WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 01 Temmuz 2026

İSTANBUL 1. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2023/265
KARAR NO : 2024/411

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/04/2023
KARAR TARİHİ : 31/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
(I) TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
(1) Davacı Tarafın İddialarının Özeti:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında ticari ilişki sonucu müvekkili davalıdan alacaklı olduğunu, müvekkili mal/hizmet sattığını, bu mal/hizmet kendisine teslim edildiğini, sonuç olarak bu alışverişe dayalı olarak ekteki cari hesap ekstresi ile görüldüğü üzere toplam 126.499,56 TL bakiye alacağı bulunduğunu, bu bakiye hususunda telefon görüşmeleri ve şifahi görüşmeler sonuç vermediğinden alacağın tahsili için davalı borçlu aleyhine ... 6. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, İcra Müdürlüğü tarafından düzenlenen ... ödeme emri ve dayanak belge sureti borçluya tebliğ edildiğini, takip açıldıktan ve tebligat yapıldıktan sonra tebligatı alan, davalı borçlu taraf, kötü niyetle borca ve tüm fer’ilere itiraz ettiğini, icra müdürlüğü 23.11.2022 tarihli karar tensip tutanağı ile itirazın süresinde olması ve borçlunun takibe itirazı nedeniyle icra takibini durdurma kararı verdiğini, davanın kabulüne ve davalı borçlu tarafından, ... 6. İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı icra takibine (dosyasına) yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, kötü niyetli davalı borçlu aleyhine, alacak likit olduğundan ve itirazla takip durduğundan %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, dosyadan çıkartılacak tüm tebligatların usul ekonomisi ilkesi gereği varsa e-tebliğ/ hızlı posta ile yapılmasına, dava dilekçesi, tensip zaptı ve eklerini içeren tebligatın iadesi halinde talebe gerek kalmadan teb.kan.35 madde uyarınca hızlı posta ile tebliğe gönderilmesine, usul ekonomisi ve hızlı yargılama ilkeleri gereği duruşmanın olabilecek en yakın güne verilmesine, tarafların dava konusu döneme ilişkin ba/bs form kayıt /dökümlerinin istenmesi hususunda ilgili vergi dairesi müdürlüklerine(davacı müvekkil için sarıgazi (ist) ,davalı taraf için kağıthane vd) tensip zaptı ile müzekkere yazılmasına, dava konusu mal ve hizmetin teslimi hususunda tanık dinletme ve ayrıca belirttiğimiz kapsamda son aşamada yemin hususuna ilişkin taleplerimizin nazara alınmasına, yargılama masrafları ile ücret-i vekaletin davalı karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
(2) Davalı Tarafın Savunmalarının Özeti:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; işbu davaya dayanak icra takibine davacı tarafından 2021 yılına ait muavin defter kaydı dayanak gösterildiğini, ilgili muavin defter kaydında müvekkili şirketin davacı firmaya 126.499,56 TL borçlu olduğu iddia edildiğini, davacı tarafın muavin defter kayıtları eksik olmakla birlikte usulüne uygun şekilde tutulmadığını, bu sebeple delil olma niteliğini haiz olmayan kayıtlar olduğunu, Bu itibarla davacı firmanın muavin defter kayıtlarının Mahkemeye delil olarak addedilmemesini talep ettiklerini, davacı firma tarafından müvekkili şirkete taahhüt edilen tüm işlerin eksiksiz tamamlandığı iddia edildiğini, bu husus gerçeği yansıtmadığını, davacı firma tarafından müvekkili şirkete teslim edilen işlerin bir kısmı ayıplı şekilde teslim edildiğini, ayıplı teslim edilen malların bir kısmı onarım için iade edildiğini, davacı tarafından her ne kadar faturalara konu malların teslimi meselesinin maddi vaka olduğu ve maddi vakanın her türlü delille ispatlanabileceği yönünde bir iddiada bulunduğunu, müvekkili şirkete keşide edilen faturalar hatalı olarak keşide edildiğini,... tarihli ... sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayınlanan 1994 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca mobilya ürünlerinde KDV oranı %8’e indirildiğini, oysa davacı firma tarafından müvekkili şirkete keşide edilen faturaların tümü %18 KDV oranı üzerinden keşide edildiğini, müvekkili şirket %10’luk bir zarara uğratıldığını, konuya ilişkin olarak taraflarınca davacı firmaya bu durumun düzeltilmesi için talepte bulunulduğunu, fakat firma tarafından bu taleplerinin olumsuz şekilde cevaplandırıldığını, faturalarda herhangi bir düzenlemeye gidilmediğini, müvekkili şirketin davacı firmadan satın aldığı mobilyalar ilgili Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca belirlenen II sayılı listedeki ürünler olup bu ürünlerdeki KDV oranı haksız şekilde %18 olarak uygulandığını, müvekkili şirket ile davacı firma arasındaki mobilya alışverişi davacı tarafça müvekkili şirkete keşide edilen ilk fatura olan 30.07.2021 tarihinden evvel başladığını, bu tarihten önce de davacı firmadan mobilyalar alındığını, ödemeler yapıldığını, cari hesapta görünmeyen kısımlar için yapılan alışverişlere davacı firma tarafından fatura kesilmediğini, faturasız şekilde işler gerçekleştirildiğini, taraflarınca davacı firmaya bu yönde talepte bulunulmasına rağmen fatura kesmeden iş yapmakta ısrar edildiğini, daha sonrasında müvekkili şirketin talebini tekrarlaması üzerine ilk olarak 30.07.2021 tarihli fatura keşide edildiğini, müvekkili şirket konuya ilişkin olarak inceleme geçirdiğini, olup bu hususta müvekkil şirketin davacı firmayı şikayet etme haklarını saklı tuttuklarını, huzurda görülmekte olan davanın esastan reddine, davacının takip çıkışının %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini savunmuştur.
(II) ÇEKİŞMELİ VAKIALAR HAKKINDA TOPLANAN DELİLLER:
1-... 6. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası,
2-... Vergi Dairesinden ...nin BA/BS formları,
3-... Vergi Dairesinden gelen ...'nin BA/BS formları,
4-Bilirkişi kök ve ek raporu,
5-Tüm dosya kapsamı.
(III) DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE DEĞERLENDİRİLMESİ, SABİT GÖRÜLEN VAKIALAR, ÇIKARILAN SONUÇ VE HUKUKÎ SEBEPLER:
Davacının davası cari hesaba dayanan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
Dosyaya celp edilen takip dosyasının incelenmesinde, davacı tarafından davalı aleyhine ... 6. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı takip dosyasında icra takibi başlatıldığı, davalı tarafından süresi içinde takibe itiraz edildiği anlaşılmıştır.
Davalı cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu teslim edilen malların bir kısmının ayıplı olduğunun tespit edildiğini, ayıplı teslim edilen malların bir kısmının onarım için davacıya iade edildiğini, davacı tarafından keşide edilen faturanın davalıya teslim edilmediğini, bu faturada yazılı malların teslim edilmemesi sebebiyle davalı tarafından iade faturası düzenlendiğini, iade faturasının davacı tarafından defterlerine işlenmediğini, davacı tarafından tanzim edilen faturalardaki KDV oranlarının hatalı olduğunu, davacı tarafından davalıya gönderilen teklif formlarında KDV oranının %8 olmasına rağmen faturalarda % 18 KDV uygulandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Tarafların bağlı oldukları vergi müdürlüklerinden uyuşmazlığa konu döneme ait BA BS formları celp edilmiş, tarafların ticari defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişisi marifetiyle inceleme yapılarak uyuşmazlığa ilişkin rapor ve kök rapor alınmıştır.
Tarafların tacir olduğu, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklandığı hususu tartışmasızdır.
Tarafların tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1, a-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Türk Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1, a-c hükmü de uygulanacaktır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:
Satıcının ayıptan sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 219-231. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Ayıp kavramının tanımı kanunda tam olarak bulunmamakla birlikte, ayıptan sorumluluk halleri bu maddelerde hüküm altına alınmıştır. Ayıp kavramı hakkındaki genel tanım, sözleşme gereği edimin taşıması gereken nitelik ile mevcut nitelik arasındaki fark şeklindedir.
TBK. m. 219’da sözleşmeye aykırılık halinde iki ayrı durum mevcuttur. Bunların ilki, satıcının alıcıya birtakım nitelikler bildirmesi ve bu niteliklerin söz konusu şeyde bulunmamasıdır. İkincisi ise sözleşme konusu şeyden beklenen faydayı azaltan veya ortadan kaldıran durumların mevcut olmasıdır. Buna dürüstlük kuralı çerçevesinde karar verilmektedir. Alıcının beklediği faydanın dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Burada objektif değer baz alınır.
Satıcının ayıptan sorumluluğunun doğması için aranan şartlar:
a) Ortada bir ayıp bulunmalıdır
Ayıp; maddi, ekonomik veya hukuki olabilir. Satılanın yırtık, bozuk, kırık, lekeli olması gibi haller maddi ayıp teşkil eder. Hukuki ayıp ise, satılanın değerini ve ondan beklenen faydaları etkileyen eksikliklerdir. Satıcının bildirimi yoksa fakat eşyanın niteliği gereği, eşyadan beklenen bir fayda varsa, dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenen bu faydanın sağlanamaması durumunda ayıptan bahsedilebilir.
b) Satılandaki ayıp önemli olmalıdır.
Ayıp sonucunda, söz konusu şeyin değerinin veya elverişliliğinin önemli şekilde azalması veya tamamen ortadan kalkması gereklidir. Bu gibi durumlarda, satılan şeydeki ayıp önem kazanmış olur. Önemsiz ayıplardan dolayı satıcı sorumlu tutulamaz.
c) Alıcı malın ayıplı olduğunu bilmiyor olmalıdır.
Bu konu, TBK. m. 222’de düzenlenmiştir. Buna göre, “Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir. Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse olur.” Böylece alıcı, sözleşmenin kurulması esnasında ayıpları biliyorsa, bunları kabul etmiş sayılır ve satıcı ayıptan sorumlu olmaz. Ancak bunların gerçekleşebilmesi için, alıcının sözleşmeden önce, satın aldığı şeyi gözden geçirme imkânını bulabilmesi gereklidir . Burada gözden geçirmeden kasıt, olağan bir muayenedir.
Alıcının satın aldığı şeyde, dikkatli özeni gösterseydi fark edebileceği ayıplardan da satıcı sorumlu değildir. Alıcının, malın ayıplı olduğunu bilmiyor olması gerekmektedir. Gizli ayıplarda, alıcının malın ayıplı olduğunu bilmesi mümkün değildir. Olağan gözden geçirme, malın alınırken kabaca gözden geçirilmesidir. İlk bakışta görülebilecek olan ayıplar mevcutsa, satıcının ayrıca bunu üstlenmesine gerek yoktur. Bu gibi durumlarda, sorumluluk aranmaz.
d) Ayıptan sorumluluk sözleşme ile kaldırılmıyor olmalıdır
e) Alıcı ayıbı kabul etmemiş olmalıdır
f) Alıcı ayıptan doğan sorumluluk hükümlerinden yararlanabilmek için kanunun kendisine yüklediği külfetleri yerine getirmiş olmalıdır
Alıcıya kanunen yüklenen külfetler, satılanı gözden geçirme ve varlığı iddia edilen ayıpları satıcıya bildirme külfetleridir. Alıcı, satın aldığı malı gözden geçirmek ve herhangi bir ayıp halinde de bunu satıcıya bildirmek zorundadır . Bu zorunluluklar TBK. m. 223’te düzenlenmiştir. TBK. 223’e göre, “Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.” Burada kesin bir süre belirlenmemiştir, ancak alıcı ayıbı en kısa sürede bildirmekle yükümlüdür.
Tacirler arası ticari satımlarda, satılanın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli değilse, alıcı teslimden itibaren 8 gün, diğer hallerde ise 2 gün içinde satılanın gözden geçirilmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm 6102 Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. TTK. m. 23/1.c’ye göre, “Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanunu’nun 223’üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Bu durumda, TBK. m. 223 burada da uygulama alanı bulacaktır. TBK. m. 225’e göre, satıcının ağır kusurlu olması halinde ayıbın kendisine zamanında bildirilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacaktır. Aynı hüküm, satıcılığı meslek edinmiş kişiler için de geçerlidir.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.
Bir sözleşmede ayıbın şartları mevcut ise ve alıcı da kendisinden beklenen külfetleri yerine getirmişse, bu durumda alıcı TBK. m. 227’de kendisine tanınan haklardan birini kullanabilir. Bu haklar;
Sözleşmeden dönme, bedelde indirim talebi, satılanın ücretsiz onarımı talebi, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesi talebi (Kaynakça: ARAL, Fahrettin, Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 8. Baskı, Ankara, 2009- AVUZ, Cevdet, Borçlar Hukuku Dersleri (Özel H, 9. Baskı, İstanbul, 2011)
Satım sözleşmesine televizyonun teslimi ile ayıplı, hasarlı olup olmadığı ve ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir.
İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir.
İddia ve savunmaya dayanak gösterilen ve mahkemenin karar vermesinde etkili olacak olgulardan hangisinin kim tarafından ispat edileceği hususu ispat yükü kavramıyla ilgilidir. İspat yükünün ne şekilde dağılacağına ilişkin genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguları ispatla yükümlüdür.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinin 1. fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmış; 2. fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir. Buna göre
“(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
(2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.”
İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerin senetle ispatını zorunlu kılmış ve bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri delillerle ispatına imkân vermemiştir. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-936 E., 2021/1090 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır. ( İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2019/859 Esas 2022/1199 Karar)
6102 sayılı TTK'nun 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/4521 E. 2016/549 K. sayılı ilamı; "...Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.(İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi 2020/625 Esas 2022/262 Karar)
Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu icra takibine dayanak olarak davacı tarafından tanzim edilen faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının faturaları ticari defterlerine işledikten 26 gün sonra davacıya iade faturası düzenlediği, davalı tarafından tanzim edilen iade faturalarının davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, taraflara ait BA BS formlarının birbirini teyit ettiği, bu durumda davalının verilen hizmeti veya malı almadığını ispatlamakla yükümlü olduğu, davalının bu yönde delili dosyaya sunamadığı anlaşılmakla davacının davasının kabulüne, alacak likit ve itiraz haksız olduğundan asıl alacağın % 20'sine karşılık gelen icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM/ Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
Davacının davasının KABULÜNE,
1-Davalının ... 6. İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına vaki itirazının iptaline,
2-Takibin kaldığı yerden devamına,
3-Asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına,
4-İtiraz haksız ve alacak likit olduğundan asıl alacağın %20'sine karşılık gelen 25.300,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 8.641,18 TL nispi karar harcının, 1.527,80 TL peşin harçtan mahsubu ile noksan kalan 7.113,38‬ TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
Davacı lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktar üzerinden hesaplanan 20.239,93 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
Davacı tarafından yapılan toplam 1.803,00 TL yargılama gideri ile 1.527,80 TL peşin harç, 179,90 TL başvuru harcı toplamı 3.510,7‬0 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına,
Davacı tarafından yatırılan bakiye gider avansının kararın kesinleşmesi üzerine davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 31/05/2024

KATİP ...
¸e-imzalıdır

HAKİM ...
¸e-imzalıdır

Harç / Masraf Dökümü
Peşin Harç : 1.527,80 TL
Karar Harcı : 8.641,18 TL
Noksan Harç : 7.113,38‬ TL

Davacı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 2.210,00 TL

Davalı Gider Avansı
Yatırılan Avans : 00,00 TL

Yargılama gideri detayları
Bilirkişi Ücreti : 1.500,00 TL
Posta Giderleri : 303,00 TL