DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/812 E. , 2024/648 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/812
Karar No : 2024/648
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu
VEKİLLERİ : Av. ..., Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/10/2022 tarih ve E:2017/2040, K:2022/7419 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 21/10/2022 tarih ve E:2017/2040, K:2022/7419 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ile davacının birleştirme talebi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacı hakkında, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraat kararı verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verildiği ve davacı hakkındaki beraat kararının 26/11/2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
Davacının unvanlı göreve atanmasına ilişkin tanık beyanları yönünden, davacının Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ve/veya iltisaklı olması nedeniyle ve örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesi amacıyla görevlendirildiğine ilişkin somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, davacının Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak görevlendirilmesinin ve yer verilen tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Y.E. isimli şahsın beyanı yönünden, davacının örgüt içerisinde yer aldığına ilişkin somut bir veriye dayanmaması nedeniyle FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
T.A. ve M.G. isimli şahısların beyanları yönünden, davacının örgütle bağlantısına yönelik gözleme dayalı yorum ile duyumlardan hareketle çıkarımda bulunulduğu, davacının aynı adliyede görev yaptığı meslektaşlarıyla örgütsel amaçlarla görüştüğüne ve birlikte hareket ettiğine ilişkin iddianın somut bilgilerle desteklenmediği, davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisakına yönelik somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanlarında yer alan iddiaları destekleyebilecek başkaca tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden, davacı hakkında anılan tanık beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıya ait dijital materyallerin incelenmesi neticesinde düzenlenen inceleme raporu yönünden, söz konusu raporda yer alan hususların davacının örgütle bağlantısının göstergesi olduğunu ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığı, ceza mahkemesi kararındaki tespitler de dikkate alındığında, 16/08/2016 tarihli inceleme raporunda yer alan tespitlerin davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında düzenlenen iddianame ve beraat kararı içeriğinde yer alan deliller yönünden, FETÖ ile iltisak ve irtibatı noktasında incelendiğinde, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının göstergesi olabilecek herhangi bir delil ya da bilgi ve belgenin bulunmadığı, bunların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Ankesörlü/sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, anılan rapor değerlendirildiğinde, davacının kendi adına kayıtlı olan GSM hattının iki ayrı tarihte ankesör/sabit hattan aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı,
Davacının eşi B.A.Y.'nin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması yönünden, davacının eşi hakkındaki tespitlerde ve B.A.Y.'nin açtığı Dairelerinin E:... ve E:... sayısına kayıtlı dava dosyalarına sunulan belgelerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği gibi, davacının eşinin Dairelerinin E: ... sayısına kayıtlı olarak açtığı davada da dava konusu işlemin iptaline karar verildiği anlaşıldığından, davacının eşinin meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile buna dayanak gösterilen tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Davacıyla ilgili şikayet ve soruşturma bilgisi yönünden, davacı hakkındaki şikayetle ilgili olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 14/07/2017 tarih ve E:2016/10506, K:2017/7035 sayılı kararı ile "soruşturma izni verilmesine yer olmadığına" karar verildiği, soruşturmada ise yeniden "karar verilmesine yer olmadığına" karar verildiğinden, bunların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 01/04/2022 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerektiği,
Öte yandan, davalı idarece davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle,
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, parasal ve özlük hak, maddi, manevi tazminat ve faize ilişkin taleplerin yasal dayanaktan yoksun olduğu, 685 sayılı KHK, Anayasa'nın 159. maddesinin 10. fıkrası ve 7075 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası uyarınca tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 685 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 23/01/2017 tarihi öncesi için hiçbir şekilde parasal ve özlük hak, maddi ve manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği; tanık B.B.'ın beyanından davacının Adalet Bakanlığında görev yaparken örgüt ile olan bağını gizleme ihtiyacı dahi duymadığının anlaşıldığı, A.T.'un beyanına göre de davacının örgüt ile olan irtibatının Adalet Bakanlığı çevrelerinde bilinen bir husus olduğu ve tanık beyanında geçen ayrışma hususu vuku bulduğunda davacının Adalet Bakanlığındaki yetkisinin kaldırıldığı; tanık Y.E.'nin beyanının açık, net ve görgüye dayalı olmadığını kabul etmenin mümkün olmadığı, zira beraat kararı içeriğinde yer verilen ifadelerin tamamının somut olduğu ve bizzat tanığın görgüsüne dayandığı, bu beyana göre davacının örgüt mensupları ile beraber örgüt lehine hareket ettiğinin açık olduğu; tanıklar T.A. ile M.G.'ın beyanlarının birbiriyle ve diğer tanık beyanlarıyla uyumlu, görgüye dayalı, somut tanık beyanları olduğu; davacı hakkında verilen beraat kararının gerekçesinde belirtildiği üzere HTS analiz raporundaki tespitler; davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca düzenlenen rapor; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HSYK’da etkin oldukları dönemde davacının Adalet Bakanlığında tetkik hakimi olarak görev almış olması, davacıdan ele geçen dijital materyallere ilişkin düzenlenen inceleme raporu içeriğinde yer verilen hususlar ile yazışma içeriği, davacı hakkındaki şikayet bilgileri, davacının sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek eşinin yargı mensubu olarak görev yapmakta iken örgütle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması göz önünde bulundurulduğunda Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, usuli temyiz sebeplerinin hukuka uygun olmadığı; eşinin dosyasında iptal kararı verildiği; tanık beyanlarının beraat kararında da değerlendirildiği; bu beyanların varsayımlara dayalı, görgü ve hukuki değerlendirmeye esas bilgiden uzak olduğu; 17-25 Aralık sürecinden önce bu örgüte açıkça karşı durduğu için mağdur edildiği, daha sonrasında örgüte yaklaşmaya başladığını iddia etmenin mantıklı olmadığı; tanıkların herhangi bir gözlemi bulunmadan iftira niteliğinde beyanlarda bulundukları; tanık Y.E.'nin hedef saptırmaya çalıştığı; HTS analiz raporundaki değerlendirmelerin kayda değer görüşmeler olmadığı, listede sıklıkla görüştüğü kişinin eşi olduğu; Adalet Bakanlığında unvanlı bir görevi olmaksızın tetkik hakimliği görevinde bulunduğu; anılan örgütle ilişkili olarak kendisi hakkında yapılan idari soruşturma neticesinde soruşturma izni verilmesine yer olmadığına karar verildiği; ankesörlü/sabit hat telefon görüşme kaydı raporunda belirtilen telefon hattının yaklaşık yirmi yıldan beridir kayınvalidesinin kullanımında olduğu; dijital kayıtlarda bulunan fotoğrafların sosyal medya gruplarından paylaşıldığı ve bu durumun ceza yargılamasında tartışıldığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ... 'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 27/11/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
24/08/2016 tarih ve 2016/426 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca suçun davacı tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle davacının beraatine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile reddedilmiş, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile hükmün onanmasına karar verilmiş ve davacı hakkındaki beraat kararı 26/11/2020 tarihinde kesinleşmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararın tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında yapılan ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.B.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 22/06/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, "Ben Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütürken tarafıma sorulan Hâkim ... o tarihlerde Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde Tetkik Hâkimi olarak görev yapıyordu. Kendisini bu vesile ile tanırım. 2012 yılı sonunda Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün sınav komisyonunda Hâkim ... ile birlikte üye olarak çalışmıştık. ...sınav komisyonuna Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünü temsilen görevlendirilmişti. Elazığlı olduğunu ve milliyetçi imajı verdiğini hatırlıyorum. Fakat Adalet Bakanlığında ve Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde herkes ...'i Paralel yapı mensubu olarak biliyordu. Anlattıklarım haricinde ilgilinin FETÖ/PDY Terör Örgütü ile irtibatlı olduğunu ya da olmadığını gösterecek başkaca bir bilgim bulunmamaktadır.",
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.T.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 08/06/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, "......’i Adalet Bakanlığında Hukuk İşleri Genel Müdürü olarak görev yapmakta iken hakim ihtiyacımız olduğunda birlikte çalıştığımız arkadaşların tamamına bizde çalışabilecek yetenekli yetkin hakimler varsa bildirmelerini istedim. Bildirilen isimlerin arasında o dönem Bala hakimi olan ...’in de ismi vardı, bu hakimler arasında hal kağıtları ve terfileri iyi olan 5-6 kişinin ismini personel genel müdürlüğüne hukuk işlerinde görevlendirilmeleri için bildirdim, bildirdiğim isimler içerisinden ... ile bir tetkik hakiminin dışında personel genel müdürlüğünün kendi belirlediği iki tetkik hakimini genel müdürlüğümüzde görevlendirildik. Birlikte çalıştığımız dönem içerisinde ...’in herhangi bir cemaatle doğrudan irtibatlı olduğuna ilişkin bir gözlemim ve bilgim olmadı. O dönemde gruplar arasında belirgin bir ayrışma da söz konusu değildi. 2013 yılında Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü görevinden ayrılmama yakın bir dönemde bakanlıkta ayrışma süreci belirginleşmişti, genel müdürlüğümüzdeki başka bir iki hakimde olduğu gibi ... ile de ilgili olarak adı geçen paralel yapı ile irtibatlı olduğu konusunda söylemler oluyordu, ancak kendisi gerek kendiliğinden gerekse sorduğum zaman bu yapıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, kendisinin ve ailesinin milliyetçi kökenli olduklarını ifade etti. Ben emekli olduğum tarihte kendisi hala Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünde çalışmaktaydı. Daha sonra bakanlıktaki yetkisinin kaldırılarak önceki görev yeri olan Bala hakimliğine oradan da Adıyaman hakimliğine atandığını biliyorum. Kendisi Adıyaman hakimi iken de yanıma geldiğinde yine anılan yapı ile ilgisi olmadığını tekrarladı. 2014 yılındaki HSYK seçimi döneminde bakanlıktaki bazı hakimlerin etkin olarak sözde bağımsız görünen paralel yapı adayları lehine çalıştıklarını sohbet ortamlarından biliyorum. O döneme ilişkin adı geçenin bu yönde belirgin bir faaliyetinden de haberdar değilim. Kendisi açığa alındıktan sonra Elazığ'lı hemşerim olmasından dolayı kardeşi ve eşi birkaç kez benimle görüşmek istediler. Ancak onlarla herhangi bir görüşmem olmadı. Kendisi tahliye olduktan sonra bana geldi ve anılan yapı ile hiçbir bağlantısı olmadığını tekrarladı. Söz konusu yapının özelliği nedeniyle kimin doğrudan ilişkili olduğunu o dönem bilebilmek mümkün olmadığı için, ben de bu kişinin kesin olarak belirtilen yapıya dahil olup olmadığı hususunda net bilgiye sahip değilim.",
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan Y.E.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 28/03/2018 tarihli tanık ifade tutanağında, "... B. Hanımın eşi olan ve meslekten ihraç da edilen Hakim ...’in kripto FETÖ’cü olduğunu çok net şekilde biliyorum ancak B.Y.’nin FETÖ/PDY ile bağlantılı olup olmadığını bilmiyorum ancak Akhisar savcısı D.S.’nin bu konuda fikir sahibi olacağını düşünüyorum, dinlenmesi bu kişi bakımından faydalıdır...",
Kaymakam olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan T.A.'ya ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 17/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, "...HSYK Genel Kurulu’nun FETÖ irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verdiği ...’i Elbistan Adliyesinde hakim olarak görev yapmış olması nedeniyle tanırım, Yaklaşık 1 ya da 1,5 yıl kadar Elbistan Adliyesinde çalıştıktan sonra Afyonkarahisar’a ya da bir ilçesine tayinen gitmişti. ... Elbistan Adliyesine atanıp göreve başladığında benim ilçede olmadığım bir gün Kaymakamlığı telefon ile aramış ve beni ziyarete gelmek istediğini söylemiş. Bunu personelim bana aktarınca akabinde bir ya da iki gün sonra kendisine dönüş yaptık ve randevu verdik. Bu şekilde kendisi bir kez beni ziyarete gelmiştir. Elazığlı olduğunu da bu şekilde öğrendim. Hatta bu gelişinde kendisine ilçede ev bulma konusunda yardımcı olup olamayacağımı da sordu, bunun üzerine ben de personelime hakim beye yardımcı olmaları konusunda talimatta bulunmuştum. Sonraki süreçte ise ...’in bana mesafeli durduğunu gözlemliyordum. ... sürekli olarak gerek mesai arasında gerekse mesai sonrasında 4-5 hakim ve savcı ile birlikte vakit geçiriyordu, zaman zaman bu 4-5 hakim ve savcı ile birlikte Polisevinde bir araya geldikleri bilgisi bana geliyordu. ...’in adliyede görev yaptığı süre içerisinde haftalık bir ya da iki kez bu 4-5 hakim ve savcı ile bir araya geldiklerini duyuyordum. Bir kez de yine bu 4-5 hakim ve savcı ile birlikte kendilerini lokantada görmüştüm. 15 Temmuz 2016 süreci akabinde ...’in rutin olarak bir araya geldiği bu hakim ve savcıların tamamının HSYK Genel Kurulunca meslekten çıkarılmasına karar verildiğini öğrendim. ...’in birlikte olduğu bu hakim ve savcıların paralel yapıya müzahir oldukları bilgisi bana ...’in adliyede göreve başladığı tarihten bir ay sonrasında gelmişti, bu nedenle ben bu bilginin bana geldiği tarihten itibaren kendisine karşı mesafeli duruyordum. ...’in bir arada olduğu diğer hakim ve savcılara karşı da mesafeli idim. Ayrıca ...’in bir arada olduğu 4-5 hakim ve savcının bir araya gelmesinde organizenin ... tarafından yapıldığı paralel yapıya müzahir olmayan hakim ve savcılar tarafından ifade ediliyordu. ..., Elbistan Adliyesinde görev yaptığı sürece kendisini 3-4 kez görmüşlüğüm vardır, gözlemlerim ve duyumlarımı da yukarıda aktardım, Elbistan Adliyesinde ...’in görev yaptığı dönemde paralel yapıya müzahir olmayan diğer hakim ve savcılarda ...’in paralel yapı ile irtibatlı olduğu kanaati vardı ve bunu bana da ifade ederlerdi. Ayrıca yine bu yapıya müzahir olmayan hakim ve savcılarla görüştüğümde, hakim ve savcılar arasındaki konuşmalarda paralel yapı mevzuu açıldığında bu konularda ...’in ketum olduğu ve herhangi bir yorum yapmadığını söylerlerdi...",
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.G.'ye ait, HSK Müfettişliğince düzenlenen 24/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, "...HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen ...’i üniversiteden tanırım. ... Elazığlıdır. 1994 yılında Dokuz Eylül Hukuk Fakültesini kazanıp İzmir'e gittiğimde ilk altı ay Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı İnciraltı yurdunda kaldım. Burası okula uzak olduğu için okula yakın olması nedeniyle talebim üzerine yine Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı olan ... Yurduna geçtiğimde birinci sınıfın ikinci döneminde odasında boş yer olan ... ile aynı odada kaldık, yurda ilk gittiğimde bana gerçekten çok yakınlık gösterdi. Hatırladığım kadarıyla aynı odada kaldığımızda ... 3. sınıfta idi. İkinci sınıfta samimi arkadaşlarımla yurtta başka bir odada kalmak için ben o odadan ayrıldım. ...'in dünya görüşü hakkında net bir şey söyleyemem, çünkü yurtta çok farklı siyasi görüşlerin, etnik yapıya sahip grupların içerisine girer, onlarla sohbet eder, fakat hangisinden olduğu yönünde pek renk vermezdi. Öğrencilik zamanında vakit namazları, hatta cuma namazına da gidip gitmediğini bilmiyorum, beraber namaza gittiğimizi hatırlamıyorum. Arkadaşlar arasında bazen ... hakkında net bir kanaate sahip olamadığımız için şakayla karışık bu adam MİT elemanı mı diye söylediğimizde olurdu. Kendisi hakkında hiçbir zaman net bir kanaate sahip olamadık. Ben üniversiteden mezun olduktan sonra birkaç defa Elazığ'da karşılaştık. En son 2016 yılı yaz kararnamesinden önce Kurula geldiğinde benim odama da uğramıştı. Tayin ile ilgili kurulla görüşmeye gelmişti, bana paralel yapı hakkında olumsuz şeyler söyledi. Kendisini mağdur ettiklerini, hakkında soruşturma yaptıklarını söyledi. Elbistan'da görev yaptığını o sırada öğrendim. Elbistan Kaymakamı ile Ula Savcısı olarak görev yaptığım sırada yaklaşık bir yıl çalışmıştık. Kendisine T.A.'yı tanıyor musun o da Elazığlıdır diye sorduğumda yüzündeki ifadeden aralarının çok iyi olmadığını anladım, yine de kendisine selam söylemesini söyledim. 2016 yılında Ramazan Bayramında Elazığ'a gittiğimde T.A.'nın annesinin vefat ettiğini öğrenince Baskil'e arkadaşlarımla birlikte taziye ziyaretine gittiğimde Elbistan Hâkimi olarak da görev yapan ...'le sana selam gönderdim. Söyledi mi? diye Kaymakam Bey'e sorduğumda, bana direk cemaate yakın olan hakim ... mi diye cevap verdi. Cemaat ile kastettiği paralel yapı idi. Ben de ciddi misin diye sorduğumda ...’in Elbistandaki cemaate bağlı olan hakim savcılar ile birlikte hareket ettiğini, onlarla beraber pastaneye ve restorana gittiklerini ve birlikte oturup kalktıklarını söyledi. Bu hususları, Adliyede görev yapan hakim ve savcıların da bildiğini ifade etti. Bu anlattıkları üzerine hemşehri olmalarına rağmen mesafeli olmalarının nedenini anladım. Bunun üzerine bu söylediğini Y. de biliyor mu diye sordum. Y.E. teftişten Elbistan'a Başsavcı olarak atanan arkadaştır. Onun da bilgisi var diyince o zaman ben ona da bir sorayım sonra izin dönüşünde Ankara'da ilgili tetkik hakimi arkadaşlara bu kişi hakkında bilgi vereyim dedim. Henüz ben izindeyken darbe girişimi oldu ve ilk açığa alma listesinde ...’in de ismini görünce Kaymakam T. beyin anlattıkları demek ki doğruymuş diye düşündüm. ..., ilk önce hatırladığım kadarıyla Antalya İlinde Final Dersanesinde Türkçe öğretmenliği yaptı, sonra Genel Kurmay Başkanlığında çalıştığını duydum, bir ara bir bakanlıkta çalıştı. En son hakim olduğunu duydum. Bu kadar farklı ve önemli görevlerde bulunması bana garip gelmişti ancak o zamanlar bunu anlamlandıramamıştım, bir defasında kendisine şakayla karışık “memlekette işsizlik var diyorlar senin yapmadığım iş kalmadı” demiştim. Az önce bahsettiğim Kaymakam T. bey ile konuşmamıza kadar cemaatle bağlantılı olduğu çok aklıma gelmemişti. Ancak üniversite yıllarındaki tavır ve davranışları ile cemaate mensup olanlar hakkında sonradan edindiğim bilgileri biraraya getirdiğimde kendisinin cemaate mensup olabileceği, kendisini gizlemek için o şekilde davranmış olabileceği düşüncesi oluştu. Ancak meslek hayatım boyunca kendisiyle aynı ya da yakın yerde çalışmadım, bu nedenle çalıştığı döneme ilişkin net bir bilgi sahibi değilim..." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Öte yandan, davacının yargılandığı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararında, beyanı alınan tanık Y.E.'nin, "Ben sanığı 2015-2017 yılları arasında Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmış olduğum Elbistan Adliyesinde Hakim olarak görev yapması sebebiyle tanırım. 2015 yılında Ankara'dan Elbistan'a tayinim çıktığında 17/25 Aralık sürecinden sonra bir kısım yargı mensuplarının da görev yerleri değiştirilmişti. Ben tayin olurken yanlış hatırlamamakla birlikte bu tasarrufta bulunan genel müdürlerimiz ve HSYK üyelerimiz tayinimin çıktığı yerde, Adalet Bakanlığından Elbistan Adliyesine gönderilen ve FETÖ mensubu olduklarını düşündükleri ... isimli bir Hakim olduğunu söylemişlerdi. Ben göreve başladığımda Hakim ...'in tavır ve davranışlarını gizleyerek örgüt mensupları ile birlikte hareket ettiğine şahit oldum. Onların bulunduğu ortamlarda onları destekler mahiyette yorumlarına şahit oldum. Onların beraber olmak için birlikte yaptığı ancak benim FETÖ mensubu olmaları sebebiyle iştirak etmediğim ve ısrarla yapılmasını istemediğim sosyal görünümlü ancak örgüt birlikteliği ve dayanışması için yapıldığını düşündüğüm bir proğrama da bunu bilmesine rağmen kendisi beni davet etmiştir. Ben sanığın 17 - 25 Aralık sürecinden sonra o dönem FETÖ mensubu Hakim Savcılar ile bu şekildeki birlik ve beraberliklerine şahit oldum" şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
Davacının ceza yargılamasında tanık T.A., "Ben 2013 yılı Ağustos ayından bu yana Elbistan kaymakamı olarak görev yapmaktayım. Sanık ...'i bir dönem Elbistan Adliyesinde hakim olarak görev yapması nedeniyle tanıyorum. Sanık Elbistan adliyesine atandıktan sonra Elazığ'lı olduğunu ifade ederek görüşme talep etmişti. Personelim tarafından bu durum bana bildirilince kendisine randevu verdik. Sanık ... görüşmeye geldiğinde kendisini ilk defa gördüm ve bu şekilde tanıştık. Bundan sonra kendisiyle herhangi bir görüşmemiz olmadı. Sanık göreve başladıktan bir süre sonra o dönemde Elbistan adliyesinde görev yapan FETÖ/PDY'ye müzahir olmayan Hakim ve Savcılar ile Başsavcı bey görüşmelerimizde sanık ... hakkında onun FETÖ/PDY'ye müzahir olduğunu söylüyorlardı. Ben de sanık hakkında bu şekilde bilgi sahibi oldum ve kendisine mesafeli durdum. Sonraki süreçte sanık hakkındaki duyumlarımı doğrular şekilde sanığın yine FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu söylenen 4-5 hakim savcı ile birlikte sürekli vakit geçirdiğini gözlemledim. Zaten o dönemde adliyede görev yapan hakim savcılar arasında FETÖ/PDY'ye müzahir olan ve olmayanlar arasında gözle görülür bir ayrışma vardı. Sanık ...'in Elbistan'da görev yaptığı süre boyunca savcı A.A.A., hakim M.Y., A.Y. ile isimlerini bilmediğim ancak hakim savcı olduklarını bildiğim birkaç kişi ile beraber gezdiklerini görüyordum. 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsünden sonra bu kişelerin ihraç olduklarını öğrendim. Ben sanık ... ile bu kişileri genellikle öğlen mesai arasında Adliyeden beraber çıkarken, restorantta ve bazen de akşamları polisevinde görüyordum. Benim sanık ... hakkındaki bilgim ve görgüm bundan ibarettir." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Aynı tanık tarafından, yine ceza yargılamasında, "Ben 2013-2018 yılları arasında Elbistan Kaymakamı olarak görev yaptım. Sanık ... darbeden yaklaşık bir yada bir buçuk yıl kadar önce kararnameyle Elbistan Hakimi olarak göreve başladı, görevlendirildiği mahkeme hakkında bilgi sahibi değilim. Sanık hakim ...'le görev yaptığım süre boyunca bir kaç defa farklı sebeplerle karşılaştık, sanıkla çok fazla dialoğumuz yoktu, sanığın o dönem paralele yapı olarak adlandırılan örgüte müzahir 4 yada 5 kişi olduğunu hatırladığım, hakim ve savcılarla görüştüğünü o dönem yine adliyede görev yapan ancak örgüt ile irtibatı bulunmayan hakim ve savcılardan duymuştum. Ayrıca sanık Elbistan adliyesinde görev yapmaya başladıktan yaklaşık bir yada bir buçuk ay sonra yine adliyede görev yapan Hakim ve Savcıların olduğu bir ortamda şuan kim tarafından söylendiğini hatırlayamadığım kişice sanığın Fetö örgütüne uzak olmadığı, ayrıca görüştüğü adliyede görev yapan Hakim ve Savcılara dair organizyonun sanık tarafından düzenlendiği şeklinde konuşmalar geçmişti, sanığı tanımıyordum bu konuşmalar sonrasında bende sanığa karşı mesafeli durdum, sanıkla herhangi bir dialogumuz gelişmedi. Bu sohbet ortamı dışında sanığı dair herhangi bir duyumum olmadı, ayrıca sanığın örgüt üyesi olup olmadığına dair görgüye dair bir bilgim bulunmamaktadır. Söyleyeceklerim bundan ibarettir." şeklinde beyanda bulunulmuştur.
Yine, davacının ceza yargılamasında tanık M.G.'nin, "... Kaymakam T. Bey'in annesi vefat etmişti. 2-3 arkadaş bayramda Baskil'e taziyeye gittik. Orada kendisine Elbistan'da görev yapan ... isimli Hakim ile kendisine selam gönderdiğimi söyleyince ... Hakim'in Fetöcü Hakim ve Savcılarla yakınlığının olduğunu hatta zaman zaman
onların toplanmasında organizasyonu yapan kişi olduğunu söyleyince ben şaşırdım ve emin misin diye sordum. Emin olduğunu ve Elbistan'da bunu herkesin bildiğini söyledi hatta eski Kurul Müfettişi olan Elbistan Başsavcısı Y.E.'nin de bunu bildiğini söyledi. ..." şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
Dosyada mevcut hizmet cetveline göre davacı, 15/10/2014-11/07/2016 tarihleri arasında Elbistan hakimi olarak görev yapmıştır.
Tanık ifadelerinin tümünün birlikte değerlendirilmesinden, ifadelerin birbirleriyle uyum gösterdiği ve birbirini desteklediği; davacının Adalet Bakanlığında çalıştığı dönemde, söz konusu örgütle irtibatlı olduğuna dair genel bir kanı mevcut olduğu; 2013 yılından itibaren örgüt mensuplarının ayrışması sürecinin belirginleştiği dönemde kendisi ile ilgili olarak örgüt ile irtibatlı olduğu konusunda söylemler bulunduğu; tanık Y.E.'nin ceza yargılamasındaki beyanına göre, bunların, Elbistan'a Cumhuriyet Başsavcısı olarak tayin edildiği dönemde, 2015 yılında tanık Y.E.'ye de iletildiği; tanık Y.E.'nin beyanlarında davacının kripto FETÖ’cü olduğunu çok net şekilde bildiğini belirttiği; diğer taraftan tanıklar T.A. ile Y.E.'nin ceza yargılamasındaki beyanlarında, birbirleriyle örtüşür şekilde, davacının Elbistan'da görev yaptığı dönemde, örgütle iltisak ve irtibatı bulunan yargı mensuplarıyla sosyal birliktelik içinde olduğu, birlikte sosyal organizasyonlar düzenledikleri, bu sosyal çevre ile birlikte ve beraber hareket ettikleri, onların da bulunduğu ortamlarda onları destekler mahiyette yorumlarına şahit olunduğu şeklinde, somutlaştırılmış ve görgüye dayalı beyanlar bulunduğu; tanık M.G.'nin beyanının da bunları destekler mahiyette olduğu anlaşılmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen tanık beyanları ve aktarılan hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu kararın iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 21/10/2022 tarih ve E:2017/2040, K:2022/7419 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. 21/03/2024 tarihinde oybirliği ile kesin olarak karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!