WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 16 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/2271 E.  ,  2024/214 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/2271
Karar No : 2024/214

TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): … Derneği
VEKİLİ: Av. …

2-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 26/04/2023 tarih ve E:2022/3231, K:2023/2071 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 1. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62)'in,
1.1. 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrasının,
1.2. 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (d) bendinin,
1.3. 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkranın,
1.4. 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesinin,
1.5. 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin,
1.6. 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin,
1.7. 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraların,
1.8. 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin,
1.9. 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın,
1.10. 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı, yedinci ve on ikinci fıkralarının,
1.11. 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının,
1.12. 32. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Ek-3 sayılı tablo ile,
2. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4., 5. ve 7. maddeleri ile Ek-1 sayılı tablonun iptali istenilmektedir.
Ayrıca, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 4. maddesinin Anayasa'nın 13., 48. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 26/04/2023 tarih ve E:2022/3231, K:2023/2071 kararıyla;
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiş,
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesine, "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrasına, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesine, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesine, 3. maddesinin birinci ve beşinci fıkrasına, 4. maddesine, Ek 1. maddesine, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesine, "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasına ve 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 225/A maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine yer verilerek,
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik yönünden (dava açma tarihi itibarıyla yürürlükte olan hâliyle);
28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle, 1567 sayılı Kanun'un (mülga) 4. maddesi yeniden düzenlenerek, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 04/01/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır." kuralına yer verildiği,
Anılan düzenlemeyle, davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idare tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde 6 milyon Türk lirasını geçmemek üzere ücret alma yetkisi verilerek söz konusu hususa ilişkin usûl ve esasların yönetmelik ile belirleneceğinin ifade edildiği,
1567 sayılı Kanun'un 4. maddesine dayanılarak hazırlanan 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde belirtilen ücretlere ilişkin usûl ve esasların belirlendiği,
Yönetmeliğin Ek-1'i ile 4. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları yönünden;
Yetkili müesseselerin faaliyet konuları dikkate alınmak suretiyle A ve B grubu olmak üzere 2 gruba ayrıldığı, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinde, A ve B grubu yetkili müesseselerin faaliyet konularının belirlendiği, ayrıca, yetkili müesseselerin faaliyet gösterdiği iller ve ilçeler dikkate alınmak suretiyle ülkenin 4 faaliyet bölgesine ayrıldığı, bu kapsamda, A ve B grubu yetkili müesseselerin faaliyet bölgelerine göre farklı usûl ve esaslara tabî oldukları, Yönetmeliğin Ek-1'inde yer alan tablo ile faaliyet iznine ilişkin başvuru ve şube başvuru ücretlerinin, yetkili müesseselerin faaliyet bölgeleri ve grupları (A/B) ile piyasa koşulları dikkate alınmak suretiyle 2 ilâ 6 milyon Türk lirası arasında belirlendiği, yetkili müesseselerin grup ve adres değişikliği talebinde bulunmaları hâlinde, söz konusu işlemlere ilişkin usûl ve esasların 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile belirlendiğinin anlaşıldığı,
Bu kapsamda, davalı idare tarafından, başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile davalı idarece geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, ilgililerin mali gücünün tespiti ve piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla, davalı idareye tanınan takdir yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet bölgeleri, grupları ve başvuru türleri ile piyasa koşulları dikkate alınmak suretiyle kademeli olarak her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde alınacak ücretlerin belirlenmesine ilişkin Yönetmeliğin Ek-1'inde yer alan tabloda; yetkili müesseselerin faaliyet izni ve şube faaliyet izni başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan tabloda belirtilen tutar kadar ücret alınmasına yönelik Yönetmeliğin 4. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemede; yetkili müesseselerin grup dönüşüm ve adres değişikliği izni başvurularında alınacak ücretlere ilişkin usûl ve esasların belirlenmesine ilişkin Yönetmeliğin 4. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrası yönünden;
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrasında, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan ücretlerin devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı, ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabî olduğu, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerektiği,
Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan başvuru ücretleri, devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı,
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, sanki bu işletmeler ilk defa faaliyete başlıyormuş gibi faaliyet izni başvurusuna yönelik ücretlerin ödenmesinin istenmesinin hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,
Davalı idare tarafından ise, Bakanlık tarafından yapılan piyasa araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı bölgelerinde işletme devirlerinde devredenin, devralandan aldığı para miktarının (hava parası vb.) 1 milyon Amerikan dolarına kadar yükselebildiğinin görüldüğü, genel olarak bu miktarın 400 bin ilâ 500 bin Amerikan doları seviyelerinde seyrettiği, bu kapsamda, bahsi geçen miktarların yetkili müessese faaliyet izni vermeye yetkili olan Bakanlık tarafından alınarak kamuya gelir olarak kaydedilmesi ve kamu yararının sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemenin ihdas edildiği; ayrıca, piyasada arz talep dengesinin sağlanması ile finansal sistemin sağlıklı bir şekilde çalışmasının hedeflendiği, kaldı ki yetkili müesseselerin değerlerinin kendilerinden menkul olmadığı, Bakanlık tarafından bu kuruluşlara verilen döviz alma ve satma yetkisi ile diğer faaliyet konuları sebebiyle oluşan bir değer olduğu, dolayısıyla, imtiyaz sağlanan bir konuda bu imtiyazın elde edilmesi ve el değiştirmesine yönelik elde edilecek bir menfaatin bulunması durumunda bu menfaatin kamuya aktarılmasının hakkaniyete ve kamu yararına uygun olacağının belirtildiği,
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verilmiş ise de, davalı idarece bu yetkinin, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri göz önünde tutularak ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak kullanılması gerektiği,
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesi olup bu ilke, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade edttiği, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olması hukuk devleti olmanın gereği olduğu,
Bu kapsamda, hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin, devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, bu işletmeler ilk defa kuruluyormuş gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığından ve hisse devrindeki amaç ile bu hakkın sınırlanmasına yönelik araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir denge bulunmadığından Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yer alan söz konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
Öte yandan, Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde, yetkili müesseselerin hisselerinin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibinin alt soyu veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verildiği, bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin davalı idareye vermiş olduğu yetki çerçevesinde, hisse devri izni başvurusu kapsamında söz konusu durumların gerçekleşmesi hâlinde başvuru ücreti alınmamasına yönelik Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Yönetmeliğin 5. ve 7. maddeleri yönünden;
Yönetmeliğin dava konusu 5. maddesinde, "Bakanlık tarafından farklı paydaşların kullanıcı olarak yer alacakları bilgi sistemlerinin geliştirilmesi ve hizmete sunulması durumunda Bakanlık tarafından paydaşlardan alınmak üzere sistem kullanım ücreti belirlenebilir. Belirlenecek ücretler Bakanlık internet sitesinde yayımlanır."; 7. maddesinde, "Bakanlık bu Yönetmeliğin tatbikatını temin etmek amacıyla gerekli göreceği her türlü tedbiri almaya, mücbir sebep hâllerini veya zorunlu hâlleri değerlendirmeye, tereddütlü hususları gidermeye ve Yönetmelikte öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya yetkilidir." kurallarına yer verildiği,
Yönetmeliğin 5. maddesinde, Bakanlık tarafından farklı paydaşların kullanıcı olarak yer alacağı bilgi sistemlerinin geliştirilmesi ve hizmete sunulması hâlinde, Bakanlık tarafından paydaşlardan alınmak üzere sistem kullanım ücretinin belirlenebileceği ve belirlenecek ücretin Bakanlığın internet sitesinde yayınlanacağı kuralına yer verildiği; 6. maddesinde, bu Yönetmelik uyarınca belirlenen ve ödenmesi gereken ücretlerin tahsil usûlünün belirlendiği; 7. maddesinde ise, bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik Bakanlığa tanınan yetkilerin düzenlendiği,
Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca davalı idareye verilen yetki çerçevesinde, dava konusu düzenlemelerle, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için alınacak ücretlere yönelik usûl ve esasların belirlendiği anlaşıldığından, Yönetmeliğin dava konusu 5. ve 7. maddelerinde yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrası yönünden (1.1.'de yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrasında, "Yetkili müesseseler faaliyet gösterdikleri iş yeri haricinde herhangi bir gayrimenkul mal edinemezler." kuralının düzenlendiği,
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı'nın yetkili olduğu; 5. maddesinde ise, bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketlerin, 13/01/2011 tarih ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 330. maddesi kapsamında özel kanuna tabî anonim şirket olarak değerlendirileceği ve bu kapsamda, söz konusu anonim şirketlerin, sadece bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabileceği ve faaliyet gösterebileceği kurallarına yer verildiği,
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca hazırlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'ın 1. maddesinin birinci fıkrasında, Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine ilişkin düzenleyici ve sınırlayıcı esasların bu Karar ile tayin ve tespit edildiği; ikinci fıkrasında, bu Karar'ın uygulanmasına yönelik usûl ve esasların belirlenmesi amacıyla Bakanlıkça yönetmelik, tebliğ ve genelgelerin yayımlanacağı, bu Karar'a ve bu Karar'ın uygulanması amacıyla yayımlanacak yönetmelik, tebliğ ve genelgelere muhalefetin, 1567 sayılı Kanun ile ek ve tadillerine muhalefet sayılacağı; 20. maddesinde ise, Bakanlığın, bu Karar'ın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Karar'da öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya yetkili olduğunun belirtildiği,
1567 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin, sadece bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabileceği ve faaliyet gösterebileceği,
1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in "Faaliyet konusu" başlıklı 4. maddesinde, A ve B grubu yetkili müesseselerin faaliyet konuları ayrıntılı olarak belirlenerek işletmelerin bu konular haricinde faaliyette bulunamayacağı kuralına yer verildiği, anılan maddede, yetkili müesseselerin faaliyet konuları arasında gayrimenkul edinimine ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği,
Bu itibarla, yetkili müesseselerin faaliyet gösterdikleri iş yerleri haricinde gayrimenkul edinmelerinin, 1567 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında, yetkili müesseselerin yalnızca bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında faaliyet gösterme düzenlemesine aykırı olacağından, bu kapsamda, yetkili müesseselerin likit varlıklarının, faaliyet konuları haricinde farklı alanlarda değerlendirilmesinin engellenmesi amacıyla ihdas edilen dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 33. maddesinde, bu Tebliğ'in yayımı tarihinde (12/10/2021) yürürlüğe gireceği kuralına yer verildiği; ayrıca, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddede, 12/10/2021 tarihinden önce yetkili müesseselerin faaliyet gösterdikleri iş yerleri haricinde satın almış olduğu gayrimenkul malların elden çıkarılmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği; bu kapsamda, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen 4/A maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyet gösterdikleri iş yerleri haricinde gayrimenkul edinmelerine yönelik getirilen bu kısıtlamanın 12/10/2021 tarihinden itibaren uygulama kabiliyeti kazanacağı, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, bu tarihten sonra yetkili müesseselerce anılan kurala aykırı işlemlerin yapıldığının tespit edilmesi hâlinde ise, yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılarak idarî para cezası verileceği ve ilgili gayrimenkul malın satışının gerçekleştirilmesi için 6 ay süre verileceği, 12/10/2021 tarihinden önce edinilen gayrimenkul mallara ilişkin herhangi bir işlem tesis edilemeyeceğinin açık olduğu,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (d) bendi yönünden (1.2.'de yer alan istem yönünden);
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Çalışma ve sözleşme hürriyeti" başlıklı 48. maddesinde, "Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır." kuralına yer verildiği, 13. maddesinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağının kurala bağlandığı,
Hukuk devletinde teşebbüs hürriyeti ve çalışma özgürlüğüne sahip olmanın asıl, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ise istisnaî olduğu, Anayasa'nın 5. maddesinde, temel hak ve özgürlükleri sosyal hukuk devleti ve adalet anlayışıyla bağdaşmayacak surette sınırlandıran siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak devletin görevleri arasında sayıldığı, istisnaî olarak temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin çerçeveyi de yine Anayasanın çizdiği, buna göre, temel hak ve özgürlüklerin belirli şartlar altında ve ancak kanunla sınırlandırılabileceğinın açık olduğu,
İdarenin, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahip olduğu, "Kural işlemler" (ya da diğer adıyla genel düzenleyici işlemler), üst hukuk kurallarına uygun olarak hukuk düzenine yeni kural getiren ya da mevcut bir kuralı değiştiren veya kaldıran tek yanlı idarî işlemler olduğu, düzenleme yetkisini kullanarak yönetmelik, tebliğ, genelge gibi genel düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için, söz konusu işlemin sürekli, soyut, nesnel, genel durumları belirleyen ve gösteren hükümler içermesi, başka bir anlatımla, belirtilen nitelikte kurallar getirmiş olması gerekmekte olduğu, bu genel düzenlemelerin üst hukuk kurallarına aykırı hükümler içermemesinin ise zorunlu olduğu,
1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin şube açma usûl ve esaslarına ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceğinin açık olduğu, bunun dışında, yetkili müesseselerin Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerine yine Anayasa'da yer alan koşullar dışında müdahale edilmesinin mümkün olmadığı,
Dava konusu düzenlemeyle, A grubu yetkili müesseselerden merkezi 1 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların 4 faaliyet bölgesinde; merkezi 2 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların yalnızca 2, 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde; merkezi 3 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların yalnızca 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde; merkezi 4 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların ise yalnızca 4 numaralı faaliyet bölgesinde şube açabilecekleri, bunların dışında A grubu yetkili müesseselerin şube açmak için başvuruda bulunamayacağı ve yeni şube açamayacağı belirtilerek A grubu yetkili müesseselerin şube açmaları konusunda coğrafi sınırlama getirilmek suretiyle teşebbüs hürriyeti ve çalışma özgürlüğüne müdahalede bulunulduğunun anlaşıldığı,
Davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemenin hukukî dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 sayılı Karar olduğunun belirtildiği, ancak, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ve diğer maddelerinde, yetkili müesseselerin şube açmaları konusunda coğrafi sınırlama getirilmesini öngören açık, belirli ve öngörülebilir bir kural bulunmadığı,
Bu itibarla, Anayasal koruma altındaki teşebbüs hürriyeti ve çalışma özgürlüğünün ancak kanunla sınırlanabilmesi mümkün olduğundan, üst hukuk kurallarını aşar nitelikte A grubu yetkili müesseselerin şube açmalarına ilişkin kanunî bir dayanak bulunmaksızın coğrafi sınırlama getirilmesine ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkra yönünden (1.3.'te yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrada, "Yetkili müesseselerde pay sahipliği bulunmayan kişilerin şirketi münferiden temsile yetkili kılınması mümkün bulunmamaktadır. Bu kişilerin şirkette en az yüzde elli ve üzeri paya sahip hissedar veya hissedarlarla müştereken temsile yetkili kılınması mümkündür." kuralına yer verildiği,
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceğinin açık olduğu, bunun dışında, yetkili müesseselerin Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerine yine Anayasa'da yer alan koşullar dışında müdahale edilmesinin mümkün olmadığı,
Her ne kadar davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemenin ihdas edilmesinin nedeni, pay sahiplerine ilişkin aranan şartlara sahip olmayan ve şirketle ilgisiz kişilerin, yetkili müesseseleri fiilen yönetmesinin engellenmesi olarak belirtilmiş ise de, kanunî bir dayanak olmaksızın yetkili müesseselerin teşebbüs hürriyeti ve çalışma özgürlüğü kapsamında yer aldığı değerlendirilen şirketlerin temsil yetkisinin sınırlandırılmasının mümkün olmadığı,
Yine davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemenin hukukî dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 sayılı Karar olduğunun belirtildiği, ancak, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde ve diğer maddelerinde, yetkili müesseselerin temsil yetkisinin sınırlandırılmasını öngören açık, belirli ve öngörülebilir bir kural bulunmadığı,
Bu itibarla, Anayasal koruma altındaki teşebbüs hürriyeti ve çalışma özgürlüğünün ancak kanunla sınırlanabilmesi mümkün olduğundan, üst hukuk kurallarını aşar nitelikte yetkili müesseselerin temsil yetkisinin kanunî bir dayanak bulunmaksızın sınırlandırılmasına ilişkin dava konusu düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesi yönünden (1.4.'te yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesinde, "Yetkili müesseselerin özkaynaklar toplamı tutarının, asgari ödenmiş sermaye tutarının altına düşmemesi zorunludur. Asgari ödenmiş sermaye tutarı, her bir yetkili müessese için 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen tutarlar ile şubesi bulunan yetkili müesseselerde her bir şube için 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan tutarların toplamından oluşur." kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16/A maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin özkaynaklar toplam tutarının, asgari ödenmiş sermaye tutarının altına düşmemesi gerekmektedir. Asgari ödenmiş sermaye tutarı ise, her bir yetkili müessese için Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında, A grubu yetkili müesseseler bakımından 10 milyon Türk lirasından, B grubu yetkili müesseseler bakımından ise 5 milyon Türk lirasından ve şubesi bulunan yetkili müesseseler bakımından da her bir şube için Tebliğ'in 12. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında ödenmiş sermayeye eklenen 3 milyon Türk lirasının ilave edilmesi suretiyle hesaplanacak tutarların toplamından oluşur. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Özel kanunlara bağlı anonim şirketler" başlıklı 330. maddesinde, "Özel kanunlara tabi anonim şirketlere, özel hükümler dışında bu kısım hükümleri uygulanır." kuralının yer aldığı,
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanının yetkili olduğu; 5. maddesinde ise, bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketlerin, 6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi kapsamında özel kanuna tabî anonim şirket olarak değerlendirileceği, bu bağlamda söz konusu anonim şirketlerin, sadece bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabileceği ve faaliyet gösterebileceği,
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca hazırlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'ın 1. maddesinin birinci fıkrasında, Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine ilişkin düzenleyici ve sınırlayıcı esasların bu Karar ile tayin ve tespit edildiği; ikinci fıkrasında, bu Karar'ın uygulanmasına yönelik usûl ve esasların belirlenmesi amacıyla Bakanlıkça yönetmelik, tebliğ ve genelgelerin yayımlanacağının, bu Karar'a ve bu Karar'ın uygulanması amacıyla yayımlanacak yönetmelik, tebliğ ve genelgelere muhalefetin, 1567 sayılı Kanun ile ek ve tadillerine muhalefet sayılacağı; 20. maddesinde ise, Bakanlığın, bu Karar'ın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Karar'da öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya yetkili olduğunun belirtildiği,
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin özkaynaklarına ve ödenmiş sermayelerine yönelik düzenlemeler ihdas edilebileceğinin açık olduğu,
Bu itibarla, yetkili müesseselerin asgari ödenmiş sermayelerine yönelik ihdas edilen dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi yönünden (1.5.'te yer alan istem yönünden);
Dava dilekçesinde, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak 17. maddenin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları yönünden inceleme yapıldığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinde, "(1) Yetkili müesseselerin merkez ve şubeleri, Bakanlığa bildirdikleri adresleri dışında bir yerde faaliyette bulunamazlar.
(2) Yetkili müesseselerin aynı faaliyet bölgesi haricinde yapacakları merkez veya şube adres değişiklikleri Bakanlığın iznine tabîdir.
(3) Yetkili müesseselerin adres değişikliği başvurularında; adresin taşınmak istediği faaliyet bölgesi için Yönetmeliğin Ek-1'inde belirtilen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda adres değişikliği izni başvurusuna ücretler arasındaki farkın yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi zorunludur. Adresin taşınmak istediği faaliyet bölgesi için belirlenen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten düşük olması durumunda başvurana herhangi bir fark geri ödemesi yapılmaz.
(4) İzne tabî olup olmadığına bakılmaksızın yetkili müesseselerin merkez veya şube adres değişikliklerinde, yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde eski adresin terkedildiğine ve yeni adreste işe başlanıldığına dair ilgili vergi dairelerinden alınacak belgelerle birlikte, ilgili merkez ve şubenin telefon numarası, faks, e-posta, KEP adresi ile serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir bilgileri ile Bakanlıkça talep edilecek diğer bilgi ve belgelerin Bakanlığa bildirilmesi zorunludur. Ayrıca yeni adresin tescil ve ilân edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir nüshasının yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur. İşe başlama tarihi olarak başka bir tespit bulunmaması durumunda adresin Ticaret Siciline tescil tarihi esas alınır.
(5) A grubu yetkili müesseseler ile 12. maddenin beşinci fıkrası kapsamında birleşen B grubu yetkili müesseseler, merkez ve şubelerinin adresleri altında birleşilen veya devralan şirket internet sitesinde bu durumu yayımlamak zorundadır. Yayımlanan adreslerde meydana gelen değişiklikler yeni adreste işe başlanıldığı tarih itibarıyla internet sitesinde ilân edilir.
(6) Yetkili müesseselerin unvan değişikliği Bakanlığın iznine tabîdir.
(7) Yetkili müessese unvan değişikliği iznini müteakip ilgili vergi dairesinden alınacak yeni unvan için cari yılın ve eski unvan için cari yıl dâhil son beş yılın harçlarının ödendiğini tevsik eden belgelerin ve yeni unvanın tescil ve ilân edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir nüshası ile Bakanlıkça talep edilecek diğer bilgi ve belgelerin 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur." kurallarına yer verildiği,
1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, mali sistemin unsurlarından biri olan yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esaslar düzenlendiği, böylece yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesinin, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılmasının, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmelerinin, denetlenebilir bir sistemin kurulmasının amaçlandığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin merkez ve şubelerinin, yalnızca Bakanlığa bildirilen adreslerde faaliyette bulunabildikleri, yetkili müesseselerin aynı faaliyet bölgesi dışındaki merkez ve şube adres değişikliklerinin Bakanlığın iznine tabî olduğu, yetkili müesseselerin adres değişikliği başvurularında, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için Ek-1'de belirtilen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten yüksek olması durumunda adres değişikliği izni başvurusunda ücretler arasındaki fark kadar ücret alındığı, adresin taşınmak istendiği faaliyet bölgesi için belirlenen ücretin mevcut adresin bulunduğu faaliyet bölgesi için belirlenen ücretten düşük olması durumunda ise herhangi bir fark geri ödemesi yapılmadığı, ayrıca, izne tabî olup olmadığına bakılmaksızın yetkili müesseselerin merkez veya şube adres değişikliklerinde, yeni adreste işe başlanıldığı tarihten itibaren 30 gün içerisinde eski adresin terk edildiğine ve yeni adreste işe başlanıldığına dair belgelerle birlikte Tebliğ'de öngörülen evrakın Bakanlığına bildirilmesi gerektiği,
Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın, davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin adres değişikliği öncesinde Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması gerektiği yönünde ihdas edilen dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmediği,
Bu itibarla, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesi yönünden (1.6.'da yer alan istem yönünden);
Dava dilekçesinde, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak 18. maddenin birinci ve yedinci fıkraları yönünden inceleme yapıldığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinde, "(1) Yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabîdir.
(2) Bakanlığa yapılacak izin başvurularında, hisseleri devralacak gerçek kişiler ile hisseleri devralacak tüzel kişilerde yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan ortakların kurucu ortaklarda aranılan şartları haiz olması ve bu durumun 7. maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen belgeler ile tevsiki gereklidir.
(3) Bu madde kapsamında yapılan hisse devirlerine ilişkin noter onaylı yönetim kurulu kararı ile değişikliğin tescil edildiği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir örneğinin veya hisse devirlerine ilişkin pay defterinin ilgili sayfalarının noter onaylı örneğinin hisse devir tarihinden itibaren 30 gün içerisinde Bakanlığa gönderilmesi zorunludur.
(4) Yetkili müessese hakkında kambiyo mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat kapsamında devam eden bir inceleme olması durumunda, inceleme sonuçlanana kadar hisse devri izni verilmez.
(5) Yetkili müessese hakkında haciz, icra takibi veya ihtiyatî tedbirin söz konusu olması halinde haciz işlemi, icra takibi veya ihtiyatî tedbir kaldırılana kadar hisse devri izni verilmez.
(6) Hisseleri devralanların, hisse devri öncesinde şirketin tüm mal varlığı ile her türlü arşivini, defterlerini, muhasebe kayıtlarını ve belgelerini de devralmak üzere devredenle bir protokol yapması zorunludur.
(7) Yetkili müesseselerin hisselerinin mevcut ortaklar dışında kişilere devrine yönelik izin başvurularında; Yönetmelik'te bu kapsamda belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi zorunludur. Ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmaz." kuralına yer verildiği,
Dava konusu değişiklik öncesinde de yetkili müesseselerin ortaklarında değişikliğe neden olan hisse devirlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın iznine tabî kılındığı,
1567 sayılı Kanun'un 5. maddesinde, yetkili müesseselerin 6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi kapsamında özel kanuna tabî anonim şirket olarak değerlendirileceği kuralına yer verildiği,
Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın, davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin kurucu ve ortaklarında aranan şartları haiz olmayan kişilere devrinin engellenmesi ve yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin hisselerinin devri öncesinde Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması gerektiği yönünde ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dava konusu 18. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerektiği, öte yandan, anılan düzenlemede, yetkili müesseselerin hisselerinin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibinin alt soyu veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verildiği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin davalı idareye vermiş olduğu yetki çerçevesinde, hisse devri izni başvurusu kapsamında, başvuru ücretinin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi ve hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişilerin mevcut hisse sahibinin alt soy veya üst soyu olması durumunda başvuru ücreti alınmaması yönünde ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dava konusu 18. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, Dairelerince, her ne kadar hisse devir işlemlerinden önce Bakanlıkça öngörülen ücretin yatırılmasının istenmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmış ise de, 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi kapsamında, hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin, devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, bu işletmeler ilk defa kuruluyormuş gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığından ve hisse devrindeki amaç ile bu hakkın sınırlanmasına yönelik araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir denge bulunmadığından bahisle Yönetmeliğin söz konusu kısmının iptaline karar verildiği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralar yönünden (1.7.'de yer alan istem yönünden);
Dava konusu düzenlemeyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü fıkrada, "Yetkili müesseseler tarafından müşterilerle iş yerinde gerçekleştirilen fiziki teslimler dışında kalan tüm kasa giriş ve çıkışlarının sevk irsaliyesi ve benzeri belgelerle giriş ve çıkış anında kayıt altına alınması zorunludur." kuralının yer aldığı,
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "İspat edici kağıtlar" başlıklı 227. maddesinin birinci fıkrasında, "Bu Kanun'da aksine hüküm olmadıkça, bu Kanun'a göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir."; mükerrer 257. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Maliye Bakanlığı; (...) Tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması veya ibraz edilmesi hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığı'nda veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye, (...) yetkilidir." kurallarına yer verildiği,
32 sayılı Karar'ın "Döviz alım ve satım belgeleri ile Türk parası transfer belgeleri" başlıklı 23. maddesinde, "Bu Karar'a ilişkin işlemlerde bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumlar tarafından döviz alım satım belgeleri ile Türk parası transfer belgeleri düzenlenir ve bu belgelerle ilgili usul ve esaslar Merkez Bankası'nca belirlenir." kuralının düzenlendiği,
03/07/1991 tarih ve 20918 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası I-M Sayılı Genelgesi'nin "Döviz alım ve satım belgeleri ile Türk parası transfer belgesi" başlıklı 46. maddesinde, "(1) Türkiye'de faaliyette bulunan bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumlar tüm efektif ve döviz alımlarında bu Genelge'nin ekinde yer alan Ek-1'e, tüm efektif ve döviz satımlarında Ek-2'ye ve yurt dışına yapılacak Türk parası transferlerinde Ek-3'e uygun olarak düzenleyecekleri döviz alım, döviz satım ve Türk parası transfer belgelerini ihtiyaçları dahilinde bastıracaklardır. Döviz alım ve satım belgeleri ile Türk parası transfer belgelerinin düzenlenmesinde elektronik makinalar ve bilgisayar kullanılması mümkündür.
(...)
(3) Döviz alım ve satım belgeleri ile Türk parası transfer belgesi iki nüsha olarak düzenlenecektir. Bu belgelerin, düzenleyen kuruluşlarda kalacak olan ikinci nüshaları üzerinden işlem yapılmaz. (...)" kurallarına yer verildiği,
Söz konusu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerce, döviz alım satım faaliyetlerine ilişkin olarak döviz alım belgesi ile döviz satım belgesi düzenlenmesi gerektiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yetkili müesseseler tarafından, müşterilerle iş yerinde gerçekleştirilen fiziki teslimler dışında kalan tüm kasa giriş ve çıkışlarının sevk irsaliyesi ve benzeri belgelerle giriş ve çıkış anında kayıt altına alınması gerektiği,
Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın, davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması, sektörün güvenliği ve kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin beşinci fıkrasında, "4. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında gerçekleştirilen işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılması zorunludur." kuralının yer aldığı,
1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar ile davalı idareye yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetleri ile yükümlülük ve denetimlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi verilmiş ise de, davalı idarece bu yetkinin, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri göz önünde tutularak ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak kullanılması gerektiği,
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birinin de ölçülülük ilkesi olduğu, bu ilke ile amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gerektiğinin ifade edildiği, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olmasının hukuk devleti olmanın gereği olduğu,
Dava konusu düzenlemeyle, yetkili müesseselerce gerçekleştirilecek -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin tüm işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılması zorunlu hâle getirildiği,
Davalı idare tarafından, yetkili müesseselerce gerçekleştirilen -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin işlemlerin, döviz alım satımıyla ilgisinin bulunmadığı, bu nedenle söz konusu işlemlere ilişkin döviz alım belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenmesi gerekmediği değerlendirmesinde bulunularak, Bakanlığın gözetim ve denetim faaliyeti kapsamında yabancı paraların bütünlenmesi veya bozdurulmasına dair işlemlerin de kayıt altında tutulmasını sağlamak amacıyla söz konusu düzenlemenin ihdas edildiğinin belirtildiği,
Bu itibarla, dava konusu düzenlemeyle herhangi bir alt limit belirlenmeksizin, döviz alım belgesi veya döviz satım belgesi düzenlenmesi gerekmeyen -kaydi para hariç- yabancı paraların bütünlenmesi veya bozulmasına ilişkin tüm işlemlerde, müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını, işlem tarihini, saatini ve miktarını gösterecek şekilde her bir işlem itibarıyla ayrı bir hesap veya deftere kaydının yapılmasının zorunlu hâle getirilmesi ölçülülük ilkesine uygun olmadığı gibi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin de bulunmadığı anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen altıncı fıkrada, "Yetkili müesseseler gerçekleştirdikleri tüm işlemlerde müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını müşteriden temin ederek her bir işlem itibarıyla kayıt altına almak zorundadır. Müşteri tarafından beyan edilen T.C. Kimlik Numaraları/Pasaport Numaraları vezne görevlileri tarafından kişinin fotoğrafının yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı veya Pasaport üzerinden, Vergi Kimlik Numarası ise bunlara ek olarak kişinin söz konusu şirket adına işlem yapmaya yetkili olduğunu belirten belgeler üzerinden kontrol edilerek kayıt altına alınır. Söz konusu bilgiler, ilgisine göre düzenlenen belgeler üzerine kayıt edilir." kuralı yer almakta iken, 18/11/2021 tarih ve 31663 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 2021-32/64 sayılı Tebliğ'in 2. maddesiyle, anılan fıkrada yer alan "tüm işlemlerde" ibaresi "100 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için" şeklinde değiştirildiği,
Söz konusu değişiklik sonrası 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin altıncı fıkrasında, "Yetkili müesseseler gerçekleştirdikleri 100 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için müşterinin T.C. Kimlik Numarasını/Pasaport Numarasını ve/veya Vergi Kimlik Numarasını müşteriden temin ederek her bir işlem itibarıyla kayıt altına almak zorundadır. Müşteri tarafından beyan edilen T.C. Kimlik Numaraları/Pasaport Numaraları vezne görevlileri tarafından kişinin fotoğrafının yer aldığı Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı veya Pasaport üzerinden, Vergi Kimlik Numarası ise bunlara ek olarak kişinin söz konusu şirket adına işlem yapmaya yetkili olduğunu belirten belgeler üzerinden kontrol edilerek kayıt altına alınır. Söz konusu bilgiler, ilgisine göre düzenlenen belgeler üzerine kayıt edilir." kuralının yer aldığı,
Davacı tarafından, dava konusu değişiklik öncesinde, kambiyo mevzuatı kapsamında döviz alım satımında kimlik bildirim yükümlülüğünün bulunmadığı, ancak, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından, işlem tutarı ya da birbiriyle bağlantılı birden fazla işlemin toplam tutarının 75.000-TL'yi aşması durumunda ve vergi mevzuatı uyarınca 3.000 ABD Doları veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemlerde kimlik tespitinin yapılmasının zorunlu olduğu, söz konusu tutarların ölçülü olduğu, dava konusu düzenlemeyle belirlenen tutarın ise çok düşük olduğu, bu konuda bir alt limit belirlenecekse MASAK veya vergi mevzuatındaki tutarların dikkate alınmasının isabetli olacağı ileri sürüldüğü,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 30. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Tebliğ'in tatbikatını temin etmek amacıyla gerekli göreceği her türlü tedbiri almaya, mücbir sebep hâllerini veya zorunlu hâlleri değerlendirmeye, kimlik ibrazına yönelik işlem limitlerini belirlemeye, tereddütlü hususları gidermeye ve Tebliğ'de öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya yetkilidir." kuralının yer aldığı,
Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 30. maddesinin birinci fıkrasının vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Bakanlık Makamı'nın 14/06/2022 tarih ve 2424471 sayılı işlemiyle kimlik ibrazına yönelik işlem limitleri yeniden belirlenerek 5.000 ABD Doları ve/veya karşılığı Türk Lirası tutarını aşan işlemler için yetkili müesseseler tarafından müşterilerin kimlik tespitinin yapılması gerektiği yönünde yeni bir kararın alındığının belirtildiği,
Bu itibarla, bakılan davada, davacı tarafından dava konusu edilen Tebliğ düzenlemesi dışında herhangi bir uygulama işleminin iptalinin istenilmediği, bu hâliyle davanın konusunun kalmadığı anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesinin altıncı fıkrası yönünden konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi yönünden (1.8.'de yer alan istem yönünden);
Dava dilekçesinde, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin tamamının iptali istenilmiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve öne sürülen hukuka aykırılık sebepleri dikkate alınarak 26. maddenin birinci ve beşinci fıkraları yönünden inceleme yapıldığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'e dayanılarak hazırlanan ve 31/03/2022 tarihinde yayımlanan Kamera ve Görüntü Kayıt Sistemi Genelgesi (YM-2022/1) ile, yetkili müesseselerin merkez ve/veya şubelerinde kamera ve görüntü kayıt sisteminin kurulması, güvenliğinin sağlanması, kayıtların saklanması ve yedeklenmesi, kameraların işletme sistemi ve donanımlarının bakım ve onarımlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esasların düzenlendiği,
Söz konusu düzenlemeler uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyetlerine yönelik gözetim ve denetim etkinliğinin arttırılması suretiyle kayıt dışılığının azaltılması amacıyla yetkili müesseselerin iş yerlerinde, işlem yapılan tüm alanların kör nokta barındırmayacak şekilde yeterli sayıda kameradan oluşan kamera ve görüntü kayıt sisteminin çalışır şekilde bulundurulması, ayrıca, iş yerlerinde saklanan kayıtların, afet, yangın, elektrik sistemi arızası gibi beklenmedik nedenlerle silinmesinin engellenmesi amacıyla haftalık olarak mevcut iş yerlerinden farklı lokasyonlarda DVD, harici disk ve/veya USB bellek gibi verilerin fiziki olarak yedeklenmesini sağlayan teknolojik araçlarla saklanması veya bulut bilişim hizmetleri kullanılmak suretiyle aynı görüntü kalitesiyle yedeklenmesi ve bu verileri en az 1 yıl süreyle saklanması gerektiği,
Bu itibarla, 1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar'ın davalı idareye vermiş olduğu yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi çerçevesinde, yetkili müesseselerin faaliyet alanlarının gözetim ve denetiminin sağlanması amacıyla ihdas edilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkra yönünden (1.9.'da yer alan istem yönünden);
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkrada, "Yetkili müesseseler denetimler esnasında, denetim elemanlarının gerekli gördüğü kasa sayımı ve benzeri tüm işlemler tamamlanana kadar geçici olarak işlemlerini durdurmak ve denetim için iş yerinde gerekli düzeni sağlamak zorundadır." kuralına yer verildiği,
1567 sayılı Kanun hükümlerine aykırı hareket eden yetkili müesseselerin faaliyet ve işlemleri hakkında yapılacak denetimler sırasında, yetkili müesseselerin faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına yönelik işlem tesis edilmesine ilişkin herhangi bir yetkinin davalı idareye verilmediği,
Bu kapsamda, yasal bir dayanak olmaksızın, dava konusu Tebliğ düzenlemesiyle yetkili müesseselerin, denetimler esnasında, denetim elemanlarının gerekli gördüğü kasa sayımı ve benzeri tüm işlemler tamamlanana kadar geçici olarak işlemlerini durdurması yönünde ihdas edilen düzenlemede hukuka uygunluk bulunmadığı,
Öte yandan, dava konusu Tebliğ'de yapılan değişiklik ile, sektörün güvenliği ve kayıt dışılığın önlenmesi amacıyla denetim faaliyetinin sağlıklı ve kısa sürede tamamlanabilmesi için denetim esnasında yetkili müesseselerce, iş yerlerinde gerekli düzenin sağlanması gerektiği yönünde ihdas edilen diğer düzenlemelerde ise hukuka aykırılık bulunmadığı,
(1.10.'da yer alan istem yönünden);
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı fıkrası yönünden;
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı fıkrasında, "4/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan hükümlere aykırı işlemlerin yapıldığının tespit edilmesi hâlinde yetkili müessese hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır ve söz konusu aykırılığın giderilmesini teminen 60 güne kadar süre verilir. Bu sürenin bitimine rağmen söz konusu aykırılığın giderilmemesi hâlinde yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir." kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4/A maddesinin birinci fıkrasında, "Yetkili müesseseler ticaret unvanlarında, iş yeri açma ve çalışma ruhsatlarında, ilân ve reklamlarında, kartvizitlerinde, iş yerlerinde, tabelalarında, internet sitelerinde, Döviz Alım Belgesi, Döviz Satım Belgesi ile fatura ve benzeri her türlü belgelerinde 4. maddede sayılan faaliyetler haricinde işlem yaptıkları izlenimini yaratacak hiçbir kelime, deyim ve işaret kullanamazlar."; ikinci fıkrasında ise, "4. maddenin ikinci fıkrasında sayılan faaliyetlerden yabancı para alım satımıyla ilgili olanlar diğer faaliyetlerden ayrı veznelerde ve hesaplarda izlenir." kurallarının yer aldığı,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği, öte yandan, anılan Kanun'da, faaliyet izni veya yetki belgesi alınması gereken konularda gerekli izin veya yetki belgesi alınmaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar belirlenmiş ise de, halîhazırda mülk teşkil eden faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmediği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerce, Tebliğ'in 4/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan hükümlere aykırı işlemlerin yapıldığının tespit edilmesi hâlinde ilgili yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılarak idarî para cezası verilebilecek ve söz konusu aykırılığın giderilmesini teminen 60 güne kadar süre verilebilecek, verilen süre içerisinde söz konusu aykırılığın giderilmemesi hâlinde ilgili yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilebilecek olması nedeniyle dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunîlik şartı sağlanmaksızın müdahalede bulunulduğu sonucuna varıldığı,
Bu itibarla, 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle ilgili yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca işlem başlatılmak suretiyle idarî para cezası uygulanarak söz konusu aykırılığın giderilmesi istenebilecek ise de, dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dava konusu 29. maddesinin altıncı fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk, diğer kısımlarında ise hukuka aykırılık bulunmadığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrası yönünden;
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrasında, "4/A maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan hükme aykırı işlemlerin yapıldığının tespit edilmesi hâlinde yetkili müessese hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır ve ilgili gayrimenkul malın satışının gerçekleştirilmesi için 6 ay süre verilir." kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin faaliyet gösterdikleri iş yerleri haricinde herhangi bir gayrimenkul mal edinmeleri durumunda, ilgili yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca işlem başlatılarak idarî para cezası verileceği ve söz konusu gayrimenkullerin satışının gerçekleştirilmesi için ilgili yetkili müesseselere 6 ay süre verileceği,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği,
Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerle, 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile belirlenen yükümlülüklere aykırı hareket eden yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca işlem başlatılarak ilgili yetkili müesseselere idarî para cezası verilmesi ve söz konusu aykırılıkların giderilmesi için yetkili müesseselere süre verilmesi yönünde ihdas edilen düzenlemelerin, 1567 sayılı Kanun çerçevesinde ihdas edildiği anlaşıldığından söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin on ikinci fıkrası yönünden;
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin on ikinci fıkrasında, "Yetkili müesseselerin özkaynaklar toplamının, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3'ünden daha az olduğunun tespit edilmesi hâlinde yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Özkaynaklar toplamının, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3'ünden daha fazla olmakla birlikte asgari ödenmiş sermaye tutarından daha az olduğunun tespit edilmesi hâlinde özkaynaklardaki eksikliğin tamamlanmasını teminen 90 güne kadar süre verilir ve yetkili müessese hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır. Bu süre içerisinde söz konusu eksikliğin tamamlanmaması durumunda yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir." kuralına yer verildiği,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16/A maddesi uyarınca, yetkili müesseselerin özkaynaklar toplam tutarının, asgari ödenmiş sermaye tutarının altına düşmemesi gerektiği, asgari ödenmiş sermaye tutarının ise, her bir yetkili müessese için Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında, A grubu yetkili müesseseler bakımından 10 milyon Türk lirasından, B grubu yetkili müesseseler bakımından ise 5 milyon Türk lirasından ve şubesi bulunan yetkili müesseseler bakımından da her bir şube için Tebliğ'in 12. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında ödenmiş sermayeye eklenen 3 milyon Türk lirasının ilave edilmesi suretiyle hesaplanacak tutarların toplamından oluştuğu,
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin özkaynaklar toplamının, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3'ünden daha az olduğunun tespit edilmesi hâlinde ilgili yetkili müesseselerin faaliyet izinleri doğrudan iptal edilebileceği; özkaynaklar toplamı, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3'ünden daha fazla olmakla birlikte asgari ödenmiş sermaye tutarından daha az olduğunun tespit edilmesi hâlinde ilgili yetkili müesseseler hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca işlem başlatılarak idarî para cezası verileceği ve özkaynaklardaki eksikliğin tamamlanmasını teminen 90 güne kadar süre verilebileceği, verilen süre içerisinde söz konusu eksikliğin tamamlanmaması durumunda ilgili yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilebileceği,
Asıl amaçları döviz alım satım faaliyetlerinde bulunmak olan yetkili müesseselerin, belli bir mali güce ve işlem hacmine sahip olmaları, mali piyasaları, bu piyasaların ihtiyacı olan istikrar ve güven ortamını yakından ilgilendirmesi bakımından ekonomik bir zorunluluk olup, bu bakımdan davalı idarece, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin özkaynaklarına yönelik düzenlemeler ihdas edilebileceğinin açık olduğu,
Ancak, davalı idarece, mülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin ancak mutlak manada şeklî bir kanuna dayanması gerektiği,
Bu kapsamda, davalı idarece verilen faaliyet izni ve yetki belgesine istinaden faaliyete başlayan yetkili müesseselerin özkaynaklar toplamının, Tebliğ'de belirlenen tutarların altına düşmesi hâlinde ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptaline yönelik dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dava konusu 29. maddesinin on ikinci fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk, diğer kısımlarında ise hukuka aykırılık bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkraları yönünden (1.11.'de yer alan istem yönünden);
Geçici 2. maddenin birinci fıkrası yönünden;
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddede, "(1) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde, 9. maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir.
(2) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir. (...)" kurallarına yer verildiği,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ilişkin yükümlülükleri yerine getirmesi için 31/12/2022 tarihine kadar süre verildiği, söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verileceği, bu kapsamda, söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmesi için makûl bir geçiş sürecinin öngörüldüğü anlaşıldığından dava konusu düzenlemenin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği, öte yandan, anılan Kanun'da, faaliyet izni veya yetki belgesi alınması gereken konularda gerekli izin veya yetki belgesi alınmaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar belirlenmiş ise de, halîhazırda mülk teşkil eden faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmediği,
Bu itibarla, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci fıkrası uyarınca, davalı idarece verilen faaliyet izni ve yetki belgesine istinaden faaliyete başlayan yetkili müesseselerin, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ilişkin yükümlülüğün, öngörülen sürenin sonunda yerine getirilmemesi hâlinde ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptaline yönelik dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 2. maddesinin birinci fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı,
Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası yönünden;
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirlenen asgari ödenmiş sermaye miktarına ve teminat mektubuna ilişkin yükümlülükleri yerine getirmesi için 31/12/2022 tarihine kadar süre verildiği, söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verileceği, bu kapsamda, söz konusu yükümlülüklerin yerine getirilmesi için makûl bir geçiş sürecinin öngörüldüğü anlaşıldığından, dava konusu düzenlemenin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
1567 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında, bu Kanun hükümleri uyarınca yürürlüğe konulan genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişilerin üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılacağı kuralına yer verildiği, öte yandan, anılan Kanun'da, faaliyet izni veya yetki belgesi alınması gereken konularda gerekli izin veya yetki belgesi alınmaksızın ticarî faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak yaptırımlar belirlenmiş ise de, halîhazırda mülk teşkil eden faaliyet iznine veya yetki belgesine sahip olan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptal edilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmediği,
Bu itibarla, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesiyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin ikinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A ve B grubu yetkili müesseselerin, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 12. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri, öngörülen sürenin sonunda yerine getirmemesi hâlinde ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptal edileceğine yönelik dava konusu düzenlemeyle mülkiyet hakkına kanunî bir dayanak bulunmaksızın müdahale edildiği anlaşıldığından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 2. maddesinin ikinci fıkrasının yetkili müesseselerin faaliyet izninin iptaline ilişkin kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı,
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 32. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Ek-3 sayılı tablo yönünden (1.12.'de yer alan istem yönünden);
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 3. maddesinin birinci fıkrasının (p) bendinde, faaliyet bölgesinin, Ek-3'te yer alan iller veya ilçeler itibarıyla oluşturulan bölgeleri ifade ettiği kuralına yer verildiği,
Dava konusu değişiklik ile Tebliğ'e eklenen Ek-3'te ise, Türkiye genelinin 4 faaliyet bölgesine ayrıldığı, İstanbul'un belirli ilçelerinin 1 numaralı faaliyet bölgesinde; İstanbul'un 1 numaralı faaliyet bölgesi dışında kalan diğer ilçeleri ile Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Gaziantep, Kocaeli, İzmir, Mersin ve Muğla illerinin 2 numaralı faaliyet bölgesinde; Balıkesir, Denizli, Diyarbakır, Erzurum, Eskişehir, Hatay, Kahramanmaraş, Kayseri, Konya, Malatya, Manisa, Mardin, Ordu, Sakarya, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon ve Van illerinin 3 numaralı faaliyet bölgesinde; sayılan iller dışında kalan diğer illerin ise 4 numaralı faaliyet bölgesinde yer aldığının anlaşıldığı,
Davacı tarafından, davalı idarece faaliyet bölgelerinin belirlenmesinde dikkate alınan kıstasların ortaya konulamadığı iddia edilmiş ise de, faaliyet bölgelerinin belirlenmesinde, Türkiye'nin farklı bölgelerindeki yetkili müesseselerin dağılımı, büyükşehir olan iller, nüfus yoğunluğu, iş hacmi, turizm potansiyeli ve finansal gelişmişlik gibi kriterlerin göz önünde bulundurulduğu görüldüğünden bu iddiaya itibar edilmediği,
Bu itibarla, davalı idarenin, yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin usûl ve esasları düzenleme yetkisi çerçevesinde Türkiye genelinin faaliyet bölgelerine ayrılmasına ilişkin Tebliğ'in dava konusu düzenlemesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 5. ve 7. maddeleri ile Ek-1'i ve 4. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ile dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin iptali istemi yönünden davanın reddine; 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinin iptaline, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrasının (1.1.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesinin (1.4.'te yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarının (1.5.'te yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci ve yedinci fıkralarının (1.6.'da yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü fıkranın (1.7.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarının (1.8.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın işlemlerin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kısmı dışında kalan kısımlarının (1.9.'da yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 32. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Ek-3 sayılı tablonun (1.12.'de yer alan istem yönünden) iptali istemi yönünden davanın reddine, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (d) bendinin (1.2.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkranın (1.3.'te yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen beşinci fıkranın (1.7.'de yer alan istem yönünden); 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın işlemlerin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kısmının (1.9.'da yer alan istem yönünden) iptaline, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen altıncı fıkranın (1.7.'de yer alan istem yönünden) iptali istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrasının iptali istemi yönünden davanın reddine, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı ve on ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının iptaline, diğer kısımlarının iptali istemi yönünden davanın reddine, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının iptaline, diğer kısımlarının iptali istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, Daire kararında 1567 sayılı Kanun'un Anayasa'ya aykırı olduğundan bahsedilmesine rağmen Anayasa Mahkemesine başvurulmamasının çelişki içerdiği, bu durumun tek başına bozma sebebi olduğu, 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği, 1567 sayılı Kanun'da idareye tanınan yetkinin çok sınırlı olduğu, bu yetki sınırının dışına çıkılarak yapılan düzenlemeler yönünden de iptal kararı verilmesi gerektiği belirtilerek Dairece verilen kararın davanın reddine ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'de yer alan düzenlemelerin ilgililer için kazanılmış hak teşkil etmediği, yapılan düzenlemelerin spesifik nitelikte bir alanda ortaya çıkabilecek aksaklıkların ve ihlallerin (kara paranın aklanması, dolandırıcılık, terörizmin finansmanı v.b.) önüne geçilmesi amacıyla yapıldığı, dava konusu düzenlemeler incelenirken yetki ve usulde paralellik ilkesinin de dikkate alınması gerektiği, bu kapsamda izin vermeye yetkili olanın izni geri almaya da yetkili olduğunun gözetilmesi gerektiği belirtilerek dava konusu düzenlemelere ilişkin olarak Dairece verilen kararın iptale ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, Dairece verilen kararın iptale ilişkin kısımlarının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın davanın reddine ve karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62) ile 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine, dava konusu düzenlemelerin iptali istemiyle temyizen bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."; "Mülkiyet hakkı" başlıklı 35. maddesinin ilk iki fıkrasında, "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir." kurallarına yer verilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." kuralı yer almaktadır.
1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nev'i eşya ve kıymetlerin ve ticarî senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithâlinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 3. maddesinin birinci fıkrasında, "Cumhurbaşkanının bu Kanun hükümlerine göre yapmış bulunduğu genel ve düzenleyici işlemlerdeki yükümlülüklere aykırı hareket eden kişi, üçbin Türk lirasından yirmibeşbin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır."; beşinci fıkrasında, "Bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğler ile diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda, gerekli izin veya belgeyi almaksızın ticarî faaliyette bulunanlar, ellibin Türk lirasından ikiyüzellibin Türk lirasına kadar idarî para cezası ile cezalandırılır ve yetkisiz faaliyetin gerçekleştirildiği iş yerindeki tüm faaliyetler bir aydan altı aya kadar, tekrarı hâlinde ise sürekli olarak durdurulur. Ancak, yetkisiz olarak faaliyette bulunanların ilân ve reklamlarından veya yaptıkları işin mahiyetinden söz konusu iş yerini, sadece faaliyet izni veya yetki verilmesi gereken faaliyet konularında iştigal etmek maksadıyla açtıkları veya işlettikleri anlaşılıyorsa söz konusu iş yerindeki faaliyet sürekli olarak durdurulur. Durdurma işlemleri Hazine Müsteşarlığı'nın talebi üzerine valiliklerce yerine getirilir."; 4. maddesinde, "Hazine ve Maliye Bakanlığı; bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için bir mali yıl içerisinde altı milyon Türk lirasını geçmemek üzere yönetmelikte belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetkilidir. Bu tutar, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 04/01/1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na göre tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır."; Ek 1. maddesinde ise, "Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları, Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri ve kambiyo murakabe mercileri bu Kanun hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tetkikat ve tahkikat yapmak ve tahkikat sırasında suç emareleri bulunursa maznunlar ve suçla ilgisi görülenler nezdinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve arama hakkındaki hükümleri gereğince muamele ifa etmek salahiyetini haizdirler." kurallarına yer verilmiştir.
1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'ın 1. maddesinde, "(1) Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dâhil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithâl ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithâlata, özelliği olan ihracat ve ithâlata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir.
(2) Bu Karar'a ve bu Karar'ın uygulanması amacıyla Bakanlıkça yayımlanacak tebliğlere muhalefet 1567 sayılı Kanun'la ek ve tadillerine muhalefet sayılır.
(3) Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Karar'ın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Karar'da öngörülen hâller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı hâlinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Karar'da öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir."; "Denetim" başlıklı 21. maddesinde ise, "(1) Kambiyo denetimine yetkili elemanlar ile kambiyo müdürlükleri (kambiyo murakabe mercileri) tarafından yapılan denetlemelerde bu Karar'da öngörülen işlemleri ifa eden kişilerden, işlemlerinde Karar'a aykırılıklar tesbit edilenler hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve aramaya dair hükümleri uygulanır.
(...)
(4) Kambiyo mevzuatına olan aykırılıkları ya da bu Karar'da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen bankalar, yetkili müesseseler, PTT, kıymetli maden aracı kuruluşları ve aracı kurumların dövize ilişkin işlemlere aracılık etme yetkisi Bakanlıkça kısmen veya tamamen kaldırılabilir." kuralları yer almıştır.
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 225/A maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usûl ve esasları düzenlemek, bunların gözetim ve koordinasyonunu sağlamak ve diğer çalışmaları yapmak, Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 5. ve 7. maddeleri ile Ek-1'i ve 4. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ile dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesi, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci ve yedinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın işlemlerin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kısmı dışında kalan kısımları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrası ile Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı ve on ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının dışında kalan diğer kısımları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımları dışında kalan diğer kısımları ve 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 32. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Ek-3 sayılı tablo yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onüçüncü Dairesi kararının bu kısmı, aynı gerekçeler ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (d) bendi yönünden;
Dava konusu düzenlemeyle 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkrada, "A grubu yetkili müesseselerin şube açma izin başvurularında aşağıdaki kurallar uygulanır:
a) Merkezi 1 numaralı faaliyet bölgesinde bulunan A grubu yetkili müesseseler tüm faaliyet bölgelerinde şube açabilirler.
b) Merkezi 2 numaralı faaliyet bölgesinde bulunan A grubu yetkili müesseseler yalnızca 2, 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde şube açabilirler.
c) Merkezi 3 numaralı faaliyet bölgesinde bulunan A grubu yetkili müesseseler yalnızca 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde şube açabilirler.
ç) Merkezi 4 numaralı faaliyet bölgesinde bulunan A grubu yetkili müesseseler yalnızca 4 numaralı faaliyet bölgesinde şube açabilirler.
d) A grubu yetkili müesseseler (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan şartlar haricinde şube açmak için başvuruda bulunamaz ve yeni şube açamazlar." kuralına yer verilmiştir.
İdare, Anayasa ve kanunlardan aldığı yetki ile kural koyma (düzenleme yapma) yetkisine sahiptir.
1567 sayılı Kanun ve 32 sayılı Karar ile davalı idareye yetkili müesseselerin kuruluş ve faaliyetleri ile yükümlülük ve denetimlerine ilişkin usûl ve esasları belirleme yetkisi verilmiş olup; davalı idarece bu yetkinin, kanunların sınırları içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütleri göz önünde tutularak ve ölçülülük ilkesi dikkate alınarak kullanılması gerekmektedir.
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birisi de ölçülülük ilkesi olup bu ilke, elde edilmeye çalışılan amaç ile bu amacı gerçekleştirmeye çalışırken ortaya konulan araç yani kural arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. İdarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olması hukuk devleti olmanın gereğidir.
1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin şube açma usûl ve esaslarına ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceği açıktır. Ancak söz konusu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçların elde edilecek amacı gerçekleştirmek hususunda ölçülü (elverişli, gerekli ve orantılı) olması gerekmektedir.
Dava konusu düzenlemeyle, A grubu yetkili müesseselerden merkezi 1 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların 4 faaliyet bölgesinde; merkezi 2 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların yalnızca 2, 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde; merkezi 3 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların yalnızca 3 ve 4 numaralı faaliyet bölgelerinde; merkezi 4 numaralı faaliyet bölgesinde bulunanların ise yalnızca 4 numaralı faaliyet bölgesinde şube açabilecekleri, bunların dışında A grubu yetkili müesseselerin şube açmak için başvuruda bulunamayacağı ve yeni şube açamayacağı belirtilerek A grubu yetkili müesseselerin şube açmaları konusunda idari bir tedbir olarak coğrafi sınırlama getirildiği görülmektedir.
Davalı idare tarafından söz konusu düzenlemenin gerekçesi olarak bir yetkili müessesenin üst faaliyet bölgesinde şube açabilmesine izin verilmesi halinde, faaliyet izni ve şube faaliyet izni için belirlenmiş ücretlerin bölge bazlı farklı tutarlar olarak belirlenmiş olması nedeniyle belirlenen bu tutarların ödenmesi hususunda arkadan dolanmaların söz konusu olabileceği (Örneğin; merkezi 4 numaralı faaliyet bölgesinde yer alan 1 numaralı faaliyet bölgesinde şube açmak isteyen bir yetkili müesseseden merkezi için 3 milyon TL, şubesi için ise 5 milyon TL olmak üzere toplam 8 milyon TL ücret alınması söz konusu iken, 1 numaralı faaliyet bölgesinde yer alan ve 1 numaralı faaliyet bölgesinde şube açmak isteyen bir yetkili müessesenin merkezi için 6 milyon TL, şubesi için 5 milyon TL olmak üzere toplam 11 milyon TL ücret alınması gerekeceği), bunun ise hem alınabilecek kamu gelirlerinin alınamamasına hem de haksız rekabete sebep olacağı, bu durumun önüne geçilmesi amacıyla hareket edildiği ifade edilmiştir.
Bu kapsamda, davalı idarece söz konusu düzenlemenin yapılış sebebi olarak ortaya koyduğu gerekçeler dikkate alındığında, yetkili müesseselerin şubelerinin, söz konusu yetkili müesseselerin merkezinin bulunduğu faaliyet bölgesinden daha üst bir faaliyet bölgesinde olması halinde esas gayesi üst faaliyet bölgesinde faaliyette bulunmak olan yetkili müesseselerin merkezlerini daha alt faaliyet bölgesinde belirleyip, merkezi için daha az ücret ödeyerek ve şubelerini daha üst faaliyet bölgesinde açarak işlem yapmaları halinde bu müesseselerden normal şartlarda alınabilecek ücretlerin alınamaması durumunun ortaya çıkacağı, bunun önüne geçilmesi amacıyla söz konusu düzenlemenin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar davalı idarece düzenlemenin yapılış gayesi olarak yukarıda aktarılan hallerde alınabilecek kamu gelirlerinin alınamaması durumu ile karşılaşılacağı gerekçesi ileri sürülmüş ise de; elde edilmek istenen amaca aktarılan söz konusu hallerde elde edilemeyeceği iddia edilen tutar dikkate alınarak şube için alınacak bedelin bu haller için diğerlerinden ayrıştırılarak belirlenmesi gibi yollarla kavuşulması mümkünken coğrafi sınırlama getirilerek müdahale edilmesi nedeniyle amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir denge bulunmadığından, söz konusu düzenlemede hukuka uygunluk, Daire kararında ise sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi yönünden;
Yönetmeliğin 4. maddesinin dördüncü fıkrasında, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan ücretlerin devralınacak hisse oranı nispetinde alınacağı, ancak söz konusu hisselerin veraset yoluyla intikal etmesi veya hisseleri devralacak kişinin mevcut hisse sahibi kişinin alt soy veya üst soyu olması durumunda ücret alınmayacağı kuralına yer verilmiştir.
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisse devirleri Bakanlığın iznine tabîdir. Yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, Yönetmelik'te belirlenen ücretin yatırıldığını tevsik eden belgenin eklenmesi gerekmektedir.
Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, ilgili faaliyet bölgesi itibarıyla Ek-1'de yer alan başvuru ücretleri, devralınacak hisse oranı nispetinde alınacaktır.
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemeyle yetkili müesseselerin hisselerinin devrine yönelik izin başvurularında, sanki bu işletmeler ilk defa faaliyete başlıyormuş gibi faaliyet izni başvurusuna yönelik ücretlerin ödenmesinin istenmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından ise, Bakanlık tarafından yapılan piyasa araştırmaları sonucunda İstanbul'un bazı bölgelerinde işletme devirlerinde devredenin, devralandan aldığı para miktarının (hava parası vb.) 1 milyon Amerikan dolarına kadar yükselebildiğinin görüldüğü, genel olarak bu miktarın 400 bin ilâ 500 bin Amerikan doları seviyelerinde seyrettiği, bu kapsamda, bahsi geçen miktarların yetkili müessese faaliyet izni vermeye yetkili olan Bakanlık tarafından alınarak kamuya gelir olarak kaydedilmesi ve kamu yararının sağlanması amacıyla dava konusu düzenlemenin ihdas edildiği; ayrıca, piyasada arz talep dengesinin sağlanması ile finansal sistemin sağlıklı bir şekilde çalışmasının hedeflendiği, kaldı ki yetkili müesseselerin değerlerinin kendilerinden menkul olmadığı, Bakanlık tarafından bu kuruluşlara verilen döviz alma ve satma yetkisi ile diğer faaliyet konuları sebebiyle oluşan bir değer olduğu, dolayısıyla, imtiyaz sağlanan bir konuda bu imtiyazın elde edilmesi ve el değiştirmesine yönelik elde edilecek bir menfaatin bulunması durumunda bu menfaatin kamuya aktarılmasının hakkaniyete ve kamu yararına uygun olacağı belirtilmektedir.
1567 sayılı Kanun ile davalı idareye, bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik, tebliğ ve diğer genel ve düzenleyici işlemler uyarınca başvurusu alınacak, düzenlenecek veya onaylanacak her türlü izin veya belge ile Bakanlık tarafından geliştirilen bilgi sistemlerinin sistem kullanıcılarına sunumu kapsamında, her bir başvuru, izin, belge veya sistem sunumu için yönetmelikle belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde ücret almaya yetki verilmiştir.
Bu kapsamda, faaliyet izinlerine ilişkin olarak öngörülen ücretlerin idarelerin vermiş olduğu hizmetin karşılığı olarak öngörülmesinden ziyade esas olarak spesifik nitelikteki bu alanda faaliyette bulunacak kişilerin sektörde faaliyet yürütecek nitelikte mali güce sahip kişilerden olmasının sağlanarak piyasaya girişlerin belli bir şekilde kontrol altında tutulması amacıyla öngörüldü anlaşılmaktadır.
Bu nedenle, gerek ilk defa yapılan faaliyet izin başvurularında gerekse hisse devrine yönelik izin başvurularında farklı ücret öngörülmesinin hedeflenen amaca hizmet etmeyeceği açıktır.
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de ölçülülük ilkesi olup bu ilke, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun âdil bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. İdarelerce tesis edilen işlemlerin, kamu yararının sağlanması amacına yönelik, objektif, âdil ve ölçülü olması hukuk devleti olmanın gereğidir.
Hisse devri izni başvuru ücreti olarak ödenmesi gereken tutarın, yetkili müesseselerin faaliyet bölgesi itibarıyla Yönetmeliğin Ek-1'inde belirlenen faaliyet kuruluş izni başvuru ücretinin devralınacak hisse nispetinde belirlenmesi suretiyle hisse devri izni başvurusunda bulunan yetkili müesseselerden, kuruluş aşamasındaki gibi başvuru ücreti ödenmesinin talep edilmesinde; aktarılan hususlar dikkate alındığında amaç ile araç arasında ölçülülük ilkesini ihlal edici, hakkaniyete aykırı bir yön görülmemiştir.
Bu itibarla, söz konusu düzenlememede hukuka aykırılık, düzenlemenin ölçülü olmadığı gerekçesi ile iptaline ilişkin Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62)'in, 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrası, 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkrasında yer alan "geçici olarak işlemleri durdurmak" düzenlemesi, 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 6. ve 12. fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemeler ile 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemeler yönünden;
A) Genel Değerlendirme
Temyize konu Daire kararında, dava konusu düzenlemelerin yaptırımda kanunilik ilkesine uygun olmadığı sonucuna varıldığı görüldüğünden, dava konusu düzenlemelerin, kanunla düzenlenmesinin zorunlu olup olmadığı, idarenin düzenleyici işlemiyle belirlenip belirlenemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir.
Yukarıda bahsi geçen ve kararın devamında ayrı ayrı incelenecek olan maddelerde yer alan düzenlemelere genel olarak bakıldığında söz konusu düzenlemelerin mevzuata aykırılık halinde idari yaptırım uygulanmasını öngören nitelikte bir içeriğe sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
İdari yaptırımlardan "idari cezalar"da muhatabın cezalandırılması amacı, "idari tedbirler"de ise kamu hizmetinin aksamadan ve kamu düzeninin bozulmadan işleyişine devam etme amacı ağır basmakta olup, hizmetin düzgün işlemesini olumsuz etkileyebilecek ihlâlleri engelleyici ve durdurucu nitelik taşıyanlar "idari tedbir"; idari tedbir boyutunu aşıp tedip etme ve cezalandırma boyutuna varan yaptırımlar ise "idari ceza" olarak görülmektedir.
İdarelerin genel olarak düzenleyici işlem yapabilme yetkisi, Anayasa'nın 124. maddesine dayanan anayasal bir yetki olup, mevzuatla verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla idareler tarafından düzenleyici işlemler yapılabileceği kuşkusuzdur.
Bu kapsamda, kamu hizmetlerinin değişen koşullara uyarlanması ve geliştirilmesi ihtiyacı, idarelere, kamu hizmetinin sunumuna ilişkin düzenleyici işlemlerin değiştirilebilmesi ya da yürürlükten kaldırılabilmesi imkanını tanımaktadır.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin E:2019/110, K:2021/85 sayılı kararında; "... 33. ... İdari cezalardan farklı olarak idari tedbirlerin temel amacı cezalandırmak değil belirli bir kamu hizmeti alanında kurulan düzeni korumak, onun bozulmasını engellemek ve işleyişine yönelik muhtemel tehlikeleri önlemektir. Dolayısıyla idari yaptırım kapsamındaki tedbirler, ceza niteliğinde değildir. Bu itibarla idari cezalardan farklı olarak idari tedbirler bakımından ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır (AYM, E.2007/68, K.2010/2, 14/1/2010)... 44. İdari tedbirlerin çok çeşitli olduğu ve değişen koşullar karşısında her zaman yeni tedbirlerin belirlenme ihtiyacının ortaya çıkabileceği düşünüldüğünde tüm idari tedbirlerin kanunla sınırlı olarak sayılmasının mümkün olmadığı açıktır. Diğer yandan hukuk kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması anlamına gelmemektedir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal dayanağının bulunması ve erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olması gibi gereklilikleri karşılaması koşuluyla yürütmenin düzenleyici işlemleriyle de hukuki belirlilik sağlanabilir. Asıl olan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır...." denilmek suretiyle idari yaptırım kapsamındaki idari tedbirlerin idari ceza niteliğinde olmadığına vurgu yapılmış, idari tedbirler yönünden ceza hukukunun temel ilke ve güvencelerinin uygulanma zorunluluğu bulunmadığı belirtildikten sonra, kanunilik şartının ne şekilde yorumlanması gerektiğine açıklık getirilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararı ışığında bir değerlendirme yapıldığında; davalı idarenin, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar uyarınca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla tedbirler alma, bu bağlamda bazı yükümlülüklerin ihlali durumlarında yaptırımlar uygulama, bu amaçla yönetmelik ve tebliğ gibi ikincil mevzuatla idari tedbir getirme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Dava konusu düzenlemelerde öngörülen kurallara ve bu kuralların ihlali halinde uygulanacak yaptırımlara (faaliyet izninin iptali, temsil yetkisine getirilen sınırlamalar, hisse devir izni engeli, geçici olarak işlemlerini durdurma gibi) bu bakış açısı ile bakıldığında ve davalı idarece söz konusu düzenlemelerin yapılmasına gerekçe olarak gösterilen kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanının önüne geçilmesi, kayıt dışılığın azaltılarak kurumsallaşma düzeyinin artırılması ile finansal sektörün önemli bir parçası olan yetkili müesseselerin faaliyetlerinin disipline edilerek mali açıdan güvenilirliklerinin sağlanması gibi amaçlar dikkate alındığında, düzenlemedeki asıl gayenin spesifik nitelikte olan bu alanda sistemin kontrol altında tutularak iyi işlemesini gerçekleştirmeye yönelik olduğu, bu nedenle de idari bir tedbir niteliği taşıdıkları anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Danıştay Onüçüncü Dairesince, dava konusu uyuşmazlıkta idarî yaptırım niteliğindeki düzenlemelerin, düzenleyici işlem olan ikincil mevzuatla ihdas edilmesinin Anayasa'nın 38. maddesi uyarınca yaptırımda kanunilik ilkesine aykırılık teşkil ettiği sonucuna varılmış ise de, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, her türlü idari tedbirin kanunda sayılması hukuken mümkün olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden ve dava konusu düzenlemenin yine anılan Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen idari tedbirler yönünden kanunilik ilkesinin görünümü olan hukuki belirliliğin gereklerinden erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gerekliliklerini de taşıdığı anlaşıldığından, kanunilik ilkesi yönünden hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
B) Madde Bazlı Değerlendirme
12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62)'in, 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrası ve 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkrasında yer alan "geçici olarak işlemleri durdurmak" düzenlemesi yönünden;
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrada, "Yetkili müesseselerde pay sahipliği bulunmayan kişilerin şirketi münferiden temsile yetkili kılınması mümkün bulunmamaktadır. Bu kişilerin şirkette en az yüzde elli ve üzeri paya sahip hissedar veya hissedarlarla müştereken temsile yetkili kılınması mümkündür." kuralına, 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkrada, "Yetkili müesseseler denetimler esnasında, denetim elemanlarının gerekli gördüğü kasa sayımı ve benzeri tüm işlemler tamamlanana kadar geçici olarak işlemlerini durdurmak ve denetim için iş yerinde gerekli düzeni sağlamak zorundadır." kuralına yer verilmiştir.
1567 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinde, "Vergi müfettişleri ve vergi müfettiş yardımcıları, Hazine kontrolörleri ve stajyer Hazine kontrolörleri ve kambiyo murakabe mercileri bu Kanun hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında tetkikat ve tahkikat yapmak ve tahkikat sırasında suç emareleri bulunursa maznunlar ve suçla ilgisi görülenler nezdinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve arama hakkındaki hükümleri gereğince muamele ifa etmek salahiyetini haizdirler." kuralı yer almıştır.
32 sayılı Karar'ın 21. maddesinin birinci fıkrasında, "Kambiyo denetimine yetkili elemanlar ile kambiyo müdürlükleri (kambiyo murakabe mercileri) tarafından yapılan denetlemelerde bu Karar'da öngörülen işlemleri ifa eden kişilerden, işlemlerinde Karar'a aykırılıklar tesbit edilenler hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun zabıt ve
aramaya dair hükümleri uygulanır." kuralına yer verilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Arama ve El koyma" başlıklı dördüncü bölümünde, şüpheli, sanık ve diğer kişilerle ilgili arama, arama işlemi uygulanan kimsenin belge veya kâğıtlarının incelenmesi, eşya veya kazancın muhafaza altına alınması ve bunlara el konulmasına ilişkin usûl ve esaslar düzenlenmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Arama" başlıklı üçüncü bölümünde ise, vergi mükellefleri veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer kişilerin nezdinde ve bunların üzerinde arama yapılmasına ilişkin usûl ve esaslara yer verilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceği açıktır.
Davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemelerin ihdas edilmesinin nedeni, pay sahiplerine ilişkin aranan şartlara sahip olmayan ve şirketle ilgisiz kişilerin, yetkili müesseseleri fiilen yönetmesinin önüne geçilmesi ile kayıt dışılığın önlenmesi için kasa sayımının önemi ve kasa sayımının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için de sayım esnasında işlem yapılmamasının gerekli olması şeklinde ifade edilmiştir.
Ayrıca davalı idare tarafından, dava konusu düzenlemelerin hukukî dayanağının 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile bu madde uyarınca alınan 32 sayılı Karar olduğu belirtilmektedir.
1567 sayılı Kanun ile düzenlenen alanın spesifik ve profesyonel bir alan olması, ayrıca ilk defa düzenlemesi nedeniyle söz konusu alanın bilinilebilirliğinin azlığı, bir başka ifade ile uygulamada karşılaşılacak durumların ayrıntılı olarak öngörülmesinin mümkün olmaması gibi nedenler ile anılan Kanun'da belirli bir amaç doğrultusunda genel ve sınırlı düzenlemelere yer verilerek ayrıntılı düzenlemelerin ikincil mevzuata bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, uygulamada karşılaşılan bu tarz durumların önüne geçilmesi ile
yapılacak olan denetimlerin sağlıklı bir şekilde sonuçlanabilmesi için yetkili müesseselerde kasa hesabı ve benzeri işlemlerin doğru bir şekilde yapılmasının sağlanması amacıyla ihdas edilen düzenlemeler 1567 sayılı Kanun'un vermiş olduğu Türk parasının kıymetinin korunmasına ilişkin gerekli tedbirleri alma yönündeki genel yetki ile 32 sayılı Karara dayanılarak düzenlenmiş olup, söz konusu düzenlemenin idari tedbir kapsamında yer alması nedeniyle kanunda açıkça sayılmasına gerek olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık, düzenlemenin iptaline ilişkin Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, kasa sayımı gibi işlemlerin yapımı esnasında işlemlerin geçici olarak durdurulması şeklinde öngörülen tedbirin denetim yetkisi kapsamında denetim görevlilerinin arama ve el koymaya ilişkin yetkilerinin kapsamı içerisinde kaldığı da açıktır.
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 6. ve 12. fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemeler ile 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemeler yönünden;
2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinde, " ...(6) 4/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan hükümlere aykırı işlemlerin yapıldığının tespit edilmesi halinde yetkili müessese hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır ve söz konusu aykırılığın giderilmesini teminen 60 güne kadar süre verilir. Bu sürenin bitimine rağmen söz konusu aykırılığın giderilmemesi halinde yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir.
...
(12) Yetkili müesseselerin özkaynaklar toplamının, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3’ünden daha az olduğunun tespit edilmesi halinde yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. Özkaynaklar toplamının, asgari ödenmiş sermaye tutarının 1/3’ünden daha fazla olmakla birlikte asgari ödenmiş sermaye tutarından daha az olduğunun tespit edilmesi halinde özkaynaklardaki eksikliğin tamamlanmasını teminen 90 güne kadar süre verilir ve yetkili müessese hakkında 1567 sayılı Kanun uyarınca yasal işlem başlatılır. Bu süre içerisinde söz konusu eksikliğin tamamlanmaması durumunda yetkili müessese faaliyet izni iptal edilir. ..." kurallarına yer verilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceği açıktır.
1567 sayılı Kanun ile düzenlenen alanın spesifik ve profesyonel bir alan olması, ayrıca ilk defa düzenlemesi nedeniyle söz konusu alanın bilinilebilirliğinin azlığı, bir başka ifade ile uygulamada karşılaşılacak durumların ayrıntılı olarak öngörülmesinin mümkün olmaması gibi nedenler ile anılan Kanun'da belirli bir amaç doğrultusunda genel ve sınırlı düzenlemelere yer verilerek ayrıntılı düzenlemelerin ikincil mevzuata bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, yukarıda aktarılan maddede sayılan ve özel niteliğe sahip bulunan bu alanda sistemin iyi bir şekilde işlemesi, aynı zamanda kötüye kullanılabilecek uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla ihdas edilen ve söz konusu faaliyet izinlerinin bazı hallerde aykırılık halinin özelliği dikkate alınarak ihtara dahi gerek olmaksızın iptali yaptırımını öngören düzenlemeler 1567 sayılı Kanun'un vermiş olduğu Türk parasının kıymetinin korunmasına ilişkin gerekli tedbirleri alma yönündeki genel yetki ile 32 sayılı Karara dayanılarak düzenlenmiş olup, söz konusu düzenlemenin idari tedbir kapsamında yer alması nedeniyle kanunda açıkça sayılmasına gerek olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden dava konusu düzenlemelerin 1567 sayılı Kanun ile bu Kanun uyarınca çıkarılan 32 sayılı Karara aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Nitekim, kara paranın aklanmasının engellenmesi, kayıt dışılığın azaltılarak kurumsallaşma düzeyinin artırılması ile finansal sektörün önemli bir parçası olan yetkili müesseselerin faaliyetlerinin disipline edilerek mali açıdan güvenilirliklerinin sağlanması gibi amaçlar dikkate alındığında amaç ile araç arasında ölçülülük ilkesine aykırı bir yön görülmediğinden Tebliğ'in 29. maddesinin 6. ve 12. fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığından aksi yöndeki Daire kararında hukuki isabet görülmemektedir.
2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddede, "(1) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde, 9. maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir.
(2) Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan ve şubesi veya şubeleri bulunan A ve B grubu yetkili müesseseler 31/12/2022 tarihine kadar 12. maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Söz konusu yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir. (...)" kurallarına yer verilmiştir.
6102 sayılı Kanun'un 330. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 5. maddeleri bir arada değerlendirildiğinde, yetkili müesseselerin özel kanuna tabî anonim şirketler olarak değerlendirileceği ve yetkili müesseselere ilişkin özel düzenlemeler dışında 6102 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı; bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'da yer alan hususların uygulanmasına ilişkin olarak düzenlenen 2018-32/45 sayılı Tebliğ ile, yetkili müesseselerin kurumsal bir yapıya dönüştürülmesi, mali alt yapı ve güvenilirliklerinin artırılması, faaliyetlerini belli bir disiplin altında sürdürebilmeleri, denetlenebilir bir sistemin kurulması amacıyla yetkili müesseselerin faaliyetlerine ilişkin özel ve sınırlayıcı düzenlemeler ihdas edilebileceği açıktır.
1567 sayılı Kanun ile düzenlenen alanın spesifik ve profesyonel bir alan olması, ayrıca ilk defa düzenlemesi nedeniyle söz konusu alanın bilinilebilirliğinin azlığı, bir başka ifade ile uygulamada karşılaşılacak durumların ayrıntılı olarak öngörülmesinin mümkün olmaması gibi nedenler ile anılan Kanun'da belirli bir amaç doğrultusunda genel ve sınırlı düzenlemelere yer verilerek ayrıntılı düzenlemelerin ikincil mevzuata bırakıldığı anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, yukarıda aktarılan maddede sayılan faaliyet izninin iptaline ilişkin hususların özel niteliğe sahip bulunan bu alanda sistemin iyi bir şekilde işlemesi, aynı zamanda kötüye kullanılabilecek uygulamaların önüne geçilmesi amacıyla ihdas edildiği, nitekim faaliyette bulunan A grubu ve B grubu yetkili müesseselere gerek merkez gerekse şubeleri için getirilen birtakım yükümlülükler, bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde 90 günlük ek süre verilmesi ve belirtilen süreler içerisinde bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilmesi şeklindeki düzenlemeler 1567 sayılı Kanun'un vermiş olduğu Türk parasının kıymetinin korunmasına ilişkin gerekli tedbirleri alma yönündeki genel yetki ile 32 sayılı Karara dayanılarak yapılmış olup, söz konusu düzenlemenin idari tedbir kapsamında yer alması nedeniyle kanunda açıkça sayılmasına gerek olmadığından ve yasal dayanağın bulunması şartıyla idarenin düzenleyici işlemleriyle de idari tedbir öngörülebileceğinden dava konusu düzenlemelerin 1567 sayılı Kanun ile bu Kanun uyarınca çıkarılan 32 sayılı Karara aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Bu itibarla, söz konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık, düzenlemelerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının kanuni dayanağı bulunmadığı gerekçesi ile iptaline ilişkin Daire kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarenin temyiz isteminin ise kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 26/04/2023 tarih ve E:2022/3231, K:2023/2071 sayılı kararının 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 5. ve 7. maddeleri ile Ek-1'i ve 4. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ile dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 3. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 4. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 4/A maddesinin dördüncü fıkrası, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 15. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 16. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 16/A maddesi, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 16. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 17. maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 17. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 18. maddesinin birinci ve yedinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 19. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 20. maddesine eklenen dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 23. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 26. maddesinin birinci ve beşinci fıkraları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın işlemlerin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kısmı dışında kalan kısımları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin yedinci fıkrası ile Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı ve on ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımlarının dışında kalan diğer kısımları, 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarının yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımları dışında kalan diğer kısımları ve 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 32. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Ek-3 sayılı tabloya ilişkin kısımları yönünden ONANMASINA, oybirliği ile; 2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkranın (d) bendine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, esasta oybirliği, gerekçede oyçokluğuyla,
3. 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi, 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 sayılı Karar'a İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No:2021-32/62)'in, 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrası, 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkrasında yer alan "geçici olarak işlemleri durdurmak" düzenlemesi, 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 6. ve 12. fıkralarında yer alan faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin düzenlemeler ile 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan faaliyet izninin iptaline ilişkin kısımları yönünden BOZULMASINA, oyçokluğuyla,
4. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5. Kesin olarak, 07/02/2024 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY
X-1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun Kapsamında Alınacak Ücretlere İlişkin Yönetmelik'in 4. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY
XX-2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 10. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 11. maddesine eklenen üçüncü fıkra yönünden; temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının aynen onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XXX-2021-32/62 sayılı Tebliğ'in 14. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 15. maddesine eklenen dördüncü fıkrası, Tebliğ'in 28. maddesi ile değiştirilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin altıncı ve on ikinci fıkraları ile Tebliğ'in 31. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'e eklenen Geçici 2. maddenin birinci ve ikinci fıkralarından yer alan yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline ilişkin kısımları yönünden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XXXX-Tebliğ'in 26. maddesi ile 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 28. maddesine eklenen dördüncü fıkranın işlemlerin geçici olarak durdurulmasına ilişkin kısmı yönünden;
Söz konusu düzenlemede yer alan denetim elemanlarının gerekli gördüğü kasa sayımı ve benzeri tüm işlemler tamamlanana kadar geçici olarak işlemlerini durdurmak şeklindeki düzenlemenin kapsamının netlik içermediği ve yetkili müesseselerin söz konusu alandaki ticari itibarları dikkate alındığında hatalı uygulamaların sorunlara neden olabileceği açıktır.
Bu kapsamda, "geçici olarak işlemlerini durdurmak" şeklindeki düzenlemenin inceleme elemanlarınca yapılacak denetimler kapsamında Kanun'da yer alan denetim yetkisinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmesi mümkün olmadığından Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.