WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 10 Temmuz 2026

İSTANBUL 10. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2020/180
KARAR NO:2024/321

DAVA:Menfi Tespit (Alım Satım)
DAVA TARİHİ:09/03/2020
KARAR TARİHİ:29/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Alım Satım) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ürün paketleme sektöründe kullanılan çember makinesinin, rulman yedek parçaları olan yüksek hız çeliğinden yapılan dişli ve rulman parçalarının satışını yaptığını, davacı şirketin çelik rulman ve çember olarak adlandırılan bu ürünlerin imalatı için davalı şirketle anlaştığını, davalı tarafa örnek olarak her bir üründen birer adet olmak üzere 24 kalem numune bıraktığını, bu numunelerin birebir aynısını ve aynı kalitede olması hususunda davalı ile anlaştığını, yaklaşık 1,5-2 ay içerisinde bu ürünleri teslim edeceğini belirten davalının ürünlerden sadece 10 kalem ürünü tamamladığını, geri kalan ürünleri tamamlayamadığını, üretilen ürünlerin 26/09/2019 tarihli irsaliyeli fatura ile davacı tarafından teslim alındığını, ürünlerin genelde Anadolu'da ki işletmelerin siparişleri doğrultusunda alcılarına gönderildiğini, aradan bir kaç gün geçtikten sonra bu ürünlerin hatalı, ayıplı olduğu kullandıkları makineleri bile bozduğunu ve parçaların da kırıldığı yönünde şikayetler gelmesi üzerine davacının ürünleri müşterilerine göndermeyi kestiğini, durumu davalı şirket yetkilisine anlattığını, ancak ürünlerin gönderilmemesini, faturanın ödenmesini, yenilerini yapacaklarını belirterek davacı şirketi oyaladıklarını, ürünlerde gözle görülen hataların ise küflenme, çaplarında hatalar ve kullandıkları malzemenin kalitesizliğinden belli olduğunu, davalı şirket tarafından yapılan bu ürünlerin müşteriler tarafından geri gönderilmeye başlandığını, ayrıca davalının bu ürünleri imal ederken faturanın yanında şirketten ve şirket yetkilisi ...'dan fatura bedelinden ayrı olmak üzere 23.105,00 TL bedelli teminat senedi aldığını, fakat numunelerdeki ürünü yapamadığını ve yaptığı ürünlerin de hatalı ve ayıplı olduğunu, davacının davalıya teslim ettiği ürünlerinde davacı şirkete teslim edilmediğini, numuneler el konulduğunu, davalı şirketin bu ürünler için davacı şirkete 01/08/2019 tarihli açıklama kısmında ... 30 adet,... 100 adet ,... 1 adet,... 100 adet ,1118 20 adet,... 30 adet ,064 100 adet,... 100 adet,... 100 adet,... 30 adet, toplam değeri KDV dahil 20.355-TL olarak fatura kestiğini, 01/08/2019 tarihinde davalı tarafından davacıya irsaliye fatura düzenlendiğini, açıklama kısmında ... düzeltme 1 adet ''toplam değeri KDV dahil 3.245,00-TL şeklinde davacı şirkete fatura kesildiğini, davacı şirketinde, davalı şirkete 20.355,00-TL bedelli 26/09/2019 tarihli iade faturası kestiğini, davacı şirkete fatura kesilerek şirketin borçlu hale getirildiğini ürünlerinde ayıplı olmasına rağmen davalı şirketin faturadan ayrıca almış olduğu senedi ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile takibe koyduğunu ve takibin kesinleştiğini, davacının davalı şirket tarafından imla edilen ürünlerin hatalı ve ayıplı olduğu yönünde ... D.iş sayılı dosyasıyla tespit davası açtığını, 14/01/2020 tarihli bilirkişi raporunda, davalı şirketin ürettiği ürünlerin ayıplı ürün oldukları, üretilen bu ürünlerden beklenen performans ve faydayı teknik olarak sağlayamayacak ürünler olduğu, ürünlerin ekonomik kayba sebebiyet verdikleri, ürünlerin paslı olduğu, ürünlerin ışıl işlem olmadığı, orjinal numunelere nazaran kalite problemi olduğu, paslanmaz malzemeden yapılmadıkları, hava ile temas eden bu ürünlerin paslandığını ve imal edilen ürünlerin ayıplı imal edildikleri, davacıların 24.295-TL maddi kayba uğradıklarının belirlendiğini, bu nedenlerle takibe konu edilen senetten ve taraflar arasındaki ticaretten dolayı imal edilen ürünlerin ayıplı olması ve ekonomik değerinin bulunmaması nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, tedbir olarak icra takibinin durdurulmasına, takip tutarının %20'sinden aşağı olmamak üzere tazminata, ürünlerin standarta uygun olarak imal edilmiş olsaydı bu ürünlerin satışından elde edeceği kardan davacının mahrum kalması sebebiyle talep artırma hakları saklı tutularak şimdilik 1.000 TL maddi zararın davalıdan tahsiline, ... D.iş sayılı dosyasından yapmış oldukları masrafların tümünün davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili 20/06/2020 tarihli dilekçesi ile, menfi tespit taleplerini konu ettikleri rakamın 23.105 TL olduğu, bozuk ve hatalı olarak imal edilip davacıya teslim edilen ürünleri davacının almış olduğu siparişleri müşterilerine gönderemediğini ve dolayısıyla kardan mahrum kaldığını, ayrıca ... D.iş sayılı dosyası ile 24.295 TL davacıların maddi değer kaybı olduğunun belirlendiğini, bu nedenlerle şimdilik 500 TL kar mahrumiyeti, 500 TL maddi değer kaybı taleplerinin bulunduğunu beyan etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın faturadan kaynaklı bir menfi tespit davası olsaydı sadece davacı şirket adına dava açılması gerektiğini, davanın tespit dayanağının bonodan ilgisiz bir şekilde ayıplı mal iddiasına dayandığını, dava dilekçesinde her ne kadar menfi tespit davası yazsada dava dilekçesinin mahiyetinin icra takibinin iptali davasını gösterdiğini, ancak böyle bir dava türü olmadığını, davanın usul yönünden reddi gerektiğini, davaya konu bononun TTK 776.maddesi gereği usulüne uygun düzenlenmiş emre yazılı bir bono olup herhangi bir teminat ibaresi içermediğini, açık bir şekilde emre yazılı olduğu ve nakden ödenmesi gerektiğinin düzenlendiğini, bononun teminat amacıyla düzenlendiğinin iddia edilebilmesi için bono üzerinde açıkça hangi anlaşmanın teminatı olduğunun yazılması ve lehdarın bunu bilerek bonoyu teslim alması gerektiğini, davacılardan ...'ın davalıya numuneler verdiğini, davalının bu numunelere göre üretim yaptığını, fatura düzenlediğini ve ürünleri şirketi yetkilisine teslim ettiğini, fatura bedelinin tahsil edilemediğini ve numunelerin Türk Medeni Kanununun 950.maddesinde düzenlenen hapis hakkı gereğince davalının zilyetliğinde kaldığını, davacının ürünlerin ayıplı olduğu iddiası ile ... D.iş sayılı dosyasından delil tespiti talebinde bulunduğunu, bilirkişinin hem davacı şirketten hem de davalı şirketten numuneler aldığını, hangi numuneye göre üretim yapıldığına ilişkin ihtilaf çıktığını, düzenlenen raporu kabul etmediklerini, bilirkişinin her iki tarafça bırakılan numuneleri birbirine karıştırdığını ve mahkeme kalemine bıraktığını ve davacının hepsini teslim aldığını, bilirkişi hakkında da Bakırköy C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, davalının elindeki numunelere uygun şekilde ürün yaparak teslim ettiğini, davacının numunelerin davalıda olduğunu kabul ettiğini ve bundan dolayı bir takım fiilerde bulunduğundan soruşturma dosyaları açıldığını, bir yandan numuneleri almak için bir takım filler işlerken bir yandan da bilirkişiyi yanıltmaya çalıştığını, davaya konu ürünlerin 01/08/2019 tarihinde teslim edildiğini ve aradan ciddi bir vakit geçtikten sonra ayıp iddiasında bulunulduğunu, aslında ödeme günü gediğinde ayıp iddiasının ortaya atıldığını, burada seçimlik hak olarak ayıbın giderilmesi veya misliyle değişiminin dahi istenmediğini sadece borçtun kurtulma yolları arandığını, bu nedenlerle öncelikle davanın usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Taraflara usulune uygun davetiye tebliğ edilmiş olup, ... D.iş sayılı dosyasının UYAP sureti, ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası, fatura ve irsaliyeler, hatalı ve ayıplı ürünler ile orjinal numuneler, ihtarname, whatsapp yazışmaları dosya içerisine alınmıştır.
....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davalı tarafından davacılar aleyhine 23.105TL miktarlı 01/08/2019 tanzim 01/10/2019 vade tarihli senetten dolayı 23.105 TL üzerinden takip başlatıldığı anlaşılmıştır.
Dosya mali müşavir ve makine mühendisi bilirkişiden oluşan bilirkişi heyetine tevdi olunmuş, düzenlenen 27/10/2021 tarihli raporda;
gelen parçalar içinde, paslanmaz çelikten imal edilmiş mamuller olmadığı gibi bu mamul parçaların da korozyona uğramış oldukları, bu parçalara herhangi bir ısıl işlem yapılıp yapılmadığını anlamak için söz konu parçanın imal edildiği
malzemenin/çeliğin (içeriğini/bileşimini) elementlerini bilebilmek için “içerik testi” ve mekanik testlerini yapmak gerektiği, (sertlik gibi). Dosya içeriğinde: taraflar arasında (Sipariş Eden ve Ürünü imal eden) arasında yazılı teknik bir sözleşme ve şartnamenin bulunmadığı, parçalar ile ilgili Teknik resimlerin (imalat resimleri) yer almadığı ayrıca dosya ile verilen parça/parçalar mevcut olmadığı, davacının dosya içinde numune parçalardan bahis etmekte ise de, dosya ekinde bunların da olmadığı, ancak davacının bir naylon içinde bırakmış olduğu ve fotoğrafı çekilen parçalar mevcut olmakla birlikte bunların mahkemece tanımlanmış eki olmadıkları için, değerlendirmeye alınamadığı, eğer Numune ve İmal edilmiş parçaların dosyaya Mahkemenin bilgisi dahilinde eklenecek ise bu parçaların akredite edilmiş laboratuvarlarda bu Malzemelerin Kod numaralarının belirtilerek: parçaların malzeme içeriklei (içerdiği elementler) belirlenmesi; malzemelerin sertlik değerlerinin ölçülmesi gerektiği, davacı tarafın davalı tarafa 31.12.2019 tarihi itibari ile açık hesaptan kaynaklı borç-alacak bakiyesinin olmadığı, davalı tarafın ticari defter kayıtlarına göre, davacı taraftan 31.12.2019 tarihi itibari ile 23.600,00 TL. alacaklı olduğu, davalı tarafından icra takibine dayanak olarak gösterilen 01.08.2019 düzenlenme tarihli 01.10.2019 tediye tarihli 23.105,00 TL. tutarlı senetin her iki taraf ticari defterlerine de işlenmediği belirtilmiştir. Bilirkişi raporu doğrultusunda ...A.Ş.'den davcı tarafından numune olarak mahkememize sunulan ürünlerle davalı tarafından üretilen ürünler üzerinde karşılaştırmalı olarak bu malzemelerin kod numaralarının belirtilerek parçaların malzeme içeriklerinin belirlenmesi, sertlik değerlerinin ölçülmesi ile düzenlenecek olan raporun mahkememize ibrazı istenmiş, ilgili laboratuvar tarafından düzenlenen rapor 15/12/2023 tarihli yazı ekinde mahkememize gönderilmiştir.
Dosya yeniden bilirkişi heyetine tevdi edilerek ek rapor tanzimi istenmiş, düzenlenen 15/03/2024 tarihli ek raporda; davaya ve incelemeye konu tüm parçalarda mekanik özelliklerinin uygun olmaması ve korozyon/pas’ın hakim olması sebebiyle Teknik olarak verim sağlayamayacağı gibi kullanıldığı yerde de bu parçalar nedeniyle çeşitli hasarlar da meydana gelebileceği, bu parçaların böylece “gizli ayıplı” olmaları sebebiyle düzeltilmesi/onarımı mümkün olmadığı için ürün iadesinin gerektiği, davacı tarafın talep etmiş olduğu maddi zarara ilişkin dosya içerisinde herhangi bir belge bulunmadığından maddi zarar oluşmadığı kanaatine varıldığı, davaya konu bononun taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında verilip verilmediği, davacının davalı tarafa borçlu olup olmadığının Mahkemenin takdirinde olduğu, davacı tarafın davaya konu ürünlerin müşterilere satılamaması nedeniyle, davacının mahrum kalınan karının 4.558,69 TL. olarak hesaplandığı belirtilmiştir. Davacılar vekili 01/04/2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle, dava dilekçesinde 1.000 TL talep ettikleri mahrum kalınan kar tazminatı taleplerini rapora göre 3.558,69 TL artırarak 4.558,69 TL'ye yükselttiklerini, işbu miktarın dava tarihi itibarı ile ticari/reeskont faiziyle davalıdan tahsiline, ... D.iş sayılı dosyasından yapmış oldukları masrafların tümü olan 1.014,90 TL'nin d.iş dosyasının açıldığı 31/10/2019 tarihinden itibaren ticari/reeskont faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, menfi tespit davasıdır.
Tarafların iddia ve savunmaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi kök ve ek raporu ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirket tarafından ürün paketleme sektöründe kullanılan çember makinesinin çelik rulman ve çember olarak adlandırılan ürünlerin imalatı için davalı şirketle anlaştığını, davalı tarafa örnek olarak her bir üründen birer adet numune bırakıldığını, davalının ürünlerden sadece bir kısımın tamamlayıp teslim ettiğini, teslim edilen ürünlerin alıcılarına gönderildiğini ancak ürünlerin ayıplı ve ve müşteriler tarafından iade edildiğini, ayrıca davalının davacıdan 23.105,00 TL bedelli teminat senedi aldığını ve teminat senedini ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile takibe koyduğunu beyanla takip nedeniyle borçlu olmadıklarının tespiti ile mahrum kalınan kar kaybının, maddi zararlarının tahsilinin talep edildiği, davalı tarafça ise numunelere uygun şekilde ürün yaparak teslim ettikleri, ayıp ihbarının yasal süresinden sonra yapıldığını beyanla devanın reddinin talep edildiği anlaşılmıştır.
Davacının talebi üzerine ... D.iş sayılı dosyasında yapılan teknik inceleme neticesinde sunulan 14/01/2020 tarihli bilirkişi raporu ile, tespit isteyen tarafından sunulan orjinal ve üretilen parçalar ile karşı tarafça sunulan kendi ürettiklerini iddia ettikleri parçalar üzerinde yapılan incelemede taraflar arasında yazılı bir sözleşme ve teknik şartname olmadığı, ilgili parçalara ait teknik resimlerin bulunmadığı, dolayısı ile hangi malzeme, sertlik, boyut ve toleranslarda üretilmesi ve kontrol edilmesi gerektiğinin belirlenemediği ancak parçaların kontrolünde aleyhine tespit istenen firmanın ürünlerinin birkaçında çok az olmasına karşın, tespit isteyen tarafın sunduğu karşı tarafın imal ettiği iddia edilen parçalarda korozyondan kaynaklı paslı lekeler bulunduğu, tespit isteyen tarafın orjinal olduğu şeklinde nitelendirdiği parçalarda özellikle farklı çaptaki dişlilerde muhtemelen ısıl işlem bulunduğu, tespit isteyen ve aleyhine tespit istenen tarafların sunduğu parçalarda ışıl işlem olmadığı, renk farkının da bundan ibaret olduğu, orjinal parçalara nazaran kalite problemi bulunduğu, parçalarda görünen pas probleminin parçaların paslanmaz malzeme olmadığından, normal çelikten üretilen parçaların yeteri kadar yağlanmadan sevk edildiği, dolayısı ile hava ile temas eden çeliğin paslanma problemi ile karşılaştığı, pas nedeniyle üründen gereken performans ve beklenen faydanın teknik olarak sağlanamayacağı, dolayısı ile tespit isteyen tarafın ekonomik kaybına sebebiyet vereceğinden imal edilip satılan ürünlerin ayıplı olduğu tespit edilmiştir.
Mahkememize yaptırılan bilirkişi incelemesi ve ürünler üzerinde yapılan laboratuvar incelemesi neticesinde; davalı tarafça imal edilen parçalarda pasın görülmesinin bu parçalar için gerekli olan malzemelerin kullanılmadığını gösterdiğini, malzemelerin gerekli bileşime/komposizyona/içeriğine sahip olmayan yapıda oldukları ve sertlik değerlerinin de yetersiz olduğu, malzemelerde görülen paslanmalar ve renk farklılıkları incelendiğinde malzemelerin bazılarının ısıl işlem gördüğü ancak homojen bir ısıl işlem olmadığı gibi çevre etkilerinden kolayca paslanır/korozyona uğrar malzeme olduğu ve ayrıca çevre/atmosferik etkilere karşı koruyucu bir tedbir alınmadığı, tüm parçalarda mekanik özelliklerinin uygun olmaması ve korozyon/pasın hakim olması sebebiyle teknik olarak verim sağlamayacağı gibi kullanıldığı yerde de bu parçalar nedeniyle çeşitli hasarlarında meydana gelebileceği, parçaların gizli ayıplı olmaları nedeniyle düzeltilmesi/onarımı mümkün olmadığı için ürün iadesinin gerektiği, talep edilen maddi zarara ilişkin bir belge bulunmadığından maddi zarar oluşmadığı, tarafların delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan mali inceleme ile, davacının davalıdan 10/08/2019 tarihli 20.355 TL, 10/08/2019 tarihli 3.245 TL bedelli olmak üzere toplam 23.600 TL bedelli fatura aldığı, tarafların faturaları ticari defterlerine işlediği, davacının 26/09/2019 tarihli 20.355 TL ve 3.245 TL olmak üzere 2 adet toplam 23.600 TL bedelli iade fatura düzenlediği ve davalı tarafa olan borcundan düştüğü, davalının ise düzenlenen işbu iade faturalarını ticari defterlerine işlemediği, davacının davalıya borç-alacak bakiyesi kalmadığı, davalının ise ticari kayıtlarına göre davacıdan 31/12/2019 tarihi itibarı ile 23.600 TL alacaklı olduğu, icra takibine konu edilen 01/08/2019 düzenleme tarihli 01/10/2019 vade tarihli 23.105 TL bedelli senedin ise her iki tarafında ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı, davacının 2019 yılı Gelir Tablosuna göre Satılan Ticari Mallar Maliyetinin Brüt Satışlara oranının 134.767,19 TL. / 210.230,01 TL. = % 64,10464 olduğu, satışların maliyet oranın % 64,10464 olduğu, brüt satış karının %35,895361 olduğu, faaliyet giderlerinin Brüt Satış Karına oranının 39.847,67 TL. / 75.462,82 TL. = %52,80437 olduğu, buna göre , davacının davalıdan almış olduğu dava konu ürünlere ilişkin, KDV hariç 17.250,00 TL. ürünü 26.909,13 TL. bedelle satabileceği, 26.909,13 TL. ürün satış bedeli – 17.250,00 TL. malın maliyeti = 9.659,13 TL. brüt satış karının oluşabileceği, 2019 yılı gelir tablosuna göre, faaliyet giderinin brüt satış tutarından düşüldükten sonra, 9.659,13 TL. Brüt satış karı – (%52,80437 faaliyet gider oranı) 5.100,44 TL. = 4.558,69 TL. faaliyet karının oluşacağı hesaplanmıştır. bu durumda davacının mahrum kalınan karı 4.558,69 TL olduğu tespit edilmiştir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 03/06/2021 tarihli 2020/1722 esas ve 2021/2490 karar sayılı kararında belirtildiği üzere; eser sözleşmesi, karşılıklı edimleri içeren bir iş görme akdîdir. Yüklenicinin edimi, eseri meydana getirmek ve iş sahibine teslim etmek, iş sahibinin karşı edimi ise teslim edilen eserin bedelini ödemektir. İş sahibi ısmarladığı eserin belli nitelikler taşımasını, amacını karşılamasını arzu eder. Şayet ısmarlanan eser iş sahibinin beklentisini karşılamıyorsa sözleşmenin yararlar dengesi iş sahibi aleyhine bozulur. Bu bakımdan eser, fen ve sanat kurallarına uygun ve iş sahibinin amacını karşılar nitelikte imâl edilmelidir. Aksi halde eser ayıplıdır ve yüklenicinin ayıba karşı zararlı sonuçtan sorumluluğu ortaya çıkar. Bir tanımlama yapmak gerekirse; yüklenicinin ayıba karşı zararlı sonuçtan sorumluluk borcu, yüklenicinin eseri teslim borcunun tamamlayıcısı olarak, meydana getirdiği eserde ortaya çıkan ayıp ve eksiklikleri üstlenme borcudur. Bu gibi durumlarda eserde dürüstlük kuralları gereğince bulunması gereken niteliklerin yokluğu söz konusudur.
Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, TBK'nun 474-478 maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içersinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır.
Eser sözleşmesi ilişkilerinde 6098 sayılı TBK'nın 474. maddesi hükümlerine göre iş sahibi açık ayıplarda eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz (makul süre içerisinde) eseri muayene ve açık ayıpları ihbar etmek zorunda olduğu, aksi halde eseri olduğu gibi kabul etmiş sayılacağı hükümleri getirilmiştir. Bu hükümler gereğince gerek açık gerek gizli ayıplarda iş sahibinin ihbar zorunluluğu bulunmakta ise de yüklenici eserdeki işçilik, malzeme ve yapımla ilgili açık ve gizli ayıplardan dolayı sorumluluğu garanti ettiği süre için önceden kabul ettiğinden yüklenici lehine olan iş sahibinin ihbar zorunluluğunu aramaktan vazgeçtiği ve garanti süresi içinde ortaya çıkan bu ayıpları ücretsiz olarak gidermeyi sözleşme tarihinde peşinen kabul ve taahhüt ettiği kabul edilmektedir. İş sahibi ihbar zorunluluğu olmaksızın garanti süresi içinde ortaya çıkan açık ve gizli ayıplarla ilgili zamanaşımı süresi içinde seçimlik haklarını kullanarak yükleniciden ayıpların giderilmesini talep edebileceği gibi, aleyhine dava açabilecek ve iş bedelini ayıp giderim bedeli miktarınca ödemekten kaçınabilecektir (Yargıtay 15. H.D. 19.06.2014 gün, 2013/4976 E. 2014/4282 K. sayılı ilamı ile benzer uygulama ve içtihatları). Öte yandan, Borçlar Kanunu’nda ve TBK’da eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şeklinin nasıl olacağına dair herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Ayıp ihbarının yazılı olarak yapılması ispat kolaylığı sağlar. Ancak ayıp ihbarı hukukî işlem olmayıp, hukukî işlem benzeri maddî vakıa olduğundan, Yargıtay’ın yerleşik içtihat ve uygulamalarında eser sözleşmelerinde aksi sözleşmede veya eki şartnamelerde kararlaştırılmadıkça taraflar tacir dahi olsa ayıp ihbarının her türlü delille ve bu arada tanık beyanı ile de ispatlanabileceği kabul edilmektedir.
Eserde ortaya çıkan ayıp, iş sahibinin eseri kullanamayacağı ve hakkaniyet kurallarına göre kabule zorlanamayacağı derecede ağır bir ayıp ise, iş sahibi eseri kabulden kaçınma hakkına sahip olup, sözleşmeden dönebileceği gibi, ayıbın ağırlığının bu derecede önemli olmadığı durumlarda iş sahibi, bu tür ayıplardan dolayı, eserdeki ayıbın büyüklüğüne göre, ücretten indirim veya büyük masrafı gerektirmemek kaydıyla eserin onarımını talep edebilecektir.
Gerek D.iş tespit dosyasında gerekse mahkememizde alınan bilirkişi raporu ile davalı tarafından imal edilen ürünlerin gizli ayıplı olduğu, tüm parçalarda mekanik özelliklerinin uygun olmaması, sertlik derecesinin yetersiz olması ve korozyon/pasın hakim olması sebebiyle teknik olarak verim sağlamayacağı gibi kullanıldığı yerde de bu parçalar nedeniyle çeşitli hasarların da meydana gelebileceği, böylece gizli ayıplı olmaları sebebiyle bu parçaların düzeltilmesi/onarımı mümkün olmadığı için ürün iadesinin gerektiği tespit edilmekle ve TBK’da eserdeki açık ve gizli ayıpların yükleniciye bildirim şekline ilişkin yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca dosya kapsamında taraflar arasında yapılan yazışmalar ve değişik iş dosyasında yapılan tespitler dikkate alındığında davacı tarafça süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunmuş olduğu değerlendirilmiştir.
Öte yandan, davacı tarafça davaya konu bononun taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalıya siparişi verilen ürünler için teminat senedi olarak olarak verildiği ve davalı tarafça yapılan ürünlerin ayıplı olması sebebiyle bu senetten dolayı borçlu olmadıkları iddia edilmiş, davalı ise takip ve dava konusu bononun işbu borçtan ayrı ve bağımsız olup bononun sebebini ispat zorunluluğu bulunmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramlar ile mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. HGK'nun 2020/11-698 E, 2022/1545 K. Nolu 17.11.2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 170/b maddesinin aynı Kanun’un 72. maddesine yaptığı yollama gereğince kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takipte de menfi tespit davası açılabileceği açıkça anlaşılmaktadır. İİK’nin 72/1. maddesi, “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü haizdir. Buna göre borçlu, henüz aleyhine başlatılmış bir icra takibi yokken alacaklıya karşı borçlu bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açabileceği gibi aleyhine icra takibine başlanmasından sonra da menfi tespit davası açması mümkündür.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) kambiyo senetlerine ilişkin hükümler poliçe esası üzerine kurulmuştur. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818). Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraf- larından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kam- biyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil, ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan def’îler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.
Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu, ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutula- mayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir anlatımla borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.
Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgilerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hüküm- süzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur. Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır. Başka bir ifadeyle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedel- siz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir. Dava neticesinde borçlu olunmadığının tespiti hâlinde ise davacı (borçlu) hakkında bir icra takibi başlatılması engellenmiş olacak veya başlatılan ve devam eden icra takibi iptal edilerek, davacının mevcut olmayan bir borcu ödemesi engellenmiş olacaktır.
Bedelsizlik iddiası, TTK’nın 687. maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.
Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı TBK’nın 77 ve devamındaki maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’îni dermeyan etme hakkını vermektedir.
Menfi tespit davalarında ispat yükü iddianın niteliğine göre değişmektedir. Herkes iddiasını ispatla yükümlüdür, 6100 sayılı HMK'nun 189. vd maddeleriyle belirtildiği gibi tarafların kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahip olduğunu, 190. maddeyle kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yüküyle yüklü olduğu, ispatın hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu açıkça belirtilmiş olup menfi tespit davalarında ise ispat yükü davalıda olup istisnai durumlarda ispat yükü davacıdadır. Bu kapsamda, borçlunun devam etmekte olan bir icra takibine karşı menfi tespit davası açılabileceği, işbu dava bağlamında borçlunun borcunun bulunmadığını iddia etmesi halinde, davalının davaya ve takibe konu asıl borcun varlığını ve alacaklı konumda olduğunu ispatlaması gerekmektedir. Eldeki davada, Mahkememizce tarafların delil vasfına haiz ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan mali inceleme ile, davacının davalıdan 10/08/2019 tarihli 20.355 TL, 10/08/2019 tarihli 3.245 TL bedelli olmak üzere toplam 23.600 TL bedelli fatura aldığı, tarafların faturaları ticari defterlerine işlediği, davacının 26/09/2019 tarihli 20.355 TL ve 3.245 TL olmak üzere 2 adet toplam 23.600 TL bedelli iade fatura düzenlediği ve davalı tarafa olan borcundan düştüğü, davalının ise düzenlenen işbu iade faturalarını ticari defterlerine işlemediği, davacının davalıya borç-alacak bakiyesi kalmadığı, davalının ise ticari kayıtlarına göre davacıdan 31/12/2019 tarihi itibarı ile 23.600 TL alacaklı olduğu, bonoda bedeli "nakden" ahzolunmuştur kaydı bulunmasına rağmen icra takibine konu edilen 01/08/2019 düzenleme tarihli 01/10/2019 vade tarihli 23.105 TL bedelli senedin her iki tarafın ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı, keza taraflar arasında başkaca ticari ilişki bulunmadığı tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davanın kısmen kabulü ile ....İcra Müdürlüğü'nün ... esas saylı dosyasında takibe konu 01/08/2019 tanzim, 01/10/2019 ödeme tarihli 23.105 TL bdelli bono nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitine, şartları oluşmadığından davalının takipte kötü niyetli olduğu ispatlanamadığından kötü niyet tazminatı talebinin reddine, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında davaya konu malların tamamının davalıya iadesine, aynen iadenin mümkün olmaması halinde ilgili icra müdürlüğünce İİK.nun 24.maddesinin takbik edilmesine, davacı tarafça talep edilen maddi zarara ilişkin bir belge bulunmadığından maddi zarar iddiasının ispatlanamadığı değerlendirilmekle maddi değer kaybına ilişkin talebin reddine, davalı tarafça üretilen ürünlerin istenilen nitelikte olmaması ve düzeltilmesi/ onarımının mümkün olmaması, pasın hakim olması sebebiyle istenilen verimin alınamayacağı ve kullanılması halinde çeşitli hasarlara da sebebiyet verebileceği tespit edilmiş olmakla davacının ürünleri sipariş eden müşterilerine satamaması nedeniyle bilirkişi heyeti tarafından davacının mahrum kaldığı kar kaybı olarak hesaplanan 4.558,69 TL maddi tazminat alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın KISMEN KABULÜ ile;
1-....İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyasında takibe konu 01.08.2019 tanzim tarihli, 01.10.2019 ödeme tarihli, 23.105,00-TL bedelli bono nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE,
2-Şartları oluşmadığından İİK 72/5 uyarınca davacı lehine kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE,
3-Taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında davaya konu malların (... parça kodlu 30 adet küçük dişliler, ... parça kodlu 100 adet mil, ... parça kodlu 1 adet, ... parça kodlu 100 adet çelik conta, ... parça kodlu 30 adet çelik dişli, ... parça kodlu 30 adet yuvarlak çelik dişli, ... parça kodlu 100 adet çelik tutma mili, ... parça kodlu 100 adet ufak çelik mil, ... parça kodlu 100 adet oring, ... parça kodlu 30 adet çelik çark mili) ürünlerin tamamının davalıya iadesine, aynen iadesinin mümkün olmaması halinde ilgili icra müdürlüğünce İİK'nun 24.maddesinin tatbik edilmesine,
4-Davacının maddi değer kaybına ilişkin talebinin REDDİNE,
5-4.558,69-TL kar kaybından kaynaklanan maddi tazminat alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE
7-Harçlar Kanunu gereğince kabul edilen değer üzerinden alınması gereken toplam 1.889,70 TL harçtan daha önceden ödenen toplam 1.301,58 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 588,12 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
8-Davacılar kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,
9-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine,
10-Davacı tarafça sarf edilen ve dosyaya yansıyan bilirkişi, tebligat, müzekkere, test ücreti olmak üzere toplam 18.102,25 TL yargılama giderinin kısmen kabul ve red oranına göre hesaplanan 9.637,94 TL'sinin davalıdan alınarak davacılara ödenmesine, bakiyesinin davacılar üzerinde bırakılmasına, Ayrıca işbu dava nedeniyle davacılar tarafından yatırılan toplam 1.301,58 TL harcın davalıdan alınarak davacılara ödenmesine,
11-Davalı tarafça sarf edilen yargılama gideri bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına,
12-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul reddi oranında yapılan hesaplama neticesinde 702,80 TL'sinin davalıdan, 617,20 TL'sinin davacılardan tahsili ile Hazine adına gelir kaydına,
13-Dosyada kullanılmayan bakiye gider avansının HMK.’nın 333. ve HMK yönetmeliğinin 47/1 maddeleri uyarınca karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa ödenmesine,
Dair, davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, HMK 342.maddesine uygun olarak düzenlenmiş dilekçenin, HMK 343.maddesi gereğince Mahkememize ve Mahkememize gönderilmek üzere başka yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilmesi ve HMK 344.maddesinde belirtilen harç ve giderlerin yatırılması sureti ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar tefhim edildi, usulen anlatıldı. 29/04/2024

Katip ...
e-imzalıdır

Hakim ...
e-imzalıdır