WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

İSTANBUL 2. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2020/534
KARAR NO : 2024/302

DAVA : İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))
DAVA TARİHİ : 29/09/2020
KARAR TARİHİ : 18/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan iflas davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekilinin dava dilekçesi ile; davalı şirketin dava dışı üçüncü şahıslara olan borçları nedeni ile ve davalı şirketin sahibinin babası olan ...' ün, davacı şirketin o tarihlerde ortak olması nedeni ile muhafaza yapılmak üzere iken müvekkili tarafından bu çeklerin davalı lehine esasen düzenlendiğini, çek bedeli ödenmesi sonrası ise ... 9. İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı dosyasına istinaden takip yapıldığını, takibe itiraz olunduğunu, bu nedenle söz konusu itirazın kaldırılmasını, davalının iflasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekilinin cevap dilekçesi ile davacının istihkak iddialarının kabul bulması ,dava dilekçesinde öne sürdüğü haciz baskısı altında müvekkili adına ödeme yaptığı iddiası ile çelişmekte olduğunu, ayrıca bu durumun taraflar arasında herhangi bir bağ olmadığını ikrar niteliğinde olduğunu, davacının iflas takibi istemi ile oluşturduğu dosya içeriğindeki çekler içeriğinden de görüleceği üzere çeklerde müvekkili ile herhangi bir bağlantısının da olmadığının açık olduğunu, çekin niteliği itibari ile illetten mücerret olduğunu, çeklerin davacı tarafından 3. kişilere ne amaçla verildiğinin davacı tarafından herhangi bir şekilde kanıtlanamamış olduğunu, aynı zamanda müvekkili adına verildiği iddia edilen çeklere ait ciro silsilelerinde müvekkilinin yer almamakta olduğunu, bilirkişinin düzenlediği raporda 3.kişilere davacı tarafından verilen çekler ile müvekkil arasında bir bağlantı bulunmadığını tespit etmiş olduğunu, 3. kişilerin yaptığı haciz işlemlerine karşı davacının istihkak iddialarının kabul gördüğünün tespit edilmiş olduğunu, davacının ve 3.kişiler arasında gerçekleşmiş herhangi bir ticari ilişkinin bulunup bulunmadığına dair ispat yükünün davacıda olup bu husus davacı tarafından ispat edilememiş olduğunu, davanın reddine, ... 9. İcra Müdürlüğü ... E.sayılı takibin iptaline karar verilmesini savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, icra takibine konu olan çekler nedeni ile dava dışı kişiye ödeme yapılıp yapılmadığı, ödeme yapılmasının davalı lehine olduğu noktasında davalı aleyhine sonuç doğuracak ve somutlaştırılmış bir durum olup olmadığı, davacının rücu hakkına dayalı olarak yaptığını belirtmiş olduğu ... 9. İcra Müdürlüğünün ... E.dosyasına yönelik olarak davalı borçlu ... olduğu iddia edildiği halde icra dosyasına dosyasına sunulmuş bir itiraz dilekçesi olup olmadığı, bu nedenle ödeme emrinin tebliğ tarihinden itibaren davalı borçlunun borçlu olmadığına dair bir itirazı icra müdürlüğüne sunup sunmadığı, icra müdürlüğüne sunulmuş bir itiraz var ise itirazın kaldırılması koşullarının davacı lehine oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davacının, davalı aleyhine iflas yolu ile adi takipte ödeme emrine mahsus belge düzenlediği, ödeme emrinin şeklen davalı borçlu şirkete 26/09/2019 tarihi itibari ile tebliğ olunduğu, davacının usulsüz tebligata ilişkin olmak üzere ödeme emrinin iptalini icra hukuk mahkemesinde talep ettiği, ancak bu talebin ... 10. İcra Hukuk Mahkemesinin ...E. ...K.sayılı ilamı ile red olduğu, ayrıca ... 16. İcra Hukuk Mahkemesinin ...E. ...K.sayılı dosyası, yine ... 1.İcra Hukuk Mahkemesinin ...E. ...K.sayılı kararına konu istihkak davasının kabul edilerek dosyamız davacısı aleyhine uygulanan hacizlerin kaldırılması noktasında kararların verildiği, bu şekilde icra dosyasına konu borçtan dolayı dosyamız davacısının sorumlu olmadığı, esasen aksine olacak şekilde bir bilgi ve belgenin mevcut olmadığı, esasen dosyadaki tarafların ve dava dışı şirketin tüzel kişiliklerinin dahi farklı olduğu anlaşılmaktadır.
Dava tarihi itibariyle mahkememiz görevli ve yetkili olup özel ve genel dava şartları açısından davanın görülmesine engel bir hal bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki dava, İİK m.154 ve devamı hükümlerinden kaynaklanan iflas yoluyla yapılmış takibe itiraz nedeniyle itirazın kaldırılması ve iflas davasıdır.
2004 sayılı İİK m.156/f.3 hükmüne göre "Borçlu ödeme emrine itiraz etmişse takip durur ve alacaklı bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden isteyebilir.", İİK'nun 156/4.fıkrasında ise "İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer." düzenlemesi yer almaktadır.
Buna göre davalıya ödeme emrinin tebliğ tarihi ile mahkememizde dava açıldığı tarih arasında bir senelik hak düşürücü süre içinde itirazın kaldırılması ve iflas davası açılmıştır. Bu şekilde tahkikata yönelik delillerin toplanması ve değerlendirilmesi gerekmiştir.
Her ne kadar mahkememizce icra edilen 24/02/2022 tarihli duruşmadan önce duruşmalı ön inceleme icra edilmiş, hatta münferiden icra hesaplamaları konusunda ehil bilirkişiden rapor alınmış ise de takipli iflasta icra dosyasında bulunan vekile tebligatın yapılmamış olması karşısında, takip borçlusu vekiline dava dilekçesi ve tensip tutanağı tebliğ olunmuş, taraf teşkili tam ve eksiksiz olarak gerçekleştirilmiştir.
Bu arada davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığına yönelik itiraz yapılmış ise de icra dosyasına göre ödeme emrinin borçluya tebliğ tarihinin 26/09/2019, buna mukabil mahkememizde davanın açıldığı tarihin ise 29/09/2020 olması , bir yıllık süre geçmiş ise de 7226 sayılı Kanun geçici 1.madde hükmü çerçevesinde ilave edilmesi gereken 86 günlük süre dikkate alındığında davanın hak düşürücü süre içinde açılmış olması karşısında tahkikat işlemlerine devam edilmiştir. Bu suretle süreyle ilgili itiraz reddedilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık hususlarının araştırılması açısından mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu 07/04/2023 tarihli rapora göre "davacı tarafından davalı şirkete ilişkin sunulan ilgili yevmiye ve kebir kayıtları incelendiğinde 226 verilen depozito ve teminatlar hesabı altında ... 3.kişi haciz hesabında protokole konu ödemelerin kayıtlandığı, protokole konu edilen 4.000 TL tutarında kasa ödemesinin 11.01.2019 tarihinde davalı borcu olarak kayıtlandığı ve 8 adet 996.000 TL tutarındaki çekin verilişinin 14.01.2019 tarihinde davalıya ilişkin hesaba borç olarak kayıtlandığı, yine aynı hesaba dava konusu olmayan aşağıda yer alan diğer kayıtların da davalı borcu olarak kayıtlandığı, davalı tarafından davacıya ilişkin ...A.Ş. Hesabını sunmuş olup, sunulan hesapta 2018 yılından devreden 105.000 TL davacı borcu dışında başkaca kayıt yer almadığının belirlendiği, dosyada mevcut banka dekontları uyarınca protokole ve iş bu davaya konu takipte borcun sebebi olarak yer alan 6 adet çek toplamı 715.000 TL'nin bankadan ödendiğinin belirlendiği, ... tarafından dosyaya gönderilen 18.08.2021 tarihli müzekkereye cevap yazısında söz konusu çeklerin ödendiğinin bildirildiği ve ekinde ödeme durumlarını gösterir listelerin sunulduğu, dosyaya gelen 6 adet icra dosyaları uyap çıktıları incelendiğinde, her ne kadar protokolde ... E. sayılı icra dosyası yer almış ise de bu dosyanın taraflarının dava dışı şirketler olduğu, ... 12 İcra müdürlüğü ... E. sayılı dosyada davalı ... firmasının borçlu olarak yer almadığı tespit edildiği, ... 12 İcra Müdürlüğünün ...E. ... E., ... E.ve ... E. sayılı dosyalarda borçlu olarak davalının yer aldığı, ..., ..., ...Ürünlerinin vekili olan ... ile ... vekili ...tarafından imza altına alınan protokol içeriğinde 6 adet icra dosyasının borcu 1.000.000 TL olarak yer aldığı ve ... tarafından lehtar ... olmak üzere 8 adet toplam 996.000 TL çek ve 4.000 TL nakit ödeme yapıldığı hususlarının mevcut olduğu, davacının sunulan kayıtları uyarınca söz konusu 8 adet toplam 996.000 TL tutarındaki çeklerin ve 4.000 TI. nakit ödemenin ticari defterlerinde verilen depozito ve teminatlar hesabı altındaki altında ... 3. kişi haciz hesabına davalı borcu olarak kayıtlandığı, başkaca ödeme kayıtları ile birlikte davalının davacı şirkete borçlu olduğu, tespit edilen dışında karşılıklı ticari ilişki borç alacak hususunda başkaca kayıt sunulmadığı, davalı tarafından davacıya ilişkin sunulan hesaplarında söz konusu protokolde mevcut ödemelere ilişkin davacıyı alacaklandırıcı herhangi bir kayıt mevcut olmadığı, davacı tarafından verilen çeklerin iş bu davaya konu olan kısımlarının bankadan gelen yazı cevapları ve davacının sunulu dekontları incelendiğinde takastan veya provizyon yoluyla çeklerin ödemelerinin yapıldığı, dosyaya gelen icra dosyalarının uyap çıktıları kapsamında bildirilen 6 icra dosyasının adedinin borçlu ve alacaklılarının taraflar ile irtibatı mevcut olmadığı, bir adedinde ... şirketinin borçlu olmadığı, 4 adet icra dosyasında ... “ün borçlu olarak yer aldığı, dosyaya gelen icra dosyaları uyap çıktıları içeriğinde, dosya alacaklı vekili tarafından yapılan harici ödemelerin dosyaya bildirilip bildirilmediği hususunda bilgi mevcut olmadığı, davacı ...'un, dava dışı alacaklılarla yapmış olduğu sözleşme dikkate alındığında TBK. m. 201 hükmünde düzenlenen bir borca katılma sözleşmesi olarak yorumlanabileceği, bu durumda ...'un alacaklılara müteselsil borçlu sıfatıyla yapmış olduğu ödemeyi, protokol uyarınca borçlular... Şti ve ... Ltd. Şti'nin, alacaklılara karşı borçlu oldukları (protokolde amılan icra dosyalarındaki) borç miktarını aşmamak kaydıyla TBK 167 ve 168 hükümleri uyarınca rücu edebileceği, borçlular ...Şti ve ...Ltd. Şti'nin, davacı rücu alacağı bakımından alacaklı ...'a karşı kısmi sorumluluk esaslarına göre sorumlu oldukları, yapılacak yoruma göre borca katılmanın kabulü halinde rücu olacağı, diğer ihtimalde vekaletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme alacağı bakımından borçluların ...'a karşı müteselsil borçlu durumunda olmayıp, her birinin payı kadar kısmen sorumlu olduğu, sözkonusu payların iç ilişkideki rücu ilişkisinde aksi ispat edilmediği sürece eşit olduğu, görülmekte olan davanın sadece ... Ltd. Şti.'ne karşı açılmış olup icra dosyalarında borçlu olunan miktarlar dikkate alındığında; davacının ... Ltd. Şti'den olan alacağı hesaplandığında; ... 12. İcra Müd. ... sayılı takip dı ında takip borçluları ..., takip konusu toplam borç miktarı 94-000-TH tutarındaki çek ve işleyen faiz için toplamda 106.515,60-TL. olup, ...'ın dosyada borçlu gözükmediğinden, bu dosya kapsamında davacının davalı ...Ltd. Şti.'ne karşı herhangi bir rücu alacağının bulunmadığı, ...12. İcra Müd. ... E. sayılı takip dosyasında takip borçluları ... ve... Şirketleri, takip konusu toplam borç miktarı 101.577,95-TL olduğu, bu dosya kapsamında davacının takip borçlularından her birine rücu edebileceği, buna göre davalı ... Şti.'nden 50.788,975.- TL alacaklı olduğu, ... 12. İcra Müd. ... E. sayılı takip dosyasında takip borçluları ..., takip konusu toplam borç miktarı 87.718,32-TL. olup, bu dosya kapsamında davacının takip borçlularından her birine 1/2 oranında rücu edebileceği, buna göre davacının davalı ...Şti.'nden 43.859,16-TL. alacaklı olduğu, ...12. İcra Müd. ... E. sayılı takip dosyasında takip borçluları; ..., ...., ..., ..., takip konusu toplam borç miktarı 227.865,75-TL olup, bu dosya kapsamında davacının takip borçlularından her birine 1/4 oranında rücu edebileceği, buna göre davacının davalı ... Ltd. Şti.'nden 56.966,43.- TL. alacaklı olduğu,.... 12. İcra Müd. ...E. sayılı takip dosyasında takip borçluları ...., ..., ..., takip konusu toplam borç miktarı 172.109,90-TL olup, bu dosya kapsamında davacının takip borçlularından her birine 1/3 oranında rücu edebileceği, buna göre davacının davalı .., Ltd, Şti.'nden 57.369,96.-TL alacaklı olduğu, ...12. İcra Müd. ...E. sayılı takip dosyasında takip borçlusu ..., takip konusu toplam borç miktarı 130.964,86-TL olup, ... İnşaat bu dosyada borçlu gözükmediğinden bu dosya kapsamında davacının davalı ...Ltd. Şti.'ne karşı herhangi bir rücu alacağının bulunmadığı" şeklinde görüş sunmuşlardır.
Dava dosyası içeriğine göre dosyamız davacısı, dosya davalısı şirket ile dava dışı ....Ltd.Şti'nin taraf olduğu ... 12.İcra Müdürlüğünün ilgili dosyasındaki mevcut protokolde belirtilen borçlarından toplam 1.000.000,00 TL olarak ödemeyi taahhüt eder durumundadır.
Davacı şirketin söz konusu 1.000.000,00 TL borca katıldığı, bu suretle borcu ödediği, borcu ödemesindeki amacın teminat amaçlı olduğu, bu noktadaki başkaca somutlaştırılmış bir vakıa ve delil durumunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre davacı şirketin yapmış olduğu bu ödeme, eğer borçluların alacaklılara olan borç miktarıyla aynı ise tamamı, buna mukabil değilse borçluların alacaklılara borçlu olduğu miktar kadarını, takip konusu miktarla sınırlı olarak iç borçlular ...Şti ile ...Tic.Ltd.Şti'den rücu alacaklısı olarak talep edebilecektir. Elbette davacı bu ödemeyi halef sıfatıyla talep edebilme hakkına haizdir.
Bu arada belirtmek gerekir ki davacı şirketin protokole göre ödemeyi üstlendiği bedel borçlular ... ve ...'ün alacaklılara karşı borçlu olduğu miktardan farklı olması dahi borca katılmanın varlığına engel nitelik taşımamaktadır. Zira davacı şirket, borçluların alacaklara karşı olduğu borç miktarıyla sınırlı olarak halefiyetten doğan hakkını kullanacaktır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı şirkete ödendiği tartışmasız olan miktardan hangi tarafın ne oranda sorumlu olduğu, buna göre davacı şirketin iflas tarihi itibariyle kaç TL talep etme hakkına haiz olduğu noktasında da toplanmaktadır.
Buna göre somutlaştırılan deliller ve genel hukuk prensipleri dikkate alınarak sorunun çözümü gerekmektedir.
Dava konusu olayda davacı ile davalı arasında doğrudan bir ticari ilişki söz konusu değildir. Ancak açıklandığı üzere davacı alacaklıya karşı borçlular müteselsilen sorumlu durumundadır. Alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olan borçlular, kendi aralarındaki iç ilişkide, bu husustaki nihai sorumluluğun hangi tarafa ait olduğu konusunda bir anlaşma yapabilirler. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 167. (Mülga Borçlar Kanunu’nun 146.) maddesinde düzenlenen, “Aksi karalaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar. Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır.” şeklindeki hükümde de, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ifadan birbirlerine karşı genel olarak eşit paylarla sorumlu oldukları, ancak bunun aksinin kararlaştırılabileceği de açıkça belirtilmiştir.
Buna göre adı geçen müteselsil borçlulardan her biri payı oranından sorumludur. Borçlular arasındaki bu ilişkide ise davacının iç ilişki açısından herhangi bir payının bulunmadığı şüphesizdir. Belirtilen yasal hüküm karşısında ise ... ve ...'ten bu miktarın yarı yarıya talep edilebileceği mahkememizce kabul olunmuştur. Böylelikle rapordaki hesaplamalara itibar edilmiştir.
Öte yandan dosyamız davalısının, davacı tarafından ödemesi yapılan bu borçların gerçek bir borç olmadığı yönünde somutlaştırdığı vakıa ve delil bulunmamaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür."İspat yükü ayrıca HUMK'da da (yeni HMK) düzenlenmiştir. HMK'nun 187. (HUMK 238) maddesinde; "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz" hükmü yer almıştır. Buna göre davacı tarafından ödemesi yapılan miktarlara konu borç nedeniyle, davalının dava dışı şirkete borçlu olmadığı yönünde bir inkar ve ileri sürülmüş vakıa yoktur. Bir başka deyişle bu hususla ilgili tarafların anlaşamadığı bir vakıa söz konusu değildir. O halde davacı tarafından yapılan ödemeler, dava dışı şirket adına yapılmış ödemeler niteliğindedir.
Kaldı ki dava dışı şirkete yapılmış olan bu ödemeler bilirkişi kurulu raporu içeriği dahi dikkate alındığında dava dışı şirket aleyhine kesinleşmiş olan icra takipleri nedeniyle yapılmış ödemelerdir. Kesinleşen icra takiplerinin varlığı karşısında, dava dışı şirketin ödemelere esas bu takip nedeniyle borçlu olmadığını gösteren ve davalı lehine bir ispat durumu ise mevcut değildir.
O halde mevcut ve geçerli bir borcun bulunduğu anlaşılmakla, davacı olan şirketin borca katılan sıfatı ile yapmış olduğu ödemelerle ilgili ve borçlunun alacaklılara karşı borçlu olduğu miktarla sınırlı alacak talep edebilme hakkı mevcuttur. Bu noktada davalı ... Şti'nin takip borçlusu konumunda olmadığı dosyalar açısından ise zaten rücu alacağı doğmayacaktır.
İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir... Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 4, 64) Davacının takip borçlularından her birine karşı rücu edebileceği oranlar dikkate alındığında davalı şirketin sorumlu olduğu miktarların tespitine dair 07/04/2023 tarihli rapora itibar etmeye engel bir hal bulunmamaktadır.
Öte yandan ispat hukuku çerçevesinde genel hükümlere göre tarafların iddia ve savunmalarının mevcut olduğu, buna göre davalı vekilinin cevap dilekçesinde "yemin deliline" dahi dayanmış olduğu gözetilmekle bu hakkını kullanması için davalı vekiline süre ve imkan tanınmış, ancak davalı vekili yemin teklif etme hakkını kullanmayacağını dahi bildirmiştir. Böylelikle davacının, davalı şirketin dava dışı şirkete olan mevcut borcunun davacı şirket tarafından katılma sureti ile ödendiği ispatlanmıştır.
Kaldı ki bilirkişi kurulunun hazırladığı rapor gerekçeli, açık ve denetime elverişli, uyuşmazlık konularını muhasebesel açıdan tek tek ele alan niteliktedir. Mahkememizce yapılan yargısal yorumlar dikkate alındığında bilirkişi raporuna itibar etmeye engel ve somutlaştırılmış bir itiraz ise yoktur.
Genel hükümlere göre davacının takip tarihi itibariyle birden fazla takip konusu olan alacaklar nedeniyle ve toplam olarak 208.984,53 TL tutarında alacaklı olduğu anlaşılmıştır. İcra dosyalarındaki ispatlanan alacak miktarlarına yönelik itirazın kaldırılmasına ve bu suretle adı geçen takibin kesinleşmiş olduğuna dair karar oluşturulmuştur.
İflas müdürlükleri tarafından bildirilen miktar dikkate alınarak iflas avansı davacı tarafından mahkememizce takdir edilen kesin süre içinde depo edilmiş, bu yöne ilişkin eksiklik dahi giderilmiştir.
Ayrıca takibin, mahkememiz ara kararı ile kesinleştiğinin açıklanmasına müteakiben ilan hususu takdir olunmuştur. Zira İİK m.158 hükmüne göre "Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir."
Mahkememizce oluşturulan ara karar çerçevesinde iflas talebi ile duruşma gün ve saati ile ilgili gerekli ilanlar yapılmış, itiraz ve müdahale olmamıştır. Ayrıca bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine esas olan miktar kanun hükmüne ve Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde TL olarak hesaplanmıştır. Bilirkişi tarafından hesaplanan miktar, ilgili ilanda belirtilen süreler tamamlandıktan sonra usulüne uygun olarak ve ayrıntılı şekilde davalı vekiline bildirilmiştir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 26/10/2020 tarihli 2017/3091 E. 2020/3281 K.sayılı ilâmına göre "...Dava, iflas istemine ilişkindir. İİK'nın 158. maddesine göre depo emrinin, verildiği güne kadar alacağın esas ve eklentileri hesaplattırılıp, buna göre bulunacak miktar üzerinden verilmesi ve bu miktarın yedi gün içinde depo edilmemesi halinde iflasa karar verileceği ihtarını içermesi gerekir. Depo kararı, verildiği gün için hesaplanan alacağı içermelidir..." Bu şekilde ve usulüne uygun olarak gerekli ihtaratlar yapılmış, şekle riayet edilmiştir.
Davalının, yasal süresi içerisinde ve ön görülen şekilde depo ettiği, bu suretle ve yasal açıdan takibe konu alacağın depo edilmesi nedeniyle iflas davasının reddine karar verilmesi Yargıtay uygulaması gereğidir. (Yargıtay Kapatılan 23HD. 2016/9096E. 2020/580K.sayılı kararı ve bu kararı benimseyen BAM kararları)
Depo emrine konu bedelin yasal süresi içinde Mahkememiz veznesine depo edilmiş olması karşısında, bu bedelin davalı tarafın talebi nedeniyle nemalandırılmasının gerekip gerekmediği hususu ise ayrıca Mahkememizce değerlendirilmiştir. Buna göre sorun, mülkiyet hakkı kapsamında bu bedelin nemalandırılmasına dair Mahkememizce karar verilip verilemeyeceği noktasındadır. Bilindiği üzere mülkiyet hakkı, Anayasanın 35.maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1.nolu ek protokolün 1.maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa m.35 hükmüne göre "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." Esasen yukarıda açıklanan madde ile ek protokol içerik olarak benzer düzenleme taşımaktadır. Depo emrine konu olan bedelin bir mülkiyet hakkına konu olduğu, kanun gereği bu bedelin Mahkeme veznesine depo olunduğu, ne var ki bu ödemenin kanun yoluna gidilmesi halinde geç şekilde ödenme ihtimalinin olduğu, nemalandırma yapılmaması durumunda ve hükmün mevcut haliyle kesinleşmesi durumunda davacının, hükmün kanun yollarından geçerek kaldırılması veya Yargıtayca bozulması durumunda ise davalının enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarına katlanmak zorunda kalacağı açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında dahi, "ödemelerin gecikmesinin makul süreyi aşması halinde gecikme faizinin gecikme nedeniyle ortaya çıkan zararı karşılamaması halinde enflasyonun oluşan değer kayıplarını karşılayamaması mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir." (AİHM Akkuş/Türkiye Kararı. B. No:... sayılı kararı) O halde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de kabul olunduğu üzere "cebri icra sürecinin uzaması ve makul bir süre içerisinde sonuçlanmaması halinde, tarafların hak ve menfaatlerin korunması amacıyla her türlü tedbirin alınması, devletin hakimiyeti ve kontrolü altında bulunan borçlu veya alacaklıya ait hakların ekonomik değerini koruyan, idareye normal idari işleyişin dışında bir külfet yüklemeyecek tedbirlerin alınmaması mülkiyet hakkının ihlali" olarak kabul edilmektedir. Gerek yasal düzenlemeler gerek yargısal uygulamalar karşısında mülkiyet hakkının ihlâline yol açılmaması açısından depo edilen bedelin üçer aylık vadeli hesaba aktarılması gerektiği takdir olunmuştur.
Nitekim Mahkememizce yapılan bu yargısal yorum ile uyumlu olan İstanbul BAM 45.HD 2022/3591E. 2022/418K.sayılı kararında da "İİK'nin 134. maddesi ihalenin feshi ve neticesi başlığı altında yer almakta ise de; mahkemece verilen kararda; kararın kesinleşmesi halinde depo edilen paranın davacıya ödenmesine şeklinde hüküm kurulup, davacı tarafça bu kısma ilişkin bir istinaf talebinde de bulunmadığından davalı vekilinin talebi uyarınca, tarafların ekonomik olumsuzluklardan etkilenmesinin önüne geçilmesi adına üçer aylık vadeli hesap açılmak suretiyle depo bedelinin nemalandırılması yoluna gidilmesi gerekmektedir" şeklinde benimsenen gerekçe, mülkiyet hakkının ihlal olunmaması açısından iflas davasında depo edilen bedelin nemalandırılmasının mümkün olabileceğine işaret etmektedir. Yukarıda açıklanan gerekçe ile bu tespit sonuç olarak aynı yöndedir.
Öte yandan depo edilen bu bedelin hangi tarih itibariyle davacıya ödenmesi gerektiği hususu dahi değerlendirilmiştir. Doktrinde genel olarak kabul olunduğu üzere "Mahkemece, bilirkişi aracılığıyla yaptırılan hesaplama ile belirtilen borcun, mahkeme veznesine depo edilmesinin, bir ödeme niteliği taşımadığının kabulü gerekir. Bu nedenle hükme karşı başvurulacak kanun yolları ve bu sebeple yapılacak inceleme sonuçlanıncaya kadar, söz konusu meblağ (teminat olma niteliği ağır bastığından) İİK m.36 hükmü uyarınca, icranın terihine (geri bırakılmasına) dair verilmiş bir kararın varlığına lüzum duyulmadan alacaklıya ödenmemesi gerektiği" dahi kabul edilmektedir. (Y.Mete GÜNEL, İflas Davaları, Ankara, 2006, Sayfa 57) Esasen bu konuda kanunda açık bir düzenleme mevcut değildir. Ne var ki davalı vekilinin açık muvafakati karşısında depo emrine konu bedelin hükmün kesinleşmesi beklenmeksizin ve derhal davacıya ödenmesine dair karar verilmesi gerekmiştir.
Davanın, depo emrine konu bedelin yatırılması nedeniyle red olması ve davacının haklılığının sabit olması karşısında davacı lehine yargılama giderlerine hükmedilmiştir.
Yapılan açıklamalar karşısında takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle iflas talebinin reddine, depo emri uyarınca mahkeme veznesine yatırılan toplam bedelin tüm ferileriyle birlikte davacı tarafa derhal ödenmesi için icra müdürlüğüne ve ilgili bankaya müzekkere yazılmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle iflas talebinin reddine,
Depo emri uyarınca mahkeme veznesine yatırılan toplam bedelin tüm ferileriyle birlikte davacı tarafa derhal ödenmesi için icra müdürlüğüne ve ilgili bankaya müzekkere yazılmasına,
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,2‬0 TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından harcanan 54,40 peşin harç, 54,40 başvuru harcı, 269,00 TL tebligat ve posta masrafı, 368,10 TL TTSG masrafı, 2.160,00 TL BİK gideri, 6.650,00 TL bilirkişi gideri toplamı olan 9.555,9‬0TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4-Davalının yaptığı giderlerin üzerinde bırakılmasına,
5-Davacı vekil ile temsil edildiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Kararın tebliğinden itibaren on günlük süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi.

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...