WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 29 Haziran 2026

DIYARBAKIR ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+


TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO :
KARAR NO :

HAKİM :
KATİP :

DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/01/2023
KARAR TARİHİ : 23/01/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkilinin ...., .. İli .... İlçesi ... Mahallesi .... mevkiinde yapımına devam ettiği çiftlik inşaatının çatı malzemeleri için ...Nak. İnşaat Sanayi ve Tic. Ltd. Şti ile anlaştığını, bu anlaşmaya istinaden 6 farklı ürün satın almış olduğunu ve ödemesini yaptığını, mallar teslim edildikten sonra müvekkili şirketçe söz konusu malların kullanılması gerektiğinde ölçülerin faturada belirtilen ölçüler ile uyuşmadığının tespit edildiğini, bu durumu satıcıya bildirdiğini, satıcı tarafından ise malların ayıplı olduğu bilindiği ve ancak herhangi bir ödeme yapılmayacağı belirttiğini, davalının müvekkili şirkete fatura kesmek suretiyle teslim ettiği mallar ayıplı olduğundan müvekkilini zarara uğrattığını, ... (fazlaya ilişkin dava ve talep haklarımız saklı kalmak kaydıyla) alacağın müvekkilinin davalıya yaptığı ödeme tarihinden itibaren işletilecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davaya konu satışa konu emtiaya ilişkin müvekkil şirket tarafından düzenlenen e-fatura ve e-sevk irsaliyesinin tarihi.... tarihli olduğunu, malların davacı tarafa ayıpsız bir şekilde teslim edildiğini davacı tarafça satın alınan demirlerin inşaatta kullanıldıktan ve aylar geçtikten sonra sonra malların ayıplı olduğu iddiası kötü niyetli olup yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın söz konusu malları teslim aldığını kabul etmekte olup aksi yönde dava dilekçesinde bir iddiasının da söz konusu olmadığını, tüm dosya kapsamı incelendiğinde davacı tarafça süresinde yazılı bir ayıp ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair bir belge sunulmadığını, davacının tarafın haksız ve mesnedsiz davasının reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;
Dava, satış sözleşmesinden kaynaklı alacak davasıdır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çatı malzemeleri satışından kaynaklı olarak, teslim edilen ürünün satış sözleşmesinde kararlaştırılan malzeme ile aynı olup olmadığı, davacının zararının meydana gelip gelmediği ve bu sözleşme gereğince davalının ayıba karşı tekeffül hükümleri gereğince sorumlu olup olmadığının tespiti noktasında toplandığı anlaşılmıştır.
Öncelikle dava şartı yönünden yapılan inceleme gereğince davalının derderstlik yönünden itirazda bulunduğu anlaşılmış, derdestlik itirazında bulunduğu mahkememizin .... E. Sayılı dosyası incelendiğinde dosyanın usulden reddedildiği, usulden red kararının ... tarihinde kesinleştiği anlaşılmakla talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalının belirsiz olarak davayı açmakta hukuki yararın olmadığından bahisle usulden red talebi incelendiğinde ise; davanın dava açarken zarar kaleminin ne kadar olacağının net bilinmemesinin kendisinden beklenebileceği dolayısı ile de hukuki yararı olduğu anlaşılmakla bu yönüyle talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ise ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya dava tarihi itibariyle 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1,c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/I hükmü de uygulanacaktır.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karşı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur” denilmektedir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Ancak TTK 23’de malın muayene ve ihbar yükümlülüğü düzenlenmiştir. Eğer alıcı iğfal edilmiş ise yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.
TK ve BK'daki düzenlemelerin birbirlerine paralel düzenlemeyi içerdiği gözetildiğinde: Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 23/c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı emtiayı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde emtianın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223/2. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır.
Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanunun 227 maddesinin kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği düzenlenmiştir. Ayıp ihbarının yasal sürede yapılıp yapılmadığını kimin kanıtlaması gerektiğini bulabilmek için hukukumuzda “ispat yükü”nün nasıl düzenlendiğine bakmak gerekmektedir. Türk Medeni Kanunun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” denilmiş; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen taraf, karşı (kendisine ispat yükü düşen) tarafın iddiasını (olguyu) ispat etmesini bekleyebilir. Kendisine ispat yükü düşen taraf iddiasını ispat edemezse, diğer (kendisine ispat yükü düşmeyen) tarafın onun iddiasının aksini (hilafını) ispat etmesine gerek yoktur; o olgu ispat edilmemiş (yani dava bakımından yok) sayılır.
Somut olayda davacının kendisine teslim edilen malın ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu yani ayıp ihbarının yapıldığına dair ispat yükü davacı taraftadır. Davacı davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu usulüne uygun bir delille ispatı gerekmektedir.
Dosya kapsamına göre somut olayda; davalı tarafından davacıya 17/02/2022 tarihinde irsaliyeli fatura ile demir satışı yapılmış olup, taraflar arasında yapılan davaya konu olan edilen demirlerin markasını, cinsini, vasıfları ile sair özelliklerini gösteren bir satış sözleşmesi dosyaya sunulmamıştır. İrsaliyeli faturaların içeriğinde de satışı yapılan demirlerin ilk 3 cinsinin toplam kg miktarı belirtilmiş olup, 4, 5 ve 6. Sırada yer alan demirlerin adet, ve birim fiyatlarından başka bir bilgi olmadığı görülmektedir.
Somut olayda; 17/02/2022 tarihinde irsaliyeli fatura ile demirlerin teslim edildiği, teslim edilmenin uyuşmazlık noktası olmadığı, davacı tarafından mahkememizin .... değişik iş dosyası ile 08/07/2022 tarihinde tespitinin teslimden yaklaşık 5 ay sonrasında yapıldığı anlaşılmaktadır. Değişik iş dosyası ile yapılan tespitte 40x80x3 mm kutu profilden çıkan demir bakımından kg bazında miktarın az olduğu bu nedenle ayıplı olduğu tespit edilmiş ise de düzenlenen faturada bu demirin kg bazında ağırlığına dair bir veri bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle gerek iddia olunan ayıbın satıma konu malın ayıplı olduğu iddiasının gerekse satışa konu edilen demirlerin davaya konu edilen demirler olduğu hususunun davacı tarafından ispatlanamadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki bu husus kabul edilse dahi kanunda davacı yanın teslim alınan malı süresinde muayene edip davalıya ihbar ettiği de ispatlanamamıştır. Davalı şirket temsilcisinin 23/01/2024 tarihli duruşmada davaya konu edilen malların faturaların belirtilen miktar ve ağırlıkta eksiksiz ve ayıpsız teslim ettiğine dair yemin eda ettiği anlaşılmakla; davacının ispatlanamayan davasının reddi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklanan sebeplerle;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 427,60 TL peşin alınan harçtan peşin yatan 179,90TL harçtan peşin alınan harç mahsup edildiğinde kalan 247,7‬0 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap edilen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği Adalet Bakanlığı tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen iki taraf için iki saatlik ücret tutarı karşılığı olan 3.120,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
6- HMK.'nın 333. maddesi ve HMKY'nin 47. maddesi gereğince gider avansının kullanılmayan kısmının yazı işleri müdürü tarafından ilgilisi hesap numarası bildirilmiş ise hesabına aktarılmasına, aksi halde masrafın gider avansından karşılanmak suretiyle PTT vasıtasıyla adreste ödemeli olarak gönderilerek iadesinin sağlanmasına,
Dair davacı vekilinin, davalı vekilinin ve davalı şirket temsilcisinin yüzüne karşı verilen karara karşı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip Hakim