WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Temmuz 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/1994 E.  ,  2023/2683 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/1994
Karar No : 2023/2683

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF : 1-(DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
2-(DAVALI YANINDA MÜDAHİL): … AŞ
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 01/03/2023 tarih ve E:2021/3048, K:2023/2149 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Ankara ili, Beypazarı ve Polatlı ilçeleri ile Eskişehir ili, Mihalıççık ilçesi sınırları içerisinde Sakarya nehri üzerinde davalı yanında müdahil tarafından yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe) (Gürsöğüt 1 Barajı ve HES (2x(17,63 MWm/16,96 MWe)+(4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt 2 Barajı ve HES (2x(9,27 MWm/8,86 MWe))) Projesi hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce verilen … tarih ve … sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 01/03/2023 tarih ve E:2021/3048, K:2023/2149 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği iddiasına itibar edilmemiş,
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesi, dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 4. maddesindeki "çevresel etki değerlendirmesi (ÇED)", "çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı" tanımları, 6 ve 7. maddeleri, Yönetmeliğin Ek-III bölümündeki Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatı ile Çevresel Etki Değerlendirmesi Özel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlara ilişkin düzenlemeleri, 13/02/2009 tarih ve 2009/7 sayılı "ÇED Yönetmeliği Uygulamaları" konulu Çevre ve Orman Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü Genelgesi'nin çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararları hakkındaki yürütmenin durdurulması/iptal kararları üzerine yeniden yürütülecek ÇED sürecine ilişkin düzenlemesi, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun 22. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ve 282. maddelerine yer verilerek,
Dava Konusu "ÇED Olumlu" Kararının İncelenmesi;
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yukarıda yer verilen hükmü uyarınca hakimin bilirkişi raporu doğrultusunda karar verme zorunluluğu bulunmadığından, sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen raporun teknik açıdan yeterli görülmesi halinde, bilirkişi raporunda ulaşılan sonucun aksine karar verilmesinin de mümkün olduğu,
Dava konusu ÇED Olumlu kararının, 2009/7 sayılı Genelge uyarınca verildiği dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümünün; ilk ÇED Olumlu kararının iptaline ilişkin Daire kararında ÇED raporunun eksik veya yetersiz görülen kısımlarının, dava konusu işlemin dayanağı ÇED raporunda ele alınarak yeniden düzenlenip düzenlenmediği ve bu yönüyle yapılan değerlendirmelerin yeterli olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasına bağlı olduğu,
Bu çerçevede, Dairelerinin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararında iptal gerekçesi olarak yer alan, ÇED raporunda su kalitesini belirleme çalışmaları kapsamında tek bir noktadan (membadan) numune alınarak analiz sonuçlarına yer verildiği, ancak faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişimin olup olmadığının değerlendirilebilmesi, başka bir ifadeyle projenin, izleme ve kontrol çalışmalarında söz konusu faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılması gerektiği hususuyla ilgili olarak Sakarya Nehrinde DSİ tarafından daha önce TÜBİTAK'a yaptırılan inceleme kapsamında (havza koruma eylem planlarının hazırlanması projesi Sakarya havzası raporu) Sakarya nehrinin bir çok noktasından alınan su numunesinin analiz sonuçlarına ÇED raporunda yer verildiği gibi Daire kararı sonrasında projenin su kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek amacıyla projenin memba ve mansap bölgesinde kalacak şekilde yüzey suyundan alınan su örneklerinin analiz ettirilerek sonuçlarına ÇED raporunda yer verildiği görüldüğünden, bu yönüyle yargı kararının gereğinin yerine getirildiği sonucuna varıldığı,
Anılan Daire kararında diğer bir iptal gerekçesi olarak yer alan ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek buna yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerektiği hususuyla ilgili olarak, teknik yönlerden hükme esas alınan bilirkişi raporunda, genel olarak çok kirli suyun proje alanının bir kısmında biriktirilmesi sonucu ötrofikasyona sebep olacağı, ÇED raporunda konuya ilişkin değerlendirmelerin bulunduğu, ancak yatırımcı tarafından taahhüt edilen bir önlemin olmadığı vurgulanmış ise de; ÇED raporunda konuya ilişkin yapılan değerlendirmede, ötrofikasyon probleminin çözümünün akarsuların kirletilmemesine bağlı olduğu belirtilerek kirliliğin önlenmesi için tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçların kontrol altına alınması ve akarsular ile yeraltı sularına karışmasının önlenmesi, kontrolsüz şehir kanalizasyon deşarjlarının engellenmesi, uygun çalıştırılmayan ve yeterli olmayan arıtma tesislerinin kontrol altına alınması, deşarj limitlerini aşmalarının engellenmesi, ön arıtmasız sanayi tesislerine müsaade edilmemesi gibi tedbirlerin sıralandığının görüldüğü, suyun kirli olmasının ötrofikasyonun temel nedeni olduğu anlaşıldığından, kirliliğin de yatırımcıdan kaynaklanmadığı dikkate alındığında, Ankara çayı ve Sakarya nehrinin su kalitesinin daha iyi bir seviyeye getirilmesinin, başka bir deyişle kirliliğin önlenmesi noktasında ÇED raporunda sıralanan tedbirlerin alınmasının yatırımcıdan beklenemeyeceği, su kirliliğinin ilgili kurumların entegre havza planı ve su yönetimi ile çözülebileceği sonucuna varıldığı, aynı durumun ötrofikasyona bağlı olarak gelişen koku problemi için de geçerli olduğu, nitekim konuya ilişkin olarak davalı yanında müdahilin 01/06/2022 tarihli dilekçesiyle proje alanında suda kimyasal ve fiziksel kirliliğin yoğunlaştığı, buna bağlı olarak köpük ve koku meydana geldiği, dolayısıyla çevre ve insan sağlığı için sanayi tesislerinin Ankara çayına deşarjlarının kontrol edilerek gerekli tedbirlerin alınması gerektiği yönünde davalı idareye başvurulduğunun görüldüğü, davalı idare tarafından da dilekçenin gereğinin yerine getirilmesi hususunun Ankara Valiliğine bildirildiği, Ankara çayındaki kirliliğin önlenmesi ile ötrofikasyon ve buna bağlı olarak gelişen koku probleminin de ortadan kalkacağının anlaşıldığı, ayrıca bilirkişi raporunda, barajlarda suyun göletin alt kısmından türbinlere yönlendirildiği, bu durumda tamamen oksijensiz ve koku oluşturan bileşenleri (HS, H2S CH4 gibi) içeren suyun ortama salındığı, kokunun kaynağının da bu olduğu yönündeki tespitle ilgili olarak ÇED raporunda yer verilen tablodan enerjinin baraj gölünün tabanından değil, daha üst bir kottan elde edildiği görüldüğünden bu tespite itibar edilmediği,
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan dava konusu proje ile enerji elde edilmesi ve sulama suyu temin edilmesi planlandığından, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğunun ayrıca ele alınması gerektiği hususuyla ilgili olarak, ÇED raporunda, proje kapsamında %99 oranında enerji üretileceği, %1 oranında ise bölgedeki arazilerin sulanacağı, barajlar yapılmadan önce de tarım arazilerinin Sakarya nehrinden pompalar vasıtası ile çekilen su ile sulandığı, dolayısıyla projeden önce de projeden sonra da arazilerin aynı kalitedeki Sakarya nehri ile sulanacağının belirtildiği dikkate alındığında, projenin yapılmasının Sakarya nehrinin sulama suyu olarak kullanılmasında olumsuz bir etkisinin olmayacağı sonucuna varıldığı,
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan Ankara Çayının Gürsöğüt Baraj gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alındığında, türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya nehri ile Ankara çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak ÇED raporunda revize çalışmaların yapıldığı, her ne kadar bilirkişi raporunda bazı türlerin belirlenmesiyle ilgili hataların bulunduğu ileri sürülmüş ise de; bu hususun ÇED raporunun tamamını kusurlandırmayacağının kabul edilmesi gerektiği,
Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan ÇED raporunda yer alan balık göçüyle ilgili "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yönteminin efektif olmayacağı, ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak söz konusu projede barajların talvegten yüksekliğinin 57 m ve 26 m olacak şekilde inşa edilecek olması nedeniyle yaptırılacak bilimsel çalışma ile balık geçidinin işlevsiz olacağının anlaşılması halinde, yukarıda yer verilen Su Ürünleri Kanununun 22. maddesi uyarınca balık geçidi dışında alternatif çözüm önerilerinin de kabul edilmesinin mümkün olduğu, her ne kadar dosya kapsamında yüksekliği yirmi metreden fazla olan uyuşmazlık konusu barajlarla ilgili masrafı yatırımcı tarafından karşılanmak üzere Tarım ve Orman Bakanlığınca yapılacak veya yaptırılacak bilimsel bir araştırma ve inceleme tespit edilememiş olsa da; bilirkişi raporunda mevcut su kalitesinin, literatüre göre proje alanında varlığı tespit edilen türlerin yaşamasına imkan vermeyecek düzeyde kirli olduğu, çözünmüş oksijen miktarın çok düşük olması nedeniyle balıkların yaşayamayacağı vurgulandığından, söz konusu suda yaşaması çok düşük bir ihtimal olan balıklar için inşası tamamlanmış baraj gövdesine balık geçidinin yapılmasının baraj için yapısal ve su sızdırma konularında risk taşıdığı dikkate alındığında, gelinen aşama itibarıyla yakalama, taşıma ve serbest bırakma yönteminin kabul edilebilir olduğu sonucuna varıldığı,

Daire kararındaki diğer bir iptal gerekçesi olan alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu, dolayısıyla can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği hususuyla ilgili olarak ÇED raporunda; yeniden değerlendirme ve hesaplama yapılması amacıyla önceki ÇED raporunda sunulan ve DSİ Genel Müdürlüğünce onaylı uzun yıllar (1974-2016) aylık ortalama akım verileri dışında yeni yıllara ait verileri de (2017, 2018, 2019, 2020 yıllarına ait akım verilerini) temin etmek üzere DSİ Genel Müdürlüğüne başvurulduğu, ancak Kurum ile yapılan görüşmelerde yeni akım verilerinin DSİ'de de olmadığının öğrenildiği, bu nedenle Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 barajlarının mansabında yer alan Kargı HES’e ait 2017, 2018, 2019, 2020 yılları akım verilerine ulaşıldığı, Kargı HES’e ait akım verilerinin (2017-2020) DSİ’den alınan mevcut 2016 yılı ve öncesine ait akım verileri ortalamasından daha düşük değerde olduğunun anlaşılması nedeniyle Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 için Kargı HES verileri ile bir hesap yapılacak olsa bırakılacak can suyu miktarının daha azalacağının görüldüğü, bu nedenle yeni bir hesaplamanın yapılmadığının belirtildiği ve bilirkişi raporunda da sonuç olarak can suyu miktarında sorun olmayacağının vurgulandığı dikkate alındığında, gelinen aşama itibarıyla mevcut can suyu miktarının yeterli olduğunun kabulü gerektiği,
Ayrıca davacılar tarafından ileri sürülen Ankara çayının mevcut kirlilik yükü nedeniyle bu alanda yapılan HES'in Dümrek Mahallesi yakınında kirli suyun birikmesine neden olacağı hususuyla ilgili olarak Dümrek HES'in yapımından vazgeçilmesi nedeniyle bu iddiaya itibar edilmediği, diğer taraftan, davacıların projenin arkeolojik sit alanına zarar vereceği iddiasının ise önceki yargılama sırasında da ileri sürülmüş olduğu, ilk ÇED Olumlu kararı bu yönüyle hukuka aykırı bulunmadığından, dava konusu işlemde bu yönüyle de hukuka aykırılık bulunmadığı,
Bu durumda, dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; 2009/7 sayılı Genelge uyarınca revize edilen ÇED raporu ile daha önceki yargı kararının gereklerinin yerine getirildiği sonucuna varıldığından, dava konusu ÇED Olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, ilk ÇED Olumlu Kararının iptaline dair kararda belirtilen eksiklikler giderilmeden hazırlanan yeni ÇED Raporuna istinaden ÇED Olumlu kararının alındığı, iptal kararından sonra kısa sürede göstermelik bir rapor hazırlandığı, ÇED raporunun usulüne uygun şekilde duyurulmadığı, bu rapora yaptıkları itirazın değerlendirilmediği ve yazılı bir cevap da verilmediği, alınan kurum görüşlerinin yetersiz olduğu, raporun usulen de yasal düzenlemelere uygun olmadığı ve onay sürecinin usulsüz şekilde geliştiği, Daire kararında usule yönelik itirazlarının değerlendirilmediği, yapılması planlanan projenin pek çok sakıncaları bulunduğu, nitekim yapılan keşif neticesinde alınan bilirkişi raporunda da ÇED raporunun önceki ÇED raporunun iptaline dair kararda belirtilen eksiklikler giderilmeden hazırlandığı ve mevzuat hükümlerine uygun olmadığının belirtildiği, Danıştay Tetkik Hakimi ve Savcısının görüşleri ile karşı oy gerekçelerinin iddialarını desteklediği, yeterli inceleme ve araştırma yapılmaksızın hazırlanan ÇED raporunun açıkça hukuka aykırı olduğu, rapora konu projenin devamı halinde çevre, ekolojik sistem ve bütün antropojenik kaynakların telafisi imkansız zararlar göreceği, ÇED raporuna konu alanda su tutulmasının hemen akabinde Sarıyar Baraj Gölünde toplu balık ölümlerinin yaşandığı, ayrıca bölgede iklim değişiklikleri ve toprak kaymalarının yaşanmaya başladığı, sudaki ötrofikasyonun hızla yükseldiği, bu durumun çevrede yaşayanları olumsuz etkilediği ve sudaki canlıların yaşamları için ciddi bir tehdit olmaya başladığı, çevredeki yerleşim yerlerinde yaşayan insanların ve hayvanların sağlığını ve tarımsal faaliyetleri tehdit ettiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI: Davalı idare ve davalı idare yanında müdahil tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Dairece mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, iptali istenen ÇED Olumlu Kararına konu proje sahasına ilişkin olarak önceki ÇED Olumlu Kararının iptali istemiyle açılan davada alınan bilirkişi raporunda yer almayan ve bu rapora istinaden verilen iptal kararında göz önünde bulundurulmayan birtakım tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, bu tespit ve değerlendirmelerin söz konusu projenin çevresel etkilerinin belirlenmesinde ve bu projeye ÇED Olumlu Kararının yargısal denetiminde önceki iptal kararından bağımsız bir değerlendirme yapılmasını gerekli kıldığı anlaşılmıştır.
Kaldı ki; dosyada bulunan bilirkişi raporunda yapılan inceleme ve değerlendirmelerin de, dava konusu ÇED Olumlu Kararının önceki yargı kararına uygun olup olmadığı ile sınırlı olarak değil, genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden yapıldığı görülmüştür.
Bu itibarla, dava konusu ÇED Olumlu Kararı ve dayanağı ÇED raporunun; önceki yargı kararına uygun olup olmadığı ile sınırlı bir inceleme yerine özellikle işbu dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler ışığında genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden bir inceleme yapılması gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine dair Daire kararının bozulması ve dava konusu ÇED Olumlu Kararının önceki yargı kararından bağımsız şekilde ve genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden incelenerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:,

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü tarafından, Ankara ili, Beypazarı ve Polatlı ilçeleri ile Eskişehir ili, Mihalıççık ilçesi sınırları içerisinde Sakarya nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,39 MWm/56,00 MWe) (Gürsöğüt 1 Barajı ve HES (37,53 MWm/36,00 MWe), Dümrek HES (6,26 MWm/6,00 MWe), Gürsöğüt-2 Barajı ve HES (14,60 MWm/14,00 MWe)) Kırma-Eleme Tesisi ve Hazır Beton Tesisi" projesi hakkında 31/10/2017 tarih ve 4829 sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu" kararı verilmiştir.
Danıştay Altıncı Dairesinin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla yukarıda tarih ve sayısı verilen ÇED Olumlu kararının iptaline karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/04/2021 tarih ve E:2021/19, K:2021/701 sayılı kararıyla onanmasına karar verilmiştir.
Daire kararında, "Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporunun ve ek bilirkişi raporunun birlikte incelenip değerlendirilmesinden; ÇED'in projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları da kapsadığı dikkate alındığında, ÇED raporunda her ne kadar su kalitesini belirleme çalışmaları kapsamında tek bir noktadan (membadan) numune alınarak analiz sonuçlarına yer verilmiş ise de, faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişimin olup olmadığının değerlendirilebilmesi, başka bir ifadeyle, projenin, izleme ve kontrol çalışmalarında söz konusu faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılması gerektiği; Sakarya Nehrinin kirlilik yükü göz önünde bulundurulduğunda, ötrofikasyon riskinin değerlendirilerek buna yönelik detaylı çalışmaların yapılması gerektiği; dava konusu proje ile enerji elde edilmesi ve sulama suyu temin edilmesi planlandığından, su kalitesinin sulama suyuna uygunluğunun ayrıca ele alınması gerektiği; Ankara Çayının Gürsöğüt Baraj gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alındığında, türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya Nehri ile Ankara Çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmesi gerektiği; Gürsöğüt 1 Barajı ile Gürsöğüt 2 Barajı rezervuar alanına kadar olan mesafede bırakılacak can suyu miktarının yetersizliği ve yılda iki kez yapılmasının gerekmesi nedeniyle ÇED raporunda yer alan balık göçüyle ilgili "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yönteminin efektif olmayacağı dikkate alındığında, ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmesi gerektiği; nehir yatağının menderes (büklüm) şeklindeki yapısı nedeniyle suyun akış mesafesinin uzaması ve yayılışının artması ile kurak yaz dönemleri nedeniyle aşırı buharlaşma göz önünde bulundurulduğunda, alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu, dolayısıyla can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu durumda; yukarıda belirtilen hususlar yönünden eksik olan ÇED raporu esas alınarak verilen dava konusu "ÇED Olumlu" kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesine yer verilmiştir.
Davalı yanında müdahil tarafından, Daire kararındaki iptal gerekçeleri dikkate alındığı belirtilerek 2009/7 sayılı Genelge uyarınca hazırlanan ÇED başvuru dosyasının davalı idareye sunulması üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğünce Ankara ili, Beypazarı ve Polatlı ilçeleri ile Eskişehir ili, Mihalıççık ilçesi sınırları içerisinde Sakarya nehri üzerinde yapılması planlanan "Gürsöğüt Barajı ve HES (58,17 MWm/55,80 MWe) (Gürsöğüt 1 Barajı ve HES (2x(17,63 MWm/16,96 MWe)+(4,37 MWm/4,16 MWe)), Gürsöğüt 2 Barajı ve HES (2x(9,27 MWm/8,86 MWe))) Projesi hakkında 12/02/2021 tarih ve 6175 sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 2.maddesinde," Türkiye Cumhuriyeti, ... bir hukuk devletidir." hükmüne; 138. maddesinin 4. fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmüne; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez...." hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yukarıda yer verilen Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca; idare, mahkeme kararının gereklerini geciktirmeden yerine getirmek, bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak zorundadır. Bu zorunluluk, hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir.
Bu bağlamda, ÇED kararları ile ilgili olarak verilen iptal kararlarının da idarece uygulanması gerektiğinde, bu konuda idareye takdir yetkisi tanınmadığında ve idarenin bu konudaki yetkisinin "bağlı yetki" olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
Diğer yandan, mahkeme kararlarının uygulanmasında, bu kararların tam olarak yerine getirilebilmesi bakımından kararın hüküm fıkrasıyla birlikte gerekçelerinin de gözetilerek işlem tesis edilmesi gerektiği açıktır.
Dava konusu ÇED Olumlu Kararına dayanak ÇED raporunda, ÇED olumlu kararı alınmasına müteakip inşaat çalışmaları başlatılan projede, inşaat çalışmalarının bitirildiği ve Gürsöğüt Barajı ve HES inşaatının geçici kabulünün 06/11/2020 tarihinde onaylandığı, ancak geçen bu süre zarfında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 31/10/2017 tarih ve 4829 sayı ile verdiği ÇED Olumlu Kararının hukuka aykırı olduğu iddiası ile iptal davası açıldığı, Danıştay Altıncı Dairesinin 10/09/2020 tarih ve E:2019/12701, K:2020/7537 sayılı kararıyla ÇED Olumlu Kararının iptaline karar verildiği, dava konusu ÇED Olumlu Kararına dayanak işbu ÇED raporunun daha evvel ÇED komisyonunca yeterli bulunup 31/10/2017 tarihinde ÇED Olumlu kararı verilen ÇED raporunun 2009/7 Sayılı Genelge gereğince sadece 10/09/2020 tarihli Daire kararının gerekçeleri dikkate alınarak yeniden düzenlendiği; 31/10/2017 tarihinde ÇED Olumlu kararı verilen Gürsöğüt Barajı ve HES kapsamında hazırlanan ÇED raporunda değinildiği üzere 14/04/2017 tarihinde alınan su numunesinde gerçekleştirilen analiz çalışması ile nehir suyu kalitesine yönelik değerlendirmelerin yapıldığı, su numunesinin Sakarya nehri ile Ankara çayının birleştiği lokasyondan sonraki kısımdan alındığı, dolayısıyla kirlilik yükü belirlemesinde her iki yüzey suyunun etkisinin irdelendiği, ÇED raporu hazırlanırken ortada yapılmış bir baraj olmadığı için olmayan barajın memba ve mansap taraflarının da olmadığı, bilirkişilerin mevsimsel periyotlara göre yılda 4 kez su numunesi alınması yönündeki görüşlerine katılmanın mümkün olmadığı, aylık su akımlarının değiştiği Sakarya nehrinde DSİ tarafından daha önce TÜBİTAK‘a yaptırılan incelemenin Sakarya nehrinden alınan birçok su numunesinin analiz edilmesi ve değerlendirilmesi ile yapıldığı, ÇED raporunda kamuya açık olarak yayımlanan bu rapordaki verilerden ve DSİ kaynaklarından faydalanıldığı ve ÇED raporunda bahsedildiği, bilgilerin ayrıca eski ÇED raporuna koyulmadığı, ÇED raporunu onaylayan DSİ'nin bu bilgilere sahip olduğu, raporun bu yüzden yeterli bulunduğu, ancak Daire kararında farklı zamanlarda su analizlerinin yapılması istendiğinden anılan rapor ve DSİ’den alınan bu bilgilerin rapor ekinde sunulduğu, ayrıca Daire kararında nehir suyu kalitesine yönelik çalışma yapılmadığı hususu için ilave çalışmalar yapıldığı, projenin su kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koyabilmek için memba ve mansap bölgesinde kalacak şekilde yüzey suyundan su örnekleri alınarak analizlerinin yaptırıldığı (bir kere analiz yapılmış); Türkiye’de akarsulardan gelen suyu kirli olan tüm baraj göllerinde ötrofikasyon probleminin olduğu, barajların enerji elde etmek amacı ile belirli süreler için yapım karşılığı özel şirketlere yaptırıldığı, barajların ve suyun sahibinin Devlet olduğu, barajların inşaat aşamasında çevreye verdiği zarardan mesul olduğu, ÇED raporlarının da bu etkileri en aza indirmek için alınacak tedbirleri belirlemek amacıyla hazırlandığı, ilgili kamu kuruluşlarınca bu tedbirlerin mevzuata uygunluğu irdelenerek projelere onay verildiği veya reddedildiği, barajların kendi başına suyu kirletmediği, sadece durgunlaştırdığı, baraja gelen akarsuda kirlilik olmadığı takdirde ötrofikasyon probleminin de olmayacağı, akarsuyun kirletilmesi engellenmediği için kirliliğin sonucu olarak baraj gölünde oluşan ötrofikasyon probleminin sorumlusu olarak barajların gösterilemeyeceği ve alınacak tüm tedbirlerin baraj işletmecisine bırakılamayacağı, nehirlerdeki ötrofikasyon probleminin çözümü için bir devlet politikası olması gerektiği, problemin çözümünün akarsuların kirletilmemesine bağlı olduğu, tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçların kontrol altına alınması, akarsulara ve yer altı sularına karışmasının engellenmesi, kontrolsüz şehir kanalizasyon deşarjlarının engellenmesi, uygun çalıştırılmayan ve yeterli olmayan arıtma tesislerinin kontrol altına alınması, deşarj limitlerini aşmalarının engellenmesi, ön arıtmasız sanayi tesislerine müsaade edilmemesi vb. tedbirlerin uygulanması sağlanırsa baraj göllerinde ötrofikasyon probleminin kalmayacağı; Gürsöğüt 1 Barajı ve Gürsöğüt 2 Barajlarından sağlanacak faydanın % 99 oranında enerji elde edilmesi, % 1 oranında ise bölgedeki arazilerin sulanması olduğu, barajlar yapılmadan önce Sakarya nehrinden pompalar vasıtası ile çekilen su ile sulanan tarım arazilerinin baraj yapımından sonra da baraj gölünden su alınarak tarlaların üst kotunda yapılacak kanal vasıtası ile sulanacağı, eski ve yeni her iki durumda da tarlaların mevcut su (Sakarya nehri suyu) ile sulandığı ve sulanacağı, sulama suyunun kalitesi açısından barajların yapılmasının negatif bir etkisi olmadığı ve olmayacağı, aksine yöredeki çiftçilerin pompalar için kullandıkları elektrik, işletme maliyetinden kurtulmuş olacağı, Sakarya nehri üzerinde birçok barajın bulunduğu, Sakarya nehrindeki su kalitesinin DSİ tarafından dönem dönem yapılan çalışmalarla izlendiği, Sakarya nehrine barajlardan önce (memba tarafında) karışan Ankara çayı ve Porsuk çayının geçmiş dönemde TÜBİTAK tarafından yapılan kirlilik analizlerinde 3 ve 4. sınıf (kirli, çok kirli) çıktığı, ÇED raporu hazırlanırken Sakarya nehri üzerinde yapılan yüzey suyu analizinde de (raporda yer alan) bu kirliliğin çıktığı, normal olarak Sakarya nehrinden su alınarak tarla sulaması yapılmaması gerektiği; 31/10/2017 tarih ve 4829 sayılı ÇED Olumlu Kararı alınan proje için daha evvel hazırlanan “Karasal ve Sucul Flora, Fauna ve Biyoçeşitlilik Raporu” nda değerlendirilmesi yapılan alg ve zooplankton türlerinin, bilirkişilerin tespit ve talepleri dikkate alınarak tekrar incelendiği, konuya yönelik akademik uzman tarafından ilgili talebe yönelik revize çalışması hazırlandığı ve rapor ekinde sunulduğu (Sakarya nehri ile Ankara çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde yer verilmemiştir); Dünyanın bir çok ülkesinde yıllardır uygulanan balık taşıma yönteminin Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 Barajlarında uygulanmasının önünde yasal ve bilimsel bir engelin bulunmadığı, yöntem seçiminin yatırımcının kararına ve Su Ürünleri Kanunu uygulamasında yetkili DSİ ve Tarım ve Orman Bakanlığının iznine bağlı olduğu, 20 metre yüksekliği geçen barajlarda balık merdiveni ve balık geçidinin işlevsiz olduğu, biri 55 metre diğeri 34,6 metre yüksekliğinde ve yapımı bitmiş baraj gövdelerinde sonradan balık asansörü yapılmasının baraj için yapısal ve su sızdırma konularında birçok risk taşıyan çok pahalı bir uygulama olacağı, balıkların göç etmesinin öneminin kavranamadığı eski tarihlerde yapılmış barajlardan balık asansörü yapılmış dünyada ve ülkemizde hiçbir örneğin olmadığı, Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 Barajlarında balıkların mansap – memba – mansap arasındaki göç imkanını sağlayacak en efektif, en uygulanabilir yöntemin DSİ ve Tarım ve Orman Bakanlığının onay verdiği, yasal mevzuatta yer alan yakalama-taşıma- bırakma yöntemi ve yapay ortamda üretilip kaynağa bırakma uygulamalarının birlikte yapılacağı balık taşıma yöntemi olduğu; Kargı HES’e ait akım verilerinin (2017-2020) DSİ’den alınan Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 Barajlarının 2016 yılı ve öncesine ait akım verileri ortalamasından daha düşük değerde olduğu, bu tablo esas alınarak Kargı Barajının memba kısmında kalan Gürsöğüt 1 ve Gürsöğüt 2 Barajları için Kargı HES verileri ile bir hesap yapılacak olsa bırakılacak can suyu miktarının daha da azalacağının görüldüğü, bu nedenle yeni bir hesaplama yapılmadığı belirtilmiştir.
Dairece, mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan raporda, Gürsöğüt HES projesinin Ankara çayından gelen suyu bekleme göletinde biriktirip enerji elde etmek için planlamış bir hidroelektrik santrali olduğu, HES planlaması yapılırken ve ÇED süreçlerinde akarsu kalitesinin düşük olduğunun tespit edildiği; keşif sırasında su kalitesi izleme noktaları bulunduğunun gözlenmediği ve dava dosyasında periyodik su kalitesi izlemesi yapıldığı yönünde verilerin yer almadığı, oysa ötrofikasyonu önlemek için bunun olması gereken bir önlem olduğu, izleme noktaları ve izlenecek parametreler belirlenerek ÇED raporuna eklenmesi gerektiği, ancak bu durumda alınan önlemlerin etkili olup olmadığının takip edilebileceği; ikinci ÇED raporunun ilk yargı kararında belirtilen kirliliği önleme açısından değerlendirildiğinde yetersiz kaldığı, ilk bilirkişi raporunda ötrofikasyon olacağı vurgusunun yapıldığı, ikinci ÇED raporunda konuya ilişkin olarak Ek-36’da belirtilen önlemlerin somutlaştırılmadığı ve yapılan keşif sırasında işletme süresince bu önlemlerin kullanıldığının görülmediği, Ek-36’da genel bir ötrofikasyon bilgilendirmesinin (kitap bilgisi) yer aldığı, ancak bu genel bilgilerin Gürsöğüt HES projesinde nasıl kullanılacağına ve nasıl izleneceğine yer verilmediği, Gürsöğüt HES projesinin keşfi sırasında bölgede yaygın bir kokunun algılandığı, baraj öncesi bir noktada da gözlem yapıldığı, burada kokunun tespit edilmediği, Gürsöğüt HES ve Baraj göleti nedeniyle akarsu kalitesinin olumsuz yönde etkilendiği, bununla ilgili alınmış bir önlemin olmadığı ve ÇED raporunda su kalitesinin iyileştirilmesi için bir planlamanın yapılmadığı; hidrobiyolojik bakımından yapılan değerlendirmede, ÇED raporunda verilen Tablo 4’teki balık türlerinden bazılarının isimlerinin güncel olmadığı, bazılarının ise hatalı isimlendirildiğinin saptandığı, alanda bulunmayan türler hakkında yapılan yorumların raporla ilişkisinin olmadığı; balık geçidi bakımından, yüksekliği 20 m'den yüksek olan barajlarda balık taşımacılığı yapılabilmesine yönelik yasal bir dayanağın bulunmadığı, balık taşımaya ait fotoğrafların nizami bir balık taşıma işlemini yansıtmadığı, uzun yıllardır yoğun kirlilik altındaki bu akarsuda ve oluşturulan baraj gölü ile durgun hale gelen ortamda oksijenin miktarının daha da düşmesinin kaçınılmaz olduğu, Yerüstü Su Yönetmeliği'ne göre de rapordaki ölçümlerin canlı yaşamı açısından olumsuz bir ortamı gösterdiği, nitekim 24/12/2021'de yapılan incelemede baraj gölünde ötrofikasyona işaret eden bir tablo gözlemlendiği, böyle bir ortamda balıkların yaşayamayacağı, ayrıca rapor hazırlanırken yapılan arazi çalışmaları sırasında ve öncesinde de su kalitesinin 4. sınıf olduğu ve söz konusu rapor için yapılan arazi çalışmasının üzerinden yaklaşık 13 yıl geçmiş olduğu dikkate alındığında, balık popülasyonlarının durumu tekrar araştırılmadan balık geçidi konusunda bir girişimde bulunulmasının doğru olmayacağı, balık türlerinin varlığının kabul edilmesi durumunda mevzuat gereği balık geçidinin yapılması gerektiği; can suyu bakımından değerlendirildiğinde, ÇED raporunda alanda yaşadığı belirtilen balık türleri içerisinde yer alan yayın balığının iri cüsseli bir balık olduğu, ancak can suyu için raporda verilen 0.15 m’in yayın balığının yaşamı için çok yetersiz olduğunun görüldüğü yönünde tespit ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; Danıştay Altıncı Dairesinin ilk ÇED Olumlu Kararının iptaline dair kararındaki iptal gerekçeleri çerçevesinde, dava konusu ÇED Olumlu Kararına dayanak ÇED raporunda ve bu raporun hazırlık aşamasında, faaliyet sonrası projeye bağlı su kalitesinde bir değişim olup olmadığının değerlendirilebilmesi ve projenin izleme ve kontrol çalışmalarında faaliyetin meydana getirebileceği su kalitesi değişimlerinin takip edilebilmesi amacıyla faaliyet öncesi nehrin hem memba hem de mansap kısmından mevsimsel periyotlara göre (yılda 4 kere) numune alınarak analizlerin yapılmadığı, Sakarya nehrinin kirlilik yükü göz önünde bulundurularak ötrofikasyon riskinin değerlendirilmediği ve buna yönelik detaylı çalışmaların yapılmadığı, Ankara çayının Gürsöğüt Baraj Gölünü besleyen en önemli kaynak olduğu dikkate alınarak türlerin ayrıntılı olarak bilinmesi bakımından Sakarya nehri ile Ankara çayında bulunan türlere ayrı tablolar halinde ve literatürden de yararlanmak suretiyle yer verilmediği, Gürsöğüt 1 Barajı ile Gürsöğüt 2 Barajları rezervuar alanına kadar olan mesafede bırakılacak can suyu miktarının yetersizliği ve yılda iki kez yapılmasının gerekmesi nedeniyle balık göçüyle ilgili olarak "yakalama, taşıma ve serbest bırakma" yöntemi efektif olmayacağından anılan ortamda yaşayan balıkların cinslerine ve davranış özelliklerine göre balık geçitlerinin belirlenmediği, alanda yaşayan sucul ve karasal flora ve fauna için can suyu miktarının yetersiz olduğu göz önünde bulundurularak can suyu miktarlarının yeniden düzenlenmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, ÇED raporu ile bu raporun hazırlık süreci, önceki ÇED Olumlu Kararının iptaline dair Danıştay Altıncı Dairesi kararında belirtilen hususları ihtiva etmediğinden söz konusu rapora istinaden tesis edilen dava konusu ÇED Olumlu Kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin kabulüne;
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 01/03/2023 tarih ve E:2021/3048, K:2023/2149 sayılı kararının BOZULMASINA,
3.Dava konusu 12/02/2021 tarih ve 6175 sayılı "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararının İPTALİNE,
4.Kurulumuzca yeniden bir karar verildiğinden, aşağıda dökümü yapılan dava ve temyiz aşamasına ilişkin toplam 2.252,70 TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 34.200,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine,
5.Davalı yanında müdahil tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
6.Posta gideri avansından artan tutarın davalı yanında müdahile iadesine,
7. Hazine ve Maliye Bakanlığınca yatırılan … TL keşif avansından keşif gideri olarak harcanan … TL'nin davalıdan alınıp Hazine adına yatırılması için kararın bir örneğinin Hazine ve Maliye Bakanlığına tebliğine, keşif avansından artan …-TL'nin ise anılan Bakanlığı iadesine,
8.Dosyanın Danıştay Başkanlık Kurulunun 19/07/2023 tarih ve 2023/33 sayılı kararı ile değişik 18/12/2020 tarih ve 2020/62 sayılı kararıyla çevre (proje süreci dahil) mevzuatının uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevlendirilen Danıştay Dördüncü Dairesine gönderilmesine,
9.21/11/2023 tarihinde, kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Dairece mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, iptali istenen ÇED Olumlu Kararına konu proje sahasına ilişkin olarak önceki ÇED Olumlu Kararının iptali istemiyle açılan davada alınan bilirkişi raporunda yer almayan ve bu rapora istinaden verilen iptal kararında göz önünde bulundurulmayan birtakım tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, bu tespit ve değerlendirmelerin söz konusu projenin çevresel etkilerinin belirlenmesinde ve bu projeye ÇED Olumlu Kararının yargısal denetiminde önceki iptal kararından bağımsız bir değerlendirme yapılmasını gerekli kıldığı anlaşılmıştır.
Kaldı ki; dosyada bulunan bilirkişi raporunda yapılan inceleme ve değerlendirmelerin de dava konusu ÇED Olumlu Kararının önceki yargı kararına uygun olup olmadığı ile sınırlı olarak değil, genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden yapıldığı görülmüştür.
Bu itibarla, dava konusu ÇED Olumlu Kararı ve dayanağı ÇED raporunun; önceki yargı kararına uygun olup olmadığı ile sınırlı bir inceleme yerine özellikle işbu dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler ışığında genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden bir inceleme yapılması gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolundaki Daire kararının bozulması ve dava konusu ÇED Olumlu Kararının önceki yargı kararından bağımsız şekilde ve genel olarak çevre mevzuatına uygun olup olmadığı yönünden incelenerek işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyorum.

KARŞI OY
XX- 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesinde, "Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Türkiye Çevre Ajansına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Jandarma Genel Komutanlığına ve Sahil Güvenlik Komutanlığına devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usûl ve esasları çerçevesinde yapılır.
Askerî işyerleri, askerî bölgeler ve tatbikatların bu Kanun çerçevesindeki denetimi ve neticelerine ait işlemler; Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Bakanlık tarafından müştereken hazırlanacak yönetmeliğe göre yürütülür.
İlgililer, Bakanlığın veya denetimle yetkili diğer mercilerin isteyecekleri bilgi ve belgeleri vermek, yetkililerin yaptıracakları analiz ve ölçümlerin giderlerini karşılamak, denetim esnasında her türlü kolaylığı göstermek zorundadırlar.
İlgililer, çevre kirliliğine neden olabilecek faaliyetleri ile ilgili olarak, kullandıkları hammadde, yakıt, çıkardıkları ürün ve atıklar ile üretim şemalarını, acil durum plânlarını, izleme sistemleri ve kirlilik raporları ile diğer bilgi ve belgeleri talep edilmesi halinde Bakanlığa veya yetkili denetim birimine vermek zorundadırlar.
Denetim, bilgi verme ve bildirim yükümlülüğüne ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen Kanun hükmü uyarınca; bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak amacıyla çıkarılan ve çevrenin korunması için alınması gereken her türlü tedbirin düzenlendiği Çevre Kanunu'nun uygulanmasını denetleme görevi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına aittir. Bakanlık bu görevi kapsamında, çevreyi olumsuz yönde etkilemesi ihtimali bulunan her türlü faaliyeti denetleme ve bu denetim neticesinde ortaya çıkan mevzuata aykırılıklar nedeniyle yine mevzuatta öngörülen tedbirleri alma ve yaptırımları uygulama yetkisine sahiptir.
Bakanlığın mevzuat hükümleri kapsamında sahip olduğu bu yetki göz önünde bulundurulduğunda, çevresel etkileri olabilecek faaliyetler nedeniyle hazırlanan ÇED raporlarında, çevrenin korunması için mevzuat hükümleri uyarınca zaten alınması gereken önlemler ve yerine getirilmesi gereken yükümlülüklerin ayrıca taahhüt edilmemesinin tek başına bu raporları eksik ve bu raporlara istinaden verilen ÇED olumlu kararlarını hukuka aykırı hale getirmeyeceği açıktır.
Bu durumda, dosyada bulunan bilirkişi raporu ile dava konusu ÇED Olumlu kararına dayanak ÇED raporunda eksik olduğu belirtilen hususların; yukarıda açıklandığı üzere çevrenin korunması için diğer ilgili mevzuat hükümleri uyarınca zaten alınması zorunlu önlemler ve yerine getirilmesi gereken yükümlülükler kapsamında bulunduğu dikkate alındığında, söz konusu ÇED raporu ve bu rapora istinaden tesis edilen dava konusu ÇED Olumlu Kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddi yolundaki Daire kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.

KARŞI OY
XXX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.