DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1862 E. , 2023/1705 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/1862
Karar No : 2023/1705
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF : I-(DAVALILAR) 1-…
2- … Başkanlığı
VEKİLİ : Av. …
II-(DAVALILAR YANINDA MÜDAHİL) … Geliştirme A.Ş.
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 07/12/2022 tarih ve E:2019/21626, K:2022/10707 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Muğla ili, Bodrum ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaza ilişkin olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanıp 30/08/2019 tarih ve 1486 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım imar planının ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliğinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 07/12/2022 tarih ve E:2019/21626, K:2022/10707 sayılı kararıyla;
Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden; 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının leke plan olduğu ve şematik gösterimler içerdiği, Aydın-Muğla-Denizli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı plan hükümlerinin 4.4. sayılı Kentsel Yerleşme Alanları Başlıklı maddesinde yer alan; "Bu planla gösterilmiş/belirlenmiş kentsel yerleşik alanlar ve kentsel gelişme alanlarını birllkte ifade eder." hükmü uyarınca, dava konusu parsele getirilen "gelişme konut alanı" fonksiyonunda 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarına ve planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık bulunmadığı,
Dava konusu parselin, 1981 yılında onaylanan imar planında, park ve yol kullanımlarına ayrıldığı, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 1985 yılında yürürlüğe girdiği, bu Kanun'dan önce 1956 yılında yürürlüğe giren 6785 sayılı İmar Kanunu'nun 31. maddesinde "İmar ve yol istikamet planlarında meydan, yol park, yeşil saha ve otopark gibi umumi hizmetlere ayrılmış yerlere rastlayan Hazineye ve hususi muhasebeye ait arazi ve arsalar, belediyenin teklifi ve İcra Vekilleri Heyeti kararıyla belediyelere bedelsiz terk edilir" düzenlemesinin getirildiği,
Bahsi geçen tarihte Hazine arazisinin "park ve yol alanı" olarak plana dahil edildiği açık olmasına rağmen, mevzuata uygun bir şekilde taşınmazların terkinin Hazineden istenilmediği ve taşınmazların parselasyon işlemine dahil edilerek kamuya kazandırılmadığı, plan kararları sonrasında uygulama aşamasında, Aktur Sitesine karşılıksız kullanıma sunularak ağaçlandırıldığının görüldüğü,
Gerek davacı, gerekse bilirkişiler tarafından 801 adet ağacın varlığından bahsedilmiş ise de, 1981 yılında onaylanan plan sonrası dava konusu parsellerin, imar planına uygun bir şekilde kamusal alana ayrılmadan Hazinenin iradesi dışında Aktur Sitesi sakinlerinin kurduğu Derneğin kararı ile ağaçlandırıldığı ve aynı zamanda site sakinleri tarafından günümüze kadar yol olarak kullanıldığı,
Taşınmazın %52,19 oranında konut alanında kalan kısmı dışındaki bölümlerinin umumi ve kamu hizmet alanı olarak ayrıldığı ve bu durumun yeteri kadar kamusal kullanım kararı getirildiğini gösterdiği, planlamanın alandaki doğal doku ile uyumsuz olduğu yönünde bir belirlemenin de bulunmadığı,
Dava konusu imar planı değişikliği incelendiğinde, bahsi geçen parsellerin ilk olarak üst ölçekli planlarda yapılaşmaya açıldığı, Belediyesince söz konusu alana ilişkin hazırlanan imar planı revizyonunun dikkate alındığı, onaylı planında yer alan ana yolların korunduğu, ayrıca Belediyesince, kaldırılan üç aksın site ile bağlantısının bahse konu revizyon ile planlanan parselin batısında kuzey güney aksı boyunca 10 metrelik yol ile sağlanacağı, doğusundaki bağlantının ise yine anılan revizyon ile düzenlendiği ve yola cephesi olmayan herhangi bir yapı olmadığı, ulaşıma ilişkin trafik ve yaya yolları açısından herhangi bir sorun teşkil etmediği,
Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata aykırılık bulunmadığı,
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığınca yalnızca dava konusu parseller ile sınırlı bir alana ilişkin imar planı değişikliği yapıldığı, plan kararlarında planlama esasları açısından bir sakınca bulunmadığı, diğer taraftan birkaç parselle sınırlı olarak yapılan bu değişiklik sosyal ve teknik alt yapı dengesini etkileyecek nitelikte olmadığından, çevre imar bütünlüğünün bozulmadığı, dava konusu planlarla öngörülen yol kararlarının planı kusurlandırmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu işlemlerin hukuka aykırılığı ortaya konulduğu halde aksi yönde karar verildiği, bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğinin somut olarak ortaya konulamadığı, taşınmazın üzerinde yer alan endemik ağaçların kesildiği, uyuşmazlık konusu parselin kamunun kullanımında olduğu ve sadece site sakinleri tarafından kullanılmadığı, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık bulunduğu, alanda planlanan taşıt yolları açısından planlama tekniklerine aykırılık bulunduğu, sosyal ve teknik altyapı dengesinin bozulduğu, plan değişikliklerinin imar mevzuatına ve kamu yararına aykırı olduğu, ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler ve davalılar yanında müdahil tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu işlemde imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 07/12/2022 tarih ve E:2019/21626, K:2022/10707 sayılı kararının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 21/09/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Anayasa'nın "Devletleştirme ve Özelleştirme" başlıklı 47. maddesinin ikinci fıkrasında, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7142 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK'nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür." düzenlemesi yürürlükten kaldırılmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun'un, Özelleştirme Yüksek Kurulunun görevlerinin sayıldığı 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme yürürlükte bulunmaktadır.
Her ne kadar, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin "Kurulların Görevleri" başlıklı geçici 8. maddesinde; bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan Kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkilerin bizzat kimin tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmemiştir.
Nitekim, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin geçici 8. maddesine dayanılarak hazırlanan 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kuruluna 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkileri kullanacak makamın bizzat "Cumhurbaşkanı" olduğu belirtilmiştir. Görüleceği üzere, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname veya yasal bir düzenleme ile yetkili makam tespit edilmediğinden, Genelge'ye ekli 1 sayılı Cetvelin üçüncü sırasında Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkileri kullanacak Makamı gösteren ayrık bir düzenlemeye daha gerek duyulmuştur.
Öte yandan, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin tevdi edildiği makamın Cumhurbaşkanı olduğu 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne ekli 1 sayılı Listenin üçüncü sırasında tespit edilmiş ise de, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler arasındaki özelleştirme kapsam ve programına alınan taşınmazlara ilişkin her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonlarının onaylanması hususunda karar verecek makamın, Genelge hükümleri ile tespit edilmesi, normlar hiyerarşisine açıkca aykırıdır.
Yetki kuralları, idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmektedir. "Görev ve yetki" kamu düzeninden olup, varlıkların özelleştirme kapsam ve programına alınması hususunda karar verecek makamın da alt düzenleyici işlem niteliğindeki Genelge ile değil, ancak üst hukuk normu niteliğindeki ve Anayasa'nın 47. maddesinin ikinci fıkrasının açık hükmü gereğince, kanun ile düzenlenmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, Özelleştirme Yüksek Kuruluna ait görev ve yetkiler konusunda bizzat karar alacak makamın, üst hukuk normlarında belirlenmediği, 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelge'ye ekli 1 sayılı Listenin üçüncü numarasında Genelge ile tespit edilmiş yetkiye dayalı şekilde işlem tesis edildiği dikkate alınarak dava konusu işlemin, yetki kuralları yönüyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Öte yandan, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun'a eklenen geçici 29. madde, 09/07/2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla 703 sayılı KHK'nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde "görülmekte olan işler"in, bu tarih itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin de "geçici" nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 703 sayılı KHK yürürlüğe girdikten sonra tesis edilen 30/08/2019 tarihli işlemin, 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden işler kapsamında olduğundan söz edilemez.
Bu itibarla, 30/08/2019 tarih ve 1486 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un geçici 29. maddesi kapsamındaki görülmekte olan işler niteliğinde bulunmadığından, bu maddeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuken mümkün değildir.
Kaldı ki, geçici 29. maddeyle, sadece bu Kanun hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca "görümekte olan işlerin" Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağına ilişkin düzenlemeye gerek duyulmuş olması da, Özelleştirme Yüksek Kurulunun geçici 8. madde kapsamında olmadığını göstermektedir.
Açıklanan nedenlerle, yetki yönünden hukuka aykırı olan dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, davacının temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XX- İmar Kanunu'nun 9. ve Ek 3. maddeleri ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 9. ve 26. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle, her ölçekteki imar planı ve değişikliğini yapmak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği açık olup, plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu, diğer yandan, yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin de hazırlanması/hazırlattırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nitelikteki imar planlarının, çevre imar bütünlüğüne uygun olarak hazırlanabilmesi için, söz konusu imar planları ile alana getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, ilgili idarelerle gerekli koordinasyon sağlanarak, bu nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanı miktarının yine mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, alanda bu ihtiyacın karşılanması mümkün ise, sosyal donatıların ayrılması, mümkün değil ise nerede ve nasıl karşılanacağına ilişkin araştırma ve analizlerin yapılması ve yeni kullanım kararının ulaşım altyapısına etkisinin değerlendirilmesi esastır.
Uyuşmazlıkta, taşınmazda belirlenen gelişme konut alanı kullanımı açısından, imar planlarına ilişkin hazırlanan plan açıklama raporunda, alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi, buna göre gereken sosyal donatı miktarının değerlendirilmesi ve bu nüfusun getireceği ulaşım ve trafik yükü ile etkilerinin ortaya konulması gerekmektedir.
Dosyada bulunan plan açıklama raporu, diğer bilgi ve belgeler ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte incelenmesinden; parsele getirilen kullanım kararı sonucu, gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, dava konusu imar planları hazırlanırken yeni kullanımın getireceği nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarının, standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında herhangi bir çalışma ya da analizin yapılmadığı, taşınmazı kapsayan alanda yürürlükte olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında kabul edilen koruma ilkelerine aykırı şekilde taşınmazın yapılaşmaya açıldığı, imar planı değişikliği ile devamlılığı olan yolların kaldırıldığı, bu hususun Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 26. maddesinin 6. fıkrasına aykırı olduğu, parselde öngörülen sosyal tesis alanı kullanımına ilişkin emsal oranının (0.60), meri imar planlarında bu kullanım açısından belirlenen emsal oranı (0.30) ile uyumsuz ve ayrıcalıklı belirlendiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde, imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Davalı idarelerce, taşınmazın %42,78'lik kısmının sosyal ve teknik altyapı alanına ayrıldığı belirtilmekte ise de, mevzuat ile öngörülen standartlara uygun olarak sosyal donatı alanı belirlenip belirlenmediğinin değerlendirilebilmesinin, ancak söz konusu imar planları ile getirilen nüfus yoğunluğunun hesap edilmesi ile mümkün olduğu açıktır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XXX- İmar Kanunu'nun 9. ve Ek 3. maddeleri ile Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 9. ve 26. maddelerinin birlikte değerlendirilmesinden, özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerde, ilgili kuruluşlardan gerekli görüş alınmak suretiyle, her ölçekteki imar planı ve değişikliğini yapmak, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının yetkisi dahilinde olmakla beraber; bu plan ve plan değişikliklerinin çevre ve imar bütünlüğünü bozmayacak nitelikte ve imar mevzuatına uygun olarak yapılması gerektiği açık olup, plan değişikliklerinde, değişiklik gerekçesi ve yapılan gereklilik analizlerini ayrıntılı açıklayan plan raporu hazırlanmasının zorunlu olduğu, diğer yandan, yoğunluk artıran veya kentsel ulaşım sistemini etkileyen imar plan değişikliklerinde, kentsel teknik altyapıya yönelik etkilerin belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması amacıyla, ayrıca kentsel teknik altyapı etki değerlendirmesi raporunun ve analizinin de hazırlanması/hazırlattırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dosyada bulunan plan açıklama raporu, diğer bilgi ve belgeler ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte incelenmesinden; parsele getirilen kullanım kararı sonucu, gelecekte bu alanda yaşaması öngörülen nüfus yoğunluğuna ilişkin herhangi bir bilgi ya da belgenin bulunmadığı, dava konusu imar planları hazırlanırken yeni kullanımın getireceği nüfusun ihtiyacı olan sosyal donatı alanlarının, standartlara uygun olarak ayrılıp ayrılmadığı ya da bu ihtiyacın nasıl karşılanacağı ve ulaşım altyapısının yeterli olup olmadığı hususlarında herhangi bir çalışma ya da analizin yapılmadığı, ayrıca parselde öngörülen sosyal tesis alanı kullanımına ilişkin emsal oranının (0.60), meri imar planlarında bu kullanım açısından belirlenen emsal oranı (0.30) ile uyumsuz ve ayrıcalıklı belirlendiği anlaşıldığından, dava konusu işlemde, imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile, karara katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!