T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2023/601 Esas
KARAR NO:2024/513
DAVA:Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat)
DAVA TARİHİ:24/03/2014
KARAR TARİHİ:11/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacı vekili davası ile müvekkilinin ... şubesinde 22.09.1999 tarihinde tasarrufunu değerlendirmek üzere mevduat hesabı açıldığını, ancak mevduatın daha karlı olan ... hesabına aktarıldığını, 4.000 TL mevduatının 05.01.2000 tarihinde yani vade sonunda 4.315,17 TL olduğunu, bankanın yönetim ve denetimine, ... tarafından el konulması ile mevduatını alamadığını, bu nedenlerle vade sonunda ödenmeyen 4.315,70 tl, vade sonu olan 05.01.2000 tarihinden dava tarihine kadar değişen oranlarda işlemiş avans faiziyle birlikte 26.223,08 TL'nin davalıdan tahsiline masraf ve ücreti vekalete hükmolunması talep ve dava olunmuştur.
CEVAP :Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: ... bünyesinde bulunan ... A.Ş.nin ... bünyesinde birleştiğini, ... A.Ş.nin hisselerinin 09.08.2011 tarihinde ... ile ... arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi ile ...'a devredildiğini, ...'nin hisseleri ...'a devir ederken hisse devir tarihi olan 09.08.2001 tarihinden önceki işlemlerden kaynaklı borçları ve bu borçlara ilişkin her türlü Mali ve Hukuki sorumluluğu hisse devir sözleşmesinin 6.13.maddesiyle kendi üzerine aldığını, borçların ... tarafından üstlenildiğini, ... A.Ş.devir öncesi borçlarından arındırılarak ...'a devir edildiğini, borçların muhatabı ve sorumlusunun ... olduğunu, müvekkili bankanın borçlardan dolayı herhangi bir sorumluluğu olmadığını, dava konusu iddianın ve iddia edilen borcun muhatabı ve borcu üstlenen ... olduğunu, davanın davalısı, davanın asli yükümlüsünün ... olduğunu, bu nedenle davcının 6100 HMK 124.madde gereğince taraf değiştirmesi gerektiğini, devir öncesi borçlarından arındırılmış ... A.Ş nin daha sonra ... ... A.Ş.bünyesinde birleştirildiğini, 2007 yılında ise ..., ... ... A.Ş deki hisselerini ... kaynaklı her türlü sorunun sorumlusu ve muhatabı kendisi olmak üzere müvekkil bankaya taahhütte bulunarak ... A.Ş.ye sattığını, bu satışı takiben ... ... ünvan değiştirerek ... A.Ş. ünvanı aldığını, müvekkiline husumetin doğrudan yönlendirilemeyeceğini, müvekkili banka ile ... bankacılığının farklı tüzel kişilere sahip olduğunu, bankanın iştiraki olmayıp organik bağ bulunmadığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, uzamış ceza zamanaşımı süresinin de dava açıldığından bu yana dolduğundan uygulanamayacağını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, hileyi anlamasından itibaren 1 yıl süre olduğunu, davacının serbest iradesi ile fazla getiri sağlayan yatırımı seçtiğini, yanıltılmadığını, gerekli araştırmayı yapmadıklarını, garantinin olmadığını, bankaların ... bankaları Bankalar Kanunu'na tabi olmadığı nedenle mudilere bildirim yükümlülüğünün bulunmadığını, ayrı tüzel kişilikleri olması nedeniyle banka hakkında olumsuz beyanda bulunmanın cezai müeyyideyi gerektirdiğini, ceza kararlarının hukuk hakimini bağlamayacağı, paranın fiilen gönderilmediği, iddiasının dinlenemeyeceğini, usulüne uygun aciz vesikasının olmadığı, bu nedenle davanın husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre ve esastan reddine karar verilmesi istenmiştir.
İhbar olunan ... vekili cevap dilekçesinde özetle: davalı bankanın borçlarının üstlenilmediği, yapılan devir sözleşmesi ile bankanın devrolduğu, 18.06.2007 tarihindeki hisse devir sözleşmesinin müvekkilini ilgilendirmediği, huzurdaki davanın ... hesapları nedeniyle ...'ye devrolunan bankaların mudilerinin açmış olduğu tazminat davası olup ...'nin bu borcu üstlendiğini beyan ettiği, daha önceki açıklamalarının ve kararlarının bulunduğu, müvekkiline davanın yöneltilemeyeceğini, asıl muhatabın ... olup davalı yanında feri müdahil olarak davaya katılmalarını, haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ... A.Ş.den (...) bir alacağı bulunmadığını, müvekkili banka ile ... bankacılığının farklı tüzel kişilere sahip olduğunu, bankanın iştiraki olmayıp organik bağ bulunmadığını, ...'ye ihbar taleplerinin olduğunu zira yönetimin ... tarafından devralındığını, zamanaşımı süresinin dolduğunu, uzamış ceza zamanaşımı süresinin de dava açıldığından bu yana dolduğundan uygulanamayacağını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, hileyi anlamasından itibaren 1 yıl süre olduğunu, davacının serbest iradesi ile fazla getiri sağlayan yatırımı seçtiğini, yanıltılmadığını, gerekli araştırmayı yapmadıklarını, garantinin olmadığını, bankaların ... bankaları Bankalar Kanunu'na tabi olmadığı nedenle mudilere bildirim yükümlülüğünün bulunmadığını, ayrı tüzel kişilikleri olması nedeniyle banka hakkında olumsuz beyanda bulunmanın cezai müeyyideyi gerektirdiğini, ceza kararlarının hukuk hakimini bağlamayacağı, paranın fiilen gönderilmediği, iddiasının dinlenemeyeceğini, usulüne uygun aciz vesikasının olmadığı, bu nedenle davanın husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre ve esastan reddine karar verilmesi istenmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dosya Mahkememizin 2014/101 esasına kaydedilmiş, dava dilekçesi ve sair evraklar hep birlikte incelenmiştir.
Bu doğrultuda mahkememizce gerek ... ve gerekse ... yönünden dosya ile irtibatları dikkate alınarak her iki kuruluşun da feri müdahilliklerine usul hükümler çercevesinde karar verilmiştir.
İncelenen dosyada davanın davacıya ait mevduatın ... hesabına yatırılmış olması nedeniyle davacının tahsil edemediği bu alacağının tahsiline yönelik dava olup davalıya tebligatın yapıldığı, süre tutum ile birlikte cevap ve delillerin sunulduğu, ...'a ihbarın yapıldığı, bu konuda beyanlarını sundukları, husumet, zamanaşımı, hak düşürücü süre yönünden davalı bankanın itirazlarının bulunduğu, yine dosyada ...'nin feri müdahil talebinde bulunduğu görülmüştür.
Dosyada yapılan usuli itirazlar zamanaşımı itirazı, ceza yargılaması, ve sonucu, ve bu ceza müddetleri dikkate alınarak yerinde görülmemiş, hakdüşürücü itirazları ise yine dosya kapsamı alınan kararlar ve yargılamalar , banka hakkındaki daha doğrusu ... ... hakkındaki uygulamalar ve bilgilerle yerinde görülmemiş, hususmet itirazı ise davalı bankanının söz konusu müdilere ait hissenin şu anda mevcut olduğu banka olmakla bu talepte yerinde görülmeyerek red olunmuştur.
Yapılan yargılamada tarafların iddia ve itirazlar sunulan mevduat kayıtları hesap ekstreleri , banka kayıtları, ceza yargılama ve kararları, yapılacak bilirkişi incelemesine delil olarak dayanılmıştır.
Dosyaya tüm delil dayanak ve belgeler celp edilmiştir.
İncelenen dosyada davalının husumete yönelik itirazının ceza yargılamasındaki beyanlar da denetlenerek davalı bankanın kanuna karşı hile ile KKTC'de kurmuş olduğu ... ... Ltd adlı paravan bankaya mudilerini yönlendirdiği, yüksek faiz alacağı sunduğu, söz konusu bedellerin yapılan incelemelerle de ... ... hesabına oradan banka grubu olan şirketlere kredi kullanımı olarak sunulduğu, yine ceza yargılamasında belirlendiği, paravan bankanın kuruluş sermayesinin davalı ilk banka tarafından sağlanıp bilahare çekildiği, davalı bankanın hasım olacağı, banka kurucularının ... Ağır Ceza Mah.de yargılanmalarında yapılan incelemelerde denetlendiği, ceza sanıklarının mahkumiyet kararlarının bankacılık kural ve işlemleriyle bağdaşmayan eylemleri nedeniyle onanarak kesinleştiği, yapılan murakıp incelemeleri ile de görevli ve yetkilileri bankayı aracı kullanarak dolandırıcılık ve sahtekarlık eylemlerinin belirlendiği, Yargıtay'ın görüş ve uygulamaları ile de ... davalarında ceza yargılamalarındaki hususların eylem ve beyanları mudileri etkilemeleri hususunda denetlenmesi gerektiği yönündeki ilamların yer aldığı, davalarda ceza yargılamasındaki safahat, gelişme ve beyanların raporlarında dikkate alındığı, ... bankacılığında ... ... A.Ş'nin tüzel kişilik perdesi arkasına saklandığı, zamanaşımı hususunun mevduatların banka tarafından zamanaşımıyla kazanılamayacağı, mevcut bedellerin merkez bankasına yani hazineye aktarıldığı, davacının kaldı ki söz konusu eyleminin parasının güvencede olmadığını, bankaya el konumu sonrasında ... bankacılığına başvurularının da sonuçsuz kalması ile haberdar olduğu, hak düşürücü süre yönünden ise aynı gerekçelerin söz konusu olup hileyi öğrendiği tarihin değerlendirilip uzamış ceza zamanaşımı süresinin ise uygulamasının mümkün olduğu, davalı banka ve dolaylı olarak grup şirketlerin haksız kazanç elde ettikleri, bankaların denetimlerinin yeterli olmayıp o dönem içerisinde sorumluluklarına ve cezai soruşturmalarına gidildiği, mudilerin elbette kendilerine sunulan artı kazançları kabul etmelerinin hayatın olağan akışına uygun olduğu gibi tüzel kişilik perdesi arkasındaki bankanın da bu şekilde grup şirketleriyle nemalardan faydalandıkları, bankaların güven kuruluşu olduğu düşünüldüğünde mudilerin özel bir araştırma yapmalarının da olağan olmadığı, bu çerçevede davalı itirazlarının yerinde görülmediği değerlendirilmiş ve banka kayıtları üzerinde bilirkişi inceleme kararı oluşturulmuştur.
Mahkememizce davacının talebi doğrultusunda banka kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile davalı bankaya yani öncesi olan ... tarafından ... ... ... ... ltd hesabına 22.09.1999 tarihinde 4.000 TL alacağın havale edildiği, ancak bu bedelin ... bankasına ... A.Ş. tarafından fiilen aktarılmadığı ve davalı bankanın sorumluluğunun bulunduğu, yapılan faiz talep değerlendirilmesinde 4.000 TL ana paraya istinaden dava tarihi itibariyle toplam faiz tutarının davacının faiz istemi dikkate alınarak 21.141.45 TL olarak hesap edildiği ve dava tarihinde 25.141,45 TL olarak belirlendiği görülmüştür.
Davacı davası ile müvekkilinin 4 000 TL'yi 22.09.1999 tarihinde havale ettiği, ve dava tarihine kadar 26.223,08 TL ana para ile toplam alacak talep ettiği, ancak asıl alacağa dönem sonu faizi de katılarak 4.315,17 TL olarak talepte bulunduğu, ancak asıl havale tarihinde ki ana paranın 4000 TL olduğu buna istanaden bilirkişinin dava tarihine kadar bu ana para üzerinden hesabını yaptığı belirlenmiştir.
Dosyaya ... vekilince yapılan itirazlar denetlemiş, itirazların yerinde görülmediği, zira alınan faizlerin düşürülmesi yönündeki ifadelerin bankanın mudi ile yapmış olduğu güven ilkesine dayalı sözleşme kapsamında ödeyeceği dönem faizleri ve sözleşme fazi olup buna zaten mudinin başta hak kazandığı ve tahsilatını yapmakta haklı olduğu, bunun yanısıra anaparanın ilgili banka tarfından da bu faize istinaden bu miktar faizi vermiş olduğu karşısında fazlasıyla yararlanmış olduğu da düşünlüdüğünde itirazların haksız olduğu yerinde bulunmadığı tespit edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı,sunulan deliller, izleme olanağı sağlayan bilirkişi raporu denetlenmiş olmakla;Davacının yönetimine BDDK tarafından el konulmadan önce ... şubesinde bulunan mevduat hesabındaki paranın ... ... Ltd adlı paravan bankaya ait ... hesabına aktarıldığının belirtilerek bu bedelin tahsilinin talep edildiği ve söz konusu bankanın aciz halinde olduğunun kabulü gerektiği ve davacı tarafın alacağının ... Ltd'den tahsil etme imkanının bulunmadığının anlaşıldığı,tüm dosya kapsamına göre söz konusu paranın aslında fiilen ... Ltd'e aktarılmadığı,davalı bankanın hakim ortaklarına ait bir kısım şirketlere kredi olarak verilmek üzere kullandırıldığı, du durumda bir güven kurumu olarak faaliyet gösteren bankanın , müşterisi olan davalıyı bu durumu bilerek ... yönlendirdiği anlaşılmakla dava konusu bedeli tahsil edememesinden davalı bankanın sorumlu olduğu anlaşılmış,davacının bu çerçevede davasının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen karar Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2015/11618 E.-2016/9519 K.sayılı, 13/12/2016 tarihli ilamı ile, " Mahkemece, verilen kararı temyiz eden fer'i müdahil ...'ın dilekçesi temyiz defterine kaydedilmediği gibi, temyiz harcının yatırıldığına dair makbuza da dosya içinde rastlanmamıştır. Temyiz dilekçesinin verilme usulü HUMK 434'ncü maddesinde açıklanmış olup, buna göre temyiz dilekçesinin temyiz defterine kayıt ettirilip, temyiz harcının yatırılmış olması gerekmektedir. Bu itibarla, fer'i müdahil ... vekilinin temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalının sorumluluğunun 818 sayılı BK'nın 41., 55. ve 6762 sayılı TTK'nın 336. maddelerinden kaynaklanmasına, zamanaşımı süresinin davacının parasını off- shore bankasından tahsil etme olanağının kalmadığının anlaşıldığı andan itibaren başlayacak olmasına göre, davalı ve fer'i müdahil ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- 5411 sayılı Kanun'un 140. maddesi uyarınca davalı harçtan muaf olmasına rağmen asıl ve birleşen davada peşin harç ve başvurma harcının davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, yapılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK 438/7. madde hükmü uyarınca kararın davalı ve feri müdahil yararına düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir. " bozulmuştur.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 2017/1460 E.sayılı, 2018/7759 K.sayılı, 10/12/2018 tarihli ilamı ile bu kez, "Somut olaya gelince, fer'i müdahil ... tarafından sunulan hesap kayıtlarına göre, hesaba 22.09.1999 tarihinde 4.000 TL yatırılmış, 27.10.1999 tarihinde 118 TL ve 01.12.1999 tarihinde 526 TL olarak iki kez işlemiş akti faiz ödemesi yapılmıştır. Makemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacıya yapılan bu ödemeler dikkate alınmamış ve davacı tarafından hesaba yatırılan 4.000 TL'ye dava tarihine kadar avans faizi işletilerek davacının toplam 21.141,45 TL faiz alacağı hesaplanmıştır. Fer'i müdahil ... vekilinin, davacının off-shore faizi tahsil ettiği, bu faizlerin de dikkate alınması gerektiği yönündeki bilirkişi raporuna itirazları olduğu halde mahkemece, alınan faizlerin bankanın mudi ile yaptığı güven ilkesine dayalı olarak sözleşme kapsamında ödenen dönem faizleri olduğu gerekçesiyle akti faiz ödemelerinin alacak miktarından düşülmemesi doğru görülmemiş, davalı vekili ile feri müdahil ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının bu bakımdan kabulü ile Dairemizin 13.12.2016 tarih ve 2015/11618-2016/9519 E.K. sayılı düzeltilerek onama ilamının kaldırılarak kararın bozulmasını gerektirmiştir.
3- Öte yandan davacı alacağının esasen fona devredilen ... A.Ş.'nin işleminden kaynaklanması karşısında 5411 Sayılı Bankalar Kanunu’nun 140. maddesi uyarınca mahkemece, davalı ... A.Ş.'nin harçtan muaf olduğu nazara alınmadan yazılı şekilde davalının başvuru harcı, peşin harç, karar ve ilam harcından sorumlu tutulması doğru görülmemiş, kararın bu yönden de davalı ile fer'i müdahil ... yararına bozulmasını gerektirmiştir." karar düzeltme kararı verilmiştir.
Mahkememizce bozma ile gelen dosya yukarıdaki esas numarasına kaydedilerek ve bozma ilamına uyularak yargılamasına devam olunmuştur.
Bozma sonrasında mahkememizin 2019/28 esasına kaydı yapılan dosyada Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda mahkememizce bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporunda özetle; bozma ilamı kapsamında akdi faiz olarak 27/10/1999 tarihinde 118,00-TL ve 01/12/1999 tarihinde 526,00-TL hesap bakiyesi miktarından düşülerek hesaplama yapıldığında, dava tarihi itibariyle 3.356,00-TL asıl alacak, 18.277,68-TL faiz olmak üzere toplam 21.633,68-TL davacının alacağı bulunduğu hususunda görüş ve tespitini sunmuştur.
Davalı ve fer'i müdahil vekillerinin bilirkişi raporuna itirazları üzerine ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. 18/11/2020 tarihli Bilirkişi ek raporunda özetle; fer'i müdahil ... vekilinin rapora itirazlarının dikkate alındığını, önceki raporda yıllık gün sayısının 360 olarak hesaplandığını, düzeltilerek 365 gün hesabına göre hesaplama yapılması sonucunda, dava tarihi itibariyle 3.356,00-TL asıl alacak, 17.827,48-TL faiz olmak üzere toplam 21.183,43-TL davacının davalıdan alacağı bulunduğu yönünde tespit ve hesaplama yapılmıştır. Davalı ve fer'i müdahil vekilleri rapora itiraz ederek yeni bir rapor alınmasını talep etmişler ise de alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli olduğu ve tespitlerin yerinde olduğu anlaşıldığında, itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamı, alınan bilirkişi raporları, Yargıtay bozma ilamı içeriği dikkate alındığında, davacının davalıdan 3.356,00-TL asıl alacak, 17.827,48-TL faiz olmak üzere toplam 21.183,43-TL alacaklı durumda olduğu kanaatine varılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkememiz kararı davalı vekilince davada husumetin ...'ye yöneltilmesi gerektiği, davalı bankanın sorumluluğunun bulunmadığı, mahkeme hükmünün maddi gerekçeler, hatalı bilirkişi incelemeleri, faiz hesap hatası ve sorumlulukların tevcihinde ciddi hatalar bulunması nedeniyle, Feri Müdahil vekilince ise davanın zamanaşımına uğradığı, davacının kendi iradesi ile parasının ... hesabına aktarıldığı, davacının müterafik kusurunun ve iyi niyetinin tartışılmadığı belirterek hükmün bozulmasını istenmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/02/2023 tarih, 2023/564, 2023/1109 kararı ile "... Dairemizin 29.01.2020 tarih ve 2020/108 sayılı yazısı ile Dairemizin görev alanı itibariyle bakmakta olduğu çeşitli Türk bankalarındaki mevduat hesaplarının, sahiplerinin rızası veya bilgisi dışında veyahut banka yönetici ve çalışanlarının (örgütlü dolandırıcılık teşkil ettiği ceza mahkemesi kararları ile saptanan) teşvik ve çabaları sonucunda ... dışında faaliyet gösteren ... bankalarındaki hesaplara aktarıldığı iddiası ile Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine açılan alacak davalarında ilk olarak ... bankalarına karşı dava açılmasının gerekli olduğu, oradan sonuç alınamaması hâlinde aktarma işlemini yapan Türk bankalarına dava açılabileceğine karar verildiği, daha sonraki süreçte ise davaya konu ... bankalarının mevduat hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının hâkim ortakları tarafından kurulan ve mal varlığı bulunmayan paravan şirketler olduğunun saptandığı, bunun üzerine Dairemizce ortak mevduat hesaplarının açıldığı ve aktarma işleminin yapıldığı Türk bankaları ve yöneticileri aleyhine anılan iddialar ile ilgili dava açılabileceği ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının ve yöneticilerinin 818 sayılı Kanun'un 41 inci ve 55 inci maddeleri ile 6762 sayılı Kanun'un 321 inci ve 336 ncı maddeleri gereğince sorumlu oldukları sonucuna varıldığı, bu davalarda zamanaşımıyla ilgili olarak ise zararın doğumunun esas alındığı, bu kapsamda bazı kararlarda ... bankaları aleyhine yasal işlem yapılmasından sonra zararın doğacağının, bazı kararlarda hesabı açan ve aktarma işlemini yapan Türk bankalarının yönetici ve çalışanlarının bankayı vasıta kılarak dolandırdıklarının anlaşılması nedeniyle paranın ... bankalarından tahsil edilemediği anda zararın doğacağının ve bazı kararlarda ise paranın ... bankalarından tahsil edilme olanağının kalmadığının anlaşıldığı anda zararın doğacağının belirtildiği, dolayısıyla zamanaşımı süresinin de bu tarihlerde başlayacak olması nedeniyle zamanaşımı definin reddedilmesi gerektiğine karar verildiği; ancak son zamanlarda bu tür davalarda zamanaşımının başlangıcı konusunda değişik görüşlerin ortaya çıktığı ve sayı itibariyle bir görüş üzerinde karar vermeye yeter çoğunluk sağlanamadığı, öte yandan Dairemizin yukarıda belirtilen zamanaşımı başlangıcı ile ilgili değerlendirmesinin değişmesi gerektiği konusunda da çoğunluk görüşünün oluşması sebebiyle Yargıtay Kanunu’nun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince bu tür davalarda zamanaşımı başlangıcının hangi tarih olması gerektiği hususunda içtihadın birleştirilmesi talep edilmiştir. YİBHGK, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E., ve 2022/2 K. sayılı kararı ile neticeten mudilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. Dava konusu zararın doğduğu iddia olunan tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Kanun'da düzenlenen ve 41 inci maddesinde ifadesini bulan haksız fiil sorumluluğu, kural olarak zarar verenin kusurlu olmasına bağlıdır. Kusur sorumluluğuna dayanan haksız fiil 818 sayılı Kanun'un 41 inci maddesinde, “Mesuliyet Şartı” başlığı altında; “Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur. Ahlâka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.” şeklinde ifade edilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesinde de benzer bir düzenlemeye gidilerek kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Gerek 818 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gerekse 6098 sayılı Kanun'un 49 uncu maddesi, hukuka aykırı kusurlu bir fiille başkasına zarar veren kimsenin bu zararı tazmine mecbur olduğunu belirtmektedir. Böylece haksız fiilden sorumluluk, tazminat borcunun kaynağını oluşturmaktadır. Haksız fiil nedeniyle zarar gören kişinin alacak hakkı kanunda belirtilen süreler içinde talep ve takip edilmediği taktirde zamanaşımına uğrar. Bu durumda zarardan dolayı sorumlu tutulan kişilerin borçları zamanaşımı nedeniyle son bulur. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde, “Müruru zaman” başlığı altında; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblâğ tediyesine müteallik dâva, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan dâvası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsî dâvaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sâkıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklinde düzenlenmiş olan zamanaşımı, 6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde düzenlenmiş ve kısa olan bir yıllık zamanaşımı süresi iki yıla çıkarılmıştır. Haksız fiilden doğan gerek maddi gerekse manevi tazminat davaları, zarar gören tarafın zararı ve haksız fiil sorumlusunun kim olduğunu öğrenmesinden itibaren başlar. Her ne kadar Kanun “zarar ve failine ıttıla” demişse de “fail” sözcüğünden “sorumlu kişi” anlaşılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek de zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartları öğrenmiş olması demektir. Tazminat hesabına yarayacak bütün ayrıntıların bilinmesi gerekmez (Akman, Sermet/Burcuoğlu, Halûk/Altop, Atillâ/ Tekinay, Selâhattin Sulhi: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 7. Bası, İstanbul 1993, s.717-718). Zamanaşımı süresi konusunda ayrık hüküm bulunsa da zamanaşımını durduran, kesen sebepler, zamanaşımı sürelerinin hesabına ilişkin konularda kanunun zamanaşımına ilişkin genel hükümleri uygulanmaktadır (Kılıçoğlu, Ahmet Mithat: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 345). 818 sayılı Kanun’un 128 inci maddesine göre zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak bazı alacakların nitelikleri ya da alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkinin özel niteliği zamanaşımı süresinin işlemesini haklı göstermeyebilir. Bu mantıktan hareket eden Borçlar Kanunumuz, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplere yer vermiştir (Kılıçoğlu, s. 651). Zamanaşımının durması demek, o ana kadar işlemiş olan zamanaşımı süresinin işlediği noktada durması, buna yol açan sebebin ortadan kalktığı andan itibaren kaldığı yerden işlemeye devam etmesi demektir. Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) ise borçlunun veya alacaklının ya da hâkimin belli fiillerinin sonucu olarak işlemiş bulunan zamanaşımı süresinin yanması ve kesilmeye neden olan olaydan itibaren yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlamasıdır. Zamanaşımının kesilmesi için zamanaşımının işlemekte olması gerekir. Zamanaşımı süresi dolmuşsa zamanaşımının kesilmesi söz konusu olmaz. Zamanaşımını kesen sebepler 818 sayılı Kanun'un 133 üncü (6098 sayılı Kanun'un 154 üncü maddesi) maddesinde gösterilmiştir. 818 sayılı Kanun'un 133 üncü maddesinde “Katı sebepleri” başlığında; “Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş olur: 1-Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde. 2-Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde” şeklinde düzenleme mevcuttur. İlgili maddeye göre zamanaşımı: borçlunun bir fiili, alacaklının bir fiili, yargılama ve takibe ilişkin bir işlemle veya yargıcın emir ve hükmüyle kesilebilir. Alacaklının fiilleri ise dava açması, defi, dava zımnında mahkemeye müracaat etmesi, hakeme başvurması, icra takibine başvurması veya iflas masasına başvurması şeklinde gerçekleşmektedir. Alacaklının bir mahkemede alacağıyla ilgili dava açması zamanaşımının kesilmesi için yeterli olup davanın niteliği önem arz etmemektedir. Ayrıca dava açıldıktan sonra hâkimin duruşma esnasında veya dosyada yaptığı her işlem ve hüküm ile tarafların her işlem ve eylemi sonunda zamanaşımı yeniden kesilir, süre tekrar işlemeye başlar.
3. Mülga 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. 6098 sayılı Kanun'un konuya ilişkin 49 uncu ve 72 nci maddeleri de aynı yönde düzenleme içermektedir. Anılan maddeler ile haksız fiillere uygulanacak üç zamanaşımı süresi belirlenmiştir. Bunlar; zarar görenin zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren başlayacak bir yıllık zamanaşımı, fiilin vukuundan itibaren işleyecek on yıllık zamanaşımı ve fiilin aynı zamanda ceza kanunlarında düzenlenmiş olması hâlinde uygulanacak olan ceza davası zamanaşımı süreleridir. Haksız fiillerin bir kısmı sadece hukuk açısından değil, ceza yasaları bakımından da sorumluluğu gerektirir. Haksız fiilin faili, yani sorumlusu genellikle daha ağır sonuçları olan ceza kovuşturmasına konu olabileceği sürece zarar görenin haklarını yitirmesinin kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan haksız eylem aynı zamanda ceza kanunları gereğince bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanunları ya da ceza hükümlerini ihtiva eden sair kanunlar bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi tayin etmişse tazminat davası da ceza davasına ilişkin zamanaşımı süresine tabi olur. Nitekim bu husus YİBHGK'nın 07.12.1955 tarihli ve 1955/17 E., 1955/26 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. Buna göre anılan mevzuat uyarınca ceza davası zamanaşımı süresinin uygulanabilmesi için öncelikle zarar veren eylemin ceza kanunu veya ceza hükmü taşıyan özel kanunlarda suç olarak düzenlenmesi gerekli olup özel kanunlarda haksız eylem için başka bir zamanaşımı süresi tayin edilmiş olmadıkça haksız eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için açılacak davalarda 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) maddesinde öngörülen zamanaşımının uygulanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun (YHGK), 09.10.2013 tarihli ve 2013/4-36 E., 2013/1457 K. sayılı kararı). Bu itibarla şayet zarar doğuran eylem aynı zamanda cezayı gerektirir nitelikte ise eğer ceza kanunundaki ya da ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlardaki bu eylem için kabul edilen zamanaşımı süresi, 818 sayılı Kanun'daki bir yıllık süreden daha kısa ise o zaman yine 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süre (6098 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi) olaya uygulanacaktır. Ceza kanunundaki zamanaşımı süresi 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin birinci paragrafındaki süreden daha uzun ise o zaman bu uzun süre tazminat davaları için de uygulama yeri bulacaktır. Böyle bir durumda uygulanması söz konusu olan ceza davası zamanaşımı süresi ise fiilin gerçekleştiği tarihe göre uygulama alanı bulacak olan ve hâlen yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesine (mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesine) göre belirlenecektir.
4. Yeri gelmişken usulî kazanılmış hak kurumuna kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu noktada bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğacağı gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar yönünden yeniden inceleme yaparak aksine karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (YİBHGK'nın 04.02.1959 tarihli 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı kararı). Ancak mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması, uygulanması gereken kanun hükmünün karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi, görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ile bozma kararının maddi hataya dayanması hâllerinde usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir.
5. Yine yargılamada davalının yanında ferî müdahil sıfatıyla yer alan ... ve ...’ın durumundan bahsetmekte de yarar bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 68 inci maddesinde (1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 57 nci maddesi) ferî müdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunma vasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usûl işlemleri yapabileceği düzenlenmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 68 inci maddesinde de belirtildiği üzere ferî müdahil, lehine katıldığı tarafla birlikte hareket eder, yani onun yardımcısıdır. Hüküm, lehine müdahale edilen taraf hakkında verildiğinden, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma yetkisi de doğal olarak bu tarafa aittir. Nitekim Yargıtay ancak asıl taraf temyiz etmişse müdahilin de kararı temyiz edebileceği yönünden kararlar vermektedir. (YHGK'nın 26.11.2014 tarihli ve 1329 E., ve 985 K. sayılı kararı). Ferî müdahilin asıl tarafla birlikte hareket etmesi, onun yaptığı usul işlemlerinin asıl tarafın işlemlerine aykırı olmamasını gerektirir. Buna karşılık ferî müdahil, yanında katıldığı tarafın lehine olan işlemleri yaparken her defasında onun ön onayını almak zorunda değildir. Bilâkis o, yanında katıldığı tarafından dava takip yetkisini kullanarak usul işlemlerini yapar, yanında katıldığı taraf ise bu işlemi geçersiz kılabilir. Aksi takdirde ferî müdahilin yaptığı işlemler asıl taraf için sonuç doğurur. Asıl tarafın yararına aykırı işlemler ile dava üzerinde tasarruf sonucunu doğurabilecek işlemler ferî müdahil tarafından yapılamaz (6100 sayılı Kanun'un 68 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi). (Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/Akkan, Mine/Korkmaz, Hülya Taş: Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, Cilt I, İstanbul 2017, s. 732). Ferî müdahil lehine katıldığı tarafında da hazır olduğu duruşmada davayı veya savunmayı değiştirir ya da genişletir şekilde beyanlarda bulunur ve lehine müdahalede bulunulan taraf buna itiraz etmezse bu beyanlar lehine müdahale edilen tarafça yapılmış sayılır. Karşı taraf, müdahilin yaptığı ve lehine müdahale edilen tarafın da zımnen benimsediği bu davayı değiştirmeye veya savunmayı genişletmeye zımnen veya açıkça muvafakat ederse bununla dava değiştirilmiş veya savunma genişletilmiş olur. (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. IV, s. 3470). Nitekim Dairemizin 28.01.1975 tarihli ve 3828 E. ve 482 K. sayılı kararında da müdahilin iltihak ettiği tarafın yardımcısı olarak davalının savunma sebeplerini izah ederek kanıtlayabileceği gibi hasmın muvafakati halinde müşterek amaç ve yarar için genişletebileceği veya değiştirebileceği, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen zamanaşımı savunması için de durumun müdahil yönünden aynı nitelikte olduğu, müdahilin müşterek amaca uygun olarak davaya iltihak ettikten sonra, zamanaşımı savunmasını ileri sürebileceği ve hasmın zımnen kabulü ifade edecek bir zaman geçtikten sonra tevsi itirazında bulunursa bu itirazın mahkemece nazara alınmayarak zamanaşımı itirazının (savunmasının) incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.
6. Özetle YİBHGK'nın, 22.04.2022 tarihli ve 2021/7 E. ve 2022/2 K. sayılı kararı gereğince, mûdilerin ... alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde ... hesabına aktarma tarihi esas alınarak, daha önceden temyiz incelemesinden geçmiş dosyalar bakımından içtihadı birleştirme kararının, usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biri olduğu gözetilerek, zamanaşımına ilişen temyiz itirazları konusunda bir değerlendirme yapılması ve davalı tarafça zamanaşımı hususunda bir temyiz sebebi ileri sürülmemiş olsa dahi ferî müdahil tarafından temyiz nedeni olarak getirilmek kaydıyla davalı yönünden zamanaşımı incelemesinin yapılması, dava konusu olay bakımından ceza mahkemesince banka yöneticilerinin eyleminin dolandırıcılık olarak nitelendirildiği gözetilerek uzamış ceza zamanaşımı süresinin bu suça göre belirlenmesi ve uzamış ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa olması halinde her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresinin esas alınması, zamanaşımı durduran ve kesen sebeplerden davacı tarafça daha önce açılmış olan bir dava bulunması halinde zamanaşımı süresinin, o davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 yıl olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
7. Tüm bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlığa gelindiğinde, davacının bankaya 1999 yılında para yatırdığı ve aynı yıl paranın ... hesabına aktarıldığı, işbu davanın ise 2014 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı, bu itibarla davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığı..." kanaati ile Mahkememiz kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma sonrasında 2023/601 esasına kaydı yapılan dosyada, davacı ...'ın nüfus kayıt örneği UYAP sistemi üzerinden alınarak incelenmiş, davacının 15/10/2022 tarihinde vefat ettiği, bu kapsamda konusu para ile ölçülebilen işbu davada davacının vefatı ile elbirliğiyle mülkiyet hükümleri gereğince, davaya ancak tüm mirasçılar tarafından devam edilmesi veya bir mirasçının davaya devam etmesine diğer mirasçıların muvafakat vermesi ya da terekeye temsilci atanması suretiyle devam edilmesinin mümkün olduğu dikkate alınarak; mahkememizce davacının nüfus kayıt örneğine göre tespit edilen tüm mirasçılarının (nüfus kayıt örneğine göre tespit edilen çocukları) ilgili kişi (mirasçı sıfatı ile) olarak Uyap sistemi üzerinden dosyaya eklenerek kendilerine; "Davaya devam etmek isteyip istemedikleri hususunda mahkememize bildirimde bulunmaları, davaya katılmak istediğini bildiren bir mirasçı olması halinde diğer mirasçıların muvafakat vermesi ya da terekeye temsilci atanması suretiyle davaya devam edilmesinin mümkün olduğu aksi halde davanın davanın aktif husumet (taraf ehliyeti/davacı olma hakkı) dava şartı yokluğundan HMK 114/1-d ve 115/2 maddeleri uyarınca usulden reddine karar verileceği" ihtaratının tebliğine karar verilmiş, tebligat yapılmıştır. Mirasçılar tarafından herhangi bir beyan sunulmamış, belirlenen duruşma gününde de duruşmada hazır bulunmamış, vekil görevlendirmemişlerdir.
Mahkememizin 05/03/2024 tarihli duruşmasında hazır bulunan davalı ve feri müdahil vekillerinin duruşmadaki beyanında davaya devam ettiklerini, içtihadı birleştireme kararı uyarınca davanın zaman aşımı yönünden reddine karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmış olup yargılamaya devam edilerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/02/2023 tarih, 2023/564, 2023/1109 kararı doğrultusunda davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,
2-Alınması gerekli 427,60 -TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 448,00 TL harcın mahsubu ile eksik 20,40-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı tarafça yapılan 438,50 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
5-Feri Müdahil ... tarafından yapılan 400,00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile feri müdahile verilmesine,
6-Kalan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
7-Davalı taraf vekille temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve taktir olunan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
Dair, dava dosyasının daha önce Yargıtay denetiminden geçmiş olmasından dolayı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Yargıtay Temyiz yolu açık olmak üzere davalı vekili ile Feri Müdahil vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup anlatıldı.11/06/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!