T.C.
İSTANBUL
12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/434 Esas
KARAR NO : 2024/144
DAVA : Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 20/04/2017
KARAR TARİHİ : 28/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 19/03/2013 tarihinde kurulduğunu, 05/04/2013 tarihinden itibaren davalı şirketlerin acenteliğini yaptığını, davalı sigorta şirketleri tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin acentelilik sözleşmesinin feshedileceğini ihtar ettiklerini, söz konusu ihtarname 14/11/2016 tarihinde müvekkili şirkete tebliğ edildiğini, böylece sözleşme ilişkisi 14/02/2017 tarihinde sona erdiğini, davalı sigorta şirketleri tarafından sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra müvekkili şirkete fesih ihbarı adlı bir ihtarname daha gönderildiğini, bu belgede ise acenteye verilen ve mutabık kalınan hedeflerin gerçekleştirilmemesi nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, müvekkili şirketin davalı sigorta şirketlerinin acenteliğini yaptığı dönemde çok başarılı bir performans sergilediğini, sigorta şirketleri müvekkili sayesinde önemli kazançlar ve müşteri portföyü elde ettiklerini, müvekkili şirketin işlemlerine verilmesi gereken onayların geciktirilmeye başlandığını, birçok işlemine nedensiz olarak onay verilmediğini, poliçe ekranlarının kısıtlandığını, 07/12/2015 tarihinde haber verilmeksizin ..., ..., ... gibi zorunlu poliçeler yönünden kredi kartı dışında poliçe yapılmasına kapatıldığını, bu nedenlerle bir çok bireysel ve kurumsal müşterinin işlemleri ya hiç ya da zamanında yapılamadığını, işlemleri ve beklentileri karşılanamayan müşterilerin bir çoğu başka sigorta acentelerine gittiği ya da bu müşterilere müvekkili şirket tarafından daha karsız olan farklı sigorta şirketlerinden poliçe yapılmak zorunda kaldığını, bu durumun müvekkili şirketin müşteri ve kazanç kaybına neden olduğunu, davalı sigorta şirketlerin müvekkili şirketi nedensiz ve keyfi olarak sürekli olarak teminat mektubu bozmak ile tehdit ettiğini belirterek davanın kabulüne, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP : Davalılar tarafından davaya karşı cevap dilekçesi sunmadıkları görüldü.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan portföy tazminatı istemine ilişkindir.
Dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve sair tüm evraklar hep birlikte incelenmiştir.
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; "...Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, davacının davalı ... A.Ş.'nin belirlemiş olduğu bütün satış hedeflerini fazlasıyla aştığı, davalı ... Sigorta A.Ş yönünden ise 2014 ve 2016 yıllarında satış hedefleri gerçekleştirilememiş ise de son beş yıllık ortalama dikkate alındığında satış hedeflerini aşmış olduğu, bu durumda davacının belirlenen performans kriterlerini gerçekleştirmediği gerekçesiyle sözleşmenin feshinin haklı nedene dayanmadığı, yine performans hedefleri davalılar tarafından tek taraflı olarak belirlendiğinden bu hedeflerin gerçekleştirilmemesinin tek başına sözleşmenin haklı nedenle sona erdirilmesinin kabulü için yeterli olmadığı, fesih sonucu acentenin sigorta şirketinin markasına alıştırmış olduğu müşteri çevresini yitirdiği, buna karşılık davalıların müşteri çevresini genişlettiği, davacının hem kendi hem davalı yararına oluşturduğu müşteri portföyünden sözleşmenin feshinden sonra istifade edemeyecek olması denkleştirme ve hakkaniyet ilkesi göz önüne alındığında davacının davalıdan portföy tazminatı istemeye hakkı bulunduğu kanaatine varılmıştır. TTK'da portföy tazminatının acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağı hükmüne yer verilmiş olup, davacının ... Sigorta AŞ'den aldığı komisyon miktarının 414.492,00 TL olduğu, sözleşme süresinin 1411 gün olması sebebiyle davacının ... Sigorta AŞ'den talep edebileceği portföy tazminatının 414.492,00 TL / 1411 X 365 = 107.273,00 TL, yine ...A.Ş'den aldığı komisyon miktarının 142.524,00 TL olduğu, sözleşme süresinin 1411 gün olması sebebiyle davacının ... Sigorta AŞ'den talep edebileceği portföy tazminatının 142.524,00 TL / 1411 X 365 = 36.868,00 TL olduğu hesap edilmekle portföy tazminatı talebinin ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulüne karar vermek gerekmiştir. Portföy tazminatı, sözleşmenin feshi nedeniyle acenteden ayrılıp, sigorta şirketinde devam eden veya başka sigorta şirketlerine geçen sigortalıların, acente portföyünden çıkmaları sonucu oluşan maddi kayıpları (acente komisyonu) önlemek için bu kayıplara karşı acenteleri koruyabilmek maksadıyla yasal olarak düzenlenmiş koruyucu bir müessese olup, davacının maddi zarar talepleri yönünden tüm değerlendirmeler bu kapsamda yapılmış ve hesaplanmış olmakla, davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle oluştuğunu belirttiği tüm maddi zararlarının yine portföy tazminatı kapsamında değerlendirilmiş olması sebebiyle davacının diğer maddi tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmesi gerktiği..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 107.273,00-TL portföy tazminatının 20.000,00-TL'sinin dava tarihi olan 20/04/2017 tarihinden; 87.273,00-TL'sinin 09/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ... Sigorta AŞ'den tahsili ile davacıya ödenmesine, 36.868,00-TL portföy tazminatının 20.000,00-TL'sinin dava tarihi olan 20/04/2017 tarihinden; 16.868,00-TL'sinin 09/02/2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ...AŞ'den tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinini reddine" dair verilen kararın davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine yapılan istinaf incelemesi sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 2019/1798 Esas, 2022/377 Karar sayılı, 25/03/2022 tarihli;
"İstinaf sebeplerinin incelenmesinden önce, öncelikle davanın türünün açıklığa kavuşturulması gerekir. Davacı vekili davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunu iddia etmiş, davalı vekili ise davada arttırılan kısım yönünden bir yıllık hak düşürücü sürenin dikkate alınması gerekip, bu kısmın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini ileri sürmüştür. Davanın türünün belirlenmesi zamanaşımı ve hak düşürücü süre açısından oldukça önemlidir. Çünkü kısmi dava sadece dava konusu edilen bölüm yönünden zamanaşımını kestiği halde belirsiz alacak davası tüm alacak yönünden zamanaşımını kestiği gibi hak düşürücü süre içinde hakkın ileri sürüldüğünün de kabulü gerekir.
Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde alacak kalemlerini tek tek açıkladıktan sonra portföy tazminatı alacağının belirsiz alacak davası şeklinde açıldığını, sözleşme ihlali nedeniyle tazminat istemini ise kısmi dava olarak talep ettiğini belirtmiş, mahkemece de yazılı gerekçe ile davacının portföy tazminatı talebinin kısmen kabulü yönünde hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Davacının dava dilekçesindeki açık beyanı kapsamında portföy tazminat istemi yönünden davacının belirsiz alacak davası açma iradesini açıkça ortaya koymaktadır. Yani eldeki portföy tazminatı talepli davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı konusunda esasen bir tereddüt kalmamıştır.
Diğer taraftan ilk derece mahkemesince kök rapor alınmış, davacı itirazı yönünden ek rapor alınmış, davalı vekilinin ek rapora 21.01.2019 tarihli dilekçesi ile gerekçeli ve teknik itirazlar yöneltildiği halde, bu itirazlar karşılanmadan hüküm verilmiştir. Somut olaydaki iddialar dikkate alındığında bilirkişi raporlarının hüküm vermeye elverişli olmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda bilirkişi kurulunca yapılan hesaplamaların da hüküm vermeye elverişli olmadığı görülmektedir. Özellikle davacının denkleştirme alacağının hesaplanması son derece yetersizdir. Bilirkişi kurulu denkleştirme alacağının davacının son beş yıllık gelir ortalamasını almak suretiyle belirlemiştir. Oysa denkleştirme alacağının üst sınırını oluşturan bu rakamın davacının talep edebileceği tazminat olarak belirlenip hükmün bu rapor üzerinden kurulması usule aykırı olmuştur.
Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd).
Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.
Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır.
Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin (olayımızda bayinin) kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.
Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır:
Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.
Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.
Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır.
Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.
İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.
Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır.
İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece beş yıllık ortalama alınarak bunun talep edilebilecek bir tazminat olduğu belirtilmiş ve sonuca gidilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme hüküm vermeye elverişli değildir.
Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan ve portföy tazminatı alacağına ilişkin yeterli değerlendirme ve araştırma yapılmadan karar verildiği anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." şeklindeki gerekçe ile mahkememiz kararının kaldırıldığı ve dosyanın işbu esasa kaydedilmiş olduğu görülmüştür.
Mahkememizce, davalılar vekili tarafından sunulan beyan dilekçesi, dosya kapsamı ve istinaf karar kaldırma ilamı doğrultusunda karar kaldırma gerekçelerinin tamamı yönünden ayrıntılı ve gerekçeli ek rapor tanzimi hususunda dosyanın daha önce rapor hazırlayan heyete tevdi edilmesine karar verildiği, bilirkişi heyeti tarafından sunulan 14/02/2023 tarihli ek raporda özetle;
1-Acentelik sözleşmesini sona erdiren davalının, üç ay önceden fesih ihbarı süresine uymasına rağmen “davacının performans hedeflerini gerçekleştirmemesi” nedeniyle sözleşmeyi feshetmesinin, haklı nedenle fesih kapsamına girmediği, Performans hedeflerini tutturamamanın (pirim artışının azlığı, zararlı portföy, hasar pirim oranının yüksekliği, vb.) haklı neden sayılamayacağına dair Yargıtay Karar’larına ve Hazine Müsteşarlığı’nın yazısına, raporun ilgili bölümünde yer verilmiş olduğu,
2-Davacı Acentenin, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle portföy tazminatı hakkının doğmuş olduğu, haksız fesih nedeniyle davalıdan talep edebileceği en yüksek portföy tazminatı miktarının toplamda 144.141-TL (davalı ... Sigorta’dan 107.273-TL; davalı ...’ den 36.868-TL) olarak hesaplanabileceği, Ancak bu miktarın; TTK 122-2’de yer alan “tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz.” hükmü gereğince hesaplandığı, bu hesaplama metodunun ödenebilecek tazminatın üst sınırı olduğu, Önceki bilirkişi raporlarımızda yer alan “üst sınıra göre tazminat hesabı” dayanağının, davacı Acentenin üretim büyüklüğü ve buna bağlı olarak hak ettiği komisyonların yüksekliği olduğu,
3-Sigorta Şirketlerinde Devam Eden Acente Portföyü olup olmadığının tespit edilemediği, ne davacı tarafça, ne de davalı tarafça, Acente portföyüne konu olan poliçe bilgilerinin Mahkeme Dosyasına sunulmamış olduğu,
3.1. Davacı tarafın; iddia ettiği zararları belgeleyebilmek için ilgili döneme ait poliçeleri “sigortalı ad-soyadı, poliçe numarası, poliçe vadesi, poliçe prim tutarı ve komisyonunu” belirtecek şekilde listelememiş olduğu, bir başka deyişle kaybettiği müşterilerine ait bilgileri ibraz etmediği, Davacının 12/11/ 2018 tarihinde Mahkeme Dosyasına sunmuş olduğu bir klasör dolusu bilgi/belgenin denetime elverişli belge niteliği taşımadığı, Yevmiye Defteri, Kebir Defteri, Envanter, Muavin Defter incelemeleri ile poliçe bilgilerine ulaşılamayacağı, poliçe kayıtlarının farklı hesaplarda tutulduğu, Acenteler Yönetmelikleri ile de poliçe kayıtlarının acenteler bünyesinde tutulması zorunlu hale getirilmiş olduğundan bu bilgilerin elde edilebilirliği, aksi takdirde davacının acentelik faaliyeti süresince düzenlediği binlerce poliçe arasından ayıklama yapılarak bir sonuca gitme olanağının bulunmadığı,
3.2. Davalı tarafın da; davacı Acenteye ait sözleşme feshinden önceki yıl poliçe bilgilerini ve fesih sonrası şirket bünyesinde devam eden poliçe bilgilerini aynı detaylar ile Mahkeme Dosyasına sunmamış olduğu,
3.3. Davacı Acenteye portföy tazminatı ödenebilmesi için davalı Sigorta Şirketleri nezdinde düzenlemiş olduğu poliçelerden hangilerini sözleşme feshi nedeniyle kaybetmiş olduğunun ve hangilerinin davalı tarafta devam ettiğinin her iki tarafça da rakamsal olarak ve net bir şekilde belgelendirilmesi gerektiği,
Aşağıda örneği sunulan ve ancak şirketlerin kendilerince ve kendi şifreleri ile bilgiişlem alt yapısından alınabilen/alınabilmesi gereken poliçe bilgileri her iki tarafça Mahkeme Dosyasına sunulursa yeni bir hesaplama yapılabileceği,
Acentenin Mahkeme Dosyasına sunması gereken Poliçe Listesinin örnekteki gibi olması gerektiği,
Sigorta Şirketlerinin Mahkeme Dosyasına Sunması Gereken Poliçe Listesinin örnekteki gibi olması gerektiği,
4. Davacı Acente tarafından talep edilmiş olan 160.000,00 TL maddi tazminatın dayanağının bulunmadığı, esasen portföy tazminatı kapsamında değerlendirilmiş olduğu, tek tek poliçe incelemesi ile ekstra tazminat tespiti yapılamayacağı," şeklinde görüş bildirilmiştir.
Mahkememizce alınan ek raporda talep yönünden yeni bir değerlendirme yapılamamasına grekçe olarak bildirilen eksiklikler bakımında, davacı vekiline bilirkişi ek raporunda işaret edildiği üzere yenilenmeyen poliçe listesi ve
yenilendiği düşünülen (davalı yönünden menfaatin devam edip etmediği yönünden) poliçe listesinin sunulması hususunda 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi halde dosyanın mevcut delil durumuna göre davalı şirket kayıtlarında yerinde inceleme yapılacağı hususunun davacı vekiline ihtarına, ve ara karar ikmalinin ardından celse arasında ve talep halinde geçen celse 2 nolu ara karar uyarınca dosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdiine, bilişim uzmanı bilirkişi tarafından davalı şirket kayıtlarında yerinde inceleme yapılmak suretiyle geçen celse ara karar uyarınca gerekli tespitlerin yapılmasının istenilmesine karar verildiği, karar gereğince ek rapor alınmak üzere yeniden bilirkişi heyetine tevdi edildiği, bilirkişi heyeti tarafından sunulan 29/01/2024 tarihli ikinci ek raporda özetle; "Davalılar sisteminde yapılan sorgulama sonucunda fesih sonrasında Elementer olarak ifade edilen geniş kapsamlı sigorta poliçelerinden 167 adet poliçe düzenlendiği
görülmüştür. 784 satır veriden oluşan elementer poliçe listesinde 100 farklı müşteri için poliçe düzenlendiği anlaşılmıştır.
Fesih sonrası düzenlenen elementer poliçe listesi 16 sayfa olarak bilirkişi raporu ekinde sunulmaktadır.
Düzenlenen 784 poliçe için hesaplanan toplam net prim tutarı 391.878,35 TL iken komisyon tutar toplamı 51.697,50 TL olduğu tespit edilmiştir.1.Acentelik sözleşmesini sona erdiren davalının, üç ay önceden fesih ihbarı süresine uymasına rağmen “davacının performans hedeflerini gerçekleştirmemesi” nedeniyle sözleşmeyi feshetmesinin, haklı nedenle fesih kapsamına girmediği,
2.Davacı Acentenin, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle portföy tazminatı hakkının doğmuş olduğu, haksız fesih nedeniyle davalıdan talep edebileceği en yüksek portföy tazminatı miktarının toplamda 144.141-TL (davalı ... Sigorta’dan 107.273-TL; davalı ... ’ den 36.868-TL) olarak hesaplanabileceği, Ancak bu miktarın; TTK 122-2’de yer alan “tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz.” hükmü gereğince hesaplandığı, bu hesaplama metodunun ödenebilecek tazminatın üst sınırı olduğu, Önceki bilirkişi raporlarımızda yer alan “üst sınıra göre tazminat hesabı” dayanağının, davacı Acentenin üretim büyüklüğü ve buna bağlı olarak hak ettiği komisyonların yüksekliği olduğu,
3.Yapılan teknik inceleme sonucunda Sigorta Şirketlerinde Devam Eden Acente Portföyü olduğunun tespit edildiği, bu bakımdan portföy tazminatı koşullarının oluştuğu" şeklinde görüş bildirilmiştir.
Acentelik sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak 6207 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 121/1. maddesi "Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir." düzenlemesini haizdir. Buna göre, taraflardan birinin üç aylık ihbar süresine riayet ederek sözleşmeyi feshetmesi halinde acentenin denkleştirme tazminatı talep hakkı düşmez ancak sigortacı haklı nedenle sözleşmeyi feshetmiş ve haklı neden teşkil eden durum acentenin kusurundan kaynaklanmış ise, acentenin tazminat talep hakkı düşer.
TTK'nın 122. maddesinde;" sigortacının acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi", denkleştirme tazminatı şartı olarak kabul edilmiş ve hükmedilecek tazminatın üst sınırı, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalaması olarak belirlenmiştir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi hükmüne göre ise, sigorta acentesinin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için; "sigorta acenteliği ilişkisinin sona ermesinden sonra sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması" gerekir. Bu noktada Sigortacılık Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda yer alan yasal düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, acentenin denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için sözleşmesinin haksız şekilde feshedilmiş olması yeterli olmayıp, acente tarafından kazandırılan yeni müşteriler( portföy) sayesinde sigorta şirketinin fesihten sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, kendisi tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesi ve somut olayın özelliklerine göre hakkaniyetin acenteye tazminat ödenmesini gerektirmesi aranacak diğer koşullardır.
Bu kapsamda somut olaya bakıldığında; Taraflar arasındaki sözleşme olağan fesihle sona ermiş olup, fesih sebebi olarak hedeflerin gerçekleştirilememiş olması gösterilmiştir. Hedeflerin gerçekleştirilememesi hali haklı nedenle fesih hallerinden biri olarak sayılmadığından somut olayda sözleşmenin acente tarafından haksız feshi vaya davalı sigorta şirketleri tarafından acentenin kusuru sebebiyle sözleşmenin haklı olarak feshedilmesi durumu söz konusu olmadığından acentenin denkleştirme tazminatı istemesine bir engel yoktur. Ancak 6102 sayılı TTK’ nın II- Denkleştirme İstemi başlıklı 122’inci maddesinde, denkleştirme isteminde (portföy tazminatı) bulunabilmek için gerekli 3 şart sıralanmıştır.
Bunlar; acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.
Dolayısı ile istinaf karar kaldırma ilamında işaret edildiği üzere öncelikle portföy tazminatının şartlarının oluşup oluşmadığının somut olayın özelliklerine göre tespiti gerekir.
Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi 05/04/2013 tarihinde akdedilmiş, 11/11/2016 tarihinde üç ay evvelden "hedeflerin gerçekleştirilememesi" gerekçesi ile feshi ihbarda bulunulmuş sonuç olarak da 15/02/2017 tarihinde feshedilmiştir. Yukarıda ayrıntılarına yer verilen bilirkişi 29/01/2024 tarihli 2. ek raporunda her ne kadar üst sınıra göre tazminat hesabı dayanağının, davacı acentenin üretim büyüklüğü ve buna bağlı olarak hak ettiği komisyonların yüksekliği olduğu, yapılan teknik inceleme sonucunda sigorta şirketlerinde devam eden acente portföyü olduğunun tespit edildiği, bu bakımdan portföy tazminatı koşullarının oluştuğu yönünde görüş bildirilmiş ise de; hukuki nitelendirme ve değerlendirmenin mahkemeye ait olması sebebiyle bu yönden mahkememizce değerlendirme yapılması gerektiği anlaşılmıştır. İkinci ek raporun yalnızca teknik incelemeye ilişkin kısmı denetime elverişli bulunmakla, raporda elementer olarak
ifade edilen geniş kapsamlı sigorta poliçelerinden 167 adet poliçe düzenlendiğine ilişkin tespitin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile (yani davalıya) devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.
Bu itibarla, davacı tarafça öncelikle bu hususun ispatı gerektiği ancak davalı sigorta şirketlerine ilk defa müşteri kazandırdığına ilişkin dosya kapsamında ispata elverişli delil bulunmadığı görülmektedir. Bu minvalde davacı acentenin kendi gayreti ile davalılara kazandırdığı müşteri portföyünün tespitinin bu hali ile mümkün olmadığı, raporda elementer olarak ifade edilen geniş kapsamlı sigorta poliçelerinden 167 adet poliçe düzenlendiğine ilişkin tespit dikkate alındığında, yenilenen poliçelerin süresi, türü, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin süresi (05/04/2013-11/11/2016), davalı sigorta şirketlerinin sigorta poliçe kapsam ve hacmi bir bütün olarak gözetildiğinde davacı tarafça kendi gayreti ile davalıya kazandırdığı müşterilerin ve davalıların sözleşmenin feshinden sonra bu müşteriler sayesinde önemli ölçüde menfaat elde ettiği hususlarının kanıtlamadığı bu itibarla portföy tazminatı ödenmesinin hakkaniyete de uygun düşmediği kanaatiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 853,88 TL harç ile 1.778,50 TL ıslah harcının mahsubu ile fazla alınan 2.204,78-TL'nin karar kesinleştiğinde talep halinde davacı tarafa iadesine,
3-Yargılama giderlerinin davacının üzerinde bırakılmasına,
4-Karar kesinleşinceye kadar yapılacak giderlerin davacının yatırmış olduğu gider avansından karşılanmasına, karar kesinleştikten sonra bakiye avansın davacıya iadesine,
5-Davalı taraflar vekille temsil edildiğinden lehlerine Asgari Ücret Tarifesi gereği 17.900,00-TL ücret takdirine, bunun davacıdan tahsili ile davalılara verilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 28/02/2024
Katip Hakim
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!