WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Temmuz 2026

İSTANBUL 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2021/543
KARAR NO : 2023/736

DAVA : Sıra Cetveline İtiraz (İflas Tasfiyesinde Düzenlenen Sıra Cetveline Yönelik Kayıt Kabul Ve Terkin Talebi (İİK 235))
DAVA TARİHİ : 16/08/2021
KARAR TARİHİ : 05/10/2023

Mahkememizde görülmekte olan sıra cetveline itiraz davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkil Banka ile Müflis ... Ltd. Şti. arasında imzalanan 19.11.2012 tarihli 15.000.000,00 TL'lik ... (...) istinaden muhtelif krediler açılmış ve kullandırılmış olduğunu, müvekkil bankanın alacağının tamamının muaccel hale gelmiş olduğunu, borçluların da temerrüde düşmüş olduğunu, müvekkil banka alacağının 15.084.374,61 TL'lık kısmının müflisin iflas masasına kaydı talebinin reddine dair kararın 10.08.2021 tarihinde Uets üzerinden taraflarına tebliğ edilmiş olduğunu, bu alacağının da tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile müflis şirketin iflas masasına kaydının yapılmasını ve yapılacak sıra cetvelinde dikkate alınması için Mahkemeye müracaat etmek gerekmiş olduğunu, iflas idaresince müflisin iflas masasına kaydı reddedilen 15.084.374,61 TL müvekkil şirket alacağının müflis şirketin iflas masasına kayıt ve kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın İİK'da belirtilen on beş günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmamış olduğunu, davacının talebi ile müflis kayıtlarının örtüşmemekte olduğunu, ... 32. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasında bulunan dayanak bononun müflis şirket tarafından düzenlenmemiş olduğunu, ilk itiraz ve cevaplarının kabulü ile haksız ve hukuka aykırı olarak açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık temlik eden dava dışı banka ile davalı arasında varlığı inkâr olunmayan sözleşme çerçevesinde alacağı temlik eden banka tarafından davalıya kredi tahsis edilip edilmediği, davalı şirketin kredi kullanıp kullanmadığı, borcun dayandığı temel alt ilişki dikkate alındığında buna ilişkin davacı defter ve kayıtlarında açıklama olup olmadığı, davacı bankanın ... Şubesindeki ticari defter ve kayıtlarında lehe ve aleyhe veri olup olmadığı , ne şekilde veri olduğu, özellikle bononun düzenleme tarihi itibari ile müflis şirket tarafından imzalanıp imzalanmadığı, bonodaki imzanın tersim istikamet , eğim , baskı v.b.hususlar dikkate alındığında müflis davalı şirketin bononun düzenlendiği tarihteki temsilcisine ait olup olmadığı, bu hususun grafolog tarafından incelenmesi sonrası ve yukarıda yapılacak inceleme konularında çerçevesinde söz konusu alacak var ise ... 32. İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı icra dosyası takip içeriği dikkate alındığında iflas tarihi itibariyle-yasal yani tarifeye dayalı icra vekalet ücretinin ana paraya eklenmesi ve ayrıca eklenmemesi ihtimallerini içerir seçenekli hesap yapılacaktır- ve konuyla ilgili Yargıtayın benimsediği şekilde masaya kaydı gereken miktarın ne olduğu konusunda toplanmaktadır.
Davanın kayıt kabul davası olarak açıldığı, gelen cevabi yazılara göre ve ilan tarihleri olan 08/08/2021 ve 11/08/2021 dikkate alındığında, kayıt kabul davasının süresi içinde açılmış olduğu, iflasın halihazırda iflas dairesi tarafından resen yürütülmekte olduğu, dava konusu alacağın iflas tarihi itibari ile araştırılması açısından mutlak sureti ile dava dışı ve temlik eden bankanın defter ve kayıtları üzerinde dahi inceleme yapılması gerektiği, masayı temsilen iflas dairesine gerekli tebligatın yapılarak taraf teşkilinin oluşturulduğu tartışmasızdır.
Taraflar arasındaki dava İİK. 235 ve devamından kaynaklanan, uygulamada kayıt kabul davası olarak nitelendirilen ve kanunda ise sıra cetveline itiraz olarak belirtilen, tahsili amaçlamayan, sadece iflas masasına kayıt yapılmasını amaçlayan bir davadır.
İİK m.235/f.1 hükmüne göre "Sıra cetveline itiraz edenler, cetvelin ilanından itibaren onbeş gün içerisinde iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine dava açmaya mecburdurlar".
Kayıt kabul aşamasında iflas idaresince davacının talep ettiği miktar oranında alacaklı olduğunu ortaya koyan yeterli belge olmadığından alacağın kısmen reddedildiği açıktır.
Kayıt kabul davası bilindiği üzere alacağı kısmen veya tamamen red edilen alacaklı tarafından iflas idaresine karşı açılır. Davada husumet iflas masasına yöneltilmelidir. İflas masasının temsilcisi somut olayda olduğu gibi adi tasfiyede iflas idaresi, basit tasfiyede ise iflas dairesidir. İspat yükü kural olarak masaya yazdırılması gereken alacağı olduğunu iddia eden davacı alacaklı üzerindedir. Davacı alacağını genel hükümlere göre ispat etmek yükümlülüğü altındadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması amacıyla mahkememiz tarafından atanan grafolog ve banka konusunda ehil bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 13/04/2023 tarihli rapor içeriğinde "mahkemenin HMK’nın 218 m. ve 278/son m. hükmü uyarınca vermiş olduğu yetki
çerçevesinde davacı bankanın genel merkezinden temin edilen bilgi ve belgeler ile dosya içeriğinde toplanan delillere göre hesap ve değerlendirmelerin yapıldığı, davalı bankanın yetkili hamil konumunda temlik cirosu ile dava konusu bonoyu devir ve teslim almış olduğu nazara alınarak, davacı ile davalı müflis arasındaki ticari kredi ilişkisinin kambiyo senetleri yönünden, davacı bankanın kullandırmış olduğu krediler yönünden ve diğer hususlar yönünden olmak üzere üç ayrı değerlendirme yapıldığı, söz konusu bono üzerinde < Teminat Senedi > olarak verildiğine ilişkin, bono üzerinde “ bedeli teminattır, teminat senedir ve/veya bedeli rehindir ” vs... gibi herhangi bir açık kayıt ve meşruhatın bulunmadığı, o halde bir üstte belirtilen emsal Yargıtay kararlarına göre, tüm takdir ve hukuki değerlendirme mahkemeye ait olmak üzere, takibe konu edilen bononun bedelsizliğini ileri süren davalının bu yöndeki tüm iddia ve def'ilerini temel ilişki dahilinde mevcut delillere göre ispat edemediğinin kabulü halinde, davacı bankanın iyiniyetli meşru hamil sıfatıyla takibin dayanağı bonodan dolayı davalıdan alacağını isteyebileceği, öte yandan yeni TTK'nun 776 m. (mülga TTK 688/2.m.) hükmüne göre, takibe konu edilen bononun kayıtsız şartsız ödeme vaadini içerdiğinin ifade edilebileceği, hesap kat tarihi itibariyle 14.088.302,99 TL asıl alacak (anapara) hesaplandığı, davacı banka ise kat ihtarıyla 14.259.463,96 TL asıl alacak talebinde bulunduğu, bu durumda takdiri Mahkemeye ait olmak üzere 171.160,97 TL fazla talebin yerinde olmadığı, davalı kredi lehtarı- Müflis...Tic. Ltd.Şti muhatabın gösterilen adresinde şirket yetkilisinin tevziat sırasında — bulunmaması üzerine daimi çalışan ...'a 15.03.2018 tarihinde tebliğ edildiğinin noter tebliğ şerhinden anlaşıldığı, davalı kredi lehtarı şirkete ödeme için verilen (1) günlük mehil müddeti bitimini izleyen 17.03.2018 tarihi itibariyle temerrüde düşürülmüş sayılabilecekleri kanısına ulaşıldığı, ancak, buna mukabil davalı herhangi bir ticari defter, kayıt ve ödeme belgesi sunmadığı, bu durumda yanlar arasında akdedilen delil anlaşması nazara alınarak, davacı bankanın ticari defter ve kayıtları esas alınmak durumunda kalındığı, davacı bankanın takip talebinde 49,75 oranında ticari avans temerrüt faizi talep ettiği, davacı bankanın müflisin iflas tarihi itbariyle kendi hesaplama tablosunda ise %38 oranında temerrüt faizi talep ettiği, bu faiz oranının sözleşmesel temerrüt faiz oranı olduğu, davacı bankanın en son yapılandırma kredisine fiilen uyguladığı akdi faiz oranının yıllık %19 olduğu, sözleşmenin temerrüt hükmünü düzenleyen 4.2.1 m. göre krediye fiilen uygulanan akdi faizin %100 fazlası mertebesinde %38 (19x2-)oranında temerrüt faizinin belirlendiği, davacı takip talebinde herhangi bir ad altında işlemiş faiz talep etmediği, sadece %03 oranında komisyon talep ettiği, bu nedenle uygulama birliğini sağlamak için bir faiz hesabı yapılmadığı, zira davacı da zaten talebinde bizatihi kambiyo senedine dayanmış olsaydı 21.680.670,68TL alacak talep etmesi gerekirken, davasında 30.958.374,61 TL alacak üzerinden davasının edilmeyeceği, bu durumda esasen banka kaylarının esas alınması gerekmekte ise de bonoya göre de bir terditli hesaplama yapılmasının yerinde sayılabileceğinin değerlendirildiği, iflas idaresinin red kararına göre iflas İdaresinin bila tarihli kararına göre, alacağın15.873.711,00 TL'lik kısmın kabul edildiği ve bunun dışında kalan 15.084.374,61 TL'lik kısmının ise tevsikine yarar herhangi bir belge bulunmadığı ve alacağın yargılamayı gerektirdiği gerekçesiyle reddedilmiş olduğu, sonuç olarak ve iflas tarihi itibariyle kambiyo senedine dayalı alacak yönünden toplam kabulü gereken miktarın 5.806.959,68 TL olduğu, ancak üstünlük tanınması gerektiği tespit edilen banka kayıtlarına göre davacı alacağının ise 14.207.625,05 TL olduğu, çizgisiz dosya kağıdına düzenlenmiş 13.03.2017 düzenleme 12.03.2018 ödeme tarihli, Borçlusu ..., alacaklısı “... LTD. ŞTİ.” olan “15.000.000- Onbeşmilyon TL” tutarlı - senette “... LTD. ŞTİ.” adına atılmış 1.ciro imzalarından sağ tarafta bulunan imza ile ...'a ait mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından da uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu 1.ciro imzalarından sağ tarafta bulunan imzanın ...'un eli ürünü olduğu, inceleme konusu, Çizgisiz dosya kağıdına düzenlenmiş - 13.03.2017 düzenleme 12.03.2018 ödeme tarihli, borçlusu ..., alacaklısı “...TİC. LTD. ŞTİ” olan *15.000.000- Onbeşmilyon TL” tutarlı - senette “... LTD. ŞTİ.” adına atılmış 1.ciro imzalarından sol tarafta bulunan imza ile ...'e ait mukayese imzaları arasında yukarıda sayılan tanı unsurları bakımından da uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu 1.ciro imzalarından sol tarata bulunan imzanın ...'in eli ürünü olduğu" şeklinde görüş bildirmiştir.
Adı geçen rapor davacı vekiline tebliğ edildiği halde davacı vekili 11/05/2023 tarihli dilekçesinde açıkça, raporun aleyhe olan kısımlarını kabul etmemekle birlikte bilirkişi heyeti tarafından üstünlük tanınması gerektiği belirtilen ve temlik eden davacı bankanın fiili kayıtlarına göre belirlenen alacağın kabulüne göre yapılan hesaplamanın dikkate alınması gerektiği noktasında açık beyanda bulunmuştur. Davacı vekilinin bu beyanı karşısında artık öncelikle bilirkişi heyeti raporuna üstünlük tanınması gerektiğini belirten ve belirlenen alacağın daha fazlasına karar verilebilmesi mümkün olmayıp bu noktada davacı aleyhine ve davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Zaten bu noktada bilirkişi kurulu raporundaki hesaplamaya itibar edilmesine engel bir itirazın varlığı da aşağıda açıklandığı üzere tespit edilememiştir. Nitekim davacı vekili de son duruşmada yeni bir bilirkişiden yeni rapor alınması taleplerinin olmadığını açıklamıştır.
Davacının, iflas müdürlüğüne alacak kaydı için yaptığı başvuru içeriği ve bu davaya konu olan miktar, akabinde sunduğu açıklayıcı beyanlar karşısında ve "taleple bağlılık" ilkesi gereği, bankanın kayıtlarına göre tespit edilen miktarı dava konusu yaptığı belirgindir. Bilirkişi kurulunun bu yöne ilişkin görüşüne itibar olunmuştur.
Öte yandan davalı vekili iddia olunan yazılı sözleşmenin taraflara tebliğ edilmediğine, ayrıca söz konusu bononun kullandırılan krediye istinaden verildiğine ve icra vekalet ücretinin ve tahsil harcının icra masasına alacak olarak yazılamayacağına dair itirazda bulunmak suretiyle ek rapor alınmasına yönelik itirazda bulunmuştur. Öncelikle belirtmek gerekir ki dava niteliği uyarınca 6100 sayılı HMK m.319 hükmü ve devamı gereği basit yargılama usulüne tabidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğunu açıklamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca basit yargılama usulünde dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilemez. Bu çerçevede taraflar dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m. 319). Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa tahkikata başlamadan önce taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.(Yargıtay HGK 2022/9-24E. 2022/1787K.sayılı kararı)
Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesinde belirtilen ve yukarıda irdelenen hususlar dışında diğer itirazlara, yani iddia olunan yazılı sözleşmenin davalıya tebliğ olunmadığı yönündeki itiraza, gelinen aşama ile itibar olunabilmesi mümkün bulunmamaktadır. Kaldı ki kayıt kabul davası açılmadan önce iflas müdürlüğüne davacı tarafından başvurulmuş, iflas müdürlüğü kayıt dilekçesi ve eklerinin incelendiğini, kambiyo takibine esas dosyanın dahi incelendiğini açık ve kesin şekilde ifade etmiştir. Yine iflas idare memurları dava dilekçesi dışında delil listesi ve eklerinin tebliğ olunmasına dair davetiyeyi tebellüğ etmişlerdir. İflas masasını temsilen sunulan cevap dilekçesinde, dayanak sözleşmenin tebliğ olunmadığına yönelik ve davetiye içeriği ile ilgili herhangi bir itirazın yer almadığı, bu yöndeki delil listesi ve eklerinin tebliğ olunmadığı noktasında da açık bir itirazın bulunmadığı dahi dikkate alındığında bu yöndeki itirazın kabulü açıklanan usul hükümlerine aykırı olacaktır. Zaten adı geçen delil listesi ve ekleri çerçevesinde hazırlanan rapor dahi davalı vekiline tebliğ edilmiş, bu suretle davalının savunma hakkı tam ve eksiksiz şekilde ve hüküm öncesi sağlanmıştır.
Takibe esas bononun kullandırılan krediye istinaden verilmiş olduğu, davalı tarafından rapora itiraz konusu olarak belirtilmiş ise de bu konuda esasen taraflar arasında bir tartışma yoktur. Nitekim davacı vekili gerek dava dilekçesinde ve gerekse yargılama aşamasında sunmuş olduğu beyanlar ile açıkça 15.000.000,00 TL bedelli bononun, kredi borcunun tahsilinde borca mahsup edilmek üzere ciro ve teslim edildiğini açıkça bildirmiştir. Nitekim taraf vekillerinin beyanlarıyla örtüşen şekilde bilirkişi kurulu raporunda açıkça söz konusu bononun mevcut kayıtlara göre bankanın fiilen kullandırdığı krediler nedeniyle alınan bono olduğu, bononun esasen altında gizlenen durumun bankanın fiilen kullandırdığı kredi olduğu, hatta davacının kayıt kabul talebi aşamasında bile kambiyo senedine dayalı talep halinde talep edilebilecek 21.680.670,68 TL alacak miktarını değil bankanın kayıtlarına göre tespit edilen kredi alacağı olan 30.958.374,61 TL alacak üzerinden talepte bulunmak ve dava açmak suretiyle iradesini ortaya koyduğunu belirtmiştir. Tüm bu haller karşısında davalı vekilinin, iddiayı açıklamak amacıyla ortaya konulan bononun kullandırılan krediye istinaden verilmiş olduğu yönündeki beyanı, rapordaki hesaplamalara itibar edilmesine engel değildir.
Diğer yandan bilirkişi kurulu raporu içeriği dikkate alındığında hesaplamalarda bankanın kredi kayıtları dikkate alınmak suretiyle incelemenin yapıldığı, nitekim raporda da belirtildiği üzere davacı bankanın alacağına esas olan hesaplama tablosunda bile vekalet ücretinin talep edilmediği belirtilmiş, bu çerçevede herhangi bir icra vekalet ücreti ve tahsil harcı yapılan hesaplamalarda dikkate alınmamış, hesap bu şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu şartlarda davalı vekilinin bu kalemlerin eklenmemesine dair itirazlarına bu yönden dahi itibar edilebilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca bonoya dayalı icra takibi, kayıt kabul davasında hem fiilen hem hukuken esas alınamayacak durumdadır. Aksi düşünce HMK m.26 hükmüne aykırı olarak talepten başka birşey hakkında karar vermek sonucunu doğuracağı gibi HMK m.25 hükmüne göre davacının ileri sürmediği bir vakıanın dikkate alınması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle icra hukuk mahkemesinde görülen davanın dahi sonuca doğrudan veya dolaylı bir etkisi bulunmamaktadır. Davanın açılmış olduğu tarih itibariyle davalı müflis şirket asıl borçlu olup müflis şirketin kayıtlarında dahi bile müflis şirket kredi sözleşmesinden dolayı 15.873.711,00 TL borçlu gözükmektedir. Öte yandan müflis şirket kendi defterlerinin incelenmediğini ileri sürmüş olmakla birlikte bankacılık uygulamaları ve Yargıtay uygulaması gereği, yapılan devir sözleşmesi içeriği karşısında müflis şirketin defter ve kayıtlarının doğrudan sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. (Yargıtay 11.HD 2004/903E. 2004/12097K.sayılı kararı)
Devir alan şirket ile devreden banka arasındaki yazılı temlik sözleşmesinin ise bankanın fiili kredi kayıtlarına göre masaya başvurusu yapılan, iflas masasına konu olan iflâs alacağını kapsadığı açıktır. Nitekim temlik sözleşmesinde de açıkça iflâs dosya numarasına atıf yapılmıştır.
Bu şekilde davacının haklılık durumunun iflas tarihi itibariyle araştırılması İİK m.195 hükmü gereğidir. Haklılık durumunun araştırılacağı tarih itibariyle davacı lehine yapılmış ödeme var ise bu ödemenin mutlak suretle ve TBK m.100 hükmü uyarınca mahsubunun yapılması mümkün ve gereklidir. Nitekim bilirkişi raporunda iflas tarihi itibariyle tespit olunan rakam, gerekli mahsuplar yapılmak suretiyle bilirkişi tarafından hükme elverişli şekilde belirlenmiştir.
Öte yandan bilirkişi kurulu raporunda hesabın kesilip kat edilmesinin ve temerrüt durumunun yapılandırma kredisi açısından irdelendiği, temerrüt faiz oranı ve devir sözleşmesi açısından gerekli incelemenin yapıldığı, zaten davalının aksine herhangi bir ödeme belgesi sunmadığı, taraflar arasındaki sözleşme dikkate alındığında iflas tarihi itibariyle davacı temlik eden bankanın kendi hesaplama tablosunda dahi %38 oranında temerrüt faizinin talep olunduğu, en son yapılandırma kredisinde ise fiilen uygulanan akdi faiz oranının %19 olduğu, %100 fazlasının ise %38 olması gerektiği, buna göre bankanın fiili kayıtlarına göre kayıt kabul için masaya başvurulduğu, nitekim bu çerçevede kayıt kabul davasının açıldığı, bankanın fiili kayıtlarına göre temerrüt tarihi itibariyle asıl alacak ve iflas tarihi itibariyle asıl alacak miktarının tek tek belirlendiği, bu tarihler arasındaki gerekli temerrüt faiz oranlarının yukarıda açıklanan faiz oranı dikkate alınarak hesaplamaya yansıtıldığı, %5 gider vergisinin dikkate alındığı, bu arada ödemenin mahsubunun TBK m.100 hükmü çerçevesinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre iflas tarihi itibariyle toplam alacak miktarı 30.081.336,05 TL olarak saptanmıştır. Adı geçen rapor bu noktada gerekçeli, denetime elverişli olup hükme esas alınabilecek nitelik taşımaktadır. Zaten müflis şirket adına rapora itiraz dilekçesi sunulmuş ise de bu yöne ilişkin hesaplamada hata olduğuna dair açık, somut ve denetlenebilir bir itiraz söz konusu değildir. Bir kısım Yargıtay uygulamalarında belirtildiği üzere sadece soyut itirazların bu noktada dikkate alınması mümkün olmadığı Mahkememizce değerlendirilmiştir.
Hükme esas alınan 13/04/2023 tarihli bilirkişi raporu taraflar arasında varlığı tartışmasız olan sözleşme hükümlerine ve konuyla ilgili Yargıtay uygulamasına uygun ve hükme elverişli olup rapora yönelik itirazların ise açıklanan nedenlerle kabulü mümkün bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalar karşısında 14.207.625,05-TL nakdi alacağın, ... 1. İflas Dairesinin ... iflas sayılı dosyasına istinaden açılan masaya -dava dışı diğer borçlular yönünden ve ... 32. İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası yönünden tahsilde tekerrür olmamak üzere-4.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının davasının kısmen kabulüne,
1-14.207.625,05-TL nakdi alacağın, ... 1. İflas Dairesinin ... iflas sayılı dosyasına istinaden açılan masaya -dava dışı diğer borçlular yönünden ve ... 32. İcra Müdürlüğünün ... E.sayılı dosyası yönünden tahsilde tekerrür olmamak üzere-4.sıra alacak olarak kayıt ve kabulüne,
Davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 269,85 TL harçtan peşin alınan 59,30TL harcın mahsup edilerek 210,55‬TL bakiye ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL peşin harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından harcanan 187,20TL tebligat posta masrafı, 59,30 TL başvuru harcı, 6.500,00TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.746,50 TL yargılama giderinden davanın kabul nispetine göre (%94) 6.341,71‬ TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Dava kısmen kabul edildiğinden ve davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6-Dava kısmen red edildiğinden ve davalı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin devreden davacı ve devir alan davacıdan müteselsilen tahsili ile davalıya verilmesine,
7-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren on günlük süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. 05/10/2023

Başkan

Üye

Üye

Katip