WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 24 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/1936 E.  ,  2024/95 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/1936
Karar No : 2024/95

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : … Derneği
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem : İzmir ili, Karşıyaka ilçesi, ... Mahallesi, ... ada ... parsel sayılı taşınmaza yönelik imar planı değişikliği yapılarak, anılan taşınmazın "ibadet yeri tercihli konut alanı" olarak planlanması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Karşıyaka Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti : ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Mahkemelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddi yolundaki kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 09/11/2010 tarih ve E:2010/8504, K:2010/10263 sayılı kararıyla onanması, 18/06/2012 tarih ve E:2011/2836, K:2012/3614 sayılı kararıyla kararın düzeltilmesi isteminin reddedilerek 18/06/2012 tarihinde kesinleşmesinden sonra, davacı tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurulduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün 24/05/2016 tarihli ... Derneği ve Diğerleri/Türkiye Başvuru No:36915/10 ve 8606/13 sayılı kararıyla "Başvuruların kabul edilebilir olduğuna ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 9. maddesinin ihlal edildiğine" karar verildiği, bu nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca davacının yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilerek işin esasının yeniden incelendiği;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararıyla, uyuşmazlık konusu işlemin başvuranların dini özgürlüklerini doğrudan etkilediği, bu işlemle din özgürlüğüne getirilen sınırlamanın izlenen meşru amaçla orantılı olmadığı ve demoktratik bir toplumda gerekli olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle AİHS'nin 9. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmesi karşısında, anılan Sözleşme hükümlerine aykırı olduğu belirlenen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.

Daire kararının özeti : Danıştay Altıncı Dairesinin 28/02/2022 tarih ve E:2018/5199, K:2022/2253 sayılı kararıyla;
Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesi gereği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının bağlayıcı olduğu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 53. maddesinin 1. fıkrasının ''ı'' bendi ile, mahkeme kararlarının, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması durumunun ''yargılamanın yenilenmesi'' sebebi olarak kabul edildiği, uyuşmazlıkta da bu bağlamda yargı merciince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen karar göz önünde bulundurularak yargılamanın yenilenmesi ile bağlayıcı olan AİHM kararının gereğinin yerine getirildiği,
Ancak, AİHM kararı sonrasında yargının nasıl bir karar vermesi gerektiğinin değerlendirmenin özünü ve temel hukuki sorunu oluşturduğu,
AİHM kararında da imar planlamasına ilişkin ihtilaf konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğünün kabul edildiği ve söz konusu müdahalenin kamu düzenini koruma yönünde meşru bir amaç taşıdığı kanısına varıldığının belirtildiği,
AİHM Kararları dikkate alınmak suretiyle, yetkili makam, merci ya da organlarca ihlalin giderilmesi gerektiği hususunda duraksama bulunmadığı,
Ancak, yargı yerlerinin karar verirken yürürlükteki meri mevzuatı gözden uzak tutarak karar veremeyeceği, yargı yerlerince, iç hukukta düzenlenmeyen, başka bir deyişle, yapılmasına ya da gerçekleştirilmesine mevzuatta izin verilmeyen bir konuda, yürürlükteki mevzuata aykırı bir şekilde karar verilmesinin beklenemeyeceği, uyuşmazlıkta ise, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince tespit edilen ihlalin ancak yetkili organlar ve makamlarca mevzuat değişikliği yapılması suretiyle giderilmesi gerektiği, bu gereklilik yerine getirilmeden yargı yerlerince ihlalin mevzuata aykırı şekilde kaldırılmasının mümkün olmadığı,
İmar planında dava konusu parsele "ibadet yeri tercihli konut alanı" plan kararı getirilmesi talebinin, bir imar planı değişikliği ile yerine getirilmesi mümkün olduğundan, uyuşmazlığın meri imar mevzuatı çerçevesinde incelenip karara bağlanması gerektiği,
3194 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmünün yer aldığı,
İmar planlarının, planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanabilmesi için coğrafi veriler, beldenin kullanılışı, donatımı ve mali bilgiler gibi konularda yapılacak araştırma ve anket çalışmaları sonucu elde edilecek bilgiler ışığında, çeşitli kentsel işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak, belde halkına iyi yaşama düzeni ve koşulları sağlamak amacıyla kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanları arasında olan bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular gözönüne alınarak hazırlanması gerektiği,
Anılan ölçütlere göre hazırlanan imar planlarının, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı biçimde ve yasalarda öngörülen yöntemlere uygun olarak değiştirildiği, yapılan plan değişikliklerinin amaç yönünden yargısal denetiminin, bu değişikliği zorunlu kılan nedenlerin irdelenmesi yoluyla yapıldığı,
İşlem tarihinde yürürlükte olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin 1. fıkrasında, nazım plan ana kararlarını bozucu fonksiyonel değişikliklerin plan değişikliği yolu ile yapılamayacağının, 3. fıkrasında da, yerleşimin gelişme yönü, büyüklüğü ve arazi kullanımlarının fonksiyonel dağılımı ve genel yoğunlukları gibi nazım plan ana kararlarının değiştirilmesinin ancak imar planının yeniden yapılması ile mümkün olabileceği kuralına yer verildiği,
14/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 26. maddesinde, plan değişikliğinin; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılacağı, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik altyapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, zorunlu hallerde böyle bir değişiklik yapılabilmesi için imar planındaki durumu değişecek olan sosyal ve teknik altyapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı Bakanlık veya kuruluşların görüşünün alınması ve yol hariç sosyal ve teknik altyapı alanlarının ve kamuya ait sosyal ve kültürel tesis alanlarının kaldırılabilmesi veya küçültülmesinin ancak bu tesislerin hitap ettiği hizmet etki alanı içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabileceği düzenlenmesine yer verildiği,
Uyuşmazlıkta, imar planında B-5 yapı nizamlı konut alanında kalan parsele "ibadet yeri tercihli konut alanı" plan kararı getirilmesi talebinin bir imar planı değişikliği kararını gerektirdiği, bu talebin plan bütününü bozucu bir fonksiyon değişikliği içerdiği, üst ölçekli nazım imar planı kararlarına aykırılık taşıdığı,
Ayrıca, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik ve yürürlükte bulunan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde ibadet yerleri için öngörülen asgari büyüklük kriterlerine uygun olmadığı, diğer taraftan, sosyal donatı alanları içinde yönetmelikte belirlenen lejantlar arasında "ibadet yeri tercihli konut" adı altında bir lejant yer almadığı, anılan mevzuat hükümlerine göre "tercihli" kullanımın ibadet yeri için düzenlenmediği, konut olarak özgünlenmiş bir alanda benzer taleplerin karşılanması halinde plan bütünlüğünün bozulacağı,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşıldığından yargılamanın yenilendiği, ancak yargı mercilerinin cari hukukla bağlı olduğu, iç hukuk düzeninde yer alan normların değerlendirilmesi neticesinde ihlal kararıyla ortaya konulan aykırılığın giderilme yönteminin meri mevzuatın göz ardı edilmesi suretiyle değil, yasal düzenleme bakımından yasama organı ve ikincil derecedeki düzenleyici işlemler bakımından ise yürütme organı tarafından yapılacak düzenlemelerle giderilebileceği, dolayısıyla dava konusu taşınmazın, davacının talep ettiği gibi imar planı değişikliği yapılarak "ibadet yeri tercihli konut alanı"na alınması imar mevzuatı kapsamında mümkün olmadığından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının aynen mahkeme kararına aktarılması suretiyle dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla;
Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrası hükmüne göre usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlearası andlaşma hükümlerinin esas alınacağının belirtilmesi karşısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükmünü ihlal ettiğine karar verilen dava konusu işlem yönünden anılan Sözleşme hükmü esas alınarak karar verilmesi gerektiği gerekçesi eklenmek suretiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacının propaganda yapmaya çalıştığı, imar mevzuatında ibadet yeri tercihli konut kullanımının yer almadığı, iç hukukun ne kadar zorlansa da davacının talep ettiği plan değişikliğinin gerçekleştirilmesinin imkansız olduğu, davacının bu gerçeği ve alternatif çözüm yollarıyla amacına ulaşabileceğini bildiği halde talebini hukuk zemininde sıcak tutmaya çalışarak iyi niyetle hareket etmediği, yeterli mali güce sahip bir tüzel kişilik olan davacının mensuplarının yeni bir taşınmazda ibadetini gerçekleştirebileceği, AİHM kararı esas alınarak iç hukukta davacının arzusuna uygun özel bir kuralın getirilemeyeceği, temyize konu kararın uygulanma imkanının bulunmadığı, davacının inanç ve ibadet özgürlüğü iddiasının misyonerlik, tanıtım ve onaylanma çabasından ibaret olduğu, davacının, hiçbir ülkede göremediği hoşgörü ve iyi niyeti sunan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletine karşı haksız ve yersiz bir husumet yaratma girişiminde olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM'e başvurulduğu, AİHM'in ihlal kararına rağmen davalı idarece işlem tesis edilmediği, kendisine mensup olan kişilerin toplu olarak ibadet etme özgürlüğünün davalı idarece engellendiği, Türkiye Cumhuriyetinde küçük mahallelerde önceden yapılan cami ve mescitlerin aynı sınırlamalara tabi tutulmamasına rağmen Yehova'nın Şahitliği inancına mensup azınlık açısından herhangi bir hukuki koruma sağlanmamasının hukuka aykırı olduğu, İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabul edilerek, ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Mülkiyeti … Yayımcılık Matbaacılık İnş. ve Tic. AŞ'ye ait olan ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında bitişik nizam 5 kat yapılaşma koşullu konut alanında kalan dava konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmaza zemin katın toplantı salonu, diğer katların konut olarak kullanılmasına yönelik olarak 15/09/2000 tarihli yapı ruhsatı, 24/07/2001 tarihli tadilat ruhsatı ve 30/03/2005 tarihli yapı kullanma izni verilmiş, sonrasında taşınmazda kat mülkiyetine geçilmiş ve inşa edilen yapıdaki zemin kat 8 sayılı bağımsız bölümün toplantı salonu, diğer 7 adet bağımsız bölümün ise mesken olarak kullanılmasına başlanılmıştır.
İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, 17/08/2001 tarihinde, ibadet yeri açılmasına yönelik taleplerle ilgili bir genelge yayımlamıştır. Bu genelgede imar planında ibaret yeri olarak belirlenmemiş bir yerde ibadethane açılmasının yasak olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan, bu genelgeye göre, konut alanı olarak ayrılmış bir yerde ibadethane açılması, noter onaylı bir belge ile söz konusu yerde ikamet eden mülk sahiplerinden alınacak izne tabidir. Yine bu belgeye göre, kamu düzenini tehlikeye atan veya halkın olumsuz tepkiler vermesine sebep olan faaliyetlerin gerçekleştirilmesi durumunda, "5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin c) bendi uyarınca söz konusu yerlerin kapanmasına karar verilebilir." hükmü yer almaktadır.
Yehova'nın Şahitleri dini inanışına sahip kişiler, ... sayılı ada 2 sayılı parsel üzerindeki yapının zemin katındaki toplantı salonu ve deposu olarak kat irtifaklı 8 sayılı bağımsız bölümünün 25/05/2003 tarihinden itibaren ibadet, dua ve toplantı yeri olarak yeniden kullanıma açılacağına dair Valiliğe 20/05/2003 tarihinde bilgi vermiş, İl Emniyet Müdürlüğü ise 23/05/2003 tarihinde Yehova'nın Şahitleri dini inanışına sahip kişilere ibadetlerini gerçekleştirmelerinin, yalnızca imar planında bu amaç için öngörülmüş bir yerde mümkün olduğuna ve yerel imar planına herhangi bir değişiklik getirilmedikçe ibadet yeri olarak başka bir mekânın belirlenemeyeceğine dair yanıt vermiştir.
15/07/2003 tarihinde, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun Ek 2. maddesinde yer alan "cami "ibaresi, 4928 sayılı Kanunla "ibadet yeri" olarak değiştirilmiş, bu değişiklikle anılan maddenin 1. fıkrası: "İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerleri ayrılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu değişikliğin ardından İçişleri Bakanlığı, 24/09/2003 tarihinde, 17/08/2001 tarihli genelgeyi iptal eden ve bu değişikliğe vurgu yapan bir genelgeyi kabul etmiştir. Böylece yetkili idari makamın onayı alınmak şartıyla, camilerden başka ibadet yerlerini de inşa etmek mümkün hale getirilmiştir.
İl Emniyet Müdürlüğü, 11/08/2003 tarihinde, … dini inanışına sahip kişilere ibadet yeri olarak kullanmak istedikleri yerin imar planında konut yeri olarak ayrıldığını belirterek, bu yerin ibadet yeri olarak kaydedilebilmesi için gerekli formaliteleri tamamlamalarını talep etmiş ve bu formalitelerin yerine getirilmemesi durumunda söz konusu mekânın kapatılacağına ilişkin olarak Yehova'nın Şahitleri dini inanışına sahip kişileri bilgilendirmiştir.
... ada ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşa edilen yapıda zemin kat 8 sayılı bağımsız bölümde yer alan toplantı salonunun Yehova'nın Şahitleri dini inanışına sahip kişiler tarafından ibadet salonu olarak kullanılması amacıyla anılan inanışın cemaatinin sorumlu vaizleri ile parselin maliki olan şirket arasında 01/01/2005 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde 20 yıllık süreyi kapsayan kira sözleşmesi imzalanmış, bu kira sözleşmesine istinaden, malik şirket tarafından davalı idareye başvurularak ... ada ... parsel sayılı taşınmazın konut alanından "ibadet yeri tercihli konut alanı"na alınmasına ve ibadet yeri tercihli konut alanında ibadet yeri, toplantı salonu ve konut fonksiyonlarının birinin ya da hepsinin birden yer alabileceğine ilişkin plan notunun getirilmesine yönelik 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği teklifinin onaylanması istenilmiş, bu talep dava konusu ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi Kararı ile; onaylı planda etrafı konut olarak yapılaşmış bir bölgede tek bir parsele ibadet yeri tercihli konut fonksiyonu getirilmesinin imar mevzuatına aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, bunun üzerine malik şirket tarafından dava konusu ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi Kararının iptali istemiyle dava açılmış, yargılama devam ederken dava konusu taşınmazda bulunan mesken niteliğindeki 7 sayılı bölümsüz bölüm ile uyuşmazlık konusu toplantı salonu niteliğindeki 8 sayılı bağımsız bölümü … Derneği tarafından, diğer mesken nitelikli bağımsız bölümlerin ise şahıslarca satın alınması üzerine davaya … Derneği tarafından devam edilmiştir.
Sözü edilen davada ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, mevcut imar planlarında farklı inanç sistemlerine ait ibadet yerinin yapılabileceği alanların ayrılmadığı durumlarda, ilgililerce bu ihtiyaçlarını karşılayabilecek taşınmaz veya yapıların temin imkanları bulunduğunda imar planlarına işlenmesine engel teşkil edecek bir düzenleme bulunmadığı gibi planlama hiyerarşisinde getirilen tanımlamalara göre nelerin nazım imar planında nelerin uygulama imar planında düzenlenmesi gerektiği noktasında değerlendirme yapıldığında, davacının talebinin uygulama imar planında yapılacak değişiklikle karşılanabileceği anlaşıldığından, yapılan plan değişikliği talebinde planlama teknikleri ile şehircilik ilkelerine aykırı bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle, plan değişikliği talebinin reddine ilişkin dava konusu ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi Kararının iptaline karar verilmiş, bu karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 15/04/2008 tarih ve E:2006/2348, K:2008/2298 sayılı kararıyla, uygulama imar plan değişikliği teklifinin reddine ilişkin belediye meclisi kararının yargısal denetimi yapılırken, taşınmazın nazım imar planındaki durumu, plan değişikliği için mevzuatta öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği, istenen plan lejandının Yönetmelik eki lejantlara uyumu da dikkate alınarak teklifin, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olup olmadığının gerekirse yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle yeniden bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, 11/11/2009 tarih ve E:2008/11873, K:2009/11061 sayılı kararıyla kararın düzeltilmesi istemi reddedilmiştir.
Anılan bozma kararına uyularak verilen ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla, plan değişikliği talebinin plan bütününü bozucu bir fonksiyon değişikliği içerdiği, konut olarak teşekkül etmiş bir alana, ibadet yeri tercihli konut fonksiyonu getirilmesinin üst ölçekli nazım imar planı kararlarına aykırı olduğu, Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik'te ibadet yerleri için öngörülen asgari büyüklük kriterlerine de uygun olmadığı, anılan Yönetmelik'te "ibadet yeri tercihli konut" adı altında bir lejantın yer almadığı, dolayısıyla plan değişikliği talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Danıştay Altıncı Dairesinin 09/11/2010 tarih ve E:2010/8504, K:2010/10263 sayılı kararıyla onanmış, 18/06/2012 tarih ve E:2011/2836, K:2012/3614 sayılı kararıyla kararın düzeltilmesi istemi reddedilerek kesinleşmiştir.
... ada ... parsel sayılı taşınmaza yönelik imar planı değişikliği yapılarak, anılan taşınmazın "ibadet yeri tercihli konut alanı" olarak planlanması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Karşıyaka Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararının kesinleşmesinin ardından, davacı tarafından bireysel başvuru yoluyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmuş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün 24/05/2016 tarihli ... Derneği ve Diğerleri/Türkiye Başvuru No:36915/10 ve 8606/13 sayılı kararıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiş, bu nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca davacının yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilerek işin esasının yeniden incelenerek, ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar Danıştay Altıncı Dairesinin 28/02/2022 tarih ve E:2018/5199, K:2022/2253 sayılı kararıyla bozulmuş, ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava konusu işlemin iptali yolundaki kararda ısrar edilmiş, bu karar davalı idare tarafından temyiz edilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT :
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü" başlıklı 9. maddesinde;
"1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumdakamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir." kuralı yer almıştır.
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 3. maddesinde, herhangi bir sahanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamayacağı genel esas olarak belirlenirken, 8.maddesinin 1.fıkrasının (b) bendinin işlem tarihinde yürürlükte olan halinde, "İmar Planları: Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni planı kararlarına uygunluğu sağlanarak,belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar. Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir..." hükmü yer almaktadır.
Avrupa Birliği'ne uyum sürecini hızlandırmayı amaçlayan mevzuat yenilikleri çerçevesinde 4928 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun, 15/07/2003 tarihinde kabul edilmiştir. Bu Kanun, dini azınlıkların ibadetlerinin gerçekleştirilmesinin kolaylaştırılması amacıyla, diğer maddelerle birlikte 3194 sayılı İmar Kanunu'nun Ek 2. maddesini aşağıdaki şekilde değiştirmiştir:
''İmar planlarının tanziminde, planlanan beldenin ve bölgenin şartları ile müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerleri ayrılır.
İl, ilçe ve kasabalarda mülkî idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla ibadethane yapılabilir.
İbadet yeri, imar mevzuatına aykırı olarak başka maksatlara tahsis edilemez.''
16/12/2003 tarihinde kabul edilen 5006 sayılı İmar Kanunu ile İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 2. maddesi ile, 24/2/1984 tarih ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda yer alan "cami" ibareleri "ibadet yeri" olarak değiştirilmiştir.
Kat Mülkiyetine İlişkin 634 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 2. fıkrasında ise, ''(...)Ana gayrimenkulün, kütükte mesken olarak gösterilen bağımsız bir bölümünde sinema, tiyatro, kahvehane, gazino, pavyon, bar, kulüp, dans salonu ve emsali gibi eğlence ve toplantı yerleri ve fırın, lokanta, (…) gibi yerler, ancak kat malikleri kurulunun oybirliği ile vereceği kararla açılabilir. (...) '' hükmü yer almaktadır.
5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11. maddesinin (c) bendi ise, huzurun ve güvenliğin veya kamu düzeni ile kişisel hakların dokunulmazlığının sağlanması konusunda gerekli karar ve tedbirlerin alınması için valiyi yetkili kılmaktadır.
Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik'in 3. maddesinde; "Nazım İmar Planı: Onaylı halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olan, varsa bölge ve çevre düzeni planlarına uygun olarak hazırlanan ve arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, gerektiğinde yapı yoğunluğunu, çeşitli yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, ulaşım sistemlerini ve problemlerinin çözümü gibi hususları göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere 1/2000 veya 1/5000 ölçekte düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile bir bütün olan plandır. Uygulama İmar Planı: Onaylı halihazır haritalar üzerine varsa kadastral durumu işlenmiş olan ve nazım imar planına uygun olarak hazırlanan ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzenini, yollar ve uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve esaslarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren ve 1/1000 ölçekte düzenlenen raporuyla bir bütün olan plandır." tanıma yer verilmiş, Plan Değişikliği ise, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, teknik ve sosyal donatı dengesini bozmayacak nitelikte, bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelere dayanan, kamu yararının zorunlu kılması halinde yapılan plan düzenlemeleri olarak tanımlanmıştır. Yine aynı maddede, sosyal alt yapı kavramı, sağlıklı bir çevre meydana getirmek amacı ile yapılması gereken eğitim, sağlık, din, kültürel ve idari yapılar ile park, çocuk bahçeleri gibi yeşil alanlara verilen genel isim olarak ifade edilmektedir.
Anılan Yönetmeliğin 27. maddesinde ise, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik alt yapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı öngörülürken, zorunlu hallerde böyle bir değişiklik yapılabilmesi için izlenecek esaslar belirtilmekte, buna göre; 1) İmar planındaki durumu değişecek olan sosyal ve teknik alt yapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı bakanlık ve kuruluşların görüşünün alınacağı, 2) İmar planındaki bir sosyal ve teknik alt yapı alanının kaldırılabilmesinin ancak bu tesisin hizmet götürdüğü bölge içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabileceği, 3) İmar planında yeni bir sosyal ve teknik alt yapı alanı ayrılması durumunda 1. bentteki esaslara uyulacağı belirtilmekte, 4. fıkrasında da, plan müellifinin gerekçeli uygun görüşünün alınmasının şart olduğu belirtilirken, dini yapı alanlarına ilişkin planlarda ve değişikliklerinde il müftülerinin görüşünün alınacağına da işaret edilmektedir.
Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin ekinde yer alan tablo, ibadethaneler için gerekli görülen asgari boyutları belirtmekte, 14/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin ekinde yer alan tabloya göre ise, küçük ibadet yerleri 2.500 m2, orta büyüklükte ibadet yerleri 5.000 m2 ve büyük ibadet yerleri 10.000 m2 yüzölçümüne sahip olmalıdır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün 24/05/2016 tarihli ... Derneği ve Diğerleri/Türkiye Başvuru No:36915/10 ve 8606/13 sayılı kararı ile;
"87.Mahkeme öncelikle, kendi içtihadına göre, kilise ile ilgili ya da dini bir organın, kendi inananları adına, Sözleşme'nin 9. maddesi ile güvence altına alınan hakları kendiliğinden kullanabileceğini hatırlatmaktadır (bk., mutatis mutandis, Canée Katolik Kilisesi/Yunanistan, 16 Aralık 1997, § 31,Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997-VIII). Mahkeme, Cha’are Shalom Ve Tsedek/Fransa ([BD], No. 27417/95, § 72, AİHM 2000-VII) kararında, bir inananlar topluluğu tarafından oluşturulan bir derneğin mağdur sıfatını kabul ettiğini hatırlatarak, somut olayda aynı durumda bulunan başvuran derneğin mağdur sıfatına Hükümet tarafından itiraz edilmediğini belirtmektedir. Ayrıca, Yehova'nın Şahitlerinin din özgürlüğü hakkını özgürce kullanmalarının Sözleşme'nin 9. maddesi ile güvence altına alındığını ve somut olayda hiç kimsenin bu duruma itiraz etmediğini (Yehova Şahitleri Derneği/Fransa, No. 8916/05, § 50, 30 Haziran 2011) hatırlatmak gerekmektedir.
88. Mahkeme, mevcut başvuruların esasen, başvuranların uygun yerlerde dini uygulamalarını yerine getirmelerinin imkânsızlığıyla ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Nitekim 36915/10 No.'lu başvuru çerçevesinde, 3194 sayılı Kanun'un değiştirilmesinin ardından, merciler, Gazi apartmanının ibadet yeri olarak kullanılamayacağı gerekçesiyle kapatılmasına karar vermişlerdir. Dosyadan, bu kapatılmanın ardından, başvuranların yaklaşık on beş yıl boyunca daha önce yaptıkları gibi dini ibadetlerini yerine getirmek için söz konusu apartmanı kullanmaya devam etmelerinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. 8606/13 No.'lu başvuruya ilişkin olarak dosyadan, başvuranlara inançlarını uygulamak için bir mekânı kullanmalarına aynı gerekçelerle izin verilmediği de anlaşılmaktadır. Diğer yandan, iki dava çerçevesinde, idarenin, başvuranların ibadetlerini uygulamak için uygun bir yere sahip olma isteklerini dile getiren taleplerine olumlu bir yanıt vermediği tespit edilmektedir.
89. Mahkeme, Sözleşme'nin 9. maddesi uyarınca, din özgürlüğü hakkının özellikle, ibadet ederek ve dinin gereklerini yerine getirerek dinini açıklama özgürlüğünü kapsadığının hatırlatılması gerektiği kanaatindedir. Mahkeme üstelik dini toplulukların düzenlenen yapılar şeklinde geleneksel olarak var olduklarını ve mensuplarının genellikle ilahi kaynaklı olarak değerlendirdikleri kurallara riayet ettiklerini hatırlatmaktadır. Dahası, dini törenler, söz konusu kurallar gereğince bu konuda yetkili olan din temsilcileri tarafından gerçekleştirildiğinde, inananlar için kutsal bir anlam ve öneme sahip olmaktadır. İbadet yerlerinin statüsünün yanı sıra din temsilcilerinin şahsiyeti de topluluğun her aktif üyesi için kuşkusuz önem taşımaktadır ve dolayısıyla, söz konusu şahsiyetlerin bu topluluğun hayatına katılmaları, - Sözleşme'nin 9. maddesinin koruması kapsamına giren - dinlerini açıklama özgürlüğünün kendine özgü bir göstergesidir (İzzettin Doğan ve diğerleri/Türkiye [BD], No. 62649/10, § 111, 26 Nisan 2016).
90. Mevcut davada, Mahkeme, ihtilaf konusu tedbirlerin, başvuranların kendi dini uygulamaları için tahsis edilen bir yere sahip olma imkânından yoksun bırakılmalarına sebep olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, Sözleşme'nin 9. maddesinin, "dinini topluca (...) açıklama özgürlüğünü" güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Oysa bir dini topluluk ibadetlerini yerine getirmek amacıyla bir yere sahip olamadığı takdirde, bu hakkın özü boşaltılmış olacaktır (bk., mutatis mutandis, yukarıda anılan Hassan ve Tchaouch kararı, § 62).
91. Dolayısıyla Mahkeme, yerel makamların kararlarının, başvuranların din özgürlüğü haklarına bir müdahale olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmaktadır (bk., mutatis mutandis, Religionsgemeinschaft der Zeugen Jehovas ve diğerleri/Avusturya, No. 40825/98, § 68, 31 Temmuz 2008, ve Église métropolitaine de Bessarabie ve diğerleri/Moldova, No. 45701/99, § 105, AİHM 2001 XII).
b) Müdahalenin haklı gösterilmesi
92. Bu müdahalenin Sözleşme'yi ihlal edip etmediğini tespit etmek için Mahkeme, müdahalenin Sözleşme'nin 9. maddesinin 2. fıkrasının gerekliliklerini karşılayıp karşılamadığını, yani "kanunla öngörülüp öngörülmediğini", bu hüküm bakımından meşru bir amaç taşıyıp taşımadığını ve "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığını araştırmalıdır.
93. Başvuranların talepleri karşısında idarenin red kararı vermesini haklı
göstermek amacıyla, idare mahkemeleri, iki kanun hükmüne, yani 3194 sayılı Kanun'a ilişkin Yönetmelik ekinde sunulan tabloyla birlikte değerlendirildiğinde, aynı Kanun'un Ek 2. maddesi ve 634 sayılı Kanun'un 24. maddesine atıfta bulunmuşlardır (yukarıda 29. ve 56. paragraflar).
94. Mahkeme, başvuranların Avrupa Birliği normlarını karşılamak amacıyla değiştirilen, 3194 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinin (yukarıda 66. paragraf) idari makamlar tarafından öngörülemez ve keyfi biçimde uygulandığını iddia etseler bile, ulusal makamlar tarafından taleplerinin kabul edilmemesi için ihtilaf konusu hükümlerin yasal dayanak olarak kullanıldığını kabul ettiklerini tespit etmektedir. Ulusal mahkemeler tarafından ilgili hükümlerin yorumlanma şeklini söz konusu etmek için geçerli herhangi bir sebep görmediğinden Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin "kanunla öngörüldüğünü" kabul etmektedir.
95. Diğer yandan Mahkeme, söz konusu müdahalenin kamu düzenini koruma yönünde meşru bir amaç taşıdığı kanısına varmaktadır (bk., mutatis mutandis, Manoussakis ve diğerleri/Yunanistan, 26 Eylül 1996, § 40, Derleme 1996-IV).
96. Genel bir biçimde, başvuranlar, Türk Hükümeti tarafından Yehova'nın Şahitlerine getirilen sınırlamaların, din özgürlüğü haklarını kullanmaktan mahrum edilmeleriyle aynı anlama geldiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, dinleri açısından, kendi ifadelerine göre, Avrupa Konseyi üyesi diğer tüm devletlerde yararlandıkları güvencelere, Türkiye'de yasal ve idari açıdan sahip olmadıklarını iddia etmektedirler.
97. Mahkeme, yerleşik içtihadına göre, din özgürlüğünün, dini gruplara ya da bir dine inananlara belirli bir hukuki statünün veya var olan diğer gruplardan farklı bir vergi statüsünün tanınması gerektiği anlamına gelmediğini hatırlatmaktadır (Alujer Fernandez ve Caballero Garcia/İspanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 53072/99, 14 Haziran 2001, ve Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye, No. 32093/10, § 45, 2 Aralık 2014; bk. Iglesia Bautista "El Salvador" ve Ortega Moratilla/İspanya, No. 17522/90, 11 Ocak 1992 tarihli Komisyon kararı). Mahkeme, Sözleşme uyarınca, bir dini topluluğa kamu makamlarının izniyle bir ibadet yerine sahip olma hakkının tanındığı yönünde bir sonucun çıkarılamayacağını yeniden belirtmektedir (Griechische Kirchengemeinde München ve Bayern E.V./Almanya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 52336/99, 18 Eylül 2007).
98. Mahkeme ardından denetimini uygularken, kendisini yetkili yerel mahkemelerin yerine koymakla görevli olmadığını, ancak bu mahkemelerin kendi takdir yetkileri dâhilinde verdikleri kararları denetlemekle görevli olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme'nin davalı devletin bu yetkisini iyi niyetli, özenli ve mantıklı bir şekilde kullanıp kullanmadığını incelemekle yetinmesi gerektiği sonucuna varılmamaktadır: Mahkeme'nin, ihtilaf konusu müdahalenin "izlenen meşru amaçla orantılı" olup olmadığını ve bu müdahaleyi haklı göstermek için ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin "yerinde ve yeterli" olup olmadığını belirlemek için müdahaleyi davanın tamamı ışığında değerlendirmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmeyi yaparken, Mahkeme, ulusal mercilerin, Sözleşme'de yer verilen ilkelere uygun kuralları uyguladıkları ve dahası, bu konuda ilgili olay ve olguların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları hususunda ikna olmalıdır (Branche de Moscou de l’Armée du Salut/Rusya, No. 72881/01, § 77, AİHM 2006-XI). Sözleşmeci devletlere bu konuda verilen takdir yetkisinin sınırlarını ve kapsamını sınırlandırmak amacıyla Mahkeme, söz konusu durumu, yani demokratik toplum kavramına bağlı olan, gerçek bir dini çoğulculuğu sürdürme gerekliliğini dikkate almalıdır. Yine ihtilaf konusu red kararları nedeniyle Türkiye'de dinini açıklama özgürlüğüne getirilen sınırlamalar, Mahkeme tarafından titiz bir inceleme yapılmasını gerektirmektedir (bk., mutatis mutandis, yukarıda anılan Manoussakis kararı, § 44).
99. Somut olayda, Mahkeme öncelikle, 3194 sayılı Kanun'a ilişkin Yönetmelik ekinde sunulan tabloyla birlikte değerlendirildiğinde, aynı Kanun'un Ek 2. maddesinin, ibadet yerlerinin inşa edilmesi için bazı şartlar getirdiğini kaydetmektedir (yukarıda 66-67. paragraflar). Her şeyden önce, "imar planının düzenlenmesi sırasında, bazı yerler, şehrin ve bölgenin kendine has özellikleri ve ihtiyaçları dikkate alınarak, ibadet yerlerinin inşasına tahsis edilmelidir". Ardından imar planında bu tür bir tahsisin öngörülmesi durumunda, "ilgili idari makamdan izin" alınması ve "projenin imar mevzuatına uygun [olması] gerekmektedir". Ulusal mahkemeler aynı zamanda, bir ibadet yerinin, imar planı yapımına ait esaslar hakkındaki Yönetmelik ekinde yer alan tabloda belirtilen asgari boyutlara uyması gerektiği kanısına varmışlardır (yukarıda 67. paragraf). Özellikle, yukarıda belirtilen tabloya göre, küçük boyutlu ibadet yerlerinin en az 2.500 m2, orta büyüklükte olanların 5.000 m2 ve büyük ibadet yerlerinin ise 10.000 m2 bir alana sahip olması gerekmektedir.
100.Diğer yandan, 10 Ekim 2007 tarihli kararında, Danıştay, yerel imar planı gereğince yerleşim alanına yönelik bir yerin başka amaçlarla kullanılamayacağı kanaatine varmıştır (yukarıda 29. paragraf).
101. Hükümet, idari makamın, bir ibadet yerine sahip olma konusunda izni verme ya da vermeme yetkisinin keyfi olmadığını ve söz konusu makamın, imar mevzuatında ortaya konulan koşulların bir araya geldiğini tespit ettiği takdirde buna izin vermekle yükümlü olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, söz konusu mevzuatın, uygun olmayan yerlerin ibadet yeri olarak kullanılmasını engelleme amacı taşıdığını belirtmektedir.
102. Mahkeme, idare mahkemelerinin, izin verilmemesinin yasallığını denetlerken, öncelikle Anayasa ile güvence altına alınan, dinini açıklama özgürlüğüne dayanarak idarenin işlemlerini iptal etmeye karar verdiklerini saptamaktadır. Mahkeme bilhassa, 4 Ağustos 2004 tarihli kararında, Mersin İdare Mahkemesi'nin, Gazi apartmanının kapatılması yönündeki kararın kanuna uygun olmadığı kanısına vardığını kaydetmektedir (yukarıda 25. paragraf). Aynı şekilde, 16 Kasım 2005 tarihli kararında, İzmir İdare Mahkemesi, başvuranların taleplerinin reddedilmesinin, uygulamada, Anayasa ile tanınan ibadet özgürlüğünün tanınmamasına karşılık geldiği kanaatine varmıştır (yukarıda 52. paragraf). Bununla birlikte, Danıştay tarafından kararlarının bozulmasının ardından, idare mahkemeleri, söz konusu taleplerin imar kurallarına ve ibadet yerleri için kabul edilen asgari boyutlara ilişkin kriterlere aykırı olduğu kanaatine vararak, başlangıçta verdikleri kararlardan vazgeçmişlerdir.
103. Mahkeme, başvuranlar tarafından dile getirilen, ibadet yerine sahip olma taleplerinin idare mahkemeleri tarafından reddedildiğini, zira bu mahkemelerin, söz konusu taleplerin, imar kurallarına, bilhassa 3194 sayılı Kanun'a ilişkin Yönetmelik ekinde bulunan tabloyla birlikte değerlendirildiğinde, aynı Kanun'un Ek 2. maddesine aykırı olduğu kanaatine ulaştıkları sonucuna varmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, imar planı yapımı gibi karışık ve zor bir alanda, Sözleşmeci devletlerin imar politikalarını yürütmek amacıyla geniş bir takdir yetkisine sahip olmalarının doğal olduğu kanaatine varmaktadır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, A serisi No. 52). Mahkeme bununla birlikte, kendi denetim yetkisinden vazgeçemeyecektir. İstenilen dengenin, Sözleşme'nin 9. maddesi anlamında başvuranların dinlerini açıklama özgürlüğü haklarıyla uyumlu bir şekilde korunup korunmadığını denetleme görevi Mahkeme'ye aittir.
104. Oysa somut olayda, başvuranların yerel mahkemeler huzurunda uzun süreli birçok dava açmalarına rağmen, mahkemelerin mevcut olan farklı menfaatleri tartmaya ve söz konusu tedbirlerin orantılılığını değerlendirmeye çalıştıklarını gösteren herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Özellikle Mahkeme, Yehova'nın Şahitleri gibi küçük bir inananlar topluluğunun, ibadetlerini uygulamak amacıyla uygun bir yere sahip olmak için söz konusu mevzuatın gerektirdiği kriterleri güçlükle karşılayabildiğini tespit etmelidir. Gerçekte, Valiliğin 30 Aralık 1998 tarihli izni uyarınca, başvuranların on beş yıldan fazla bir süreden beri Mersin'de özel bir yerde (Gazi apartmanı) ibadetlerini uygulamalarına rağmen, idare, kat mülkiyetine ilişkin kanunun yeniden yorumlanması nedeniyle ilgililerin ibadet salonlarının kapatılmasına karar vermiştir (yukarıda 29. paragraf). Ayrıca, Karşıyaka apartmanının (İzmir) kaydedilmesini amaçlayan imar planı değişikliği talebi, dini azınlıklar tarafından ibadetlerin yerine getirilmesini kolaylaştırmak amacıyla 2003 yılında değiştirilen bir hükme dayanılarak reddedilmiştir (yukarıda 66. paragraf). Dolayısıyla, haklı olarak, bu mevzuat değişikliğinin başvuranlara herhangi bir yarar sağlamadığı sonucuna varılabilmektedir.
105. Özellikle mahkemeler, başvuranların taleplerini reddederek, küçük bir inananlar topluluğunun kendine özgü ihtiyaçlarını dikkate almamışlardır. İhtilaf konusu mevzuatta ortaya konulan kriterler göz önünde bulundurulduğunda, bu mevzuatta, küçük toplulukların bu tür ihtiyaçlarına ilişkin herhangi bir bilginin yer almadığı sonucuna varılabilmektedir. Dolayısıyla, başvuranların, ibadetlerini düzenli olarak yapabilmeleri amacıyla uygun bir yere sahip olma imkânları bulunmamaktadır. Oysa bir hâkimin haklı olarak muhalefet şerhinde altını çizdiği üzere (yukarıda 56. paragraf), Yehova'nın Şahitleri, mensuplarının sınırlı sayıda olduğu dikkate alındığında, özel bir mimariye sahip bir binaya ihtiyaç duymamışlar, ancak kendilerine yalnızca ibadetlerini yapma, topluluklarını bir araya getirme ve inançlarını öğretme imkânı sağlayacak bir toplantı salonuna gereksinim duymuşlardır.
106. Bununla birlikte, davaya müdahil olan tarafça bildirilen (yukarıda 86. paragraf) ve Hükümet tarafından itiraz edilmeyen birçok durum ve mevcut davaya ilişkin inceleme özellikle, idari mercilerin, bazı azınlıklara özgü ibadetlerin, diğerlerinin yanı sıra, Yehova'nın Şahitlerinin ibadetlerinin uygulanması konusunda katı, hatta engelleyici şartlar getirmek için yukarıda belirtilen hükümlerin imkânlarından yararlanma eğiliminde olduklarının tespit edilmesine imkân vermektedir.
107. Hükümet'in başvuranların 2911 sayılı Kanun'a dayanarak birçok kez toplanma izni aldıkları yönündeki iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, bu tür bir imkânın, Norveç Helsinki Komitesi'nin de ortaya koyduğu üzere, merkezi ya da yerel yönetimlerin iyi niyetine bağlı olması sebebiyle, ihtilaf konusu duruma çözüm getirebilecek nitelikte olduğu konusunda ikna olmadığını belirtmektedir (yukarıda 86. paragraf). Gerçekte, bazı yerlerdeki dini toplantılara ulusal makamlar tarafından izin verilse veya toplantılara yalnızca fiilen (de facto) müsamaha gösterilse bile, makamlar tarafından müdahale edilme riski hiçbir zaman bertaraf edilemeyecektir. Bununla birlikte, başvuranlar, ibadetlerini yerine getirirken her defasında idareden izin almakla yükümlüdürler.
108. Dolayısıyla, Mahkeme, ihtilaf konusu red kararlarının, başvuranların din özgürlüklerini doğrudan etkilediği ve bu kararların, ne izlenen meşru amaçla orantılı, ne de demokratik bir toplumda gerekli olarak değerlendirilemeyeceği kanısına varmaktadır.
Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme'nin 9. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır....
Bu Gerekçelerle, Mahkeme, Oybirliğiyle,
1.Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;
3. Sözleşme'nin 9. maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme'nin 6, 11, 13 ve 14. maddeleri bağlamındaki şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına..." karar verilmiştir.
Ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesi gereği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları bağlayıcı olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 53. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi ile, mahkeme kararlarının, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'nin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması durumu ''yargılamanın yenilenmesi'' sebebi olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda yargı mercilerince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlar göz önünde bulundurarak yargılamanın yenilenmesi yapılmakta yani bağlayıcı olan AİHM kararı gereği yerine getirilmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dikkate alınmak suretiyle, yetkili makam, merci ya da organlarca ihlalin giderilmesi gerektiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
Ancak, yargı yerlerinin karar verirken yürürlükteki meri mevzuatı gözden uzak tutarak karar veremeyeceği açıktır. Yargı yerlerince, iç hukukta düzenlenmeyen, yapılmasına ya da gerçekleştirilmesine mevzuatta izin verilmeyen bir konuda, yürürlükteki mevzuata aykırı bir şekilde karar verilmesi beklenemez.
Bu açıklamalar ışığında dava konusu uyuşmazlık incelendiğinde;
Dava, ... ada ... parsel sayılı taşınmaza yönelik imar planı değişikliği yapılarak, anılan taşınmazın "ibadet yeri tercihli konut alanı" olarak planlanması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Karşıyaka Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemiyle açıldığından, uyuşmazlığın imar mevzuatı çerçevesinde incelenip karara bağlanması gerekmektedir.
3194 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, "Herhangi bir saha, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamaz." hükmü yer almaktadır.
İmar planlarının, planlanan yörenin bugünkü durumunun, olanaklarının ve ilerideki gelişmesinin gerçeğe en yakın şekilde saptanabilmesi için coğrafi veriler, beldenin kullanılışı, donatımı ve mali bilgiler gibi konularda yapılacak araştırma ve anket çalışmaları sonucu elde edilecek bilgiler ışığında, çeşitli kentsel işlevler arasında var olan ya da sağlanabilecek olanaklar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak, belde halkına iyi yaşama düzeni ve koşulları sağlamak amacıyla kentin kendine özgü yaşayış biçimi ve karakteri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri, yörenin gerek çevresiyle ve gerekse çeşitli alanları arasında olan bağlantıları, halkın sosyal ve kültürel gereksinimleri, güvenlik ve sağlığı ile ilgili konular göz önüne alınarak hazırlanması gerekmektedir.
Anılan ölçütlere göre hazırlanan imar planları, zamanla planlanan alandaki koşulların zorunlu kıldığı biçimde ve yasalarda öngörülen yöntemlere uygun olarak değiştirilir. Yapılan plan değişikliklerinin amaç yönünden yargısal denetimi bu değişikliği zorunlu kılan nedenlerin irdelenmesi yoluyla yapılır.
Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmeliğin 30. maddesinin 1. fıkrasında, nazım plan ana kararlarını bozucu fonksiyonel değişikliklerin plan değişikliği yolu ile yapılamayacağı, 3. fıkrasında da, yerleşimin gelişme yönü, büyüklüğü ve arazi kullanımlarının fonksiyonel dağılımı ve genel yoğunlukları gibi nazım plan ana kararlarının değiştirilmesinin ancak imar planının yeniden yapılması ile mümkün olabileceği kuralına yer verilmiştir.
14/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 26. maddesinde, plan değişikliğinin; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı, teknik ve nesnel gerekçelere dayanılarak yapılacağı, imar planlarında bulunan sosyal ve teknik altyapı alanlarının kaldırılması, küçültülmesi veya yerinin değiştirilmesine dair plan değişikliklerinin zorunluluk olmadıkça yapılamayacağı, zorunlu hallerde böyle bir değişiklik yapılabilmesi için imar planındaki durumu değişecek olan sosyal ve teknik altyapı alanındaki tesisi gerçekleştirecek ilgili yatırımcı Bakanlık veya kuruluşların görüşünün alınması ve yol hariç sosyal ve teknik altyapı alanlarının ve kamuya ait sosyal ve kültürel tesis alanlarının kaldırılabilmesi veya küçültülmesinin ancak bu tesislerin hitap ettiği hizmet etki alanı içinde eşdeğer yeni bir alanın ayrılması suretiyle yapılabileceği düzenlenmesine yer verilmiştir.
Davacının bireysel başvurusu üzerine verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün 24/05/2016 tarihli ... Derneği ve Diğerleri/Türkiye Başvuru No:36915/10 ve 8606/13 sayılı kararıyla, Yehova'nın Şahitleri dini inanışına sahip kişilerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9. maddesinde yer alan din özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verildiğinden, bu ihlalin yetkili makam, merci ya da organlarca giderilmesi gerektiği konusunda şüphe bulunmamaktadır.
Ancak, uyuşmazlıkta, dava konusu parselin önceki maliki olan şirket tarafından, 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında konut alanında kalan, konut olarak kullanılması amacıyla yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verilen, üzerinde kat mülkiyeti kurulan ve bağımsız bölümleri konut amacıyla kullanılan taşınmazdaki toplantı salonunun ibadet yeri olarak kullanılması amacıyla ... ada ... parsel sayılı taşınmazın konut alanından "ibadet yeri tercihli konut alanı"na alınmasına ve ibadet yeri tercihli konut alanında ibadet yeri, toplantı salonu ve konut fonksiyonlarının birinin ya da hepsinin birden yer alabileceğine ilişkin plan notunun getirilmesine yönelik 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği talebinde bulunulduğu, bu talebin dava konusu ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi kararı ile, onaylı planda etrafı konut olarak yapılaşmış bir bölgede tek bir parsele ibadet yeri tercihli konut fonksiyonu getirilmesinin imar mevzuatına aykırı olduğu gerekçesiyle reddedildiği, dolayısıyla dava konusu ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi kararının, davacı Derneğin, kendisine mensup olan Yehova'nın Şahitleri inancına sahip kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmek amacıyla edindikleri müstakil ve imar mevzuatı uyarınca ibadet yerleri için öngörülen asgari alan büyüklüğüne sahip bir taşınmazın ibadet alanına alınmasına ilişkin imar planı değişikliği talebinin reddine ya da anılan inanca sahip kişilerin ibadet özgürlüğünü yerine getirmesi için kendilerine bir yer gösterilmesi talebinin reddine ilişkin olmadığı açıktır.
Bu durumda, 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında konut alanında kalan, konut olarak kullanılması amacıyla yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verilen, üzerinde kat mülkiyeti kurulan ve bağımsız bölümleri konut amacıyla kullanılan taşınmazın "ibadet yeri tercihli konut alanı"na alınmasına ilişkin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği teklifinin, plan bütününü bozucu bir fonksiyon değişikliği içerdiği ve üst ölçekli 1/5000 ölçekli nazım imar planı kararlarına aykırılık taşıdığı açıktır.
Ayrıca, 219,95 m2 büyüklüğündeki uyuşmazlık konusu parselin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik ve yürürlükte bulunan Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde ibadet yerleri için öngörülen asgari büyüklük kriterlerine uygun olmadığı, sosyal donatı alanları içinde Yönetmelik'te belirlenen lejantlar arasında "ibadet yeri tercihli konut" adı altında bir lejantın yer almadığı, anılan mevzuat hükümlerine göre "tercihli" kullanımın ibadet yeri için düzenlenmediği, dolayısıyla imar mevzuatında ibadet yerleri için öngörülen asgari büyüklük şartı taşımayan bir taşınmaza imar mevzuatında yer verilmeyen bir kullanım kararı getirilmesi yolundaki imar planı değişikliği başvurusunun olumlu karşılanabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, davacı tarafından mevzuatın öngördüğü şartları taşıyan bir taşınmaza yönelik plan değişikliği talebinde bulunulmadığı, konut olarak kullanılan bir parselde bulunan toplantı salonunun ibadet yeri olarak kullanımı amacıyla bu parsele ilişkin 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği yapılarak "ibadet yeri tercihli konut alanı" planlama kararı getirilmesi için başvuru yapıldığı, dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin din özgürlüğünün ihlaline ilişkin kararında belirtilen ihlalin, konut olarak kullanılan dava konusu parsele, davacının talep ettiği gibi imar mevzuatında yer verilmeyen bir kullanım olan "ibadet yeri tercihli konut kullanımı" şeklinde bir fonksiyon verilerek davalı idarece giderilmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı açıktır.
Bu itibarla, 1/5000 ölçekli nazım imar planında ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planında konut alanında kalan, konut olarak kullanılması amacıyla yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni verilen, üzerinde kat mülkiyeti kurulan ve bağımsız bölümleri konut amacıyla kullanılan taşınmazın "ibadet yeri tercihli konut alanı"na alınmasına yönelik 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliği teklifinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Belediye Meclisi Kararında hukuka aykırılık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacı Derneğin, kendisine mensup olan … inancına sahip kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmek amacıyla edindikleri müstakil ve imar mevzuatı uyarınca ibadet yerleri için öngörülen asgari alan büyüklüğüne sahip bir taşınmazın ibadet alanına alınmasına ilişkin imar planı değişikliği yapılması ya da anılan inanca sahip kişilerin ibadet özgürlüğünü yerine getirmesi için kendilerine bir yer gösterilmesi istemiyle ilgili idarelere başvurabileceği, bu başvuruların reddi halinde bu işlemlere karşı dava açabileceği de açıktır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/01/2024 tarihinde, gerekçede ve esasta oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; davacı tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümünün 24/05/2016 tarihli ... Derneği ve Diğerleri/Türkiye Başvuru No:36915/10 ve 8606/13 sayılı kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9. maddesinin ihlal edildiğine karar verildiği anlaşıldığından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46. maddesi gereği iç hukukumuz açısından bağlayıcı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı nedeniyle davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

GEREKÇEDE KARŞI OY
XX- ... İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı ısrar kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 28/02/2022 tarih ve E:2018/5199, K:2022/2253 sayılı kararında yer alan gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği oyuyla, karara gerekçe yönünden katılmıyoruz.