T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/101 Esas
KARAR NO : 2024/137
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 02/09/2021
KARAR TARİHİ : 21/02/2024
İstanbul Anadolu 3.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/596 Esas - 2021/1354 Karar ve 14/12/2021 tarihli ilamıyla yetkisizlik kararı verilerek mahkememizin yukarıdaki esasına kayıt edilen Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında 22/03/2018 tarihinde bayilik anlaşması imzalandığını, müvekkilinin şahıs şirketiyle ... akaryakıt bayisi benzin istasyonu olarak faaliyet yürüttüğünü, 22/10/2020 tarihinde davalı şirket tarafından sözleşmeye aykırı şekilde "..." adı altında ödeme alındığını fark ettiğini, sözleşmede böyle bir kesinti yapılmasına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamasına rağmen ödeme alınmasının sözleşmeye aykırılık oluşturduğunu, müvekkilinin bu işlemi fark etme tarihi olan ... tarihinde ... 2. Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ihtar edildiğini, davalı tarafça ihtarnameye bir cevap verilmediği açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki 22/03/2018 tarihli sözleşmeye aykırı şekilde davalı tarafından müvekkilinden haksız şekilde alınan ödemelerin davalıdan tahsiline karar verilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar vreilmesini talep etmiştir.
Cevap: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; bayilik sözleşmesi uyarınca bayinin kampanya ve programlara katılması karşılığında katılım bedeli talep edilebileceğini, bayilik sözleşmesinin 2/j. maddesinde sözleşmesel dayanağının bulunduğunu, hizmetin verildiğini, bayilik anlaşması kapsamında davacıya keşide edilen faturalar mukabilinde 360 paket katılım bedelinin tahsil edildiğini, davacının davaya konu faturalara itiraz etmediğini ve faturaları kayıtlarına aldığını, davacının sistem katılım bedellerini müvekkiline ödeyeceğini kabul ettiğini, bu nedenlerle davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasının esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep etmiştir.
Davacı vekili 17/06/2022 tarihli talep açıklama dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde belirtilen ve harcı yatırılmış olan 10.000,00 TL üzerinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kısmi dava olarak devam ettiklerini, davanın fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kısmi dava olarak kabul edilerek yürütülmesini talep ettiği görülmüştür.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Taraflar arasındaki 22/03/2018 tarihli bayilik sözleşmesi, ... 2.Noterliği'nin ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ve tebliğ şerhi, vergi kayıtları, ticaret sicil kayıtları, banka kayıtları, tarafların BA-BS formları, faturalar, mail yazışmaları celp edilmiş, incelenmiştir.
Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinden kaynaklanan ve davacı bayiden "..." altında kesilen ödemelerin iadesi amacıyla açılan alacak istemine ilişkindir.
Davacı, taraflar arasında 22/03/2018 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesinin imzalandığını, genel bakım ücreti adı altında sözleşmede herhangi bir ücret alınmaması gerektiği halde davalının "..." olarak ücret aldığından, bu tutarların iadesini istemiştir.
Davalı, bayilik sözleşmesi uyarınca bayinin kampanya ve programlara katılması karşılığında katılım bedeli talep edilebileceğini, bayilik sözleşmesinin 2/j. maddesinde sözleşmesel dayanağının bulunduğunu, bayiye kampanya ve programların verildiğini, ayrıca bu hususta kesilen faturaları defterlerine kaydeden ve ihtirazı kayıt koymaksızın ödeme yapan davacının geriye dönük olarak alacak talebinde bulunamayacağını savunmuştur.
Uyuşmazlığın temeli, 22/03/2018 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca davacı bayiden "..." adı altında genel bakım ücreti tahsil edilmesinin bayilik sözleşmesi hükümleri nazara alınarak haklı / haksız olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkememizce, ticari defter ve belgeler üzerinde "..." altında kesilen tutarların / alacak miktarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemeleri yaptırılmıştır.
Ancak, değinilen hususta tahkikat süreci devam ederken; davalı vekili 17/05/2023 tarihli dilekçesinde dava konusu 22/03/2018 tarihli bayilik sözleşmesinin ve eklerinin yine taraflarca akdedilen 21/12/2022 tarihli Fesih Protokolü ile feshedildiğini ve davacının fesih protokolünde davalı şirketi ibra ederek her türlü hak ve alacağından feragat ettiğini beyan etmiştir.
Nitekim, bahsi dilekçe ekinde 21/12/2022 tarihli Fesih Protokolü dosyaya ibraz edilmiştir.
Bu aşamada, öncelikli olarak dava açıldıktan sonra ve yargılama devam ederken taraflarca imzalanan 21/12/2022 tarihli Fesih Protokolünün incelenmesi ve değerlendirilmesi zorunludur.
21/12/2022 tarihli Fesih Protokolü davacı ... ile davalı ... arasında imzalanmıştır. Protokolün konusu 1. maddede taraflar arasında akdedilmiş olan anlaşmaların feshi olarak belirlenmiştir. Protokolün 2.3. maddesinde davaya konu olan 22/03/2018 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesinin feshi noktasında protokol uyarınca tarafların mutabık oldukları vurgulanmıştır. Bu itibarla, taraflar 22/03/2018 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesini 21/12/2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere / mutabık olarak feshetmişlerdir. Protokolün 2.6. maddesinde ise, davacının feshedilen akaryakıt bayilik sözleşmesi ve ekleri ile sürdürülen ticari ilişki çerçevesinde davalı ... nezdinde herhangi bir hak ve alacağının kalmadığını beyan ederek davalıyı gayri kabili rücu olarak ibra etmiş ve davalı ...' den herhangi bir talep ve / veya her ne nam altında olursa olsun tazminat vs. alacak talebinde bulunmadığını ve bulunmayacağını tüm hak ve alacaklarından feragat ettiğini kabul etmiştir.
Davacı vekili 05/09/2023 tarihli dilekçesinde, fesih protokolünün 2.6.maddesinin derdest dava ile ilgili herhangi bir düzenleme içermediğini ileri sürmüştür. Bu beyan dilekçesi uyarınca, 21/12/2022 tarihli fesih protokolünün geçersizliğine yönelik olarak herhangi bir açıklama, ayrıca ve açıkça sahtelik iddiası yahut imza inkarı vs. ileri sürülmediğinden taraflar arasında geçerli bir şekilde imzalandığı / kabul ediliği, diğer söyleyişle fesih protokolünün taraflar yönünden hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
Öte yandan, 21/12/2022 tarihli fesih protokolünün işbu davanın tarafları arasında düzenlendiği, fesih protokolünün yine işbu davaya konu edilen akaryakıt bayilik sözleşmesine ilişkin olduğu, bu itibarla fesih protokolünün eldeki dava için dikkate alınmasının, uygulanmasının ve değerlendirilmesinin mutlak / zorunlu olduğu, nitekim tarafların mutabık kaldıkları fesih protokolünün 2.6.maddesi uyarınca davaya konu alacak hakkında yapılan düzenleme ile davacının anılan protokol hükmü uyarınca bayilik sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ve feshine bağlı olarak davalıyı gayri kabili rücu olarak ibra ettiği, artık davalıdan her ne nam altında olursa olsun tazminat vs. alacak talebinde bulunmadığını, tüm hak ve alacaklarından feragat ettiğini kabul ettiğinden, davacının dava konusu alacak yönünden düzenleme yapılmadığı iddiası, fesih protokolünün 2.6.maddesi içeriği karşısında yerinde görülmemiştir.
Hasılı, taraflar arasında akdedilen 21/12/2022 tarihli fesih protokolünün 2.6. maddesi uyarınca davacı / bayi ..., ... adı altında kesilen ücretlere yönelik artık davalı ... den her ne nam altında olursa olsun herhangi bir tazminat vs. alacak talebinde bulunamayacağını kabul ettiğinden, mutabık kalınan fesih protokolü uyarınca davalıyı gayri kabili rücu şeklinde ibra etmiş olup davanın konusuz kaldığı sonucuna varılmıştır.
Davaya ilişkin bu özel durum itibariyle ayrıca yargı uygulamasına bakılmıştır.
İnceleme sonucunda, birebir aynı nitelikte olan ve emsal özellikteki Yargıtay kararı bulunmaktadır
YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ 2021/1818 E. 2022/5746 K. Sayılı emsal ilamında:
"...Davacı vekili, davacı ile davalı şirket arasında 06.12.2013 tarihli akaryakıt istasyonu bayilik sözleşmesi ve ticari şartları düzenleyen ticari koşullar adlı bir protokol imzalandığını, bayilik sözleşmesinin işbu dava tarihi itibari ile halen devam ettiğini, müvekkili şirketin davalı şirkete hiçbir borcu olmamasına rağmen borçlu olduğu iddia edilerek müvekkili şirketin 300.000.-TL bedelli teminat mektubunun haksız ve hukuka aykırı şekilde nakde çevrildiğini, ayrıca yakıt talebinin de karşılanmadığını, davalı şirketin cari hesap kayıtlarında müvekkili şirketin alacaklı göründüğünü, davalının haksız eylemleri nedeniyle zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin her tür talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla teminat mektubunun haksız nakde çevrilmesi sebebiyle teminat mektubundan doğan alacakları için fazlaya ilişkin her tür talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000.-TL'nin nakde çevrilme tarihinden itibaren en yüksek ticari faiz ile birlikte davalıdan tahsiline, davalının haksız eylemleri sebebiyle işletilemeyen istasyon için uğradıkları maddi zarar için şimdilik 5.000.-TL'nin taahhüt edilen yakıt satış rakamları esas alınarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında 06.12.2013 tarihli Bayilik Sözleşmesi, Çerçeve Protokol, Ticari Koşullar başlıklı belgeler ile davacı şirket tarafından Ürün Alım Taahhütname'si imzalandığını, bayilik sözleşmesi ve ekleri uyarınca müvekkili şirket bayiliğini üstlenen davacı şirket istasyonu ürünsüz bırakarak, taahhüt ettiği miktarda ürün almayarak taahhütlerini birçok kez ihlal ettiğini ve muaccel haldeki borçlarını ödemediğini, bu konuda defalarca ihtarname keşide edildiğini, davacının iddiasının aksine dava konusu banka teminat mektubunun davacının muaccel haldeki borçlarının ödenmemesi nedeniyle nakde çevrilmiş olduğunu, teminat mektubunun haksız olarak nakde çevrilmesinin söz konusu olmadığını, davacı kendisine ürün verilmediğini iddia etmiş ise de bu hususun da gerçeği yansıtmadığını, ayrıca taraflar arasında akdedilen Bayilik Sözleşmesi ve ticari ilişkinin 28.09.2016 tarihli Fesih Protokolü ile sonlandırıldığını, fesih Protokolü'nün 2.4. maddesince davacı tarafın müvekkilini ibra ettiğini ve tüm alacaklarından feragat ettiğini, anılan düzenleme kapsamında davacının işbu davadaki alacak iddialarının dinlenmesi olanağının ortadan kalktığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, taraflar arasında akdedilen Fesih Protokolü’nün 2.4 maddesi hükmünde “Bayi ve Malik, söz konusu Bayilik Sözleşmeleri, ekleri ve bayilik ilişkisiyle, intifa hakkına bağlı olarak; ... nezdinde herhangi bir hak ve alacaklarının kalmadığını beyan ederek; ...'İ gayri kabili rücu ibra elmiş ve ...’ten herhangi bir talep ve/veya her nam altında olursa olsun tazminat vs. alacak talebinde bulunmayacaklarını, bu kapsamda her türlü taleplerinden feragat ettiklerini beyan, kabul ve kabul etmişlerdir” düzenlemesinin getirildiği, bu hüküm uyarınca davacı bayiin, davalıyı ibra ettiği, ibranın geçerli olduğu davacının davalıdan bir hak ve alacak talep etmesinin mümkün olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle DAVANIN REDDİ ile yargılama gideri ve vekalet ücretinden davacının sorumlu tutulmasına karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların protokol hükümleri ile bağlı olduğu, davacının feragat ve ibra nedeniyle artık tazminat talep hakkının kalmadığı fesih protokolünün dava tarihinden sonra yapılmış olduğu, bu protokolle davalının ibra edilmesi nedeniyle davacının alacak talep hakkının sona erdiği nazara alındığında, DAVANIN KONUSUZ KALDIĞI, 6100 sayılı HMK’nın 331. maddesine göre davanın konusuz kalması sebebiyle esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerine hükmedileceği, bu durumda, davacı şirket ticari defter kayıtlarına göre; dava tarihi itibarı ile davacının davalıdan 245.936,00 TL alacaklı olduğu, davalı şirket ticari defter kayıtlarına göre ise; 300.000,00 TL değerindeki teminat mektubunun nakde çevrildiği 01/07/2016 tarihinde, teminattan davacı borcu olan 54.063,38 TL düşüldükten sonra davacı şirketin 245.936,92 TL alacaklı olduğu, dava tarihi olan 23/08/2016 tarihinde ise davacının davalı şirketten 128.843,32 TL alacaklı olduğu, teminat mektubu nakte çevrildikten sonra davalının 245.936,92 TL olan davacı alacağını, bu tarihten sonra tanzim edilen faturalar ve "... temlik sözleşmesine istinaden" açıklamalı 128.843,32 TL borç kaydı ile sıfırladığının raporlar ile tespit edildiği, her davanın açıldığı tarihteki durum ve koşullara göre değerlendirilmesi gerektiğinden, dava tarihinden sonra davalı tarafça yapılan kayıtlar dikkate alınmaksızın, dava tarihi itibarı ile davacının davalıdan alacaklı ve dava açmakta haklı olduğu, dolayısıyla yargılama giderleri ve vekalet ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, konusuz kalan davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-6100 sayılı Kanunun 331. maddesine göre, "Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder." hükmolunmuştur. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak, yeniden hüküm kurulmuş ve konusuz kalan davanın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuna göre tarafların ticari defterleri incelenmiş olup, buna göre dava tarihinde, davalı şirketin nakde çevirdiği 300.000.-TL bedelli teminat mektubundan davacının borcu olan 54.063,38 TL'nin mahsubu sonucunda, davacının 245.936,62 TL alacaklı duruma geldiği, bu haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekalet ücretinin takdir edilmesi gerektiği, dava tarihinden sonra düşülen kayıtlara dayalı olarak bu yönde bir hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektiriyor ise de bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bölge adliye mahkemesi kararının 4. hüküm fıkrasındaki "..davalıdan alınarak davacıya verilmesine" ibaresinin çıkartılarak, yerine ".. 2.271.- TL'sinin davalıdan tahsili ile kalan giderlerin davacı üzerinde bırakılmasına" ibaresinin konulmasına, ayrıca 7. hüküm fıkrası olarak, "Davalı kendisini duruşmalarda vekil ile temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 4.080.- TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine" ibaresinin eklenmesi suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA Karar vermek gerekmiştir...." şeklindedir.
Bahsi geçen emsal ilam, Mahkememizin vardığı sonucu doğrulamaktadır.
Tekrar belirtmek gerekir ise, tarafların protokol hükümleri ile bağlı olduğu, 21/12/2022 tarihli protokolünün 2.6. maddesi uyarınca davacı / bayi ..., ... bedeli adı altında kesilen ücretlere yönelik artık davalı ... den her ne nam altında olursa olsun herhangi bir tazminat vs. alacak talebinde bulunamayacağını kabul ettiğinden, mutabık kalınan fesih protokolü uyarınca davalıyı gayri kabili rücu şeklinde ibra etmiş olup feragat ve ibra nedeniyle artık tazminat vs. alacak talep hakkının kalmadığı, fesih protokolünün dava tarihinden sonra yapılmış olduğu, bu protokol ile davalının ibra edilmesi nedeniyle davacının alacak talep hakkının sona erdiği nazara alındığında davanın konusuz kaldığı sonucuna varılmıştır. (İSTANBUL BAM 13. HD. 2019/524 E. 2020/1512 K.).
Yapılan açıklamalar çerçevesinde, davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığında dair karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder. (HMK 331/1)
Anılan Yasa hükmü uyarınca yapılan değerlendirmede, tarafların ticari defter ve belgelerinin incelendiği, mahkememizce ayrıca borçlar hukuku alanında nitelikli hesaplamalar ve ticari sözleşmeler uzmanı, akaryakıt sektör bilirkişisi ve mali müşavir bilirkişiden oluşan uzman bilirkişi kurulundan rapor alındığı, bu çerçevede bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere akaryakıt bayilik sözleşmesinin 2/j. maddesinde "..." isimli bir hizmet tanımı yapılmamakla birlikte sektörel olarak bayilerin her ay düzenli şekilde istasyon için otomasyon şirketlerine iletişim bedelleri ve çeşitli sadakat ödemeleri yaptığının uygulama ile bilindiği, öte yandan akaryakıt bayilik sözleşmesinin 2/j. maddesinde "...benzeri uygulamalar çerçevesinde satış yerinde elektronik sistemler dahilinde akaryakıt satışı yapılmasına ilişkin programlar düzenlemesi..." ve "söz konusu programlara bayinin katılmaya karar verilmesi halinde" bayinin sistem katılım bedelini ... ' ye ödemeyi kabul ettiği, davalı vekili tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan rapor içerikleri ve mail yazışmaları uyarınca davacının elektronik sistemler üzerinden programlara katıldığı ve kendisine ön saha, market .. vs. hizmetlerinin verildiği, bu durumun dosya içindeki raporlar ve yazışmalarla sabit olduğu, o halde davacının bayilik sözleşmesinin 2/j. maddesi uyarınca sistem katılım bedelini ödemekle yükümlü olduğu, diğer taraftan davacının kendisine kesilen bu faturaları kabul ederek defterlerine işlediği ve hatta ihtirazı kayıt olmaksızın tüm ödemeleri yaptığı nazara alındığında eldeki dava bakımından davalının dava tarihi itibariyle açıklanan nedenlerle haklı olduğu kanısına varılmış, yargılama giderlerinden davacının sorumlu tutulmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: (Gerekçesi ve Ayrıntısı Yukarıda Açıklandığı Üzere);
1-Davanın konusuz kaldığı anlaşıldığından esas hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından başlangıçta peşin alınan 170,78 TL harcın mahsubu ile eksik kalan bakiye 256,82 TL harcın davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4-Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 6/1. ve 13/2. maddesi uyarınca hükmedilecek vekalet ücretinin dava miktarını geçmemek koşulu ile belirlenen 10.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
6-HMK 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde re'sen ilgili tarafa veya vekillerine İADESİNE,
Dair, davacı ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.. 21/02/2024
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!