WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 03 Temmuz 2026

İSTANBUL 1.FIKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/107 Esas
KARAR NO : 2024/58

DAVA : Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 04/10/2017
KARAR TARİHİ : 14/02/2024

Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının, "..." ibareli markaları ve bu markaların davalıya ait ürün; katalog, internet sitesi vb. tanıtım materyallerinde kullanımı ile davacının tescilli "..." ibareli markaları aleyhine yarattığı marka tecavüzü ile, davacının yarattığı özgün ürünler, tanıtım materyalleri ve ticari sunumlar ile oluşturduğu konseptin tamamen - gerçeğe aykırı olarak "İsveç markası imajı yaratmak dahil - kopyalanması suretiyle yaratılan haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, Davalı adına Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... tescil numaralı "...", ... tescil numaralı "...", ... tescil numaralı “... tescil numaralı "..." ve ... tescil numaralı "..." markalarının da hükümsüzlüğüne karar verilmesini, hükümsüzlüğe konu edilen markalarının, müvekkilinin TANINMIŞ "..." markalarına arz ettiği benzerlik ve karıştırılma ihtimali,davacı markalarının tanınmışlığına vereceği zarar ve bu tanınmışlıktan edineceği haksız yarar ve marka sahibinin kötü niyeti nedenleriyle hükümsüz kılınması gerektiğini, ayrıca "..." ibarelerini taşıyan ürünler ve tanıtım materyalleri ile ticari sunumların kullanımının önlenmesi için 6769 sayılı SMK m. 159, HMK m.390 vd. ve TTK md. 61 gereğince ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin İsveç'te üretmekte olduğu yatakları hakkında reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunmasının malumun ilanı olarak değerlendirilmesi gerektiğini, kullanımınlarının tescile dayalı olması nedeniyle tecavüz ve haksız rekabet iddialarını kabul etmediklerini, iddianın aksıne herhangi bir şekilde markalar arasında da benzerlik bulunmadığını, Davacı ile müvekkili arasındaki tek ortak yönün İsveç ülkesi olduğunu, Davacınında tüm iddia ve taleplerini bu husus üzerine inşa ettiğini, bu tutumunun sektördeki rakiplerini engelleyici adeta İsveç üzerinde mülkiyet hakkı talep eden bir durum yarattığını,müvekkilinin fabrika ve showroom adreslerinde yapılan incelemeler neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda da huzurdaki davanın ne kadar afaki ve zorlama gerekçeler üzerine inşa edildiğini açıkça ortaya koyduğunu, davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, kullanımlarının tescilli marka hakkına dayanması nedeniyle ihlal ve rekabet iddialarının yerinde olmadığını, sundukları gümrük belgeleri, yurt dışı tescil ve mağaza görüntüleri ile davalı markasının belirli bir bilinirliğinin bulunduğunu, kimsenin markasından faydalanmaya ihtiyaçlarının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmişlerdir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:
Dava konusu uyuşmalık; avalı adına tescilli ..., ..., ..., ..., ... no ile tescilli "..." ibareli markaların davacı markası olan "..." ile yarattığı benzerlik, karıştırma ihtimali, tanınmışlığına vereceği zarar ve kötü niyetli tesciller ile davalı adına tescilli markaların hükümsüzlüğüne, davalı kullanımlarının marka hakkının ihlal ve haksız rekabet yarattığının tespitine önlenilmesine, sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir karar verilmesini yönelik olarak açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce BAM kaldırma ilamı çerçevesinde eksikler giderilmiş, bilirkişi raporu aldırılmıştır.
25/04/2023 tarihli bilirkişi heyet raporunda ; davalı markalarının hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, davalı marka kullanımının davacının önceki tarihli tescilli markalarından doğan hakları ihlal etmediği ve davacının, davalıya karşı haksız
rekabete dayanmasının şartlarının da oluşmadığını bildirmişlerdir.
Davacı tanınmış marka olduğunu ileri sürmektedir. Davacı markasının, sektöründe belirli bir bilinirliğinin olduğu anlaşılmakta ise de, SMK m.6/f.4 anlamında Paris Sözleşmesi’ndeki anlamıyla herkesçe bilinen bir marka olduğu ya da ülkemizde tescilli olduğu da dikkate alındığında SMK m.6/f.5’teki “Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle…” düzenlemesi kapsamında tanınmış marka olduğu tespit edilememektedir. Bu sebeple, davalı markalarının tanınmış marka gerekçesiyle hükümsüz kılınmaları da olanaklı değildir. Değinmek gerekirse, SMK m.6/f.5'teki tanınmış markada SMK m.6/f.1 anlamında iltibasın varlığı gerekmemektedir. SMK m.6/f.1 kapsamında iltibas söz konusu olmasa bile hükümde geçen şartların varlığında tanınmış markaya genişletici koruma sağlanır. Tanınmış markada iltibas düzenlemesinde aranan iltibasın varlığı şart değildir. SMK m.6/f.5 kapsamında tanınmış markaya dayalı genişletici korumanın varlığı için, tanınmış marka ile sonraki tarihli markaya konu işaretler arasında, markaları üreten firmalar arasında idari/ekonomik bir bağ olduğu konusunda ilişkilendirilme ihtimali bulunması şart olmayıp, sonraki markanın tanınmış markayı çağrıştırması yeterlidir (Hamdi Yasaman, Sınai Mülkiyet Kanunu Şerhi Cilt II, Ankara 2021, s.1063-1064). Tüketici iki farklı marka karşısında olduğunu bilmesine rağmen eğer markalar arasında bir bağlantı, çağrıştırma olduğunu düşünüyorsa,
önce aklına tanınmış marka geliyor ama sonra farklı bir marka karşısında olduğunu biliyorsa, markalar arasında itibardan faydalanma ve dolayısıyla bağlantı oluşabilmektedir. Fakat olayda davacı markası tanınmış marka olarak kabul edilse bile, davalı markasının tüketici kitlesinin davalı markasını davacı markasından ayırt edebileceği, davalı markasını gördüğünde aklına hemen ve ilk bakışta davacı markasının gelmeyeceği, davacı markasını referans almayacağı ve markalar arasında işletmesel bağlantı kurmayacağı, çağrıştırmanın söz konusu olmayacağı, davacı markasının itibarının zedelenmesi, itibarından haksız faydalanılması ve imaj transferinin de söz konusu olmayacağı değerlendirilmiştir.
...; bam kaldırma ilamı öncesi alınan bilirkişi raporları ve mahkememizin gerekçeli kararı gerekse de kaldırma ilamı sonrasında alınan bilirkişi raporları ile marka tescil belgeleri, taraflarca ileri sürülen beyanlar, sunulan deliller bir bütün olarak incelendiğinde; davacının markasının belirli bir bilinirliği olduğu ancak bunun tanınmış marka kriterleri derecesine ulaşmadığı dolayısıyla tanınmış marka korumasından faydalanamayacağı anlaşılmıştır.
Davacı davalı tescilinin kötüniyetli olduğunu keza markalar arasında karıştırma ihtimali bulunduğunu davalının eyleminin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet de yaratığını ileri sürmüştür. Davalı markalarının tescilinde kötü niyet bulunduğuna dair somut, açık bir emarenin mevcut olmadığı, kötü niyeti ispata elverişli delillerin sunulmadığı görüldüğünden, kötü niyete dayalı hükümsüzlük koşullarının da oluşmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Taraf markalarına bütüncül yaklaşımla bakıldığında, ilk iki harflerinin aynı olması ve ikinci harflerinin İsveç alfabesindeki “...” harfinin üzerinde nokta olması haricinde kelime unsurlarının farklı devam ettiği, ... ve ... şeklinde iki
hece halinde okundukları, kulakta bıraktıkları tınının farklı olduğu, font, renk ve kullanılan şekiller ...) itibarıyla aralarında farklılıklar bulunduğu, görsel anlamda çağrışım yapmadıkları değerlendirilmiştir. İltibasta markalar, tek tek parçalara ayrılarak değil, bütünsel bir değerlendirmeye tabi tutulur. Kelime bir bütündür. Önemli olan, okunuş olarak kelimenin tüketicinin de markayı okuma şekli olarak benzer olup olmadığı, markaların bütünsel olarak aynı veya benzer veya farklı olmakla birlikte önceki tarihli markanın tanınmış bir marka olması ile de çağrıştırma yaratıp yaratmadığıdır. Bu değerlendirmenin anlamı ilk iki harfi aynı olan kelimelerin benzer olduğu şeklindeki genel ve peşin bir kabul değildir. Taraf
markalarının okunmasına ilk iki harfinin aynı olması sebebiyle aynı şekilde başlanmakta ise de kelime unsurları farklı devam etmekte ve taraf markaları okunuşta farklı tını bırakmaktadır. Fonetik açıdan kısmi benzerlik bulunması dışında markalar arasında bir benzerlik söz konusu değildir. Kullanılan şekil unsurları bakımından da benzerlik söz konusu değildir. Davalı markası görsel açıdan farklı izlenim bırakmaktadır. Kısmi işitsel benzerlik karıştırılma ihtimaline yol açmak için tek başına yeterli değildir. Bir bütün olarak markaların bıraktıkları genel izlenim farklı olup, karıştırılma ihtimaline yol açılmadığı görülmektedir.
Davalı markaları, davacı markaları ile gerek işaret (markalar) gerekse işletme (markaların sahipleri) düzeyinde bir benzerlik ve bağlantı olmadığı yönünde ilgili tüketici kesiminde yeterli algıyı oluşturmaktadır. Davalı markalarının davacı markaları ile aynı seriden algılanması mümkün değildir. Tüm bunlara göre, aynı/benzer sınıflarda tescilli olsalar da, taraf markaları arasında bağlantı kurulma ihtimali dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davalı yan ... adına ... şekil ve ... markasının birçok ülkeyi kapsayacak şekilde tescil edildiğini bildirmiş ve delil listesinde de Tayvan’da bulanan bir mağazanın görselini de dosyaya sunmuştur. Yine davalı yanca sunulan deliller ,fatura, gümrük belgeri incelendiğinde ... markalı ürünlerin İsveç’te üretildiği ve Türkiye’ye ithal edildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporlarında da Davalının İsveç’te üretim yapmadığı yolundaki davacı iddiasının ispat edilemediği belirtilmiştir.
Markalar bir bütün olarak incelendiğinde ; Davacı markasının 7 harften oluştuğu, davalı markasının ise 5 harften oluştuğu, 7 harfli markanın yalnızca ilk 2 harfindeki harflerden hareket edilerek benzerlik iddiasında bulunulamayacağı, davacının bildirdiği yargıtay ilamlarının somut olaya uygun bulunmadığı, marka hukukundaki en önemli kriterin markaların kıyaslanmasında bütünsel yaklaşım olduğu hususunun gözden kaçırılmaması gerektiği bilinmektedir.
... ve ... kelimelerindeki ortak ... harfleri ile İsveç alfabesinde ... harfi üzerindeki iki nokta dışında markaların kelime, font, renk, at şekli ve tüy şekli gibi tamamen birbirinden farklı unsurlar içerdiği, kelime anlamlarının farklı olduğu gibi, görsel anlamda da çağrışım yapmadığı dolayısıyla markalar arasında karışma ihtimalinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamına alınan 25/04/2023 tarihli bilirkişi raporunda da isabetle tespit edildiği üzere; Davacı, davalının, yatak ürünü, mağaza konsepti, ticari sunumu, tanıtım materyalleri bu kapsamda afişleri ve kataloğu itibarıyla kendi (davacı) markasının unsurlarını kopyaladığı ve davalının, gerçekten İsveç markası olan kendi markası Hästens’in ününden haksız yararlanma ve ona yakınlaşma amacıyla gerçeğe aykırı olarak Hälsa markasının İsveç markası olduğu, ürünlerin İsveç’te üretilip Türkiye’ye ihraç edildiği izlenimini yarattığı iddiasıyla haksız rekabete sebep olduğunu ileri sürmüştür. Hälsa markasının ilk marka tescil başvurusunun İsveç’te yapılmış olması ve süreçte İsveçli şirketin Türkiye’ye yatak ihraç etmiş olması karşısında, markanın bir İsveçli yatak markası olduğu kabul edilebilecektir. İsveç’teki tescil başvurusundan sonra davalı tarafından TPMK nezdinde tescil başvurusunda bulunulduğu ve bu başvurudan sonra 2015 yılı sonu itibarıyla markanın İsveç’ten sonra Türkiye’ye girdiği yönünde muhtelif dergi ve gazetelerde haberlerin yayınlandığı ve lansmanının yapıldığı anlaşılmaktadır. Nisan 2016’da İsveç’te kurulan ve davalı şirket ortağı olduğu anlaşılan ...’in yönetim kurulu başkanı olduğu ...’nin, davalıya, dava tarihinden önce (Ocak 2017) 67 adet yatak ihraç ettiği görülmektedir. Davalı markalı yatakların Türkiye’de üretildiğine dair bir tespit-bilgi mevcut değildir. Neticede, ... markasının ilk marka tescil başvurusunun İsveç’te yapıldığı, davalı şirketin dava tarihinden önce organik bağı olan İsveçli şirketten yatak ithal etmiş olduğu, davalı markasının İsveç yatak üretim teknikleriyle ustaların el işçiliği ile üretilen, İskandinav tarzını yansıtan yatak markası olduğunun aksini ve davalı yataklarının İsveç’te üretilmediğini gösterir delillerin mevcut olmadığı, davalının ticari takdim şekli, ürünleri, tanıtım ve reklam araçları itibarıyla kopyalama ve iltibas durumlarının söz konusu olmadığı, davalı markasının gerçeğe aykırı olarak İsveç markası izlenimi verdiğine, davalının bu yolla davacı markasına yakınlaşma, onun bilinirliğinden haksız yararlanma amacında olduğuna ve yapılan ilan ve açıklamalar dolayısıyla dava tarihi ve öncesinde (davanın açıldığı şartlarda) davacıya zarar veren/onu zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya bırakan bir haksız rekabet unsurunun mevcut olduğuna dair bir tespite ulaşılamadığı için, davacının haksız rekabete göre koruma talebinin şartlarının oluşmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.
...; Toplanan delillere göre taraf markaları arasında iltibas bulunmadığı, davalının tescilinin kötüniyetli olduğunun ispat edilemediği, davacı markasının tanınmış marka olmadığı, davacı markası tanınmış marka olarak kabul edilse bile, davalı markasının tüketici kitlesinin davalı markasını davacı markasından ayırt edebileceği, davalı markasını gördüğünde aklına hemen ve ilk bakışta davacı markasının gelmeyeceği, davacı markasını referans almayacağı ve markalar arasında işletmesel bağlantı kurmayacağı, çağrıştırmanın söz konusu olmayacağı, davacı markasının itibarının zedelenmesi, itibarından haksız faydalanılması ve imaj transferinin de söz konusu olmayacağı, somut olayda marka hakkını ihlal ve haksız rekabetin söz konusu olmadığı, öte yandan davalının yaptığı yatırımlar yurt dışında tanıtım ve açılan mağazalar ile marka tescil belgeleri ile belirli bir yatırım yaparak markasına bilinirlik sağladığı anlaşıldığından subut bulmayan davannı tüm talepler yönünden esastan reddine karar verilerek, yukarda açıklanan gerekçe kapsamına göre aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:
1-Açılan davanın reddine,
2-427,60 TL karar ve ilam harcının peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 396,20 TL karar ve ilam harcının tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 25.500 TL vekalet ücretinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan 200 TL yargılama giderinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine,
Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 14/02/2024

Katip ...
¸e-imzalıdır

Hakim ...
¸e-imzalıdır