T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/663 Esas
KARAR NO :2024/356
DAVA:Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ:06/10/2023
KARAR TARİHİ:07/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili, 28/06/2019 tarihinde davalının sigortalısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucunda yaralandığını, müvekkili, davalı tarafından düzenlenen ZMMS poliçesi kapsamında davalının teminatında olan tazminatın ödenmesi için davalıya, Sigortacılık Kanunu Madde 97 gereği başvuruda bulunduğunu, davalı sigorta şirketi bu başvuruları doğrultusunda müvekkiline ödeme yapması gerekirken haksız ve hukuka aykırı gerekçeler ile ödeme yapmayarak müvekkilini mağdur ettiğini, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için 19/02/2020 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuru yapıldığını, Sigorta Tahkim Komisyonu tarafından başvuruları 2020.E... başvuru numarası ile işleme alındığını, uyuşmazlık hakem heyetine dosya tevdi edildiğini, 06/05/2020 tariihinde başvurularının kabulü ile davacı müvekkiline 188.685,00 TL ödenmesine karar verildiğini, davalı işbu karara itiraz ettiğini, İtiraz Hakem Heyetince uyuşmazlık hakem heyeti kararı incelendiğini, davalının itirazı haksız bularak reddedildiğini, davalı, İtiraz Hakem Heyeti kararını bu sefer temyiz ettiğini, temyiz talebi hatır taşımasından kaynaklı olarak %20 hatır taşıma indirimi uygulanması gerektiği ve vekalet ücretine karşı talebi kabul edilip karar bozulduğunu, bozulan karar doğrultusunda İtiraz Hakem Heyeti bozma kararına doğrultusunda davacı müvekkiline 150.948,00 TL ve fer'ilerinin ödenmesine karar verdiğini, verilen yeni karar yine davalı tarafça itiraz edildiğini, bu itirazı reddedilerek karar onandığını, bu kararda müvekkilinin tazminat talebinin sigorta şirketine başvuru yapıldığı andan itibaren davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak ödenmediği gösterildiğini, davalı .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas nolu dosyasına 27/02/2023 tarihinde ödeme yaptığını, Yargıtay ilamından da görüleceği üzere davalının davacı müvekkile temerrüde düştüğü tarih olan 14/02/2020 tarihinden ödeme yaptığı 27/02/2023 tarihine kadar geçen sürede yıllık % 9 yasal faiz ile ödendiğini, davalı tarafından her ne kadar müvekkiline alacağı olan tazminat yıllık % 9 faiz ile ödenmiş ise de 14/02/2020-27/02/2023 tarihinde merkez bankası verilerine göre hesaplanan enflasyon oranı; %177,07 olduğunu, enflasyon oranı dikkate alındığında yıllık % 9 yasal faiz ile müvekkiline ödenmiş olan paranın/tazminatın enflasyon karşısısında değer kaybetmesi nedeni ile işbu yasal faiz ile karşılanamayacak şekilde mağdur edildiğini, davalının, müvekkiline temerrüd tarihinde ödeme yapmaması nedeni ile Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda Anayasa Mahkemesi kapsamında mülkiyet hakkı ihlal edildiğini, Yargıtay kararları ve Borçlar Kanunu madde 105 kapsamında davalının sebebiyet verdiği mülkiyet hakkı ihlali kapsamında olan paranın değer kaybetmesi nedeni ile davalının işbu faizi aşan aşkın (munzam) zararınında karşılanmasının gerektiğini, davalı, borçlar kanunu 105 maddesinde ''alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararıdahi tazmin ile mükelleftir. Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.'' demek sureti ile davalının, müvekkilinin temerrüt faizinin, enflasyon nedeni ile paranın ödeme tarihi ile kat be kat merkez bankası verilerine göre % 177,07 enflasyon karşısında paranın değer kaybetmesinden ötürü temerrüd faizi ile karşılanamayan zararından davalı sorumlu olduğunu, Anayasa Mahkemesi'nin son yıllarda davaların uzun sürmesi nedeni ile yargılama hakkının ve aynı şekilde ülkede yaşanan yüksek enflasyon nedeni ile paranın değer kaybetmesi nedeni ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki bireysel başvuruları değerlendirirken ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon durumunu mülikyet hakkının ihlali olarak gördüğünü, Yargıtay uygulamalarına göre ise munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmesindeki kusuru olduğunu, zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılamayacağını, bu kararlara göre enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimde bulunması, en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirilmesi olayların normal akışına ve hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul ettiğini, bu karinenin varlığı halinde de; öncelikle munzam zarar talep edilen alacakla ilgili temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir tefe, tüfe-üfe oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki fark konusunda gerekçeli, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp değerlendirilerek faizle karşılanamayan zarar konusunda sonucuna uygun bir karar verilmesinin gerektiğini, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları doğrultusunda davalının temerrüde düştüğü tarih olan 14/02/2020 tarihi ile 27/02/2023 ödeme tarihi olan işbu sürelerde dikkate alındığında; 14/02/2020 tarihi ile 27/02/2023 tarihi arasında % 177,07 Enflasyon artışı, 14/02/2020 tarihinde 1 dolar 6.0500 TL; 27/02/2023 tarihinde ise 1 dolar 18.8760 TL olup arasında % 212 TL kur artışı, 14/02/2020 tarihinde 1 Euro 6.5560 TL; 27/02/2023 tarihinde ise 1 Euro 19.8950 TL olup arasında % 203 TL kur artışı, 2020 Yılında brüt asgari ücret 2.943 TL olduğu 2023 yılının ilk yarısında da 10.008 TL olduğu görüldüğünde % 240 artış olduğu, diğer yatırım araçlarından olan 14/02/2020 tarihinde 1 THY hissesinin 14,89 TL olduğu; 27/02/2023 tarihinde ise 143,40 TL olup % 863 arttığı taraflarınca tespit edildiğini, bunların dışında menkul, gayrimenkullerde meydana gelen diğer artış oranlarında da ilgili resmi-özel kurumlardan tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili ise 14/02/2020 tarihi ile 27/02/2023 tarihleri arasında yıllık % 9 faizden yaklaşık olarak % 30 yasal faiz ödediğini, bu durumda da ülkede meydana gelen yüksek enflasyon dikkate alındığında paranın değer kaybından dolayı yasal faiz ile karşılanamayan aşkın (munzam) zararı olduğu aşikar olduğunu, müvekkilinin paranın yüksek enflasyon nedeni ile uğramış olduğu değer kaybından kaynaklı olarak arabuluculuk kurumuna başvuru yapıldığını, davalı arabuculuk görüşmeleri sonucu da anlaşamama ile sonuçlandığını, davalının temerrüde düştüğü 14/02/2020 tarihi ile ödeme yaptığı 27/02/2023 tarihleri arasındaki dönemde paranın değer kaybından dolayı davacı müvekkilin uğramış olduğu aşkın (munzam) zararınının 'temerrüt tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süredeki enflasyon verilerini gösterir tefe, tüfe-üfe oranları, banka vadeli mevzuat faiz oranları, döviz kurları, devlet tahvil faiz oranları, işçi ücretleri ve diğer yatırım araçları ile ilgili getiri bilgilerinin resmi kurumlardan sorulup tesbit edildikten sonra, oluşturulacak munzam zarar hesabı konusunda uzman bilirkişi kurulundan, tahsiline karar verilen davacı alacağının temerrüt tarihinde bu yatırım araçlarından oluşacak sepete yatırılması ve değerlendirilmesi halinde tahsil tarihlerinde asıl alacakla birlikte getirisinin ulaşabileceği miktar ile tahsiline hükmedilen asıl alacak ve bu alacak için temerrüt tarihinden tahsil tarihlerine kadar davacının tahsil edebileceği ve tahsil ettiği faiz miktarı ve toplam miktar ve bu şekilde bulunacak toplam miktarlar arasındaki farkın alanında uzman bilirkişi heyeti tarafından tespit edilerek müvekkiline ödenmesi için iş bu davayı açma zorunlulukları doğduğunu, davanın kabulü ile paranın değer kaybının yasal faiz ile karşılanmayan aşkın (munzam) zarar alacağı miktarının tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olduğunda arttırılmak üzere; şimdilik 100,00 TL aşkın (munzam) zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: başvuranın belirsiz alacak başvurusı şeklinde ikame edilmesi mümkün olmadığını, başvurunun mahiyesi gereği başvuran tarafın zararını dosyaya ibraz edeceği somut belgeler ile ispat etmesinin gerektiğini, başvuranın zararını bilmiyor olmasının kabulü imkan dahilinde olmadığını, doğrultuda huzurdaki başvurunun belirsiz alacak başvurusu şeklinde ikame edilmesinde hukuki yarar bulunmadığını, başvurunun reddedilmesinin gerektiğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 97. maddesinde düzenlenen sigortacıya başvuru şartı yerine getirilmeden başvuruda bulunulduğunu, başvuran taraf munzam zarar iddiasını ispata yarar belgeleri müvekkili şirkete iletmeksizin başvuru ikame ettiğini, başvurunun reddedilmesini talep ettiklerini, başvuru şartı yerine getirilmediğini, başvuru şartının noksan olduğunu, hasar tarihi 28/06/2019 olup talep edilen alacak zamanaşımına uğradığını, munzam zarar poliçe teminatı kapsamında değildir. işbu talep sigorta prensiplerine aykırılık teşkil ettiğini, Genel Şartlar'ın Kapsama Giren Teminat Türleri başlıklı A.5. Maddesinde sigorta teminatının kapsamı belirtildiğini, munzam zarar, ilgili madde hükmünde tanımı yapıldığı üzere zarar verici olguya bağlı olarak oluşan yansıma veya dolaylı zararlar nedeniyle yöneltilecek tazminat talebi niteliğinde olduğunu, yine teminat kapsamında yer alan doğrudan bir zarar olmadığından, huzurdaki başvurunun reddini talep ettiklerini, teminatın kapsamının belirlendiği mevzuatta munzam zararın teminat altına alındığına ilişkin bir hüküm yer almadığını, poliçede munzam zarar ile bağdaşacak bir teminatın bulunmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte huzurdaki başvuru ispat yükü başvuranın üzerinde olduğunu, ispat yükü üzerinde olan başvuran taraf iddialarını somutlaştıramadığını, iddiasını ispat edemeyen başvurucunun talebinin reddedilmesini talep ettiklerini, başvurucunun başvuruya konu talebi açıkça zenginleşme yasağına aykırılık teşkil ettiğini, hiçbir surette kabul anlamına gelmemek kaydı ile, sigorta hukuk prensibi itibari ile müvekkili şirketin sorumluluğu mal varlığında riziko anında meydana gelen azalma ile sınırlı olduğunu, izah olunan sebeple munzam zarar kavramı ile sorumluluk sigortası kavramı nitelik itibarı ile örtüşmediğini, talebin reddedilmesinin gerektiğini, izah olunan sebeple munzam zarar kavramı ile sorumluluk sigortası kavramı nitelik itibari ile örtüşmediğini, talebin reddedilmesinin gerektiğini, müvekkili şirket tarafından başvurucuyu zarara uğratmak maksadı ile ödeme yapılmadığı hususu gerçeği yansıtmadığını, hasar aşamasında ve ek zarar için tahkim/mahkeme kararı ile ödeme yapılmış ise munzam zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlandığını, müvekkili şirket kendisine iletilen bilgi/belgeler çerçevesinde ve yerinde yapmış olduğu ekspertizler neticesinde mevzuat hükümleri uyarınca belirlediği zarar bedelini poliçe kapsamında süresi içerisinde başvurucu tarafa ödediğini, müvekkili şirket hasarın sebebinin ve ekonomik boyutunun tespiti için bağımsız sigorta eksperine tevdi edildiğini, müvekkili şirket sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve teminat limitleri dahilinde tazminattan sorumlu olduğunu, kusur durumunun Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından tespitini, müvekkili sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve teminat limitleriyle sınırlı olarak sorumlu olduğunu, müvekkili şirket tarafından iş bu bedelin üzerinde ödeme yapılmasının mümkün olmadığını, başvurunun reddedilmesini talep ettiklerini, müvekkili şirket tarafından işbu bedelin üzerinde ödeme yapılması mümkün olmadığını, başvurunun reddedilmesini talep ettiklerini, başvurucunun faiz talebi haksız ve hukuka aykırı olduğunu, aleyhteki tüm hususları reddetmek suretiyle, fazlaya ve başkaya ilişkin haklarımızı, ihbar, başvuru, talep ve şikayet haklarımızı saklı kalmak kaydıyla başvurunun reddini, vekalet ücreti ve yargılama giderinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, davalının tazminatı geç ödemesinden kaynaklı davacının munzam zararının oluşup oluşmadığı ile oluşmuş ise bu zararı davalıdan tahsil edip edemeyeceğine ilişkin tazminat davasıdır.
7155 sayılı Yasa ile 6102 sayılı Yasaya 5/A maddesi eklenerek ticari davalarda arabuluculuk dava şartı haline getirilmiş olup, mahkememizdeki dava 06/10/2023 tarihinde açılmakla davacının dava şartı arabuluculuk koşulunu yerine getirdiği görülmüştür.
Dilekçeler aşaması tamamlanmakla, mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığının tespiti ile uyuşmazlık noktaları belirlenerek tahkikat aşamasına geçilip, deliller toplanmıştır.
Davacının talebinin munzam zarara ilişkin olduğu anlaşılmıştır.
Taraflarca sunulan bilgi ve belgeler, mahkememizce celp edilen bilgi ve belgeler hep birlikte değerlendirilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2022 tarih, 2021/11-938 esas ve 2022/401 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır.’Van BAM 2. H.D. 2023/648 Esas 2023/442 Karar
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından talep edilen kın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusu ileri sürülmediğinden ve yasal çerçevede ispatlanmadığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın reddine,
2-Karar harcı 427,60 TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 269,85 TL harçtan mahsubu ile eksik 157,75 TL harcın davacı taraftan tahsili ile hazine adına irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına
4-Davalı tarafından yapılan bir yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T'deki esaslara göre belirlenen ve dava miktarını geçmemek üzere 100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-7155 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na eklenen 18/A maddesinin 13.fıkrası ve yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
7-Karar kesinleşene kadar yapılacak yargılama giderlerinin davacı gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye gider avansının istek halinde davacıya iadesine,
Dair, HMK 345 maddesi uyarınca kararın taraflara tebliğ edildiği tarihten başlayarak iki hafta içinde HMK 342 maddesi gereğince düzenlenmiş dilekçe ile HMK 343 maddesi uyarınca mahkememize veya başka bir mahkemeye yapılacak başvuru ile HMK 341/1 maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olarak davacı vekilinin yüzüne karşı davalı vekilinin yokluğunda verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 07/05/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!