DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/2293 E. , 2024/215 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/2293
Karar No : 2024/215
TEMYİZ EDENLER :1-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Huk. Müş. …
2-(DAVACI): … Ticaret AŞ
VEKİLİ: Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 26/04/2023 tarih ve E:2022/271, K:2023/2069 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının taraflarca karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 1. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin ikinci, üçüncü fıkraları ile dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin,
2. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62)'in,
2.1. 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinin üçüncü fıkrasının,
2.2. 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin üçüncü fıkrasının,
2.3. 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrasının,
2.4. 18. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesine eklenen onuncu fıkranın,
2.5. 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkraların,
2.6. 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarının,
2.7. 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının iptali istenilmektedir.
Ayrıca, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 4. maddesinin Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 26/04/2023 tarih ve E:2022/271, K:2023/2069 kararıyla;
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş,
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesine, "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesine, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesine, 3. maddesinin birinci ve beşinci fıkrasına, 4. maddesine, Ek 1. maddesine, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesine, "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasına ve 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 225/A maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine yer verilerek,
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik yönünden (dava açma tarihi itibarıyla yürürlükte olan hâliyle);
28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un (mülga) 4. maddesi yeniden düzenlenerek, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 04/01/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralına yer verildiği,
Anılan Kanun değişikliğinin gerekçesinde, "Kambiyo mevzuatı uyarınca farklı alanlarda düzenlemeler yapılmakta ve bu alanlarda faaliyet gösterecek firmalara faaliyet izni veya yetki belgesi verilebilmektedir. Bu alanlar düzenlenirken hem katılımcıların mali gücünün tespiti hem de piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması gerekmektedir. Ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığı kambiyo mevzuatında birçok özel sektör paydaşının yer alacağı bilgi sistemlerini de kullanıma sunabilmektedir. Bu sebeplerle madde ile bu alanlarda yapılacak başvuru, verilecek izin ve belgeler için yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret alma yetkisinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verilmesi öngörülmektedir." açıklamasına yer verildiği,
Anılan düzenlemeyle, davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idare tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde 6 milyon Türk lirasını geçmemek üzere ücret alma yetkisi verilerek söz konusu hususa ilişkin usûl ve esasların yönetmelik ile belirleneceğinin ve yönetmelikle belirlenecek olan ücretlerin, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranı dikkate alınmak suretiyle güncelleneceğinin ifade edildiği,
1567 sayılı Kanun'un 4. maddesine dayanılarak hazırlanan 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde belirtilen ücretlere ilişkin usûl ve esasların belirlendiği,
Yönetmeliğin 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yönünden;
Yönetmeliğin Ek-1'inde, A grubu yetkili müesseseler için başvuru ücretinin, 1 numaralı faaliyet bölgesi için 6 milyon Türk lirası, 2 numaralı faaliyet bölgesi için 5 milyon Türk lirası, 3 numaralı faaliyet bölgesi için 4 milyon Türk lirası, 4 numaralı faaliyet bölgesi için 3 milyon Türk lirası; B grubu yetkili müesseseler için başvuru ücretinin ise 1 numaralı faaliyet bölgesi için 5,5 milyon Türk lirası, 2 numaralı faaliyet bölgesi için 4,5 milyon Türk lirası, 3 numaralı faaliyet bölgesi için 3,5 milyon Türk lirası, 4 numaralı faaliyet bölgesi için 2,5 milyon Türk lirası olarak belirlendiği,
Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasında, yetkili müesseselerin faaliyet izni ve şube faaliyet izni başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan tabloda belirtilen tutar kadar ücret alınacağının; ikinci fıkrasında, yetkili müesseselerin grup dönüşüm izni başvurularında, dönüşmek istenilen grup için ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de belirtilen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda grup dönüşüm izni başvurusunda aradaki fark kadar ücret alınacağının, dönüşmek istenilen grup için belirlenen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten düşük olması durumunda ise herhangi bir fark geri ödemesinin başvurana yapılmayacağının; üçüncü fıkrasında, yetkili müesseselerin adres değişikliği başvurularında, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için Ek-1'de belirtilen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda adres değişikliği izni başvurusunda ücretler arasındaki fark kadar ücretin alınacağının, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için belirlenen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten düşük olması durumunda ise herhangi bir fark geri ödemesinin başvurana yapılmayacağının kuralla bağlandığı,
Yetkili müesseselerin faaliyet konuları dikkate alınmak suretiyle A ve B grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldığı, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinde, A ve B grubu yetkili müesseselerin faaliyet konularının belirlendiği, ayrıca, yetkili müesseselerin faaliyet gösterdiği iller ve ilçeler dikkate alınmak suretiyle ülkenin 4 faaliyet bölgesine ayrıldığı, bu kapsamda, A ve B grubu yetkili müesseselerin faaliyet bölgelerine göre farklı usûl ve esaslara tabî oldukları, Yönetmeliğin Ek-1'inde yer alan tablo ile faaliyet iznine ilişkin başvuru ve şube başvuru ücretlerinin, yetkili müesseselerin faaliyet bölgeleri ve grupları (A/B) ile piyasa koşulları dikkate alınmak suretiyle 2 ilâ 6 milyon Türk lirası arasında belirlendiği, yetkili müesseselerin grup ve adres değişikliği talebinde bulunmaları hâlinde, söz konusu işlemlere ilişkin usûl ve esasların 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile belirlendiği,
Bu kapsamda, davalı idare tarafından, başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idarece geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, ilgililerin mali gücünün tespiti ve piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla, davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet bölgeleri, grupları ve başvuru türleri ile piyasa koşulları dikkate alınmak suretiyle kademeli olarak yetkili müesseselerin grup dönüşüm ve adres değişikliği izni başvurularında alınacak ücretlere ilişkin usûl ve esasların belirlenmesine ilişkin Yönetmeliğin 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrasında, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan ücretlerin devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı, ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabî olduğu, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerektiği,
Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan başvuru ücretleri, devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı,
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, sanki bu işletmeler ilk defa faaliyete başlıyormuş gibi faaliyet izni başvurusuna yönelik ücretlerin ödenmesinin istenmesinin hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,
Davalı idare tarafından ise, Bakanlık tarafından yapılan piyasa araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı bölgelerinde işletme devirlerinde devredenin, devralandan aldığı para miktarının (hava parası vb.) 1 milyon Amerikan dolarına kadar yükselebildiğinin görüldüğü, genel olarak bu miktarın 400 bin ilâ 500 bin Amerikan doları seviyelerinde seyrettiği, bu kapsamda, bahsi geçen miktarların yetkili müessese faaliyet izni vermeye yetkili olan Bakanlık tarafından alınarak kamuya gelir olarak kaydedilmesi ve kamu yararının sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemenin ihdas edildiği; ayrıca, piyasada arz talep dengesinin sağlanması ile finansal sistemin sağlıklı bir şekilde çalışmasının hedeflendiği, kaldı ki yetkili müesseselerin değerlerinin kendilerinden menkul olmadığı, Bakanlık tarafından bu kuruluşlara verilen döviz alma ve satma yetkisi ile diğer faaliyet konuları sebebiyle oluşan bir değer olduğu, dolayısıyla, imtiyaz sağlanan bir konuda bu imtiyazın elde edilmesi ve el değiştirmesine yönelik elde edilecek bir menfaatin bulunması durumunda bu menfaatin kamuya aktarılmasının hakkaniyete ve kamu yararına uygun olacağının belirtildiği,
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verilmiş ise de, davalı idarece bu yetkinin, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri göz önünde tutularak ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak kullanılması gerektiği,
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesi olup bu ilke, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade edttiği, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olması hukuk devleti olmanın gereği olduğu,
Bu kapsamda, hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin, devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, bu işletmeler ilk defa kuruluyormuş gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığından ve hisse devrindeki amaç ile bu hakkın sınırlanmasına yönelik araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir denge bulunmadığından Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan söz konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinin üçüncü fıkrası ve 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden (2.1. ve 2.2.'de yer alan istemler yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinde, "(1) Bakanlıktan faaliyet izni almış yetkili müesseselerin A grubundan B grubuna geçiş veya B grubundan A grubuna geçişleri Bakanlık iznine tabîdir.
(2) Bakanlığa yapılacak başvuruya, yönetim kurulu kararının, ana sözleşme değişiklik taslağının, 6. madde uyarınca sağlanması gereken şartların sağlandığını tevsik eden belgelerin ve Bakanlıkça gerekli görülecek diğer bilgi ve belgelerin eklenmesi zorunludur.
(3) Bu madde uyarınca yapılacak izin başvurularında; dönüşmek istenilen grup için ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirtilen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda faaliyet izni verilmesi öncesinde ücretler arasındaki farkın yatırıldığını tevsik eden belgenin Bakanlığa sunulması zorunludur. Dönüşmek istenilen grup için belirlenen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten düşük olması durumunda başvurana herhangi bir fark geri ödemesi yapılmaz." kuralına yer verildiği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinde, "(1) Yetkili müesseselerin merkez ve şubeleri, Bakanlığa bildirdikleri adresleri dışında bir yerde faaliyette bulunamazlar.
(2) Yetkili müesseselerin aynı faaliyet bölgesi haricinde yapacakları merkez veya şube adres değişiklikleri Bakanlığın iznine tabîdir.
(3) Yetkili müesseselerin adres değişikliği başvurularında; adresin taşınmak istediği faaliyet bölgesi için Yönetmeliğin Ek-1'inde belirtilen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda adres değişikliği izni başvurusuna ücretler arasındaki farkın yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi zorunludur. Adresin taşınmak istediği faaliyet bölgesi için belirlenen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten düşük olması durumunda başvurana herhangi bir fark geri ödemesi yapılmaz.
(4) İzne tabî olup olmadığına bakılmaksızın yetkili müesseselerin merkez veya şube adres değişikliklerinde, yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde eski adresin terkedildiğine ve yeni adreste işe başlanıldığına dair ilgili vergi dairelerinden alınacak belgelerle birlikte, ilgili merkez ve şubenin telefon numarası, faks, e-posta, KEP adresi ile serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir bilgileri ile Bakanlıkça talep edilecek diğer bilgi ve belgelerin Bakanlığa bildirilmesi zorunludur. Ayrıca yeni adresin tescil ve ilân edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir nüshasının yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur. İşe başlama tarihi olarak başka bir tespit bulunmaması durumunda adresin Ticaret Siciline tescil tarihi esas alınır.
(5) A grubu yetkili müesseseler ile 12. maddenin beşinci fıkrası kapsamında birleşen B grubu yetkili müesseseler, merkez ve şubelerinin adresleri altında birleşilen veya devralan şirket internet sitesinde bu durumu yayımlamak zorundadır. Yayımlanan adreslerde meydana gelen değişiklikler yeni adreste işe başlanıldığı tarih itibarıyla internet sitesinde ilân edilir.
(6) Yetkili müesseselerin unvan değişikliği Bakanlığın iznine tabîdir.
(7) Yetkili müessese unvan değişikliği iznini müteakip ilgili vergi dairesinden alınacak yeni unvan için cari yılın ve eski unvan için cari yıl dâhil son beş yılın harçlarının ödendiğini tevsik eden belgelerin ve yeni unvanın tescil ve ilân edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir nüshası ile Bakanlıkça talep edilecek diğer bilgi ve belgelerin 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." kurallarına yer verildiği,
1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, mali sistemin unsurlarından biri olan yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esasların düzenlendiği, böylece yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri ile denetlenebilir bir sistemin kurulmasının amaçlandığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ uyarınca, faaliyet konuları dikkate alınmak suretiyle A ve B grubu olmak üzere 2 gruba ayrılan yetkili müesseselerin, söz konusu gruplara yönelik belirlenen usûl ve esaslar çerçevesinde faaliyette bulundukları,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9/A maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin A grubundan B grubuna veya B grubundan A grubuna geçişlerinin Bakanlığın iznine tabî kılındığı, yetkili müesseselerin, grup dönüşüm izni başvurularında, dönüşmek istenilen grup için ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirtilen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda, faaliyet izni verilmesi öncesinde, ücretler arasındaki farkın yatırıldığını tevsik eden belgenin Bakanlığa sunulmasının zorunlu olduğu, dönüşmek istenilen grup için belirlenen ücretin mevcut grup için belirlenen ücretten düşük olması durumunda ise başvurana herhangi bir fark geri ödemesinin yapılamadığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin merkez ve şubeleri, yalnızca Bakanlığa bildirilen adreslerde faaliyette bulunabildikleri, yetkili müesseselerin aynı faaliyet bölgesi dışındaki merkez ve şube adres değişikliklerinin Bakanlığın iznine tabî olduğu, yetkili müesseselerin adres değişikliği başvurularında, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için Ek-1'de belirtilen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda adres değişikliği izni başvurusunda ücretler arasındaki fark kadar ücret alındığı, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için belirlenen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten düşük olması durumunda ise herhangi bir fark geri ödemesi yapılamadığı, ayrıca, izne tabî olup olmadığına bakılmaksızın yetkili müesseselerin merkez veya şube adres değişikliklerinde, yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde eski adresin terk edildiğine ve yeni adreste işe başlanıldığına dair belgelerle birlikte Tebliğ'de öngörülen evrakın Bakanlığına bildirilmesinin zorunlu olduğu,
Bu itibarla, davalı idare tarafından, başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idarece geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, ilgililerin mali gücünün tespiti ve piyasaya girişlerinin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla, davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet bölgeleri, grupları ve başvuru türleri ile piyasa koşulları dikkate alınmak suretiyle kademeli olarak yetkili müesseselerin grup dönüşüm ve adres değişikliği izni başvurularında alınacak ücretin belirlenmesine yönelik 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9/A maddesinin üçüncü fıkrası ile 17. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrası yönünden (2.3.'te yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinde, "(1) Yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabîdir.
(2) Bakanlığa yapılacak izin başvurularında, hisseleri devralacak gerçek kişiler ile hisseleri devralacak tüzel kişilerde yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan ortakların kurucu ortaklarda aranılan şartları haiz olması ve bu durumun 7. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen belgeler ile tevsiki gereklidir.
(3) Bu madde kapsamında yapılan hisse devirlerine ilişkin noter onaylı yönetim kurulu kararı ile değişikliğin tescil edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir örneğinin veya hisse devirlerine ilişkin pay defterinin ilgili sayfalarının noter onaylı örneğinin hisse devir tarihinden itibaren 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur.
(4) Yetkili müessese hakkında kambiyo mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat kapsamında devam eden bir inceleme olması durumunda, inceleme sonuçlanana kadar hisse devri izni verilmez.
(5) Yetkili müessese hakkında haciz, icra takibi veya ihtiyatî tedbirin söz konusu olması halinde haciz işlemi, icra takibi veya ihtiyatî tedbir kaldırılana kadar hisse devri izni verilmez.
(6) Hisseleri devralanların, hisse devri öncesinde şirketin tüm mal varlığı ile her türlü arşivini, defterlerini, muhasebe kayıtlarını ve belgelerini de devralmak üzere devredenle bir protokol yapması zorunludur.
(7) Yetkili müesseselerin hisselerinin mevcut ortaklar dışında kişilere devrine yönelik izin başvurularında; Yönetmelik'te bu kapsamda belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi zorunludur. Ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmaz." kuralına yer verildiği,
Dava konusu değişiklik öncesinde de yetkili müesseselerin ortaklarında değişikliğe neden olan hisse devirleri Hazine ve Maliye Bakanlığının iznine tabî kılındığı,
1567 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, yetkili müesseselerin 6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi kapsamında özel kanuna tabî anonim şirket olarak değerlendirileceği kuralına yer verilmdiği,
Yetkili müesseselerin, kurucu ve ortaklarında aranan şartları haiz olmayan kişilere devrinin engellenmesi ve yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devri öncesinde Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması gerektiği,
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerektiği, öte yandan, anılan düzenlemede, yetkili müesseselerin hisselerinin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibinin alt soyu veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verildiği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin davalı idareye vermiş olduğu yetki çerçevesinde, hisse devri izni başvurusu kapsamında, başvuru ücretinin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi ve hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişilerin mevcut hisse sahibinin alt soy veya üst soyu olması durumunda başvuru ücreti alınmaması yönünde ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dava konusu 18. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, Dairelerince, her ne kadar hisse devir işlemlerinden önce Bakanlıkça öngörülen ücretin yatırılmasının istenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış ise de, 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi kapsamında, hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin, devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, bu işletmeler ilk defa kuruluyormuş gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığından ve hisse devrindeki amaç ile bu hakkın sınırlanmasına yönelik araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir denge bulunmadığından bahisle Yönetmeliğin söz konusu kısmının iptaline karar verildiği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 18. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesine eklenen onuncu fıkra yönünden (2.4.'te yer alan istem yönünden);
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesinin onuncu fıkrasında, "Yetkili müesseseler, 23. madde uyarınca açılan yabancı para alım satım hesapları ile şirketin bankalardaki diğer tüm hesaplarına ilişkin bilgileri Bakanlığa hesap açılışını ve kapanışını müteakip 30 gün içerisinde bildirmek zorundadır." kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 23. maddesinde, A grubu yetkili müesseseler tarafından transfer gerçekleştirebilen kuruluşlar aracılığıyla ve B grubu yetkili müesseseler tarafından bankalar aracılığıyla yapılan transfer yoluyla yabancı para alım satım işlemlerinde uygulanacak usûl ve esasların belirlendiği, söz konusu düzenleme uyarınca, yetkili müesseselerce, her bir para cinsi için farklı bankalarda hesap açılabileceği, ancak bir bankada bir para cinsi için birden fazla hesap açılamayacaği, öte yandan, merkez ve şubeler için ayrı ayrı hesaplar açılabileceği, söz konusu hesapların yabancı para alım satım işlemleri dışında herhangi bir işlem için kullanılamayacağı,
Dava konusu düzenlemeyle, yetkili müesseselerin yabancı para alım satım hesapları ile şirketlerin bankalardaki diğer tüm hesaplarına ilişkin bilgilerin, Bakanlığa hesap açılışı ve kapanışını müteakip 30 gün içerisinde bildirilmesi zorunlu hâle getirildiği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesinin onuncu fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, davacı tarafından, dava konusu düzenleme kapsamında Bakanlığa sunulması zorunlu hâle getirilen bilgilerin, ticarî sır kapsamında olduğu, bankalarca, müşterilerin iradesi dışında hesap/hesaplar açılabildiği, yetkili müesseselerin habersiz açılan hesaplar nedeniyle sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, davalı idarenin savunma dilekçesinde, söz konusu yükümlülük kapsamında Bakanlığa sunulması istenen bilgilerin yalnızca hesap bilgilerinin (iban, hesap numarası, banka ve şube adı, döviz cinsi) bildirilmesinden ibaret olduğu, hesap hareketlerine ilişkin bilgilerin talep edilmediği, yetkili müesseselerin iradesi dışında açılan hesaplar nedeniyle sorumlu tutulmaların söz konusu olamayacağının belirtildiği; bu kapsamda, Bakanlığa sunulması istenen bilgilerin ticarî sır kapsamında değerlendirilemeyeceği ve ilgililerin iradesi dışında açılan hesaplara ilişkin bilgilerin Bakanlığa süresi içinde bildirilmemesi nedeniyle yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca işlem başlatılamayacağı anlaşıldığından, davacı tarafından ileri sürülen iddialara itibar edilmediği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci ve altıncı fıkralar yönünden (2.5.'te yer alan istem yönünden);
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin beşinci fıkrasında, "4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında gerçekleştirilen işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılması zorunludur." kuralı yer verildiği,
1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar ile davalı idareye yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetleri ile yükümlülük ve denetimlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi verilmiş ise de, davalı idarece bu yetkinin, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri göz önünde tutularak ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak kullanılması gerektiği,
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birinin de ölçülülük ilkesi olduğu, bu ilkenin ise amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gerektiğini ifade ettiği, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olmasının hukuk devleti olmanın gereği olduğu,
Dava konusu düzenlemeyle, yetkili müesseselerce gerçekleştirilecek -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin tüm işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılmasının zorunlu hâle getirildiği,
Davalı idare tarafından, yetkili müesseselerce gerçekleştirilen -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin işlemlerin, döviz alım satımıyla ilgisinin bulunmadığı, bu nedenle söz konusu işlemlere ilişkin döviz alım belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenmesi gerekmediği değerlendirmesinde bulunularak, Bakanlığın gözetim ve denetim faaliyeti kapsamında yabancı paraların bütünlenmesi veya bozdurulmasına dair işlemlerin de kayıt altında tutulmasını sağlamak amacıyla söz konusu düzenlemenin ihdas edildiğinin belirtildiği,
Bu itibarla, dava konusu düzenlemeyle herhangi bir alt limit belirlenmeksizin, döviz alım belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenmesi gerekmeyen -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin tüm işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılmasının zorunlu hâle getirilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığı gibi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin de bulunmadığı anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen altıncı fıkrada, "Yetkili müesseseler gerçekleştirdikleri tüm işlemlerde müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını müşteriden temin ederek her bir işlem itibarıyla kayıt altına almak zorundadır. Müşteri tarafından beyan edilen T.C. Kimlik Numaraları/Pasaport Numaraları vezne görevlileri tarafından kişinin fotoğrafının yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı veya Pasaport üzerinden, Vergi Kimlik Numarası ise bunlara ek olarak kişinin söz konusu şirket adına işlem yapmaya yetkili olduğunu belirten belgeler üzerinden kontrol edilerek kayıt altına alınır. Söz konusu bilgiler, ilgisine göre düzenlenen belgeler üzerine kayıt edilir." kuralı yer almakta iken, 18/11/2021 tarih ve 31663 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2021-32/64 sayılı Tebliğ'in 2. maddesiyle, anılan fıkrada yer alan "tüm işlemlerde" ibaresi "100 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için" şeklinde değiştirildiği,
Söz konusu değişiklik sonrası 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin altıncı fıkrasında, "Yetkili müesseseler gerçekleştirdikleri 100 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını müşteriden temin ederek her bir işlem itibarıyla kayıt altına almak zorundadır. Müşteri tarafından beyan edilen T.C. Kimlik Numaraları/Pasaport Numaraları vezne görevlileri tarafından kişinin fotoğrafının yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı veya Pasaport üzerinden, Vergi Kimlik Numarası ise bunlara ek olarak kişinin söz konusu şirket adına işlem yapmaya yetkili olduğunu belirten belgeler üzerinden kontrol edilerek kayıt altına alınır. Söz konusu bilgiler, ilgisine göre düzenlenen belgeler üzerine kayıt edilir." kuralının yer aldığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 30. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Tebliğ'in tatbikatını temin etmek amacıyla gerekli göreceği her türlü tedbiri almaya, mücbir sebep hâllerini veya zorunlu hâlleri değerlendirmeye, kimlik ibrazına yönelik işlem limitlerini belirlemeye, tereddütlü hususları gidermeye ve Tebliğ'de öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya yetkilidir." kuralının yer aldığı,
Dava dosyası ile Dairelerinin E:2021/4910 ve E:2022/3231 sayılı esasına kayıtlı dosyaların birlikte incelenmesinden, davalı idare tarafından sunulan savunma ve ikinci savunma dilekçelerinde, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 30. maddesinin birinci fıkrasının vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Bakanlık Makamının 14/06/2022 tarih ve 2424471 sayılı işlemiyle kimlik ibrazına yönelik işlem limitleri yeniden belirlenerek 5.000 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için yetkili müesseseler tarafından müşterilerin kimlik tespitinin yapılması gerektiği yönünde yeni bir kararın alındığının belirtildiği,
Bu itibarla, bakılan davada, davacı tarafından dava konusu edilen Tebliğ düzenlemesi dışında herhangi bir uygulama işleminin iptalinin istenilmediği, bu hâliyle davanın konusunun kalmadığı anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin altıncı fıkrası yönünden konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları yönünden (2.6.'da yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinde yapılan değişiklik öncesinde anılan maddede, "(1) Yetkili müesseseler işlem yapılan her bir vezne, para makinesi ile işlem yapan kişileri gösterecek şekilde yeterli sayıda kamera veya görüntü kayıt sistemini çalışır şekilde kurulu bulundurmak zorundadır. Kamera veya görüntü kayıt sistemleri ile elde edilen kayıtların kayıt tarihinden itibaren 6 ay süreyle saklanması zorunludur.
(2) Yetkili müesseseler faaliyete ara verdikleri dönemde kamera veya görüntü kayıt sistemlerini çalışır durumda bırakmak zorundadır.
(3) Yetkili müesseseler kamera veya görüntü kayıt sistemlerinde meydana gelen arızaları en geç arızanın meydana geldiği günü takip eden iş günü sonuna kadar Bakanlığa ve sistemin bakımını üstlenen firmalara bildirmek zorundadır. Söz konusu arızaların en kısa sürede giderilmesi ile Bakanlığa arızanın giderildiği ve sistemin tekrar çalışır hâle geldiği tarihe dair sistem bakımını üstlenen firmadan alınacak yazı eklenerek bilgi verilmesi gerekir.
(4) Kamera veya görüntü kayıt sisteminin bu Tebliğ'de yer alan şartları taşıyacak şekilde kurulduğuna ilişkin söz konusu sistemleri kuran firmalardan belge alınması zorunludur." kuralları yer almakta iken, söz konusu değişiklik sonrasında 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinde, "(1) Yetkili müesseseler Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kamera ve görüntü kayıt sistemini çalışır şekilde kurulu bulundurmak zorundadır. Kamera ve görüntü kayıt sistemleri ile elde edilen kayıtların kayıt tarihinden itibaren en az 1 yıl süreyle saklanması zorunludur.
(2) Yetkili müesseseler faaliyete ara verdikleri dönemde kamera ve görüntü kayıt sistemlerini çalışır durumda bırakmak zorundadır. Kamera ve görüntü kayıt sisteminin kapatılmasını zorunlu kılan tadilat ve benzeri mücbir sebep hâllerinin varlığı durumunda önceden Bakanlığa bilgi verilmesi zorunludur.
(3) Yetkili müesseseler Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde kamera sisteminin çalışıp çalışmadığına ilişkin her gün gerekli kontrolleri yapmak ve meydana gelen arızaları Bakanlığa ve sistemin bakımını üstlenen firmalara bildirmek zorundadır.
(4) Kamera ve görüntü kayıt sisteminin bu Tebliğ'de yer alan şartları taşıyacak şekilde kurulduğuna ilişkin söz konusu sistemleri kuran firmalardan belge alınması zorunludur.
(5) Yetkili müesseselerin kamera ve görüntü kayıt sistemleri ile elde edilen kayıtları haftalık olarak mevcut iş yerlerinden farklı bir lokasyonda veya bulut bilişim hizmetlerini kullanmak suretiyle aynı görüntü kalitesiyle yedeklemesi ve bu verileri en az 1 yıl süreyle saklaması zorunludur." kurallarına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'e dayanılarak hazırlanan ve 31/03/2022 tarihinde yayımlanan Kamera ve Görüntü Kayıt Sistemi Genelgesi (YM-2022/1) ile, yetkili müesseselerin merkez ve/veya şubelerinde kamera ve görüntü kayıt sisteminin kurulması, güvenliğinin sağlanması, kayıtların saklanması ve yedeklenmesi, kameraların işletme sistemi ve donanımlarının bakım ve onarımlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esasların düzenlendiği,
Söz konusu düzenlemeler uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyetlerine yönelik gözetim ve denetim etkinliğinin arttırılması suretiyle kayıt dışılığının azaltılması amacıyla yetkili müesseselerin iş yerlerinde, işlem yapılan tüm alanların kör nokta barındırmayacak şekilde yeterli sayıda kameradan oluşan kamera ve görüntü kayıt sisteminin çalışır şekilde bulundurulması, ayrıca, iş yerlerinde saklanan kayıtların, afet, yangın, elektrik sistemi arızası gibi beklenmedik nedenlerle silinmesinin engellenmesi amacıyla haftalık olarak mevcut iş yerlerinden farklı lokasyonlarda DVD, harici disk ve/veya USB bellek gibi verilerin fiziki olarak yedeklenmesini sağlayan teknolojik araçlarla saklanmasının veya bulut bilişim hizmetleri kullanılmak suretiyle aynı görüntü kalitesiyle yedeklenmesinin ve bu verileri en az 1 yıl süreyle saklanmasınin gerektiği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkraları yönünden (2.7.'de yer alan istem yönünden);
Geçici 2. maddenin birinci fıkrası yönünden;
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddede, "(1) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde, 9. maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir.
(2) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir. (...)" kurallarına yer verildiği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ilişkin yükümlülükleri yerine getirmesi için 31/12/2022 tarihine kadar süre verildiği, söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verileceği, bu kapsamda, söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesi için makûl bir geçiş sürecinin öngörüldüğü anlaşıldığından, dava konusu düzenlemenin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği, öte yandan, anılan Kanun'da, faaliyet izni veya yetki belgesi alınması gereken konularda gerekli izin veya yetki belgesi alınmaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar belirlenmiş ise de, halîhazırda mülk teşkil eden faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine yönelik bir düzenlemenin öngörülmediği,
Bu itibarla, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrası uyarınca, davalı idarece verilen faaliyet izni ve yetki belgesine istinaden faaliyete başlayan yetkili müesseselerin, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ilişkin yükümlülüğün, öngörülen sürenin sonunda yerine getirilmemesi hâlinde ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptaline yönelik dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı,
Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası yönünden;
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ve teminat mektubuna ilişkin yükümlülükleri yerine getirmesi için 31/12/2022 tarihine kadar süre verildiği, söz konusu yükümlülüklerin belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verileceği, bu kapsamda, söz konusu yükümlülükleri yerine getirilmesi için makûl bir geçiş sürecinin öngörüldüğü anlaşıldığından, dava konusu düzenlemenin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği, öte yandan, anılan Kanun'da, faaliyet izni veya yetki belgesi alınması gereken konularda gerekli izin veya yetki belgesi alınmaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar belirlenmiş ise de, halîhazırda mülk teşkil eden faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine yönelik bir düzenlemenin öngörülmediği,
Bu itibarla, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 12. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri, öngörülen sürenin sonunda yerine getirmemesi hâlinde ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptal edileceğine yönelik dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 2. maddesinin ikinci fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle,
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının iptali istemi yönünden davanın reddine; 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin ise iptaline, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinin üçüncü fıkrasının (2.1.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin üçüncü fıkrasının (2.2.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrasının (2.3.'te yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 18. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesine eklenen onuncu fıkranın (2.4.'te yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarının (2.6.'da yer alan istem yönünden) iptali istemi yönünden davanın reddine, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci fıkranın (2.5.'te yer alan istem yönünden) iptaline, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen altıncı fıkranın (2.5.'te yer alan istem yönünden) iptali istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının (2.7.'de yer alan istem yönünden) yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının iptaline, diğer kısımlarının iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, Daire kararında 1567 sayılı Kanun'un Anayasa'ya aykırı olduğundan bahsedilmesine rağmen Anayasa Mahkemesine başvurulmamasının çelişki içerdiği, bu durumun tek başına bozma sebebi olduğu, 1567 sayılı Kanun'da idareye tanınan yetkinin çok sınırlı olduğu, bu yetki sınırının dışına çıkılarak yapılan düzenlemeler yönünden de iptal kararı verilmesi gerektiği belirtilerek Dairece verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'de yer alan düzenlemelerin ilgililer için kazanılmış hak teşkil etmediği, yapılan düzenlemelerin spesifik nitelikte bir alanda ortaya çıkabilecek aksaklıkların ve ihlallerin (kara paranın aklanması, dolandırıcılık, terörizmin finansmanı v.b.) önüne geçilmesi amacıyla yapıldığı, dava konusu düzenlemeler incelenirken yetki ve usulde paralellik ilkesinin de dikkate alınması gerektiği, bu kapsamda izin vermeye yetkili olanın izni geri almaya da yetkili olduğunun gözetilmesi gerektiği belirtilerek dava konusu düzenlemelere ilişkin olarak Dairece verilen kararın iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, Dairece verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62) ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine, davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerin iptali istemiyle temyizen bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."; "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir." kurallarına yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almaktadır.
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nev'i eşya ve kıymetlerin ve ticarî senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithâlinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 3. maddesinin birinci fıkrasında, "Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır."; beşinci fıkrasında, "Bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğler ile diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar, ellibin Türk lirasından ikiyüzellibin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır ve yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki tüm faaliyetler bir aydan altı aya kadar, tekrarı hâlinde ise sürekli olarak durdurulur. Ancak, yetkisiz olarak faaliyette bulunanların ilân ve reklamlarından veya yaptıkları işin mahiyetinden söz konusu iş yerini, sadece faaliyet izni veya yetki verilmesi gereken faaliyet konularında iştigal etmek maksadıyla açtıkları veya işlettikleri anlaşılıyorsa söz konusu iş yerindeki faaliyet sürekli olarak durdurulur. Durdurma işlemleri Hazine Müsteşarlığı'nın talebi üzerine valiliklerce yerine getirilir."; 4. maddesinde, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 04/01/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır."; Ek 1. maddesinde ise, "Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları, Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri ve kambiyo murakabe mercileri bu Kanun hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tetkikat ve tahkikat yapmak ve tahkikat sırasında suç emareleri bulunursa maznunlar ve suçla ilgisi görülenler nezdinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve arama hakkındaki hükümleri gereğince muamele ifa etmek salahiyetini haizdirler." kurallarına yer verilmiştir.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu'nca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesinde, "(1) Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithâl ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithâlata, özelliği olan ihracat ve ithâlata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir.
(2) Bu Karar'a ve bu Karar'ın uygulanması amacıyla Bakanlıkça yayımlanacak tebliğlere muhalefet 1567 sayılı Kanun'la ek ve tadillerine muhalefet sayılır.
(3) Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Karar'ın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Karar'da öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı hâlinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Karar'da öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir."; "Denetim" başlıklı 21. maddesinde ise, "(1) Kambiyo denetimine yetkili elemanlar ile kambiyo müdürlükleri (kambiyo murakabe mercileri) tarafından yapılan denetlemelerde bu Karar'da öngörülen işlemleri ifa eden kişilerden, işlemlerinde Karar'a aykırılıklar tesbit edilenler hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve aramaya dair hükümleri uygulanır.
(...)
(4) Kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Karar'da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisi Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabilir." kuralları yer almıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 225/A maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esasları düzenlemek, bunların gözetim ve koordinasyonunu sağlamak ve diğer çalışmaları yapmak, Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğü'nün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinin üçüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin üçüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 18. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesine eklenen onuncu fıkra, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci fıkra, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımları dışında kalan diğer kısımları yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onüçüncü Dairesi kararının bu kısmı, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrasında, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan ücretlerin devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı, ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verilmiştir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabîdir. Yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerekmektedir.
Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan başvuru ücretleri, devralınacak hisse oranı nispetinde alınacaktır.
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, sanki bu işletmeler ilk defa faaliyete başlıyormuş gibi faaliyet izni başvurusuna yönelik ücretlerin ödenmesinin istenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından ise, Bakanlık tarafından yapılan piyasa araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı bölgelerinde işletme devirlerinde devredenin, devralandan aldığı para miktarının (hava parası vb.) 1 milyon Amerikan dolarına kadar yükselebildiğinin görüldüğü, genel olarak bu miktarın 400 bin ilâ 500 bin Amerikan doları seviyelerinde seyrettiği, bu kapsamda, bahsi geçen miktarların yetkili müessese faaliyet izni vermeye yetkili olan Bakanlık tarafından alınarak kamuya gelir olarak kaydedilmesi ve kamu yararının sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemenin ihdas edildiği; ayrıca, piyasada arz talep dengesinin sağlanması ile finansal sistemin sağlıklı bir şekilde çalışmasının hedeflendiği, kaldı ki yetkili müesseselerin değerlerinin kendilerinden menkul olmadığı, Bakanlık tarafından bu kuruluşlara verilen döviz alma ve satma yetkisi ile diğer faaliyet konuları sebebiyle oluşan bir değer olduğu, dolayısıyla, imtiyaz sağlanan bir konuda bu imtiyazın elde edilmesi ve el değiştirmesine yönelik elde edilecek bir menfaatin bulunması durumunda bu menfaatin kamuya aktarılmasının hakkaniyete ve kamu yararına uygun olacağı belirtilmektedir.
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verilmiştir.
Bu kapsamda, faaliyet izinlerine ilişkin olarak öngörülen ücretlerin idarelerin vermiş olduğu hizmetin karşılığı olarak öngörülmesinden ziyade esas olarak spesifik nitelikteki bu alanda faaliyette bulunacak kişilerin sektörde faaliyet yürütecek nitelikte mali güce sahip kişilerden olmasının sağlanarak piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla öngörüldü anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, gerek ilk defa yapılan faaliyet izin başvurularında gerekse hisse devrine yönelik izin başvurularında farklı ücret öngörülmesinin hedeflenen amaca hizmet etmeyeceği açıktır.
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesi olup bu ilke, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. İdarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olması hukuk devleti olmanın gereğidir.
Hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, kuruluş aşamasındaki gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesinde; aktarılan hususlar dikkate alındığında amaç ile araç arasında ölçülülük ilkesini ihlal edici, hakkaniyete aykırı bir yön görülmemiştir.
Bu itibarla, söz konusu düzenlememede hukuka aykırılık, düzenlemenin ölçülü olmadığı gerekçesi ile iptaline ilişkin Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan faaliyet izninin iptaline ilişkin kısımlar yönünden;
A) Genel Değerlendirme
Temyize konu Daire kararında, dava konusu düzenlemelerin yaptırımda kanunilik ilkesine uygun olmadığı sonucuna varıldığı görüldüğünden, dava konusu düzenlemelerin, kanunla düzenlenmesinin zorunlu olup olmadığı, idarenin düzenleyici işlemiyle belirlenip belirlenemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Yukarıda bahsi geçen ve kararın devamında ayrı ayrı incelenecek olan maddelerde yer alan düzenlemelere genel olarak bakıldığında söz konusu düzenlemelerin mevzuata aykırılık halinde idari yaptırım uygulanmasını öngören nitelikte bir içeriğe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
İdari yaptırımlardan "idari cezalar"da muhatabın cezalandırılması amacı, "idari tedbirler"de ise kamu hizmetinin aksamadan ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etme amacı ağır basmakta olup, hizmetin düzgün işlemesini olumsuz etkileyebilecek ihlâlleri engelleyici ve durdurucu nitelik taşıyanlar "idari tedbir"; idari tedbir boyutunu aşıp tedip etme ve cezalandırma boyutuna varan yaptırımlar ise "idari ceza" olarak görülmektedir.
İdarelerin genel olarak düzenleyici işlem yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olup, mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla idareler tarafından düzenleyici işlemler yapılabileceği kuşkusuzdur.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinin değişen koşullara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere, kamu hizmetinin sunumuna ilişkin düzenleyici işlemlerin değiştirilebilmesi ya da yürürlükten kaldırılabilmesi imkanını tanımaktadır.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin E:2019/110, K:2021/85 sayılı kararında; "... 33. ... İdari cezalardan farklı olarak idari tedbirlerin temel amacı cezalandırmak değil belirli bir kamu hizmeti alanında kurulan düzeni korumak, onun bozulmasını engellemek ve işleyişine yönelik muhtemel tehlikeleri önlemektir. Dolayısıyla idari yaptırım kapsamındaki tedbirler, ceza niteliğinde değildir. Bu itibarla idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır (AYM, E.2007/68, K.2010/2, 14/1/2010)... 44. İdari tedbirlerin çok çeşitli olduğu ve değişen koşullar karşısında her zaman yeni tedbirlerin belirlenme ihtiyacının ortaya çıkabileceği düşünüldüğünde tüm idari tedbirlerin kanunla sınırlı olarak sayılmasının mümkün olmadığı açıktır. Diğer yandan hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır...." denilmek suretiyle idari yaptırım kapsamındaki idari tedbirlerin idari ceza niteliğinde olmadığına vurgu yapılmış, idari tedbirler yönünden ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmadığı belirtildikten sonra, kanunilik şartının ne şekilde yorumlanması gerektiğine açıklık getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı ışığında bir değerlendirme yapıldığında; davalı idarenin, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar uyarınca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla tedbirler alma, bu bağlamda bazı yükümlülüklerin ihlali durumlarında yaptırımlar uygulama, bu amaçla yönetmelik ve tebliğ gibi ikincil mevzuatla idari tedbir getirme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu düzenlemelerde öngörülen kurallara ve bu kuralların ihlali halinde uygulanacak yaptırımlara (faaliyet izninin iptali, temsil yetkisine getirilen sınırlamalar, hisse devir izni engeli, geçici olarak işlemlerini durdurma gibi) bu bakış açısı ile bakıldığında ve davalı idarece söz konusu düzenlemelerin yapılmasına gerekçe olarak gösterilen kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanının önüne geçilmesi, kayıt dışılığın azaltılarak kurumsallaşma düzeyinin artırılması ile finansal sektörün önemli bir parçası olan yetkili müesseselerin faaliyetlerinin disipline edilerek mali açıdan güvenilirliklerinin sağlanması gibi amaçlar dikkate alındığında, düzenlemedeki asıl gayenin spesifik nitelikte olan bu alanda sistemin kontrol altında tutularak iyi işlemesini gerçekleştirmeye yönelik olduğu, bu nedenle de idari bir tedbir niteliği taşıdıkları anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Danıştay Onüçüncü Dairesince, dava konusu uyuşmazlıkta idarî yaptırım niteliğindeki düzenlemelerin, düzenleyici işlem olan ikincil mevzuatla ihdas edilmesinin Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca yaptırımda kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmış ise de, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, her türlü idari tedbirin kanunda sayılması hukuken mümkün olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden ve dava konusu düzenlemenin yine anılan Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen idari tedbirler yönünden kanunilik ilkesinin görünümü olan hukuki belirliliğin gereklerinden erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gerekliliklerini de taşıdığı anlaşıldığından, kanunilik ilkesi yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
B) Sonuç
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddede, "(1) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde, 9. maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir.
(2) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir. (...)" kurallarına yer verilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceği açıktır.
1567 sayılı Kanun ile düzenlenen alanın spesifik ve profesyonel bir alan olması, ayrıca ilk defa düzenlemesi nedeniyle söz konusu alanın bilinilebilirliğinin azlığı, bir başka ifade ile uygulamada karşılaşılacak durumların ayrıntılı olarak öngörülmesinin mümkün olmaması gibi nedenler ile anılan Kanun'da belirli bir amaç doğrultusunda genel ve sınırlı düzenlemelere yer verilerek ayrıntılı düzenlemelerin ikincil mevzuata bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, yukarıda aktarılan maddede sayılan faaliyet izninin iptaline ilişkin hususların özel niteliğe sahip bulunan bu alanda sistemin iyi bir şekilde işlemesi, aynı zamanda kötüye kullanılabilecek uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla ihdas edildiği, nitekim faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseselere gerek merkez gerekse şubeleri için getirilen birtakım yükümlülükler, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde 90 günlük ek süre verilmesi ve belirtilen süreler içerisinde bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilmesi şeklindeki düzenlemeler 1567 sayılı Kanun'un vermiş olduğu Türk parasının kıymetinin korunmasına ilişkin gerekli tedbirleri alma yönündeki genel yetki ile 32 sayılı Karara dayanılarak yapılmış olup, söz konusu düzenlemenin idari tedbir kapsamında yer alması nedeniyle kanunda açıkça sayılmasına gerek olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden dava konusu düzenlemelerin 1567 sayılı Kanun ile bu Kanun uyarınca çıkarılan 32 sayılı Karara aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu itibarla, söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık, düzenlemelerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının kanuni dayanağı bulunmadığı gerekçesi ile iptaline ilişkin Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 26/04/2023 tarih ve E:2022/271, K:2023/2069 sayılı kararının 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 8. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 9. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 9/A maddesinin üçüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin üçüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 18. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 19. maddesine eklenen onuncu fıkra, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci fıkra, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımları dışında kalan diğer kısımları yönünden ONANMASINA, oybirliği ile,
3. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi ve 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkrasının faaliyet izninin iptaline ilişkin kısımları yönünden BOZULMASINA, oyçokluğuyla,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 07/02/2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X-1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XX- 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan faaliyet izninin iptaline ilişkin kısımlar yönünden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!