WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

İSTANBUL 19. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/508 Esas
KARAR NO : 2024/307

DAVA : Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
DAVA TARİHİ : 23/08/2023
KARAR TARİHİ : 25/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından ... numaralı kasko poliçesi ile sigortalanan ... plakalı araçta 03.12.2022 tarihinde ... otoparkında ...A.Ş. biriminde maddi hasar gerçekleştiği, ...A.Ş.’nin özel güvenlik hizmeti vermekte olduğu, otoparkta güvenlik görevlileri tarafından bagaj kontrolü yapıldığı esnada bariyerin güvenlik görevlilerince aktif hale getirilmesi sonucu hasar meydana geldiği, meydana gelen maddi hasar da ...A.Ş.’nin %100 kusurlu olduğunun tespit edildiği, konu ile ilgili olarak arabuluculuk yoluna başvurulduğu, ancak anlaşmanın sağlanmadığını beyanla; fazlaya ilişkin tüm talep dava ve hakları saklı kalmak kaydıyla meydana gelen maddi hasar nedeniyle ortaya çıkan davalı taraflarca ödenmeyen bakiye 5.079,06 TL’nin maddi zararın hasar tarihinden itibaren işleyecek olan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile taraflarına ödenmesine, bu nedenle ortaya çıkacak olan yargılama giderleri ve arabuluculuk masrafları ile vekâlet ücretinin karşı tarafa bırakılması talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı ...A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle müvekkili şirket tarafından araç söz konusu hasara ilişkin meydana gelen zararın tamamının ödendiğini, zararın ödendiğine ilişkin ibra belgesinin 22.12.2022 tarihinde ... tarafından ıslak imza altına alındığını, ibra belgesinin cevap dilekçesine konulduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bakiye borç olması ihtimalinde dahi müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun olmadığını, her ne kadar müvekkili şirket araç sürücüsünün zararını ödemiş ise de esasen olayın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığını, müvekkili şirketin güvenlik sektörünün önde gelen firmalarından biri olduğunu, kurumsal kimliğine zarar vermemek amacıyla dostane çözümler bulma yoluna giderek araç sürücünün zararını ödeyip karşılığında ibra sözleşmesi almış olduğunu, fakat dosya kapsamına taraflarınca sunulacak olan video kayıtları incelendiğinde şirketin personelinin yalnızca görevini ifa ettiğinin görüleceğini, bu görevin ifası gereğince araçların AVM’nin otoparkına geçmeden kontrol işlemlerini yapıldığını, bu işlemin her AVM’de yapılan olağan bir kontrol olduğu, araçların sırası ile kontrol edilerek geçici izin verildiginin görüleceğini, davaya konu araç geçmeden hemen önce bir diğer aracın durdurulduğunu, gerekli kontrollerin yapıldıktan sonra bariyerin indirilerek geçişin verildiğini, akabinde davaya konu araca sıra geldiğinde yine video kaydından da anlaşılacağı üzere güvenlik görevlerini kontrol yapmak üzere araca yaklaştıklarını, araç sürücüsünün kendine yaklaşan güvenlik görevlerini dikkate almadan hızla aracı sürmeye devam ettiğini, araç sürücüsünün dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini, müvekkili şirkete kusur atfedilemeyeceğini, illiyet bağın bulunmadığı güvenlik şirketine kusur atfedilmesini hiçbir şekilde kabul etmemekle birlikte bir an içinde davacı tarafından iddia ettiği gibi hasar olayında müvekkilinin kusuru olduğunu kabul etse dahi müvekkili şirketin hiçbir şekilde ortaya çıkan maddi zararın tamamından sorumlu tutulamayacağını, dava dışı şirketin kusurlu olduğunu ve mütterafik kusurunun varlığını kabul edilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin dava dışı otel yönetiminin hem sözleşmede öngörülen özel dikkat ve koruma yükümlülüğüne aykırı davrandığını, hem de hasar olayını önleyebilecek tedbirleri almadığını, taraflarınca yapılan ödeme sonrasında söz konusu olaya ilişkin yapılacak herhangi bir bakiye borçlarının bulunmadığını, aksi halde kabul anlamına gelmemekle bakiye borç olduğu ihtimalde de müvekkili şirkete herhangi bir kusuru atıf edilemeyeceğini, kusur değerlendirmesi yapılmadan tüm kusurun taraflarına yönlendirilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla; davanın reddine, yargılama ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında davaya konu edilen tazminata ilişkin ibranamenin imzalandığını, müvekkillerine müteselsil sorumluluk ilkeleri gereğince ibra edildiğini, özellikle alacaklının ibra ve süre verme sözleşmesinde bunu açıkça belirtmesi veya borç senedin iade etmesi ya da bütün borcun tahsil edildiğine dair makbuz vermesi halinde durumun böyle olduğunu, ibra sözleşmesinde sigortalı zararının açıkça 9.335 TL olduğunu beyan ettiğini, başkaca herhangi bir zarar, hak ve alacağı olmadığını belirttiğini, bu miktarında tamamının sigortalıya ödendiğini, bu sebeple sigorta şirketi bahse konu miktarın üzerinde bir ödeme yaptı ise bunu kendi sigortalısından talep etmesi gerektiğini, müvekkili şirketten ve diğer davalı şirketten bunun tahsil edilemeyeceğini, somut olayda diğer davalı şirketin personellerinin araçların otoparka girmeden önceki kontrollerini yapmakta olduklarını, davaya konu aracın geçmeden önce diğer bir aracın durdurularak gerekli kontrollerinin yapıldığını ve daha sonra da bariyerin indirilerek geçişe izin verildiğini, akabinde ise davaya konu araca sıra geldiğini, ve yine güvenlik görevlilerinin kontrol için araca yaklaştıklarını, araç sürüsününün ise kendisine yaklaşan güvenlik görevlerini dikkate almadan hızla aracı sürmeye devam ettiğini, araç sürüsünün dikkat ve özen yükümlülüğü ihlali neticesinde kazanın meydana geldiğini, bu sebepten araç sürücüsüne ait olan kusurun taraflarına atfedilmesini kabul etmediklerini, müvekkili şirketin olaya herhangi bir dahli olmadığından müvekkili şirkete kusur verilmesinin kabul edilemez olduğunu, nitekim eyleme sebebiyet verelerin müvekkili şirketin personeli olmadıklarını, bu nedenden davanın tümden reddini talep etmiştir.
DELİLLER:
Arabuluculuk son tutanak örneği, poliçe örneği, hasar dosyası örneği ve davalı ...A.Ş.'nin sicil kayıtlarının dosyamız arasında olduğu görülmüştür.
Mahkememizin 13/12/2023 tarihli celsesinin 6 nolu ara kararı gereğince dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, bilirkişi 26/03/2024 tarihli raporunda sonuç ve özet olarak;
"... plakalı aracın sürücüsü ...'ın tali derecede % 25 (yüzde yirmi beş) oranında etken olduğu,
Sayın mahkeme tarafından tespit olunacak sorumlu kurumun %75 (yüzde yetmiş beş) oranında etken olduğu,
Toplam hasarın tarafımca 13,538,58 TL olabileceğinin tespit ve hesap olunduğu,
Dosyasında mevcut 06.12.2023 belirtilen 14.414,06 TL lik onarım bedelinin de tarih, kur ve enflasyon farkı nedeni ile uygun olabileceği, takdir ve kararın sayın Mahkemeye ait olduğu,
Onarımın kaza ile uyumlu olduğu" yönünde görüş ve kanaat bildirdiği görülmüştür.
GEREKÇE:
Dava; davacı sigorta şirketine sigortalı bulunan araçta meydana gelen hasara ilişkin olarak bakiye hasar bedelinin davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
HMK’nun 115/1. maddesi uyarınca dava şartlarının bulunup bulunmadığı davanın her aşamasında resen araştırılır. HMK’nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir.
Talebin hukuki dayanağı ise, TTK md. 1472 uyarınca halefiyet ilkesidir. TTK md. 1472 "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Sigortacının, halef sıfatıyla açtığı davalarda göreve ilişkin İstanbul BAM 17. HD'nin 2019/3436 Esas ve 2023/511 Karar sayılı ilamında "Davacı sigorta şirketi, bu davayı sigortalısının halefi olarak açtığına göre, görevli mahkemenin tayininde sigortalı ile davalılar arasındaki ilişkinin hukuki mahiyeti nazara alınır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22.3.1944 tarih 37 Esas 9 Karar R.G.3.7.1944 sayılı kararında bu husus "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır.
TTK m. 1472’de düzenlenen halefiyet, yasal, sınırlı ve cüz’î halefiyet niteliğindedir. Bu maddeden doğan halefiyet hakkına istinaden açılan veya açılacak olan dava, esas itibariyle sigortalının, kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. TTK'nın 1472. maddesi uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nisbetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücûu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz'î haleftir. Sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun kanunî halefi olacağı, ilke olarak 31.03.1954 gün ve 1953/18 E., 1954/11 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtilmiştir. 17.01.1972 tarih ve 1970/2 E.-1972/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde açtığı rücû davasının, kanundan doğan halefiyete dayandığı ve halef olanın, halefiyet yolu ile nasıl bir hak iktisap etmiş ise, o hakka sahip olacağı vurgulanmış; velhasıl sigorta ettirenin ne hakkı varsa bunların, şartları gerçekleşince sigortacıya geçeceği; sigortacının, sigorta ettirenin bütün def’ilerini üçüncü şahsa karşı ileri sürebileceği ve Borçlar Kanununun 44. maddesine (TBK m.52) de dayanabileceği; tabiatıyla sigorta ettirenin olayda dava hakkı yoksa, sigortacıya da bu yönde bir hakkın intikal etmeyeceği açıklanmıştır.
Diğer taraftan, 3 Temmuz 1944 tarihli ve 5746 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.03.1944 tarih ve 37 E. - 9 K. sayılı kararına göre de "Sigortacının sigorta poliçesinden münbais olmayıp kanundan aldığı bir salâhiyete istinaden ve haksız fiil sebebiyle alacaklı yerine kaim olarak hareket ettiği dâvada hukuk mahkemesine başvurması gerekir." şeklindedir.
Somut olayda; uyuşmazlık 6102 sayılı TTK'nın 1472. Maddesi uyarınca sigorta şirketi tarafından "Genişletilmiş Kasko Poliçesi" kapsamında 03/12/2022 tarihinde meydana gelen hasara ilişkin olarak bakiye hasar bedelinin davalılardan rücuen tahsili isteminden kaynaklanmak olup, davacı sigorta şirketi ise de, halefi olduğu dava dışı sigortalı...'ın tacir olduğuna dair dosyada bir delilin bulunmadığı gibi sigortalıya ait aracın hususi araç olduğu ve uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bu durumda da uyuşmazlığın, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmakla, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi'nin 2022/1517 Esas 2023/105 Karar sayılı ilamı da nazara alınarak mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda izah edilen gerekçeye istinaden;
1-1-Davanın 6100 Sayılı H.M.K'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİ ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE,
2-Görevli Mahkemenin İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ olduğuna,
3-6100 sayılı HMK'nun 20. maddesi gereğince taraflardan birinin, bu karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren Mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli Mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
4-Bu süre içerisinde başvuru yapılmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesine,
5-HMK'nun 331/2 maddesi gereğince yargılama giderlerinin yetkili ve görevli Mahkemece hüküm altına alınmasına, açılmamış sayılmasına karar verildiği takdirde bu kararda değerlendirilmesine,
Dair, tarafların yokluğunda, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 25/04/2024

Katip
¸e-imza

Hakim
¸e-imza