T.C.
İSTANBUL
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/593 Esas
KARAR NO:2024/63
DAVA:Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:18/09/2023
KARAR TARİHİ:31/01/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil Şirket ile Davalı Şirket arasında konusu Müvekkili Şirket’e ait internet sitesinin yazılım ve donanım teknik altyapısının iyileştirilmesi ve geliştirilmesi olan bir sözleşme imzalandığını, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca Davalı Şirket tarafından, Müvekkili Şirket’e ait internet sitesinin bir kısım yazılım ve donanım işlerinin yapılması; Müvekkili Şirket ise sözleşmeye konu işlerin kararlaştırılan sürede eksiksiz olarak teslim edilmesi karşılığında belirli dönemlerde toplamda 70.000 USD ödeme yapılması üstlenildiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme uyarınca müvekkili şirket tarafından davalı şirkete 30.07.2013 tarihinde 20.000 USD karşılığı olarak 38.540 TL, 21.08.2013 tarihinde 10.000 USD karşılığı olarak 19.510 TL, 27.09.2013 tarihinde 10.000 USD karşılığı olarak 20.123 TL ve 31.10.2013 tarihinde 10.000 USD karşılığı olarak 19.700 TL olmak üzere toplamda 50.000 USD ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin sözleşme uyarınca yaptığı bu ödemelere karşılık sözleşme uyarınca davalı şirket tarafından sözleşmeye konu işlere 19.07.2013 tarihinde başlanarak 21.11.2013 tarihinde bitirilmesi gerekirken davalı şirketin bu sürelere uygun davranmadığını ve sözleşme tahtındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalı şirketin sözleşmeye aykırı olarak hareket etmesi nedeniyle Müvekkil Şirketin, 6098 Sayılı TBK madde 125 uyarınca sözleşmeden dönme hakkını kullanarak 11.02.2014 tarihli elektronik posta ile bu durumu Davalı Şirket’e bildirdiğini ve sözleşme uyarınca Davalı Şirket’e ödemiş olduğu 50.000 USD’nin iadesini talep ettiğini, Davalı Şirket’in bu bildirim kapsamında Müvekkil Şirket’in sözleşme uyarınca ödediği 50.000 USD’yi iade etmemesi üzerine bildirimdeki talepleri Müvekkil Şirket tarafından keşide edilen, ... 48. Noterliğinin 01.04.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bir kez daha Davalı Şirket’ten talep edildiğini, davalı şirketin müvekkili şirket tarafından keşide edilen 01.04.2014 tarihli ihtarnamede belirtilen süre içerisinde Müvekkil Şirket’in sözleşme uyarınca Davalı Şirket’e ödediği 50.000 USD’yi iade etmediğini, ancak Davalı Şirket, sözleşmeye aykırı davranarak üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmemiş olduğundan sözleşme uyarınca aldığı ödemeleri de Müvekkil Şirket’in sözleşmeden dönmesi doğrultusunda iade etmekle yükümlü halde olduğunu, davalı Şirket’in aldığı ödemeleri iade etmemesi üzerine müvekkili şirket tarafından davalı şirket’e ödemiş olduğu paranın iadesi talepli olarak .... Asliye Ticaret Mahkemesi... E. sayılı davasının açıldığını, yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulü ile 97.873,00 TL'nin 07.04.2014 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya dair talebin reddine karar verildiğini, verilen karara karşı istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile ...Asliye Ticaret Mahkemesinin kararı kaldırılarak davanın kabulü ile 107.050,00-TL'nin (24.04.2014 tarihinde USD efektif değerine göre yapılan hesaplama neticesinde talebe bağlı kalınarak) 07.04.2014 tarihinden avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiğini, anılan kararın temyiz başvurusu üzerine Yargıtayca onandığını, ancak son yıllarda ülkemizde meydana gelen yüksek enflasyon ve alım gücünün giderek düşmesi dikkate alındığında müvekkili şirketin icra dosyasından faizli olarak tahsil etmiş olduğu tutar ile somut olay kapsamında uğradığı zararını gideremediğini ve müvekkili şirketin zararının dava konusu alacağa işleyen faizden çok daha fazla olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları ve sair talep, itiraz ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki uyuşmazlığa ilişki olarak görülen ve yargılaması tamamlanarak kesinleşen ....Asliye Ticaret Mahkemesinin... esas sayılı dava kapsamında müvekkili şirketin haklı bulunarak davanın tümüyle kabul edilmesine rağmen verilen karar neticesinde müvekkili şirketin uğramış olduğu zararın davalı şirketin kusurlu davranışı nedeniyle giderilememiş olması, müvekkili şirketin zararının tahsili yapılan tutardan çok daha fazla olması nedeniyle HMK Madde 107 uyarınca fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla tahsil edilen 258.248,95- TL’nin mahsup edilmesi sonrasında belirlenecek zarar miktarının, şimdilik 10.000 TL’nin, sözleşmeden dönme ve para iadesi talebinin Davalı Şirket’e iletildiği 11.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek olan avans faiziyle birlikte Davalı Şirket’ten tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin iştigal ettiği bilişim teknolojileri sektörü dahilinde çeşitli bilgisayar yazılımları üretme, pazarlama, satışlarını gerçekleştirme, satış öncesi ve sonrası gerekli destek hizmetlerini sunma, bilgisayar ve altyapı donanım, üçüncü parti yazılımların ve çevre ünitelerinin alımı, satımı, ithalatını ve ihracatını yapma faaliyetlerini gerek ulusal gerekse uluslararası piyasalarda yürüten ...A.Ş nezdinde hisse senetleri işlem gören, yüksek ticari itibarına ve tanınırlığa sahip hala açık bir kurum olduğunu, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında 2013 yılı içerisinde yapılan görüşmeler neticesinde müvekkili şirket tarafından davacı tarafın ihtiyaçlarına uygun bir teklif hazırlandığını bu teklif neticesinde 19.07.2013 tarihinde davacı şirket yetkilisine elektronik posta ile gönderilmiş ve aynı gün teklifin davacı taraf yetkilisince onaylanmasını takiben müvekkili şirket tarafından gerekli çalışmalara başlanıldığını, müvekkili şirketin söz konusu teklif kapsamında ifa etmeyi taahhüt ettiği projeyi davacı tarafa teslim etmek üzere gerek elektronik posta yolu ile gerekse noter kanalıyla keşide edilen ihtarname ile defaatle bildirimde bulunmuş olmasına rağmen davacı taraf projenin teslimi için zorunlu olan davacı tarafın sistemine erişim yetkisini müvekkil şirkete vermediği ve müvekkil şirket tarafından tamamlanmış olan projenin davacı sistemine yüklenmesini engellediğini, davacı tarafın müvekkili şirketin yükümlülüklerine aykırı olarak hareket ettiği iddiasıyla 6098 sayılı TBK 25’inci madde hükmü kapsamında sözleşmeden dönme hakkını kullandığını elektronik posta yoluyla müvekkil şirkete bildirmiş ve müvekkil şirkete ödemiş olduğu tutarların iadesini talep etmiş; akabinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde... E. sayılı davayı ikame ettiğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, her iki tarafça yapılan istinaf başvurusu neticesinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15.Hukuk Dairesi tarafından kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verildiğini, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay 6.Hukuk Dairesince kararın onandığını ve hükmün kesinleşmesini takiben ilamda hükmolunan asıl alacak ile bunlara işlemiş faiz ve ferilerinin müvekkili şirket tarafından tamamen ve eksiksiz şekilde ödendiğini ve takip dosyasının infaz olunarak kapatıldığını, davacının belirsiz alacak davası açtığını, sözde munzam zarar iddialarının hukuki dayanağı olmamakla birlikte bu davayı belirsiz alacak davası olarak ikame etmesinin mümkün olmadığını, davacının ileri sürdüğü munzam zarar iddiasına dayanak olarak somut bir delil sunamadığını, davacının uğradığını iddia ettiği sözde zararın müvekkili şirkete yaptığı ödemelerin günümüzdeki karşılığı hesaplanarak giderilmesinin mümkün olmadığını, davacı yanın müvekkili şirketin sebepsiz zenginleştiğine ilişkin iddiasının kabulünün mümkün olmadığını belirterek, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddini, aksinin kabulü halinde HMK m. 31 hükmü kapsamında davacı tarafa dava konusu olan alacak miktarı açıklattırılarak, toplam alacak üzerinden eksik peşin harcı tamamlaması konusunda kesin süre verilip, kesin süreye uymaması halinde davanın reddine, kesin süreye uyması halinde ise davanın kısmi veya tam eda davası olarak sürdürülmesine, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen yazılım ve donanım işlerine ilişkin sözleşme kapsamında davalının yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle davacının davalıya ödediği bedelin iadesi için davacı tarafça davalı adına açılan .... Asliye Ticaret Mahkemesinin... esas sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde davacı lehine verilen kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak yeniden davacı lehine karar verilmesi ve kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmesi üzerine davacı tarafça ilamın konu edildiği .... İcra Dairesinin... esas sayılı dosyasında faizi ile birlikte tahsil edildiği belirtilerek davacının kesinleşen ve icra takibi neticesinde faizi ile tahsil edilen alacağının zamanında tahsil edilememesi nedeniyle zararın faizi aştığı ve faizle karşılanmayan, faizi aşan munzam zararın tahsili talebine ilişkindir.
Tüm dosya kapsamı birlikte incelendiğinde ve değerlendirildiğinde;
Mahkememiz iş bu dosyasındaki uyuşmazlığa benzer mahiyette faizi aşan ve faizle karşılanamayan zararların oluştuğundan bahisle taraflar arasındaki “munzam zarar” davasından dolayı ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama sonunda; ilk derece Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararının, davacı vekilinin temyizi nedeniyle Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulması, ilk derece mahkemesince ise Özel Daire bozma kararına karşı direnilmesi ve direnme kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamında; "...15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
16. Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
17. Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
18. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
19. Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
20. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
21. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
22. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
23. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
24. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
25. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
26. Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
27. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
28. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
29. Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.
...
31. Dava dilekçesinde; davacının hüküm altına alınan alacağının 16 yıl sonrasında avans faiziyle tahsiline karar verildiği, sadece anaparaya işletilen avans faizi sonrasında temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bu suretle paranın satın alma gücünün azaldığı, enflasyon oranın temerrüt faiz oranından fazla olması nedeniyle aradaki farkın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu, ekonomik olumsuzlukların mevcut olduğu bir durumda bireyin parasını atıl tutmak yerine döviz, altın, devlet tahvili, gayrimenkul gibi yatırım araçlarına yönlendirerek yahut bir yıllık vadeli hesaba yatırıp enflasyonun olumsuz etkisinden korunacağı, bu sebeple benzer yatırım araçlarının getirisinin ortalaması bulunarak davacının aşkın (munzam) zararının belirlenmesi gerektiği iddiasıyla aşkın zararın tahsili talep edilmiştir.
32. Her ne kadar bozma kararında, ülkemizde belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma değerinin önemli derecede azaldığı, böyle bir ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için girişimlerde bulunmasının olayların normal akşına, genel hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamu tarafından bilindiği yahut bilinebileceğinden bu durumun mahkemelerin bilgileri dâhilinde olduğu, bu sebeple aşkın (munzam) zararın oluşumundaki zaman diliminin ekonomik koşullarının farklılığı gözetilmeksizin tüm dönem için somut ispat arayan yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirtilmiş ise de; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
33. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
34. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
35. Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez.
36. Bu nedenle ilk derece mahkemesince verilen davanın reddine dair direnme kararı, temerrüt faiziyle birlikte davacıya ödenen anapara yanında temerrüt faizini aşan zararın, davacı tarafından kendi duruma özgü şekilde somut olarak ispat edilememiş olması nedeniyle yerindedir.
37. O hâlde, direnme kararı usul ve yasaya uygun olup onanması gerekmektedir..." gerekçesiyle direnme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Alıntılanan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2022 tarihli 2021/11-938 esas 2022/401 karar nolu ilamından açıkça anlaşıldığı üzere 6098 sayılı TBK’nın 122. Maddesinde düzenlenen faizi aşan aşkın (munzam) zarar taleplerinde; zararın genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayandırılamayacağı, davacının munzam zararının kendi durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, bu ispat araçlarının ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlar olamayacağı, bunun aksine geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlaması gerektiği ortadadır. Mahkememizce de bu doğrultuda yapılan incelemede davacı vekilinin faizi aşan zarar iddiasında, davacının TBK 122 kapsamında talep ettiği şahsen ve somut olarak uğradığı zararı bulunduğunu somut duruma özgü somut delillerle ispatlayamadığı gibi dava dilekçesinde varsayımsal nitelikte ve örnekler üzerinden ülkedeki genel ekonomik olumsuzluklara (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken altın ve döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dayanmış, netice olarak davacı tarafından munzam zarar iddiası ispatlanamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL harçtan peşin alınan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-14 maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 26. maddesine göre; Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan arabuluculuk ücretinin davada haksız çıkan taraftan karşılanması gerekmekle, 3.120,00 -TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Kendini vekille temsil ettiren davalı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Yatırılan avanstan artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana/ vekiline iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe ile veya başka bir yer Mahkemesi aracılığı ile gönderilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.31/01/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!