DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/1690 E. , 2023/1097 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1690
Karar No : 2023/1097
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı - …
(…Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 14/10/2021 tarih ve E:2018/3012, K:2021/5200 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirketin, 20/04/2018 tarihinde ihtirazi kayıtla verdiği 2017 yılı kurumlar vergisi beyannamesine istinaden tahakkuk edecek vergi bakımından, 2017/Aralık dönemine ilişkin 4.462,97 TL tutarındaki gelir (stopaj) vergisinin kanuni süresinde ödenmemesi nedeniyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinde vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan %5'lik vergi indiriminden yararlanamayacağına ilişkin …tarih ve E.…sayılı işlem ile bu işlemin dayanağı olduğu ileri sürülen 23/12/2017 tarih ve 30279 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 301 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 4.1. bölümünün birinci fıkrasında yer alan "muhtasar gibi tüm" ibaresinin iptali ve ihtirazi kayıtla verilen beyannamede indirim konusu yapılamayan ve ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren amme alacaklarına uygulanan faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.
Danıştay Dördüncü Dairesinin 14/10/2021 tarih ve E:2018/3012, K:2021/5200 sayılı kararı:
Usul Yönünden:
Dava dilekçesinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine Başkan … ile Üye …'in karşı oyları ve oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Esas Yönünden:
Düzenleyici işlemin iptali istemi yönünden inceleme:
193 sayılı Kanun'un mükerrer 121. maddesinin uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan hali ile ticari, zirai veya mesleki gelir elde eden gelir vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi mükelleflerinin (finans ve bankacılık sektörlerinde faaliyet gösterenler, sigorta ve reasürans şirketleri ile emeklilik şirketleri ve emeklilik yatırım fonları hariç olmak üzere), yıllık beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5'ini, ödemeleri gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirebilmelerine imkan sağlanmıştır.
Söz konusu vergi indiriminden faydalanabilmek için indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu beyannamenin ait olduğu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresi içinde verilmiş ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin zamanında ödenmiş olması, ikinci fıkranın (1) numaralı bendinde belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re'sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması, indirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla vergi aslı (vergi cezaları dahil) 1.000 Türk Lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcun bulunmaması ve indirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile önceki dört takvim yılında 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinde sayılan fiillerin işlenmemiş olması gerekmektedir.
Maddenin beşinci fıkrasında, bu maddede geçen vergi beyannamesi ve vergi ibarelerinin, Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannameleri ile bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergileri ifade ettiği belirtilmiş; Tebliğ'in iptali istenilen kısmının yer aldığı 4.1. bölümünde de, vergi indiriminden faydalanabilmek için kanuni süresi içinde verilmesi ve üzerinden tahakkuk eden verginin de zamanında ödenmiş olması gereken vergi beyannameleri, Kanun'da ifade edilen vergi beyannamesi tanımıyla paralel olarak, "Maliye Bakanlığı'na bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken gelir veya kurumlar vergisi, katma değer vergisi, muhtasar gibi tüm vergi beyannameleri" şeklinde örnekleme yoluyla açıklanmıştır. Dolayısıyla, Tebliğ'de açıklanan vergi beyannameleri ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin, Kanun'da ifade edilen "vergi beyannamesi ve vergi" tanımlarının kapsamı içinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinde "vergi beyannamesi" ibaresinin Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine verilmesi gereken vergi beyannamelerini ifade ettiğinin açıkça belirtildiği, Tebliğ'in dava konusu kısmının, yukarıda belirtilen ilgili Kanun maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği yetki kapsamında uyulması gereken usul ve esasların belirlenmesine ilişkin olarak düzenlendiği, Kanun'un uygulama alanını sınırlamadığı gibi Kanun'da belirtilen hukuki durumu açıklayarak belirliliği sağlamaya yönelik olduğu ve üst hukuk normlarına aykırılık taşımadığı anlaşıldığından, 23/12/2017 tarih ve 30279 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 301 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 4.1. bölümünün birinci fıkrasında yer alan "muhtasar gibi tüm" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davanın … tarih ve E.…sayılı işlemin iptali istemine ilişkin kısmı yönünden inceleme:
Uyuşmazlıkta davacı şirketin Mürefte şubesine ait 2017/Aralık dönemine ilişkin 4.462,97 TL tutarındaki gelir (stopaj) vergisinin, 26/01/2018 Cuma günü mesai bitimine kadar ödenmesi gerekirken, aynı tarihte bankaya verilen yazılı talimata rağmen, ödemenin banka tarafından unutularak, araya hafta tatilinin girmesi nedeniyle 29/01/2018 Pazartesi günü gecikme zammıyla birlikte ödenerek vergisel yükümlülüğün yerine getirildiği, söz konusu verginin, üzerinden indirim uygulanacak 2017 yılına ilişkin olarak hesaplanan kurumlar vergisinin %0,1'ine tekabül ettiği, olayın oluş biçimi ve mezkur Kanun hükmünün getiriliş amacı da dikkate alındığında, davacı şirketin, "vergiye uyumlu mükellef" olmadığına yönelik değerlendirmenin, kişi ve toplum yararı arasındaki dengeyi bozucu nitelikte, hakkaniyet ilkesine ve nesafet kurallarına aykırı olduğu sonucuna varıldığından, davacı şirketin vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indiriminden yararlanamayacağına ilişkin … tarih ve E.…sayılı işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.
Kaldı ki 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinde, 7194 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle yapılan ve 01/01/2020 tarihinden itibaren verilmesi gereken yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde uygulanmak üzere 07/12/2019 tarihinde yürürlüğe giren değişikliklerle, vergi indiriminden faydalanabilmek için süresi içinde verilmesi gereken vergi beyannameleri üzerine tahakkuk eden vergilere ilişkin ödeme süresi, üzerinden indirim uygulanacak gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinin verilme süresine çekilmiş ve değişiklik gerekçesinde de, böylece madde kapsamına girecek uyumlu mükellef sayısının artırılmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
Davanın ihtirazi kayıtla ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren amme alacaklarına uygulanan faiziyle birlikte iadesi istemi yönünden inceleme:
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği; aynı maddenin (5) numaralı fıkrasında ise, vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi halinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faizin, 120. madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödeneceği kuralına yer verilmiştir.
Buna göre, her ne kadar davacı tarafından ihtirazi kayıtla ödenen tutarın iadesi istenilmekte ise de, yukarıda aktarılan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinin birinci fıkrasında, maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartları taşıyanların yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden hesaplanan verginin %5’inin, ödenmesi gereken gelir veya kurumlar vergisinden indirileceği, indirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutarın, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebileceği düzenlenmiştir. Davacının 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin incelenmesinden ise, mahsup edilecek vergiler toplamının fazla olması nedeniyle ödenmesi gereken kurumlar vergisinin ve vergi indiriminden faydalanılamaması nedeniyle de kalan vergi indiriminin çıkmadığı, dolayısıyla tahakkuk fişi üzerine yapılan bir kurumlar vergisi ödemesinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Ancak davacının izleyen yıl içinde tahakkuk eden vergilerinin ödenmesi sırasında vergi indirimi konusu yapılamayan tutarın mahsubu imkanından yoksun kaldığının ihtilafsız olduğu, dolayısıyla davacının vergi indiriminden faydalanamayacağına ilişkin işlem ile bu işlem nedeniyle yapılan tahakkukun iptali üzerine, hesaplanan verginin (4.631.372,32 TL) %5'i olan 231.568,61 TL'nin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince tecil faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Daire bu gerekçeyle düzenleyici işlem yönünden davanın reddine, uygulama işlemi yönünden ise davanın kabulüne ve 231.568,61 TL'nin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince tecil faiziyle birlikte davacıya iadesine karar vermiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Temyiz istemine konu kararın uygulama işlemine ilişkin kısmının hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinin uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan halinde yer alan, vergi indiriminden yararlanılabilmesi için daha önceden verilen beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin kanuni süresi içerisinde ödenmesi şartının olayda gerçekleşmediği dikkate alındığında, vergi indiriminden yararlanılamayacağına ilişkin olarak davalı idarece tesis edilen işlem ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameye istinaden tahakkuk eden vergide hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile kararın uygulama işlemine ilişkin kısmının kaldırılarak bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Usul Yönünden:
Düzenleyici işlem ile uygulama işleminin birlikte ve aynı dava dilekçesinde dava konusu edilmesinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesine aykırılık teşkil etmeyeceğine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
Kurul Üyesi … bu görüşe aşağıdaki gerekçeyle katılmamıştır:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, ilânı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilân tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri belirtilmiştir. Kanun'un "Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller" başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunması halinde birden fazla idari işlemin bir dilekçe ile idari davaya konu edilebileceği hükmüne yer verildikten sonra "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddenin (3) numaralı fıkrasının (g) işaretli bendinde, dilekçelerin 3 ve 5. maddelere uygun olup olmadıkları yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinde de 14. maddenin (3) numaralı fıkrasının (g) işaretli bendinde yazılı halde 3 ve 5. maddelere uygun şekilde düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak suretiyle otuz gün içinde dava açılmak üzere dilekçenin reddine karar verileceği hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin yukarıda açıklanan (4) numaralı fıkrasında ilgililerin düzenleyici işlemle uygulama işleminin her ikisi aleyhine birden dava açabileceğinin belirtilmiş olması, her iki işleme karşı aynı dilekçeyle ve aynı idari yargı yerinde dava açılabileceği anlamında değildir. Aynı dilekçe ile dava açılabilecek haller, anılan Kanun'un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında gösterilmiş olup birden fazla işleme karşı aynı dilekçe ile dava açılabilmesi, ancak bu koşullar ile idari yargılama hukukunun gerektirdiği diğer koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde olanaklıdır.
Sözü edilen fıkrada yer alan düzenlemenin amacı da aynı yargı yerinin görevine giren ve çözümleri ayrı emek gerektirmeyen idari uyuşmazlıkların aynı dava içerisinde görülmeleri sağlanarak gereksiz zaman israfı ile masrafın önlenmesi ve farklı kararların verilebilmesi riskinin ortadan kaldırılmasıdır. Aralarında maddede aranan biçimde bağlılık ya da ilişki bulunsa bile birden fazla idari işlemin aynı dilekçeyle idari davaya konu edilebilmesi için bu durumun kamu düzeni için öngörülen usul ve görev kurallarını ve bu kurallarla korunan ve Anayasa'nın 37. maddesinde öngörülen "kanuni hakim ilkesi"ni ihlâl ediyor olmaması da gereklidir. Bir başka anlatımla, Danıştay'ın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren davaya konu edilebilecek nitelikteki bir işlemle idare veya vergi mahkemelerinin görevine giren davalara konu olması gereken bir işlem aynı dilekçe ile idari davaya konu edilemez.
Öte yandan, 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun ile ülkemizde istinaf kanun yolu uygulanmaya başlamış ve üçlü bir yargılama sistemi oluşmuş olup uygulama işlemi ile düzenleyici işlemin aynı dilekçe ile dava konusu edilmesi halinin kabul edilmesinin görevli yargı yeri ile kanun yolu başvurusunun yapılacağı yargı yerleri arasında karışıklığa yol açacağı da kuşkusuzdur.
Bu bakımdan 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın görevine giren 23/12/2017 tarih ve 30279 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 301 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 4.1. bölümünün birinci fıkrasında yer alan "muhtasar gibi tüm" ibaresinin iptali ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 6. maddesi uyarınca vergi mahkemelerinin görevine giren davacının 20/04/2018 tarihinde ihtirazi kayıtla verdiği 2017 yılı kurumlar vergisi beyannamesine istinaden tahakkuk edecek vergi bakımından 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinde vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan %5'lik vergi indiriminden yararlanamayacağına ilişkin …tarih ve E.…sayılı işlemin iptali ile indirim konusu yapılamayan ve ödenen tutarın ödeme tarihinden itibaren faiziyle birlikte iadesi istemiyle aynı dilekçe ile Danıştayda idari dava açılmasına olanak bulunmadığından, temyiz istemine konu Daire kararının, 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca bozulması gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun'un 22. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, 15. maddede sayılan sebeplerden biri ile veya yargılama usulüne ilişkin meselelerde azınlıkta kalanların işin esası hakkında da oylarını kullanacaklarına ilişkin kural ve Kurulumuzun usule ilişkin meselelerde azınlıkta kalanların diğer usuli meselelerde ve nihai kararda oy kullanacaklarına dair içtihadı uyarınca usuli mesele yönünden karşı oyda kalan Kurul Üyesi esas yönünden de oylamaya katılmıştır.
Esas Yönünden:
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan karar, aynı hukuksal nedenler ve gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek durumda görülmemiştir.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE,
2- Danıştay Dördüncü Dairesinin 14/10/2021 tarih ve E:2018/3012, K:2021/5200 sayılı kararının ONANMASINA,
11/10/2023 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.
XX - KARŞI OY:
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinin ikinci fıkrasının uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan hali şu şekildedir:
"Söz konusu indirimden faydalanabilmek için;
1. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin ait olduğu yıl ile bu yıldan önceki son iki yıla ait vergi beyannamelerinin kanuni süresinde verilmiş (Kanuni süresinde verilen bir beyannameye ilişkin olarak kanuni süresinden sonra düzeltme amacıyla veya pişmanlıkla verilen beyannameler bu şartın ihlali sayılmaz.) ve bu beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilerin kanuni süresinde ödenmiş olması (Her bir beyanname itibarıyla 10 Türk Lirasına kadar yapılan eksik ödemeler bu şartın ihlali sayılmaz.),
2. (1) numaralı bentte belirtilen süre içerisinde haklarında beyana tabi vergi türleri itibarıyla ikmalen, re’sen veya idarece yapılmış bir tarhiyat bulunmaması (Yapılan tarhiyatların kesinleşmiş yargı kararlarıyla veya 213 sayılı Vergi Usul Kanununun uzlaşma ya da düzeltme hükümlerine göre tamamen ortadan kaldırılmış olması durumunda bu şart ihlal edilmiş sayılmaz.),
3. İndirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000 Türk lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcunun bulunmaması, şarttır."
Uyuşmazlık konusu olayda, davacı şirket tarafından 2017/Aralık dönemine ilişkin 4.462,97 TL tutarındaki gelir (stopaj) vergisinin 26/01/2018 Cuma günü mesai bitimine kadar ödenmesi gerekirken, bankaya verilen talimata rağmen bu süre geçtikten sonra 29/01/2018 Pazartesi günü ödenmesi nedeniyle 2018 yılında tahakkuk edecek vergiler bakımından vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indirimi uygulamasından yararlanma konusunda tereddüte düşüldüğü ve indirimden yararlanması gerektiğinden bahisle yapılan …tarih ve …sayılı başvuru ile özelge talebinde bulunulmuştur. Davalı idare tarafından davacının bu başvurusu, …tarih ve E.…sayılı cevabi yazı ile Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesi ve 301 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 4.1. bölümü dayanak gösterilmek suretiyle davacı şirketin vergi indiriminden yararlanamayacağı belirtilerek reddedilmiş ve söz konusu yazı davacıya 01/04/2018 tarihinde elektronik ortamda tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine davacı şirket tarafından, 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesi 20/04/2018 tarihinde ihtirazi kayıtla vergi indiriminden yararlanmaksızın verilmiş ve vergi indiriminden yararlanılamayacağına ilişkin işlem ile 301 Seri No'lu Gelir Vergisi Genel Tebliği'nin 4.1. bölümünün birinci fıkrasında yer alan "muhtasar gibi tüm" ibaresinin iptali ve vergi indirimi konusu yapılamayan tutarın ödeme tarihinden itibaren amme alacaklarına uygulanan faiziyle birlikte iadesi istemiyle 30/04/2018 tarihinde işbu dava açılmıştır.
Temyize konu kararda Danıştay Dördüncü Dairesince her ne kadar, davacının yararlandırılmadığı vergi indirimine isabet eden tutarın, üzerinden indirim uygulanacak 2017 yılına ilişkin olarak hesaplanan kurumlar vergisinin %0,1'ine tekabül ettiği, davacı şirketin, "vergiye uyumlu mükellef" olmadığına yönelik değerlendirmenin, kişi ve toplum yararı arasındaki dengeyi bozucu nitelikte, hakkaniyet ilkesine ve nesafet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle karar verilmiş olsa da, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinin ikinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, indirimin hesaplanacağı beyannamenin verildiği tarih itibarıyla, vergi aslı (vergi cezaları dâhil) 1.000,00 Türk Lirasının üzerinde vadesi geçmiş borcun bulunmaması şartının getirildiği, kanun koyucunun söz konusu düzenlemeyi hakkaniyet ilkesi ve nesafet kuralları gereği 1.000,00 Türk Lirasına kadar olan borçların vadesinde ödenmemiş olmasının vergiye uyumlu mükellef olmanın ihlâli anlamına gelmeyeceğini gözeterek getirdiği ve vergiye uyumlu mükellef olmanın şartlarından olan vadesi geçmiş borcun bulunmaması yönünden 1.000,00 Türk Lirası tutarında bir sınırı takdir ettiği dikkate alındığında, bu sınırın üzerinde yer alan 4.462,97 TL tutarındaki gelir (stopaj) vergisinin kanuni süresinde ödenmemesi nedeniyle davacının vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indiriminden yararlandırılmamasına dair işlemde ve ihtirazi kayıtla verilen beyannameye istinaden tahakkuk eden vergide hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, davalı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının uygulama işlemine ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.
XXX - KARŞI OY:
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinin birinci fıkrasında, "... İndirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutar, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerinden mahsup edilebilir. Bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarlar red ve iade edilmez..." düzenlemesine yer verilmiştir.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacının 2017/Aralık dönemine ilişkin 4.462,97 TL tutarındaki gelir (stopaj) vergisinin 26/01/2018 Cuma günü mesai bitimine kadar ödenmesi gerekirken, bankaya verilen talimata rağmen bu süre geçtikten sonra 29/01/2018 Pazartesi günü ödenmesi nedeniyle 2018 yılında tahakkuk edecek vergiler bakımından vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indirimi uygulamasından yararlanma konusunda tereddüte düşüldüğü ve indirimden yararlanması gerektiğinden bahisle yaptığı …tarih ve …sayılı başvurusunun, davalı idare tarafından …tarih ve E.…sayılı cevabi yazı ile vergi indiriminden yararlanamayacağı belirtilerek reddi üzerine davacı şirket tarafından 2017 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannamesi 20/04/2018 tarihinde ihtirazi kayıtla vergi indiriminden yararlanmaksızın verilmiş ve tahakkuk eden 4.631.372,32 Türk Lirası tutarındaki kurumlar vergisi mahsup edildiğinden ödenecek kurumlar vergisi çıkmamıştır.
193 sayılı Kanun'un mükerrer 121. maddesinin birinci fıkrasında, indirilecek tutarın ödenmesi gereken vergiden fazla olması durumunda kalan tutarın, yıllık gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihi izleyen bir tam yıl içinde mükellefin beyanı üzerine tahakkuk eden diğer vergilerden mahsup edilebileceği, bu süre içinde mahsup edilemeyen tutarların ise red ve iade edilmeyeceği kuralının getirildiği dikkate alındığında, somut olayda vergiye uyumlu mükelleflere sağlanan vergi indiriminden yararlandırılmaması nedeniyle nakden ödediği bir vergi bulunmayan davacı şirkete iade edilmesi gereken bir tutar olmadığı anlaşıldığından, indirim konusu yapılamayan tutarın davacı şirkete faiziyle beraber iadesine hükmedilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Kurulumuzun, temyize konu kararın …tarih ve E.…sayılı işlemin iptaline dair kısmının onanması yönündeki kararına katılmakla birlikte, temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın vergi indirimi konusu yapılamayan tutarın tecil faiziyle birlikte iadesine hükmedilmesine dair kısmının bozulması gerektiği oyu ile kararın bu kısmına katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!