldukları, ancak 4652 s. Kanununda Organize Sanayi Bölgelerinin tacir olarak kabul edildiği yada tacir sayıldıkları yönünde herhangi bir yasal düzenleme olmadığından tacir sıfatları bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Organize Sanayi Bölgelerinin 6102 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun'un 16. maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmeleri de esasen mümkün değildir. Kaldı ki, OSB.lerin tacir sıfatı bulunup bulunmadığı hakkındaki farklı BAM kararları arasındaki tartışmaya Yargıtay tarafından uyuşmazlığın giderilmesi kararı ile kesin olarak son verilmiştir. Nitekim;
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 2022/4599 ESAS 2023/3797 KARAR SAYILI BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR KARARINDA;
"Uyuşmazlık, OSB'lerin tacir olup olmadığı ve taraf olduğu davaların ticari dava kabul edilip edilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
C. DEĞERLENDİRME
4562 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi uyarınca OSB'ler özel hukuk tüzel kişisidir. Bununla birlikte 6102 sayılı Kanun'un 11 inci maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun'un 16 ncı maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmeleri mümkün değildir. Öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Bu sebeple OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hâllerde yargılamanın asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
V. KARAR
1.OSB'lerin TACİR OLMADIĞINA, taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hâllerde yargılamanın ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİNDE görülmesi gerektiğine,
Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 15.06.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi. " şeklinde karar vermiştir.
Yapılan açıklamalar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/4599 E. 2023/3797 Karar sayılı ilamı nazara alınarak Organize Sanayi Bölgelerinin özel hukuk tüzel kişisi oldukları, ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 11. maddesindeki tanıma göre esnaf işletmeleri için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı amaçlayan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız bir şekilde yürütüldüğü işletmeleri işletmedikleri için aynı Kanun'un. maddesi uyarınca tacir olarak kabul edilmelerinin mümkün olmadığı, öte yandan OSB'lerin ticaret şirketi olduğu yönünde herhangi bir yasal düzenlemenin de bulunmadığı, bu sebeple OSB'lerin taraf olduğu davalarda diğer taraf tacir olsun ya da olmasın, uyuşmazlığın mutlak ticari dava olmadığı hâllerde yargılamanın asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği, nitekim eldeki davanın mutlak ticari davalardan olmadığı, bu itibarla Asliye Ticaret Mahkemesi olarak Mahkememizin görevli olmadığı, görevli mahkemenin genel görev kuralları uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla, 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c. ve 115/2. madde hükümler uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Ayrıntısı ve Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-HMK 114/1-c. ve HMK 115/2. madde hükümleri uyarınca mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, görevli mahkemenin ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğunun tespitine,
2-Kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde talep halinde dosyanın görevli İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,
3-Kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık süre içinde görevli mahkemeye gönderme talebinde bulunulmaması durumunda HMK. 20. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğine,
4-6100 sayılı HMK. 331/2. maddesi uyarınca harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, ihbar olunan vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 03/05/2024

Katip
¸e-imzalıdır

Hakim
¸e-imzalıdır