T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/589
KARAR NO : 2024/227
DAVA : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Alacak)
DAVA TARİHİ : 22/10/2020
KARAR TARİHİ : 21/03/2024
Mahkememizde görülmekte olan banka dışındaki diğer kredi kuruluşlarına ilişkin düzenlemelerden kaynaklanan (alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde; zararın banka şubelerinin ve personel sayısının azaltılması olgularının kamuya açıklanmamasından dolayı düzenlenen idari para cezalarından kaynaklanmakta olduğu, bu şekilde banka şubelerinin daha önce kapatılmış olmasına rağmen, davalı yönetim kurulu üyeleri tarafından şubelerinin kapatılmasına ilişkin yönetim kurulu kararının gecikmeli olarak 20/11/2014 tarihinde alınmış olduğu, SPK nın mübrez idari para cezası yazısında konuyla ilgili değerlendirme ve tespitler yapılarak müvekkili bankaya 6362 sayılı Kanunun 103.maddesi gereğince 280.091,00-TL idari para cezasının uygulanmakta olduğu, Haziran ve Eylül 2014 bilanço dönemleri sonrasında personel azaltımının %10'a ulaştığı anda kamuya bildirilmesi gerekirken süresinde bildirilmemesi ve bu hususunun SPK tarafından tespit edilmiş olmasının neticesinde ayrıca müvekkile idari para cezası uygulanmış olduğu, müvekkili banka tarafından SPK'ya ödenen toplam 630.204,75-TL idari para cezasının 21/09/2015 tarihinden itibaren bankalarca mevduata uygulanana en yüksek faiz oranına göre hesaplanan faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılara usulüne uygun olarak tebligat yapıldığı halde süresi içinde cevap dilekçesi sunmadıkları, davayı inkar eden konumunda oldukları açıktır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, banka şubelerinin daha önce kapatılıp kapatılmadığı, kapatılmış olmasına rağmen yönetim kurulunun gecikmeli olarak karar alıp almadığı, almış ise bu kararın dayanak tebliğ ve rehber hükümlerine aykırılık nedeniyle SPK tarafından idari para cezası uygulanıp uygulanmadığı, yine dava bankanın personel sayısı ile ilgili değişik dönemlerde personel azaltımına davacının dava dilekçesinin 4.2 maddesinde açıkladığı üzere gidip gitmediği, personel azaltımının %10' a ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise bunu kamuya süresi içinde bildirmesinin gerekip gerekmediği, bu konuda tebliğ ve rehber hükümlerine aykırı hareket edilip edilmediği, bu nedenle SPK tarafından idari para cezası uygulanıp uygulanmadığı, bu nedenlerle ödeme yapılıp yapılmadığı, bu ödemeler nedeniyle SPK tebliğ uygulamaları dikkate alındığında diğer ortaklara bilgi verilmesinin gerekip gerekmediği, bu çerçevede dayanak eylem ile davalılara atfedilen eylem arasında uygun nedensellik bağının olup olmadığı, davalıların belirtilen tarihte yönetim kurulu üyesi oldukları taktirde bu zarardan dolayı sorumluluklarının şartlarının oluşup oluşmadığı noktalarından kaynaklanmaktadır.
Davanın, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davası olarak açıldığı, davalıların sunulan belgelere göre yönetim kurulu üyesi sıfatını eylem tarihinde taşıdıkları, söz konusu iddia olunan zararın müfettişlerce yapılan teftiş incelemesi sonucunda öğrenildiğinin bildirildiği tartışmasızdır.
Dava, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun m.133 hükmü uyarınca hakkında iflas kararı verilen müflis katılım bankası iflas idaresi tarafından, banka yöneticilerinin aleyhine açılmış sorumluluk davası niteliğindedir.
Davacı tarafından, davalı yönetim kurulu üyelerinin bankaya verdiği ileri sürülen zararın tazmini için açılan dava, TTK m.553 ve devamı hükümlerinden kaynaklanmaktadır.
Her ne kadar davalı ...'nin zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere ilişkin itirazı var ise de hüküm öncesi bu talep dahi değerlendirilmiştir. Buna göre basit yargılama usulüne tabi davada iddia ve savunmaların en geç dava ve cevap dilekçeleri ile ileri sürülmesi gerekir. Bu noktada zamanaşımının en geç cevap dilekçesi ile ortaya konulması usulen zorunludur. Oysaki davalı ...'ye usulüne uygun olarak dava dilekçesi tebliğ edilmiş, hatta tebligat temsilciye yapılmış, ancak cevap dilekçesi süresi içinde sunulmamıştır. 6102 sayılı TTK m.560 hükmünde belirtilen zamanaşımı definin dilekçelerin verilmesi aşamasında ileri sürülmemiş olması karşısında zamanaşımı definin red olunmasına, savunmanın genişletilmesine izin verilmemesine, ayrıca davaya konu eylemle ilgili açık ve örtülü bir ibra kararının mevcut olmaması, bu noktaya ilişkin açık ve tartışılmış bir ibra kararının mevcudiyetinin ispatlanamaması, sunulamaması karşısında TTK m.558/f.2 hükmünde belirtilen altı aylık hak düşürücü sürenin dahi uygulanmasına yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Bu arada davalı ... dışındaki davalı diğer davalılara dava dilekçesi ve tensip tutanağı normal yoldan tebliğ edilememiştir. Davalıların savunma haklarının kısıtlanmaması açısından tebligata elverişli açık adresleri çok farklı resmi ve özel kurumlar nezdinde ayrı ayrı araştırılmış, ayrıca haklarındaki savcılık soruşturmaları nedeniyle ilgili başsavcılık nezdinde dahi gerekli tüm araştırmalar yapılmış, ancak ... dışındaki diğer davalıların açık adresleri tespit edilememiştir. Bu nedenle son çare olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri çerçevesinde davalılara dava dilekçesinin özeti ile duruşma gün ve saati ilanen tebliğ olunmuştur.
Davalının savunma hakkının kısıtlanmaması açısından alınan raporlar dahi davalı ...'ye normal yoldan, adresleri tüm araştırmalara rağmen tespit edilemeyen davalılara ise ilanen tebliğ edilmiştir. Bu suretle tüm yargılama aşamalarında davalıların savunma hakkının kısıtlanmaması açısından gerekli tüm usuli hükümler dikkate alınmıştır.
Davacı iflas idaresi tarafından açılan davanın 5411 sayılı Bankacılık Kanunu hükümleri çerçevesinde görülmekte olması, dava konusu alacağın dahi fona aktarılmış alacaklardan olduğunun kabulü karşısında Bankacılık Kanununun m.140/f.5 ve m.142/son hükümlerinin uygulanacak olması, bu nedenle davanın adli tatilde dahi görülebilir bulunması, bu tip davaların doktrin görüşleri çerçevesinde" acele görülmesi gereken" olan davalardan olması gerektiği kabulü ile yargılama işlemlerine aynen devam olunmasına, bu çerçevede İİK m.194 hükmündeki genel kural uygulanmayarak yargılamanın durmamasına, Mahkememizde " acele görülmesi gereken "bu dava türü karşısında davacı müflis şirket adına iflas idaresinin İİK m.224 hükmü uyarınca " iflasın açılması ile duran ve fakat acele sonuçlandırılması istenen bu hukuk davasına " devam olunması noktasında karar almaları için sürecin başlatılmasına karar verilmiş, bu çerçevede iflas idaresince gerekli karar alınmıştır.
Davanın görülmesi aşamasında Bankacılık Kanununun m.142 hükmü dikkate alınmıştır. Buna göre Mahkememiz görevli ve yetkili olup ayrıca yargılama aşamasında bu davanın açılması ve görülmesi için Fon Kurulu kararının sunulması amacıyla davacı vekiline süre ve imkan tanınmıştır.
5411 sayılı Bankacılık Kanunun 133.maddesinde “Faaliyet izni kaldırılan bankaların tasfiyelerinin tamamlanması ancak iflas veya tasfiye masa alacaklarının tahsil edilememiş olması hâlinde, bankanın sorumlulukları tespit edilen ortakları, yönetim kurulu eski üyeleri ve denetçileri aleyhine varsa ibralarının iptali ve işlemleri nedeniyle verdikleri zararın tazmini için tasfiyenin tamamlanmasını müteakip beş yıl içinde Fon tarafından dava açılabilir...Dava açılmasına dair Fon Kurulu kararı dava şartı olarak aranan genel kurul kararı yerine geçer... ”
Buna göre yargılama aşamasında ... tarafından ibraz edilen ...tarih ve ...sayılı kararın, 5411 sayılı Kanunun 133. maddesi hükümleri gözönüne alınarak sorumluluk davasının açılması açısından yeterli sayılması gerekmektedir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık hususlarının araştırılması açısından konusunda ehil bilirkişi kurulunun hazırladığı 26/01/2023 tarihli raporda "banka mali bünyesinin bozulmasından sonra gider azaltıcı tedbirler kapsamında banka
yönetimince kapatılan şube sayısı ile personel azaltımının toplam şube ve personel sayısının %10’nun çok üstünde olduğu, bu duruma vakıf olan Banka Yönetim Kurulu’nun Özel Durumlar başlıklı 15.maddesine uygun olarak Özel Durumlar Tebliği II-15.1 ve Özel Durumlar Rehberi md 27 ’de “yatırımcıların zamanında, tam ve doğru bilgilendirilerek sermaye piyasasına güvenilir, şeffaf, etkin, istikrarlı, adil ve rekabetçi bir ortamda işleyişini sağlamak amacıyle hisselerin değerini, yatırımcıların kararlarını etkileyecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmelerin kamuya açıklanmasına ilişkin düzenlemeler” hükmüne uygun olarak özel durumları kamuya açıklamadıklarından dolayı bankanın ödemek zorunda kaldığı 630.204,75 TL tutarındaki idari para cezası ile SPK ile TTK nun ilgili hükümlerini ihlal etmiş oldukları tespit edildiği, 6362 Sayılı Kanun’un (103). maddesi gereğince bankadaki şube azalışı ile personel azalışlarını özel durumların kamuya açıklanması hükümleri uyarınca kamuya açıklamayan banka yönetim kurulu üyeleri kusurlu hareketlerinin sonucunda bankayı 630.204,75 TL tutarında zarar uğratmış olmaları sebebiyle TTK 553 mucibince müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, davalıların SPK ve ilgili mevzuatına aykırı davranılarak, Kamu Aydınlatma Platformuna (KAP) açıklamaları gereken açıklamaların hiç veya zamanında yapılmadığı, bu çerçevede, 31.12.2013 tarihi itibariyle 281 olan şube sayısının 27.10.2014 tarihi itibariyle 38 adet şubenin (Azalış %14) kapatılması sonucunda 242’ ye düşmüş olduğu halde Banka Yönetim Kurulu tarafından 6362 sayılı SerPK m.15 uyarınca “Kamunun aydınlatılmasında özel durumlar" kapsamında KAP da gereken açıklamanın yapılmamış olduğu; Özel Durumların Açıklanması Tebliğinin 5. maddesi uyarınca ortaya çıktığında kamuya açıklaması gerekirken özel durum açıklamasını yapılmamış olduğu, gibi Banka finansal tablo dipnotlarında ve/veya faaliyet raporlarında herhangi bir bilgiye yer verilmemiş olduğu, böylece kanunun yönetim kurulu üyelerine ve yöneticilere yüklediği görevlerin ihlalinin gerçekleştiği, böyle bir eylemin özen yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle kusurun varlığının sonucunu doğuracağı; SPK’ya göre SPK tarafından hazırlanan Özel Durumlar Rehberi’nin (5.7). maddesinde ...Geçici personel hariç olmak üzere, personel sayısındaki artış veya azalışın kamuya açıklanan son bilançosunda yer alan personel sayısının %10 ve kadarına ulaşması, bu orandaki personelin zorunlu olarak izne çıkarılması durumunda yönetim kurulunun yapması gereken açıklamayı yapmadığı personel sayısında 17.11.2014 tarihi itibariyle %28 azalış olduğu halde Özel Durumların Kamuya Açıklanması Tebliğ’in (5). maddesi gereğince, 30.06.2014-30.09.2014 tarihleri ile 30.09.2014-20.11.2014 tarihleri arasında iki defa zamanında özel durum açıklaması yapılması gerektiği halde bu konuda
kamuya açıklama yapmayan bankaya SPK’nın 103. maddesinin 1. fıkrası uyarınca 2014 yılı için her dönem için 280.091,00 TL olmak üzere (2 x 280.091 TL) toplam 560.182,00 TL tutarında, şube kapanışlarına ilişkin özel durumun kamuya açıklanmamasından dolayı da 280.091 TL idari para cezası uygulanmasına karar verildiği, böylece indirimli ödeme sonucunda 630.204,75 TL şirket zararının meydana geldiği nazara alındığında, davalı YK üyelerinin TTK m. 553 uyarınca
sorumluluğun doğmuş olduğunun değerlendirilebileceği, kusur oranını azaltan aksi yönde bir eylem tek tek üyeler bazında dosya kapsamından davalılarca ispat olunamadığından, farklılaştırılmış teselsül (TTK m. 557) bakımından kusurları oranında değerlendirildiğinde her bir üyenin şirketin zararın tamamından müteselsilen sorumlu tutulabileceğinin değerlendirilebileceği" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Söz konusu kök raporun sunulması ve taraflara tebliğ olunması sonrası davalı ... tarafından rapora itiraz edilmiş, ek rapor alınması talep olunmuştur.
Yargıtay uygulamasında da benimsendiği üzere "Mahkemece uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak bilirkişi raporu alınmıştır. HUMK’nun 275 ve müteakip maddelerinde “bilirkişilik” müessesesi düzenlenmiş olup, anılan 275'nci maddede, mahkemenin, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlendikten sonra, 286'ncı maddede de, bilirkişinin rey ve mütalaasının hakimi takyit etmeyeceği düzenlenmiş ise de, işin çözümünde teknik bilgi ve birikimin gerekliliğine inanılarak bilirkişi incelemesi yaptırıldığına göre, verilen rapor yetersiz, noksan ve müphem ise, mahkeme HUMK’nun 283 ncü maddesi gereğince, bilirkişiden izahat ve açıklama yeni ek rapor isteyebileceği gibi, 284 ncü madde gereğince de, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak yeni bir rapor alınabilir. (Yargıtay 11.HD 2012/4507E. 2013/977K.sayılı kararı) Söz konusu itiraz dilekçe içerikleri ve özellikle davalı ... vekilinin mevcut itiraz içerikleri üzerine durulması, atıf yapılan Yargıtay kararı çerçevesinde ek rapor alınması takdir edilmiştir.
Adı geçen itirazlar sonrası oluşturulan ara karar çerçevesinde aynı bilirkişi kurulu ek raporunu sunmuştur.
Buna göre bilirkişi kurulu 08/01/2024 tarihli ek raporlarında "kök raporda ifade edildiği üzere 6362 sayılı SPK m. 15 uyarınca “Kamunun aydınlatılmasında özel durumlar" kapsamında ... da gereken açıklamanın yapılmamış olduğu; Özel
Durumların Açıklanması Tebliğinin 5. maddesi uyarınca ortaya çıktığında kamuya açıklaması gerekirken özel durum açıklamasını yapılmamış olduğu, gibi banka finansal tablo dipnotlarında ve/veya faaliyet raporlarında herhangi bir bilgiye yer verilmemiş olduğu, böylece kanunun yönetim kurulu üyelerine ve yöneticilere yüklediği görevlerin ihlali gerçekleştiği, böyle bir eylemin özen yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle kusurun varlığı sonucunu doğuracağı, davalı vekilinin bir diğer itirazı genel kurulda sorumluluk davası açılması kararı verilmediği ve davalıların ibra edildiği gerekçesiyle altı aylık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu, davalı vekili bu yönde, TTK 558/2 maddesi gereği dava açmak için 6 aylık hak düşürücü geçtiği için hak düşürücü nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, bilirkişi raporunda "banka hakkında idari para cezası uygulamasında sorumluluğu bulunan kendilerine rücu edilmesi gerekip gerekmediği hususunda karar alınması ve sorumluların banka yönetim kurulu üyelerinin oy kullanmaması; genel kurul toplantısında sorumlu yönetim kurulu üyelerine rücu edilmesine karar verilmesi durumunda, genel kurul tarihinden itibaren on gün içinde sorumlulara rücu işlemini tamamlanarak idari para cezasının sorumlulardan tahsil edilmesine ilişkin muhasebe kayıtlarının ilgili genel kurul tutanağı ile birlikte SPK ya iletilmesi gerektiği hususunda sermaye piyasası kurulu tarafından 23.06.2015 tarih ve 16/806 sayılı Toplantısında Karar verilmiş olduğu" belirtildiği, öncelikle bank Asya, SPK'nın bu kararına rağmen genel kurul toplantısı yapmadığı, bu durum da müvekkilin örtülü olarak ibra edildiğini, söz konusu işlemlerden sorumlu tutulmadığını, söz konusu işlemde sorumlular, SPK'nın kararına rağmen genel kurulu toplamayan şirket ortakları ve denetçi olduğu, ayrıca banka, davacı iflas idaresine 21.05.2015 tarihinde devredildiği, bu sebeple söz konusu zararlardan haber aldıkları tarih dikkate alındığında altı aylık hak düşürücü süre içinde dava açılmamıştır” denildiği, bununla birlikte, SPK'nın Ek 8' de mübrez 03.08.2015 tarihli yazısında; yapılacak ilk genel kurul toplantısında, banka hakkında idari para cezası uygulanmasını gerektiren fiillerde sorumluluğu bulunan Banka yönetim kurulu üyelerine söz konusu idari para cezaları nedeniyle rücu edilip edilmeyeceği hususunda karar alınması ve söz konusu kararda sorumlar ile bunlarla ilişkili alem gerçek ve/veya tüzel kişilerin oy kullanmaması gerektiği, denilerek söz konusu zarar nedeniyle banka yönetim kurulu üyelerine rücu edilip edilmeyeceğine dair karar alınması gerektiği bildirilmiş ise de, aynı dönemlerde bankanın...' ye devri gerçekleştiğinden anılan tarihte ve sonrasında genel kurul toplanmamış ve davalılar ibra edilmediği, öte yandan, TTK’da şirketin açacağı sorumluluk davasında genel kurul kararı alınmasının dava şartı olduğuna ilişkin açık bir hüküm bulunmadığı, ancak, TTK’nın 479/3. maddesinden sorumluluk davasının açılması için genel kurul kararı alınabilmesi de mümkün olduğu, kaldı ki olayda şirket ...’ye devredilmiş ve devamında iflas etmiş olup şirketin iflas etmesi halinde, dava açma hakkının şirket adına iflas idaresine ait olduğu, zarara uğramış bulunan şirketin iflas etmesi durumunda Türk Ticaret Kanunu gereğince tazminatın şirkete ödenmesini talep etme hakkı öncelikli olarak iflas idaresine ait olduğu, TTK m.556 gereği iflas idaresinin genel kurul kararı alarak dava açması mümkün olmayıp iflas idaresi bu davayı doğrudan ikame edilebileceği, zira ortaklığın, ortakların ve alacaklıların talepleri iflâs idaresi tarafından kullanılacağı, iflâs idaresinin ortaklar ve alacaklılar açısından zorunlu temsilci niteliği taşıdığı söylenebileceği, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılıp açılmayacağına ve gereğinde yöneticilerle sulh olunmasına
veya talep haklarından feragat edilmesine masa karar vereceği, tüm bu hükümler çerçevesinde olayda sorumluluk davası açılması genel kurul kararı gerektirmediği gibi, davalılar hakkında açık yahut örtülü bir ibra kararı mevcut olmadığından TTK 558/2 gereği altı aylık hak düşürücü sürenin geçmediğinin değerlendirileceği, zamanaşımı yönünden ise TTK madde 560; “Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.” süre zararın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağı, davalı yan itirazları ve
inceleme ara kararı mucibince yapılan ilave değerlendirmelerde, heyetimizin 26/01/2023 tarihli raporunda SPK uygulamaları açısından değişiklik yapılmasını gerektirir bir durum olmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir.
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreye ilişkin hususlar hüküm öncesi mahkememizce ele alınmış, bilirkişi kurulunun belirtmiş olduğu gerekçelerden farklı gerekçelerle ve usulden red olunmuştur. Yine yukarıda açıklanan gerekçelerde belirtildiği üzere dava şartına ilişkin eksiklikler, ek raporda belirtilen gerekçelerden farklı şekilde ele alınmış, tartışılmış, farklı gerekçelerle de olsa bu yöndeki eksikliklerin giderildiği belirtilmiştir.
Davanın esası yönünden ise maddi hukuka dair hükümler öncelikle irdelenmelidir.
Olayın olduğu tarihlerde ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'ya göre:
Madde 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./28.md.) kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.
(2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.
(3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz.
Madde 554 - (Değişik madde: 26/06/2012-6335 S.K./29.md.)
(1) Şirketin ve şirketler topluluğunun yılsonu ve konsolide finansal tablolarını, raporlarını, hesaplarını denetleyen denetçi ve özel denetçiler; kanuni görevlerinin yerine getirilmesinde kusurlu hareket ettikleri takdirde, hem şirkete hem de pay sahipleri ile şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarar dolayısıyla sorumludur.
6102 sayılı TTK m.553 hükmüne göre yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri halinde, şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludur. Zaten 6102 sayılı TTK m.549 ve m.555 hükümleri dikkate alındığında sorumluluk halleri kanun koyucu tarafından belirtilmiş, sorumluluk şartları ve sonuçları dahi açıklanmıştır.
Buna göre 6102 sayılı TTK 6762 sayılı TTK'dan farklı olarak sermaye şirketlerinin kötü yönetim nedeni ile uğradığı zarar için yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma hakkını şirket tüzel kişiliğine ve dolayısıyla zarar gören sıfatı ile pay sahiplerine tanımakta olduğu, buna mukabil şirket alacaklarının ise dolaylı zarar nedeni ile yönetim kurulu üyelerini dava etme hakları bulunduğu kabul edilmiştir. Kanunda bu durumun tek istisnası hali ise iflas durumunda iflas eden şirkette, iflas idaresinin yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açmaması halinde bu hakkın alacaklılara tanınmış olmasıdır.
6102 sayılı TTK m.553 hükmü dikkate alındığında şirketin zararını talep etme hak ve yetkisi yönetim kurulunda ise de somut olayda olduğu üzere şirketin iflas etmesi durumunda bu hak iflas idaresine aittir. Bu nedenle davacının aktif sıfat durumunun var olduğu öncelikle açıktır.
Somutlaştırılan vakıa ve deliller dikkate alındığında, davalıların zararın gerçekleştirilmesine yol açan eylem tarihi itibariyle tamamının yönetim kurulunda yer alan kişiler konumunda oldukları, esasen raporda irdelendiği üzere davacı bankaya kesilen idari para cezasının ...Bankası A.Ş.'de yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan şahısların kusurları sonucunda oluştuğu, bu davalıların isim ve görev tarihlerinin gerek gelen kayıtlar ve gerekse bilirkişi kurulu raporu içerikleriyle sabit olup, zarara yol açan eylem tarihiyle görev tarihinin uyumlu olduğu, davalıların banka şubelerinin kapatılmasına ilişkin yönetim kurulu kararını gecikmeli olarak aldıkları ve yine ayrıca davalıların personel azaltımının %10 ulaştığının ...'a süresi içinde bildirmedikleri, zaten bu nedenlerle idari para cezalarının ayrı ayrı ödendiği, yapılan indirim sonucunda bu nedenlerle ödenen toplam idari para cezalarının 630.204,75 TL olduğu mahkememizce tespit edilmiştir.
Davaya konu edilen eylemler, yani belirtilen şekilde özel durum açıklaması yapılmaması nedeniyle banka aleyhine kesilen idari para cezasının ödenmesi sonucunda zarar oluşmuştur. Zararın oluştuğu an itibariyle davalılardan ... yönetim kurulu başkanı, davalı ... yönetim kurulu üyesi-genel müdür, diğer davalılar ise yönetim kurulu üyesi sıfatına haizdir. Davalıların bulunduğu konum itibariyle bu konuda izlenmesi gereken yöntemi bilmemeleri kabul edilebilir değildir. Bu nedenle yönetim kurulunda yer alan davalıların, halka açık ortaklıkta ...'a özel durum açıklaması yapmak noktasındaki görevleri kanundan ve ana sözleşmeden doğan yetki ve görevlerindendir. Davalıların bu yöndeki görevlerinin ihlali, yönetim kurulu üyelerinin kanundan doğan görevlerini yerine getirmediklerini gösteren ve tam anlamıyla kötü yönetim örneği niteliğindedir.
Mahkememizce yapılan değerlendirmeye göre, daha da önemlisi devletin kurumlarının izin ve denetimi çerçevesinde faaliyet gösteren bir finans kuruluşunun, tüm kararlarını mevcut düzenlemeler çerçevesinde alması esastır. Bu durum, finansal kurumlar açısından işlemlerin kanuna uygun olmasını sağladığı gibi şirketler açısından da bir meşruiyet zemini oluşturur. Buna rağmen adı geçen bankada görev alan davalıların sorumlu olamayacağını kabul etmek mümkün gözükmemektedir. Öte yandan zarara yol açan eylem, bankanın yönetimi ile ilgili doğrudan ilgilidir. Bankanın yönetimi ile ilgili doğrudan ilgisi bulunan iç mevzuat ve kanuni düzenlemelere en hakim olması gereken yönetim kurulu üyeleridir. Bilirkişi kurulunun kök ve ek raporlarında da irdelendiği üzere yönetim kurulunda görev yapan davalıların Sermaye Piyasası Kanuna ve ilgili yan düzenlemelere aykırı davrandığı, ... yapmaları gereken açıklamaları hiç ve zamanında yapmadıkları, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun m.15 hükmü kapsamında gerekli açıklamanın yapılmamış olmasının kanunun davalılara yüklemiş olduğu görevin açık bir ihlali olduğu, zaten bu ihlal sonucunda davalıların yönetiminde olan bankaya Sermaye Piyasası Kanunu m.103/f.1 hükmü uyarınca ve 2004 yılı için her dönem 280.091,00 TL'den olmak üzere iki defa idari para cezası uygulandığı, bu şekilde toplam 560.182,00 TL tutarında idari para cezasının uygulandığı, keza şube kapanışlarının da %10 oranını aştığı halde kamuya açıklama yapılmadığından dolayı 280.091,00 TL tutarında idari para cezası uygulandığı, indirimli olarak yapılan ödemenin ise 630.204,75 TL olduğu anlaşılmıştır.
Bu arada anlatılan fiili durum dikkate alındığında, davalıların açıklanan eylemleri ile idari para cezasının ödenmesine kusurlarıyla yol açtıkları, bu yapılan ödeme nedeniyle bankanın mal varlığında azalmanın meydana geldiği, bu noktadaki eylemler ile zarar arasında ise uygun illiyet bağı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalıların yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler çerçevesinde kanundan ve kendi iç düzenlemelerinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri, en azından bu noktada bulundukları konum gereği göstermeleri gereken özeni göstermedikleri, bu nedenle davalıların meydana gelen zarardan müteselsil sorumlu oldukları değerlendirilmiştir.
Davalıların sorumlu oldukları eylem ve bu çerçevede meydana gelen zarar kalem ve miktarları bilirkişi kurulu tarafından tek tek irdelenmiştir. Kayıtlara dayalı olan zararın varlığına itibar olunmamasına yol açabilecek somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu ise söz konusu değildir. İfade etmek gerekir ki kural olarak yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmiş olması yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına gidilmesine engel olacaktır. Ne var ki davalıların ibra yapıldığı noktasında somutlaştırdıkları açık bir vakıa ve delil yoktur. Kaldı ki "İbra hâlinin geçerli sayılabilmesi için şirket zararının dayanağı olarak ileri sürülen konuların, genel kurulda ayrı ayrı ve gerekli açıklıkta ve hatta orta yetenekli bir şirket ortağının anlayabileceği bir konuşma diliyle ele alınıp müzakere konusu yapılmış olması zorunludur." (Mahkememizin 2017/54E. 2017/777K.sayılı dosyasına istinaden oluşturulan Yargıtay HGK 2018/11-101E. 2021/1461K.sayılı kararı) Bir başka deyişle bir an için davalıların ibra edildiği kabul olunsa dahi soyut bir ibra dahi bu noktada yeterli olmayacaktır.
Bu durumda davalıların sorumluluğuna esas olan zarar miktarı ile ilgili herhangi bir ibranın yapılmadığı, zarar miktarının ise 630.204,75 TL olduğu net olarak tespit edilmiştir.
Her ne kadar dava dilekçesinde temerrüt tarihi, cezanın ödendiği 21/09/2015 tarihi olarak belirtilmiş ise de tüm raporlarda ve tüm dilekçelerde bu şekilde belirtilen tarihte maddi hata olma ihtimali Mahkememizce değerlendirilmiş, HMK m.31 hükmü uyarınca bu noktada davacı vekiline beyanı sorulmuştur. Davacı vekili ise dava dosyasındaki makbuza uygun olarak zarara konu miktarın ödendiği tarihi 23/09/2015 olarak açıklamıştır.
Öte yandan 6102 sayılı TTK m.557 hükmü uyarınca "farklılaştırılmış teselsül ilkesi" kabul edilmiş olup bu ilkeye göre her bir yönetici kusurlu davranışıyla zararın oluşumundaki katkısı oranında sorumlu olacaktır. Ne var ki somut olay yönünden gerek kök bilirkişi raporu gerekse ek bilirkişi kurulu raporunda irdelendiği üzere zararın ortaya çıkmasında münhasıran ve münferiden sadece bir davalının kusurlu bulunduğu veya diğer davalıların daha az kusurlu bulunduğu kabul edilemez. Zira davalılardan birinin görevinin kanuna ve şirket iç düzenlemelerine uygun şekilde yerine getirmesi durumunda, tespit olunan zarar miktarının ortaya çıkmayacağı Mahkememizce değerlendirilmiştir. Davalıların irdelenen kusur durumları ve statüleri karşısında farklı bir derecelendirmeye gidilebilmesi işin niteliğine aykırıdır. Nitekim emekli banka murakıbının dahi yer aldığı bilirkişi kurulu bu noktada, davalıların kusurları bakımından farklı bir derecelendirme yapılmasını gerektirir bir hal tespit edememiştir.
Kaldı ki davalıların mevcut statüleri ve zarara konu eylem karşısında farklılaştırılmış teselsül hükümlerinin uygulanabilmesi de mümkün görülmemiştir. Sonuç itibariyle davalılar Sermaye Piyasaları Kanunu çerçevesinde hareketle görevli olan, görev tanımı Kanunda açık olan, bu görevin gerekliliklerini yerine getirmek üzere bankadan ücret alan, yetkileri mevcut olan ve bu nedenle mevcut düzenlemeler gereği sorumluluk sahibi kişiler konumundadır.
Bilirkişi kurulu raporunda irdelendiği üzere, yönetim kurulunda yer alan tüm davalıların meydana gelen zarardan dolayı müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalarına engel bir hal ise tespit edilmemiştir.
O halde "bilirkişi kurulunca tespit edilen ve davalıların sorumluluğunda olan dönemdeki usulsüzlüklerin neden olduğu şirket zararlarından tüm davalıların sorumlu olacağı, farklılaştırılmış teselsül hükümleri uyarınca sorumlulukları dışında kalan bir zarar olmadığı, zarar doğuran eylemlere yol açan özensizliğin ve kanunun açık hükümlerinin yerine getirilmemesinin varlığı karşısında davalıların ayrı ayrı zarara yol açan hususları bilebilecek ve gerekli önlemleri alabilecek durumda olduğu, bu nedenle somut olay açısından farklılaştırılmış teselsül hükümlerinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı" kabul edilmelidir. (Yargıtay 11.HD 2021/1198E. 2022/5289K.sayılı kararından harekete edilmiştir.) Zaten farklılaştırılmış teselsül müessesinin uygulanmasında büyük güçlüklerle karşılaşılacağını söylemenin kehanet olmayacağı yönündeki doktrin görüşleri (Necla Akdağ GÜNEY, Anonim Şirket Yönetim Kurulu, İstanbul, 2016, Sayfa 403) dahi dikkate alındığında somut olay açısından farklılaştırılmış teselsül müessesesinin uygulanması noktasında somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumu tespit edilememiştir.
Davacı yan, dava konusu olan miktar için bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranına göre faiz talep etmiştir. Taraflara arasındaki uyuşmazlık ticari iş niteliğindedir. Hal böyle olunca ve farklı bir yasal düzenleme de olmadığından 3095 Sayılı Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca T.C. Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizine hükmedilmesi gerekmiştir. Her ne kadar 6100 sayılı HMK m.26 hükmü uyarınca taleple bağlılık esas ise de adı geçen talepten daha azına hükmedilmesi mümkün olabilecektir. Bu nedenle avans faizine hükmedilmesi takdir olunmuştur. Davacı vekili, dava dilekçesinde dava konusu alacağa faiz talep etmekle yetinmemiş, ayrıca faizin başlangıç tarihi olarak yani temerrüt tarihi olarak 21/09/2015 tarihini dava dilekçesinde açıklamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere bu tarih yargılama aşamasında ise 23/09/2015 olarak düzeltilmiş, talep daraltılmıştır. Gerçekten varlığı tartışmasız olan makbuz içeriğine göre zarar miktarının ödendiği tarih 23/09/2015'tir. Davanın haksız fiil hükümlerine dayanmış olması karşısında zararın oluştuğu tarih itibariyle yani zararın ödendiği tarih itibariyle temerrüdün oluştuğu kabul edilmiştir. Bu çerçevede faize ise bu tarihten itibaren hükmolunmuştur. (Yargıtay 11.HD 2019/1504E. 2020/33K.sayılı kararından hareket edilmiştir)
Yapılan açıklamalar karşısında davacı lehine hükmedilen 630.204,75-TL alacağın tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, hükmedilen 630.204,75-TL alacağa, zararın oluştuğu 23/09/2015 tarihinden itibaren TCMB nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı lehine hükmedilen 630.204,75-TL alacağın tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
Hükmedilen 630.204,75-TL alacağa, zararın oluştuğu 23/09/2015 tarihinden itibaren TCMB nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin işletilmesine,
2-Davacı harçtan muaf olduğundan 492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 43.049,28TL nisbi karar ve ilam harcının ve 427,60 TL başvuru harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından harcanan 637,80 TL posta ve tebligat gideri, 3 adet basın ilan gideri olan 10.866,03 TL, 12.000,00 TL bilirkişi ücreti toplamı 23.503,83TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 94.228,67 TL nisbi vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
5-1.400,00-TL arabuluculuk ücretinin ileride Bakanlıkça ödenmesi durumunda 6183 sayılı AATUHK hükümleri gereği davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
6-Karar kesinleştiğinde ve talep halinde kullanılmayan gider avansının taraflara iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.
Başkan
Üye
Üye
Katip
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!