DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2841 E. , 2024/546 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/2841
Karar No : 2024/546
TEMYİZ EDEN (DAVACI): …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/06/2023 tarih ve E:2021/761, K:2023/6295 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: İzmir ili, Torbalı ilçesi, … Mahallesi, … parsel sayılı taşınmazı kapsayan alanda Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 07/07/2020 tarihinde onaylanan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin İzmir İli, Torbalı İlçesi, … Mahallesine ait kısmının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 20/06/2023 tarih ve E:2021/761, K:2023/6295 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin süre aşımı itirazı yerinde görülmemiş,
Davacıya ait taşınmazın İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında tarım alanında kaldığı, davaya konu plan değişikliği ile gerek taşınmaza, gerekse taşınmazın bulunduğu Özbey Mahallesine ilişkin kullanım kararlarında herhangi bir değişiklik getirilmediği, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Özbey Mahallesinin Torbalı ilçe merkezine yaklaşık 5 km mesafede, 6360 sayılı Kanun ile mahalleye dönüşen kırsal nitelikte bir yerleşim birimi olduğu, orman ve sit alanlarının komşuluğunda bulunduğu, çevre düzeni planında Torbalı ilçesi için 280.000 kişilik planlama nüfusu öngörüldüğü, bu nüfus için yaklaşık 1483 hektar kentsel gelişme alanı, 1653 hektar kentsel yerleşik alan olmak üzere toplam 3136 hektar kentsel yerleşme alanı planlandığı, bu kapsamda hazırlanan Torbalı Özbey Mahallesi 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planının İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile Özbey Mahallesi 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planının ise, Torbalı Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile kabul edilerek İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarih ve … sayılı kararı ile onaylandığı,
Davaya konu çevre düzeni planı plan notlarının 7.13 sayılı maddesinde, bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış imar planlarının, 7.14 maddesinde de bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu, mevzi imar planlarında değişiklik yapılması durumunda bu planın arazi kullanım kararları ve plan hükümlerine uyulacağı, bu planın onay tarihinden önce mevzii imar planları onaylanmış, ilgili idaresine başvurarak yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ve işyeri açma ve çalışma ruhsatı almış ve bu ruhsatlara uygun olarak faaliyetin sürdürüldüğü yapıların bulunduğu alanlarda faaliyetlere devam edileceği, ancak bu alanlarda bu plan kararlarına aykırı olarak yoğunluk artışı ve arazi kullanım türü değişikliği getirecek plan değişikliği/revizyonu ve tevsi yapılamayacağı belirtilmiş olup, 4.42 sayılı maddesinde, "tarım arazileri;" toprak, topografya ve iklimsel özellikleri tarımsal üretim için uygun olup halihazırda tarımsal üretim yapılan veya yapılmaya uygun olan veya imar, ihya, ıslah edilerek tarımsal üretim yapılmaya uygun hale dönüştürülebilen arazilerdir." şeklinde tanımlanmış, 5.3.5 sayılı maddesinde, verimli tarım arazilerine baskı yapan plansız sanayileşmenin önlenmesi ve mevcut sanayilerin çevresel etkilerinin kontrol altına alınması planlama ilkeleri arasında sayılmış, 8.7.1 sayılı maddesinde, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'na tabi tarım arazilerinin, 5403 sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliğinde tanımlanan tarım arazileri sınıflarına ayrılmamış olup tarım arazilerinin sınıflamasının, ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı belirtilmiş, 8.1.1.2 sayılı maddesinde, "Bu planda kentsel yerleşme alanı olarak gösterilmiş olsun ya da olmasın, bağlı bulundukları kentsel yerleşme merkezlerinden kopuk biçimde konumlanan, belediye sınırları içine alınarak mahalleye dönüşmüş/dönüşecek kırsal yerleşme alanlarında yapılacak alt ölçekli planlarda; çevre düzeni planında önerilmiş gelişme alanı varsa bu alan sınırları da dikkate alınarak, gelişme alanı belirlenmemiş yerleşim birimlerinde ise varsa geçmişte belirlenmiş köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınırlar da dikkate alınarak, yerleşmenin kendi gereksinimi kadar alanın alt ölçekli planları hazırlanacaktır. Alt ölçekli planlarda, yerleşmenin sahip olduğu geleneksel doku ve yapılaşma özellikleri ile çevresindeki alanın doğal özelliklerinin planlama aşamasında dikkate alınması ve koruma kararlarına dönüştürülmesi zorunludur." düzenlemesine, 7.22 sayılı maddesinde, "Kırsal yerleşme birimlerinin sınırları alt ölçekli planlarda kesinleştirilecektir. söz konusu planlarda kırsal yerleşmelerin gelişme alanı büyüklüklerinin belirlenmesinde kırsal yerleşimlerin gereksinimleri esas alınacaktır." düzenlemesine yer verilmiş olduğunun anlaşıldığı,
Çevre düzeni planlarının, bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararları getirmekte olup stratejik bir plan olması sebebiyle sadece fiziki kullanım kararları içermediği, dolayısıyla, dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında belirlenen arazi kullanım kararlarının, niteliği itibarıyla çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararları olup bu yönüyle söz konusu plana dayanılarak yapılacak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarında öngörülen ve parsel bazında fiziki kullanım durumunu belirleyen arazi kullanım kararlarından farklılık arz ettiği,
Çevre düzeni planlarının leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceğinde şüphe bulunmadığı, nitekim 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin (f) bendi uyarınca kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslar doğrultusunda çevre düzeni planı ile belirlenebileceği, uygulamaya ilişkin kararların yörenin koşulları, parselin bulunduğu bölgenin genel özellikleri, yapının niteliği ve ihtiyacı, erişebilirlik, sürdürülebilirlik, çevreye etkisi dikkate alınarak ve ölçüleri verilerek Bakanlıkça belirlenen esaslara göre uygulama imar planında belirleneceğinin hüküm altına alındığı,
Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait … parsel sayılı taşınmazın dava konusu çevre düzeni planında tarım alanında kaldığı, leke plan niteliğinde olan dava konusu planın ölçeği (1/100.000) göz önünde bulundurulduğunda, parsel bazında kullanım kararlarının üretilmesinin mümkün olmadığı gibi yukarıda aktarılan ilgili plan notlarından anlaşılacağı üzere tarım arazilerine yönelik işlemlerin 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve ilgili Yönetmelik uyarınca ilgili kurum ya da kuruluşlarca yapılacağı ve alt ölçekli planlarda değerlendirileceği, anılan taşınmazın da içinde bulunduğu Özbey Mahallesine ait kısımda, bu planla yeni kullanım kararı getirilmediği gibi bu alanlarda resmi kurumlarca verilmiş olan plana altlık teşkil eden kurum görüşleri ve onaylı planların geçerli olduğu anlaşıldığından, dava konusu İzmir - Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin davacı taşınmazına ilişkin kısmında eşitlik ilkesine, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve imar mevzuatına aykırılık görülmediği,
İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan biri olan "dava açma ehliyetinin", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade ettiği, her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edileceği,
Uyuşmazlıkta, davacı tarafından, dava konusu çevre düzeni planının Özbey Mahallesine ait kısmında planlama yapılırken bölgesel gelişmelerin dikkate alınmadığı, eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı, 1985 yılına ait yerleşik alan haritasının esas alındığı,1985 sonrasına ait gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınmadığı iddiaları ileri sürülerek dava açılmış ise de; Özbey Mahallesine ilişkin hazırlanan alt ölçekli nazım ve uygulama imar planlarının 2017 yılında onaylandığı ve halen yürürlükte olduğu, dava konusu çevre düzeni planı değişikliğiyle Özbey Mahallesine ait kısıma yeni bir kullanım kararı getirilmediği, bu alanlarda resmi kurumlarca verilmiş olan plana altlık teşkil eden kurum görüşleri ve onaylı planların geçerli olduğu anlaşıldığından, davacının kendi taşınmazı dışında Özbey Mahallesinin tamamına yönelik olarak genel iddialarla dava açmakta menfaati bulunmadığı gerekçesiyle,
dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin davacıya ait … parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, İzmir ili, Torbalı ilçesi, Özbey Mahallesine ait kısmı yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, dava konusu plan değişikliğinin, Özbey Mahallesine ilişkin bir değişiklik getirmediği, güncel duruma bakılmadan yerleşme sınırlarının 35 yıl önce belirlenen köy yerleşik alan sınırları dikkate alınarak belirlendiği, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 19. maddesine, plan ilke ve esaslarına aykırı hareket edilerek bölgesel gelişmelerin dikkate alınmadığı, planlamanın gelecekteki gereksinimleri karşılamak için yapılması gerektiği, Özbey Mahallesinin çevresinde yeni yatırım kararlarının bulunduğu, bu kararların çevre düzeni planı yansıtılmayarak kamu zararı oluşturulduğu, bölgenin gelişmeye açılması gerektiği, Özbey Mahallesinin sosyal yapısını çoğunlukla doğu ve güneydoğu bölgesinden gelen vatandaşların oluşturduğu, davalı tarafından son 35 yıldaki gelişmeler dikkate alınmayarak ayrımcılık yapıldığı ve bu bölgede yaşayanların kamu hizmetinden yararlandırılmadığı, bu durumun Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve planlamanın genellik ilkesine açıkça aykırı olduğu, çevre düzeni planı değişikliğinde genel arazi kullanım kararlarının dikkate alınmayarak, kimi taşınmazların planlama alanı dışında tutularak planlamanın bütüncüllük ilkesi ve süreklilik ilkesine aykırı davranıldığı, Özbey Mahallesinin plansız bırakıldığı, belirtilen nedenlerle, temyize konu kararın hem maliki bulunulan taşınmaza ilişkin kısmında, hem de davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmında isabet bulunmadığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının bozulmasının, diğer kısım açısından ise temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, davanın reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısım yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında, dilekçelerin, görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, süre aşımı, husumet ve aynı Kanun'un 3. ve 5. maddelerine uygun olup olmadıkları yönlerinden sırasıyla inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, ehliyet konusunda Kanun'a aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükümlerine yer verilmiştir.
Anılan Kanun'da iptal davası; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı oldukları ileri sürülen idari işlemlerin iptalleri amacıyla menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanmıştır.
Hukuk devletinin özünü; devletin hukuka bağlılığı, devlet organlarının hukukun içinde kalarak işlem ve eylemler yapabilmesi oluşturmaktadır. Anayasal bir ilke olarak, devletin tüm faaliyetlerinin yargısal denetime açık olması hukuk devletinin vazgeçilmez bir niteliği olup; yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biri konumundadır. Bununla birlikte bir idari işlemin yargı denetimine tabi tutulması için yapılacak başvurular belirli usuli koşullara tabiidir. Bu bağlamda bir idari işlemden dolayı iptal davası açılabilmesi için iptali istenilen idari işlem ile davacı arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması gerekir. İdari işlem ile davacı arasındaki bağı ve ilgiyi anlatan menfaat ilişkisi kavramından söz edilebilmesi için; gerek doktrin, gerekse içtihatlar, bu ilişkinin meşru, davacıyı etkileyecek bir biçimde kişisel ve güncel olması gerektiğinde birleşmektedir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesinin 18/07/2018 tarih ve 2015/3690 başvuru numaralı kararında da; "2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali" kavramı; idari makamlar tarafından gerçekleştirilen ancak bireyin menfaatini etkilemeyen, bir başka ifadeyle birey üzerinde herhangi bir hukuksal sonuç doğurmayan işlemlerin uyuşmazlık konusu yapılarak hem yargının hem de idarenin sürekli ve gereksiz bir biçimde meşgul edilip işleyemez hâle gelmesini engellemek, bu suretle gerek yargı hizmetinin gerekse idarenin asli görevi olan kamu hizmetlerinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesiyle davacı ile arasında menfaat bağı kurulamayan işlemlerden doğan uyuşmazlıkların esasının incelenmemesi maksadıyla idari yargıya ilişkin bir usul kuralı olarak düzenlenmiştir." ifadelerine yer verilerek sözü edilen usul kuralının düzenlenme amacı ortaya konulmuştur.
Bu bağlamda sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları ise, her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliğini ve ilgili mevzuat hükümlerini göz önünde bulundurarak dava konusu işlemin davacının hukuki durumu üzerinde yaratabileceği etki ve sonuçlardan hareketle değerlendirilir.
Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi konularda; vatandaşların, belde veya semt sakini sıfatıyla dava açılabileceğinin Danıştay içtihatlarıyla kabul edildiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Anılan içtihadın temelinde ise; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda tesis edilen işlemlerin belde sakinlerinin kişisel menfaatini de ihlal ettiği gerçeği yatmaktadır.
Bu anlayış çerçevesinde geliştirilen hemşehri hukuku kavramı; herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kapsamında, yaşadığı yer ve çevresine dair idari işlemler sonucunda o beldede ikamet etmek koşuluyla işlemden menfaatinin etkileniyor olduğunun kabul edilmesini gerektirir. Bu durumun bir sonucu olarak da belde sakinlerinin çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi işlemlere dava açma konusunda hemşehri hukuku kapsamında ehliyetli olduğu kabul edilmektedir.
Dava konusu edilen çevre düzeni planı değişikliğine ilişkin olarak, davacının ikamet etmekte olduğu Mahalleye yönelik de hukuka aykırılık iddiaları ileri sürüldüğünden, hemşehri hukuku kapsamında davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, temyize konu kararın davanın ehliyet yönünden reddine yönelik kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 20/06/2023 tarih ve E:2021/761, K:2023/6295 sayılı kararının, davanın reddine ilişkin kısmının oybirliğiyle ONANMASINA,
3.Daire kararının, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının oyçokluğuyla BOZULMASINA,
4.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 13/03/2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara belirtilen kısım açısından katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!