WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/3681 E.  ,  2024/746 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3681
Karar No : 2024/746

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 21/06/2022 tarih ve E:2017/4113, K:2022/5232 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 21/06/2022 tarih ve E:2017/4113, K:2022/5232 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca müsnet suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter derecede, kuvvette, kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği ve suçun davacı tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay …. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı hükmün onanmasına karar verildiği ve davacı hakkındaki beraat kararının ... tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, tanık E.T.'nin, davacının örgütle bağlantısına yönelik gözlemlerinden ve duyumlarından hareketle çıkarımda bulunmaya çalıştığı, davacının örgütle iltisakının ve irtibatının bulunduğuna, 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını "desteklediğine" ve bağımsız adaylar tarafından yapılan toplantılara katıldığına ilişkin olarak dava dosyasında herhangi bir somut tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, E.T. isimli şahsın beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği; davacının seçimlerde örgütün sözde "bağımsız" adaylarını desteklediğini, onlar lehine seçim çalışması yürüttüğünü, seçimde örgüt adına/lehine sandık müşahitliği yaptığını ya da örgütsel herhangi bir faaliyette bulunduğunu ortaya koyabilecek somut bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bir bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idare tarafından da dava dosyasına sunulmadığı görüldüğünden, F.G. isimli tanığın beyanının, davacının örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Davacıya sicil notu olarak yüksek puan verilmesi hususu yönünden; davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle sicil notu olarak yüksek puan verildiğine dair iddianın soyut nitelikteki bir iddiadan ibaret olup somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacı hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede yer verilen tespitler ve kamu davası açılmış olması hususu yönünden; davacı hakkında düzenlenen iddianame ve beraat kararı içeriğinde yer alan hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu yönünden; her ne kadar davalı idare tarafından, FETÖ ile iltisaklı olup örgütün propagandasını yapan internet sitelerine giriş yapmasının ve örgütün finans kuruluşu olan Bank Asya ile örgüte müzahir Kimse Yok Mu Derneğinden davacıya mesaj gelmesinin, davacının FETÖ ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de, sadece bu sitelere giriş yapılmış olması veya bu kurumlardan mesaj almış olmasının (örgütsel saikle gönderildiğine ilişkin somut bir veri bulunmadığından) davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı bulunduğunun göstergesi olarak kabulüne olanak bulunmadığı, 02/04/2017 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Asya Katılım Bankası hesabı yönünden; davacının Asya Katılım Bankası hesabına ilişkin dosyaya sunulan bilgi ve belgeler incelendiğinde; davacının Asya Katılım Bankası hesabında FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Banka'nın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar olan dönem de dahil olmak üzere herhangi bir hesap hareketliliğinin tespit edilmemiş olması karşısında, davacının Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabının bulunmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacının kendi beyanı yönünden, davacının, çocuklarını örgüte müzahir ortaokuluna gönderdiği hususu gerek Millî Eğitim Bakanlığınca Dairelerinin ara kararına cevaben gönderilen bilgi ve belgelerle gerekse de davacının kendi beyanıyla sabit olmakla birlikte, davacının eğitim saikiyle böyle bir tercihte bulunduğu hususunun aksini ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin dava dosyasında bulunmadığı gibi davalı idarece de dosyaya sunulmadığının görüldüğü, netice itibarıyla davacının çocuklarını örgüte müzahir okula gönderdiğine yönelik beyanlarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının eşi E.M'nin FETÖ/PDY Terör Örgütü ile iltisaklı/irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ve eşinin Bank Asya'da hesabının bulunması yönünden; davacının eşi E.M. hakkında verilen beraat kararında, Bank Asya'daki hesabında rutin bankacılık işlemleri yapıldığı ve örgüt elebaşının talimatı doğrultusunda hareket ederek Bankaya para yatırma işleminin olmadığı hususunun tespit edilmiş olduğu, ayrıca E.M. hakkındaki ceza yargılamasında yer alan diğer tespit ve belgelerde de davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediğinin görüldüğü, bu nedenle, davacının eşi E.M.'nin FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı/irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ile Bank Asya'da hesabının bulunmasına dair tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Davacının kardeşleri ile ilgili tespitler yönünden; davacının kardeşleri hakkındaki tespitlerde, davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek herhangi bir hususa yer verilmediği görüldüğünden, davacının kardeşlerine yönelik tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden; Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … sayılı) soruşturma dosyasının derdest olduğu, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi'nin E:… sayılı dosyasında, … tarih ve K:… sayılı kararı ile inceleme maddelerinde öne sürülen iddialardan dolayı soruşturma izni verilmesine yer olmadığı hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına, soruşturma maddesindeki eylem yönünden gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesine tevdiine dair karar verildiği, bunun dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığı belirtilmiş ise de, bu disiplin soruşturmaları kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmaların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacıya ilişkin sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 20/10/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan nitelikte herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının ödenmesi ve özlük haklarının iadesinin gerektiği,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle,
Dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının davalı idarece davacıya ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Daire, kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağını kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu; davacı hakkındaki tanık beyanlarına salt davacının beyanları esas alınmak suretiyle itibar edilmemesinin gerekçesinin anlaşılamadığı, davacının iltisak ve irtibatını gösteren çok sayıda delilin rastlantı ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, davacıya emsallerine nazaran yüksek teftiş notu verilmesi hususunda, söz konusu belgeyi düzenleyen müfettişlerden H.K. ve F.U'nun FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak/irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmış olmalarına rağmen Daire tarafından bu notun örgütsel saiklerle verildiğini ispatlayacak bir bilgi ve belge olmadığı yolundaki gerekçeyle dikkate alınmamasının re'sen araştırma ilkesine aykırı olduğu; somut olayda davacı hakkındaki mevcut delillerin, bir Cumhuriyet savcısı tarafından değerlendirmeye tabi tutularak neticesinde “terör örgütü üyeliği” suçu yönünden kamu davası açmak için “yeterli” olduğu takdir edilmekle davacı hakkında kamu davasının açılmış olduğu, iddianamedeki delillerin iltisak ve irtibat hususunu ortaya koyduğu hâlde bu hususun dikkate alınmadığı; davacıdan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda hazırlanan raporun, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde anlam ifade ettiği, benzer dijital delillerin başka dosyalarda aleyhe delil olarak kabul edildiği; davacının örgüte yardım amacıyla hesap açtığı ve para yatırdığı yönünde dava dosyasına delil sunulmadığı şeklindeki gerekçesinin, idari yargı ve idari yargılama usulü açısından hukuki olmadığı; davacıların eğitim ve ekonomik sebepler gibi gerekçeleri öne sürerek kendisi ve çocuklarının okul veya dershaneye gideceğini ileri sürmesi tabii olduğundan, örgütsel saikle hareket ettiği şeklinde bir beyanda bulunmasının beklenemeyeceği, Dairece başka bazı dosyalarda bu yolda bir saptama yapmayarak, bu durumu davacılar aleyhine delil kabul ettiği; davacının eşinin Bank Asya'da 7 adet katılım hesabı açması delilinin, Daire tarafından münferit bir finansal hareket olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı; kardeşlerinin dosyaya sunulan durumlarının, bizzat davacıyı ilgilendirmediğinden bahisle aleyhe delil olarak kabul edilmemesinin hukuken hatalı olduğu, delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesinin gerektiği; ihbar ve şikâyet dilekçeleri, 2802 sayılı Kanun'un 97. maddesi kapsamında disiplin hukuku bağlamında ele alınarak değerlendirildiğinden salt şikâyet dilekçesi üzerine Kurul tarafından verilen karar sonucuna göre hareket etmenin hatalı değerlendirmeye yol açacağı; davacının yurt dışına çıkış kayıtlarının incelenmesi sonucu tespit edilen, meslekten ihraç edilen başkaca FETÖ/PDY şüphelileri ile yurt dışı giriş çıkış işlemleri yaptığına dair hususun dosyadaki diğer delillerle beraber değerlendirilmesi gerektiği; davacının yoksun kaldığı mali haklarının faiziyle birlikte ödenmesi, özlük haklarının iadesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal/özlük hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, kaldı ki dosyada lehine mevcut olup kararda değinilmeyen hususların olduğu, tanıklar tarafından Cumhuriyet Başsavcılıklarına verilmiş lehe beyanlara kararda yer verilmediği, temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, hâkim olarak tarafsız ve bağımsız şekilde görev yaptığı, iptal edilen dava konusu işlemin savunma alınmadan tesis edildiğinden Anayasa'ya ve AİHS'e aykırı olduğu, temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususların, insan haklarına saygı yükümlülüğüne, adil yargılanma hakkına, hukuk devleti ilkesine, hukuk güvenliği ilkesine, eşitlik, özgürlük ve adalet ilkesine, kanunilik ilkesine, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesine, suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesine, çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine uygun yargılama yapma ilkelerine, ölçülülük, öngörülebilirlik ilkesine, masumiyet karinesine, gerekçeli karar hakkına, lekelenmeme hakkına, mülkiyet hakkına aykırı olduğu, davalının daha önce ileri sürmediği vakıaları ikinci savunma dilekçesinde ve temyiz dilekçesinde ileri sürmesinin savunmanın genişletilmesi olduğundan usule aykırı olduğu, ileri sürülen tüm olaylardan dolayı suçsuz bulunarak beraat ettiği, eşinin faizsiz banka olması nedeniyle Bank Asya hesabında tamamen hayatın olağan akışına uygun, mutat bankacılık işlemleri yaptığı, bu durumun mahkeme kararı ile de sabit olduğu, kendi Bank Asya hesabında da mutat bankacılık işlemleri yapıldığının ve örgüt liderinin çağrısı sonrasında açılmış bir katılım hesabının bulunmadığının ceza yargılamasında verilen kararda ifade edilmiş olduğu; ceza yargılamasında görüşme kayıtları hususunun sosyal ve beşeri ilişkiler nedeniyle gerçekleşen görüşmeler olduğunun değerlendirildiği; F.G.'nin beyanlarının doğru olmadığının, aksi istikametteki lehe tanık ifadeleri ve hakkındaki beraat kararı ile ispatlandığı; mesleğinin başından itibaren müfettiş raporlarının çok olumlu olduğu ve hep yüksek not aldığı, aynı adliyede 2012 yılında aynı notu alan ve hâlen görevde bulunanların varlığının bu iddianın dayanaksız olduğunu gösterdiği; 12 kardeş oldukları dikkate alınmadan ve ilk savunmada yer verilmeyen, kardeşlerine ilişkin iddiaların suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırılık teşkil ettiği; 2012 yılındaki AİHM ziyaretinin davalı tarafça delil olarak ileri sürülmesinin hiçbir hukuki dayanağının olmadığı, FETÖ terör örgütü ile hiçbir bağının bulunmadığı, eğitim saiki dışında bir sebeple çocuğunu okula göndermediği, süreç içinde çocuğunu okuldan aldığı, hâkimlik teminatı ihlal edilerek yaklaşık 7 yıl boyunca mesleğinin elinden alındığı, eşinin hastalanması ve tedavi görmesi nedeniyle telafisi imkânsız zararlara yol açıldığı, mağduriyet ve zararın büyümemesi için uygun görüldüğü takdirde duruşma açılarak, davalı tarafın usul ve yasaya aykırı temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 06/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacının duruşma istemi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca müsnet suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter derecede, kuvvette, kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği ve suçun davacı tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay …. Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile hükmün onanarak kesinleştiği görülmüştür.

İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza davası sonucunda, ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacının silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; 40104 sicil numarasıyla ve Hâkim unvanıyla görev yapan davacının, 09/07/1997 tarihinde Hâkim Adayı olarak göreve başladığı, 23/07/1999-05/07/2002 tarihleri arasında Tarsus, 05/07/2002-18/06/2004 tarihleri arasında Patnos/Malazgirt, 18/06/2004-24/07/2006 tarihleri arasında Gaziantep/Nurdağı, 24/07/2006-10/07/2008 tarihleri arasında Edirne/Uzunköprü, 10/07/2008-20/09/2010 tarihleri arasında Bodrum, 20/09/2010-29/11/2016 tarihleri arasında Samsun Hâkimi olarak görev yapmış olduğu anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Başsavcısı olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan E.T.'ye ait, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 30/01/2018 tarihli tanık ifade tutanağında, "... Ben 2011 yılı Mart ayında Samsun Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı olarak atandım. 2014 yılı Ocak ayında da Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandım. Bana sormuş olduğunuz ...’in Samsun iline ne zaman atandığını tam olarak hatırlamıyorum. Kendisini Samsun’da hâkimlik yaptığı dönemde tanıdım. Mardinli olduğunu biliyorum. Kendisinin inşaat işi vardı, benim de bu işlerden biraz anlamam nedeniyle birkaç kez bu konuda sohbetimiz oldu. Gerek 17-25 Aralık süreci gerekse 2014 yılı HSYK seçimleri dönemine girildiğinde kendisi anlamadığım bir şekilde benimle irtibatını kesti. Ben ...’in FETÖ’yü öven, onunla irtibatını gösterir herhangi bir söz veya davranışına şahit olmadım. Ancak o dönem Samsun’da görev yapan bazı arkadaşlarımdan ...’in FETÖ’ye yakın isimlerin bulunduğu karşı gruba meyil ettiğini duydum. Seçim öncesinde Samsun iline gelen Yargıda Birlik adaylarına karşı ...’in olumsuz bir tavır ve davranışını görmedim, bağımsız adı altındaki adayları gezdirdiğine de şahit olmadım, ancak yemek ya da toplantılarına katılmış olabilir diye düşünüyorum. Seçim günü de ...’in ön plana çıkan bir davranışına şahit olmadım. Oy sayımı sırasında salonda değildi. ...’in ne şekilde okuduğu, nerelerde kaldığı hususlarında bilgi sahibi değilim. ...";
Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı vekili olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan F.G.'ye ait, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Müfettişlerince düzenlenen 22/02/2018 tarihli tanık ifade tutanağında, "... Halen Samsun Bölge Adliye Mahkemeleri Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürütmekteyim. 2012-2015 yıllarında Samsun Cumhuriyet Başsavcı vekilliği görevinde bulundum. Sonrasında da Samsun BAM başsavcılığı görevini yürütmekteyim. H.D., S.T. ve ... hakkında Samsun Adliyesinde aynı dönem çalışmamız nedeniyle bilgi sahibiyim. H.D.; 2014 HSYK seçimleri sırasında sözde bağımsız FETÖ/PDY adayları karşısında mücadele eden Yargıda Birlik Platformu adaylarını destekliyor gibi göründü. Ancak o tarihlerde adliyede FETÖ/PDY bağlantılı olduğu bilinen A.K., R.K., R.B. ve Z.B. gibi isimlerle sürekli iletişim halindeydi. Seçimlere 15 gün kala açık bir şekilde sözde bağımsız FETÖ/PDY adaylarını savunmaya başladı. Sözde bağımsız adayların aleyhine söylemlerde bulunduğum, bunların o dönem cemaat olarak bilinen FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olduklarını söylediğimde sözde bağımsız FETÖ/PDY adaylarını savunmaya başlardı. Ayrıca Yargıda Birlik Platformu adayları aleyhine konuşmaları da vardı. HSYK seçimlerinden sonraki süreçte de FETÖ/PDY bağlantılı olduğu bilenen yukarıda isimlerini zikrettiğim hâkim ve savcılarla ilişkilerini sürdürmeye devam etti. 15 Temmuz darbe girişiminde sonra tutuklanan V.T. tahliye olduktan sonra ziyaretime geldiğinde H.D.'nin cezaevinde FETÖ/PDY mensuplarının ritüellerine uyduğunu, dua ve beddualarına katıldığını, onlarla ortak hareket ettiğini, ayrıca FETÖ/PDY mensuplarının H.D.'nin eski cezaevi savcısı olması nedeniyle aralarındaki gardiyanlardan sorumlu olma görevini tevdi ettiklerini söyledi. Bunun dışında hâlen Samsun Cumhuriyet Savcısı M.S.N. 2014 HSYK seçimleri sırasında H.D.'nin sözde bağımsız FETÖ/PDY adaylarının bir kısmının selamını getirdiğini söylemişti. ... ...; aynı dönem Samsun Adliyesinde birlikte görev yaptık. 2014 HSYK seçimleri öncesinde ve sonrasında adliyedeki ilişkilerinde sürekli olarak FETÖ/PDY bağlantısı nedeniyle meslekten ihraç edilen A.K., R.K., R.B., Z.B. ve isimlerini hatırlayamadığım diğer örgüt bağlantılı hâkim ve savcılarla birlikte hareket ederdi. Hatırladığım kadarıyla 2015 yılının mayıs ayı içerisinde FETÖ/PDY taraftarı hâkim ve savcılar grubu Sinop’a ailece gezi düzenlemişlerdi. Bu geziye duyduğum kadarıyla R.B., R.K., Y.P., Z.B., Y.Ç., E.K. ve M.Y. gibi FETÖ/PDY taraftarı hâkim ve savcılar katılmıştı. ...’in de bu geziye ailesiyle birlikte katıldığını duymuştum. Zaten bu gezi Kuşçubaşı Eşref tarafından Twiter hesabında ifşa edilmişti. 2014 HSYK seçiminin yapıldığı gün adliye koridorunda FETÖ/PDY adaylarının sonuçlarını takip etmek ve sandık kurulunun işlemlerini gözlemlemek için beklemişti. Hatırladığım kadarıyla bu bekleyişleri sırasında S.S., E.O. ve R.K. isimli FETÖ/PDY taraftarı hâkim ve savcılarla birlikte koridorda bekledi. V.T. cezaevinde ...’in de FETÖ/PDY mensubu hâkim ve savcılarla hareket ederek dua, beddua gibi ritüellere katıldığını söylemişti. ..." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Tanık beyanlarından ve davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden; tanıklar ile davacının aynı tarihlerde (ve 2014 HSK seçimleri döneminde) Samsun Adliyesinde görev yaptıkları, davacı hakkındaki beyanlarının da birbirini destekler mahiyette ve örgütün yoğun propaganda çalışması yaptığı 2014 HSK seçimlerine ilişkin olduğu görülmüştür.
Tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden; ifadelerde 17/25 Aralık 2013 tarihinden sonra hâkim ve savcılar arasında belirgin bir şekilde ayrışma yaşandığı, FETÖ ile irtibatlı olan ve olmayanlar şeklinde bir gruplaşma olduğu, davacının bu ayrışmada FETÖ ile irtibat ve iltisaklı grup içinde yer aldığı şeklinde birbiriyle örtüşen beyanlara yer verildiği anlaşılmaktadır.
Davacıya ait dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen 02/04/2017 tarihli Bilirkişi Raporunda, davacıya ait ... seri numaralı 30 GB kapasiteli sabit disk imajı ve … seri numaralı 250 GB kapasiteli sabit disk imazı üzerinde yapılan detaylı teknik çalışma sonucunda her iki sabit disk imajı içeriğinde, www.aktifhaber.com, www.rotahaber.com, www.bankasya.com.tr, www.herkul.org, www.samanyoluhaber.com, www.esube.bankasya.com.tr isimli sitelere erişim yapıldığı, 35961...24171 imei numaralı cep telefonu ve telefona takılı sim kart imajının incelenmesinden ise www.rotahaber.com isimli siteye erişim yapıldığı ve BankAsya, Başarı UNV, Kimse Yokmu, FezaEğitim gibi yerlerden mesajların geldiğinin görüldüğü tespitlerine yer verilmiştir.
Danıştay Beşinci Dairesince, davacı hakkında FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı olup olmadığının sorularak, var ise söz konusu kaydın tespitine ilişkin belge ve raporların gönderilmesinin istenilmesi yönünde yapılan 20/10/2021 tarihli ara kararına, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından verilen 13/01/2022 tarihli cevabın incelenmesinden; davacının A.N.M. ve Z.R.M. isimli çocuklarını Samsun İlinde faaliyet göstermekte iken (23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki liste ile) kapatılan Özel Feza Berk İlkokuluna (2010-2016 yılları arasında) gönderdiği anlaşılmaktadır.
UYAP kayıtları üzerinden yapılan incelemelerde ise; davacının eşi olup, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak görev yapmakta iken olağanüstü hâl kapsamında yürürlüğe konulan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden çıkarılan E.M.'nin;
- "Silahlı Terör Örgütüne Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme" suçundan yargılandığı davada, … Ağır Ceza Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile; "... Her ne kadar sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de; sanığın örgüt içi haberleşme programlarını kullandığına dair herhangi bir tespitin olmadığı, sanığın örgüte müzahir herhangi bir sendika, dernek veya vakıf kaydının olmadığı, sanığın Bank Asya'da 19/11/2012 tarihinde 3878380 müşteri numarasıyla hesap açtırdığı, bu hesaba bağlı olarak ayrıca altın ve dolar hesaplarının da açıldığı, bunun yanında sanığın 21/03/2013 tarihli 4.495 TL, 08/11/2013 tarihli 66.800 TL, 20/01/2014 tarihli 22.242,49 USD tutarlı, 20/01/2014 tarihli 7.875,77 Euro tutarlı, 18/03/2014 tarihli 12.237,42 TL, 19/11/2014 tarihli 817,5 gram altın, 06/02/2015 tarihli 62.000,42 TL tutarlı 7 adet katılım hesabı açtırdığı, 06/02/2015 tarihli 62.000,42 TL tutarlı katılım hesabının Bank Asya'nın TMSF'ye devrinden sonra olacak şekilde 01/04/2016 tarihinde kapatıldığı, sanığın Bank Asya'da hesap açtırdığı tarihten itibaren nakit yatan, ATM'den para çekme, nakit çekilen, hesaplar arası virman, döviz alış gibi rutin bankacılık işlemlerinin gerçekleştirildiği, sanık savunmasında özetle "üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, herhangi bir talimatla Bank Asya'ya para yatırmadığını, TL birikimlerini altın, dolar ve euroya çevirerek değerlendirdiğini, işlemlerini internet bankacılığı üzerinden yaptığını" beyan ettiği, sanığa ait Bank Asya hesap hareketleri, bilirkişi raporu ve sanık savunması bir bütün halinde değerlendirildiğinde iddianameye konu edilen para yatırma eylemlerinin rutin bankacılık işlemleri kapsamında sayılması gerektiği, durum karşısında sanığın örgüt ele başının talimatıyla hareket ettiğine ve dolayısıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım suçunu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden arınmış, kesin, somut ve tam inandırıcı delil elde edilemediğinden "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle ..." CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği;
- Kamu görevinden çıkarılma işlemine karşı yaptığı başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davada, ... İdare Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile "davacının, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:2020/320 sayılı kararı ile, Bank Asya hesap hareketlerinin örgüt talimatı ile yapıldığının net olarak ortaya konulamadığı ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma/yardım etme suçu için mahkumiyetine yeter delil elde edilemediğinden beraatine karar verildiği anlaşılmakta ise de, örgütün talimat tarihleriyle uyumlu şekilde gerçekleşen Bank Asya hesap hareketlerinin ve bankanın TMSF'ye devrinden sonra katılım hesabının kapatılmasının ceza yargılamasından bağımsız olarak davacının terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı yönünden Mahkememizce hükme esas alınabileceği ... davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu sonucuna varıldığından davacının başvurusunun reddine ilişkin dava konusu Komisyon kararında hukuka aykırılık görülmemiştir." yolundaki gerekçeyle davanın reddine karar verildiği; bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin . tarih ve E:., K:… sayılı kararı ile reddedildiği; bu kararın da temyiz incelemesinin Danıştay Beşinci Dairesinin E:2023/17273 sayılı dosyasında devam ettiği görülmüştür.
Hâkim ve savcılar açısından sadakat yükümlülüğü, "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkmakta, bu bağlamda, Türk Yargı Etiği Bildirgesi'nin 2.5. ve 3.2. maddeleri ile AİHM kararlarında belirtildiği üzere, yargıya olan güvenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için hâkim ve savcıların "bağımsız ve tarafsız olmaları" kadar, "bağımsız ve tarafsız görünmeleri" de önem taşımaktadır. (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, 28/06/1984, Seri A No. 80, § 40, paragraf 78; D.N./İsviçre, Başvuru No. 27154/95, 29/03/2001, paragraf 41-46 ve 48-57) Nitekim yargı mercilerinin ve bu mercilerde görev yapan hâkim ve savcıların, davaya taraf olanlar ve kamuoyu nezdinde güven uyandırmaları ve bu bağlamda bağımsızlık ve tarafsızlıklarından en ufak bir kuşku duyulmasından kaçınmaları gerekmektedir.
FETÖ'nün yapısı ve işleyiş kuralları uyarınca evlilik ve aile yaşamına kadar yansıyan faaliyetlerde bulunduğu ve davacının
aile birlikteliği içerisinde birlikte yaşadığı eşinin FETÖ silahlı terör örgütü ile irtibatının olduğu yönündeki yargı kararı da dikkate alındığında, davacının söz konusu örgütün faaliyetlerinden ve eşinin durumundan haberdar olmamasının, bir yargı mensubu olarak yürüttüğü meslek itibarıyla sahip olduğu nitelikler ve donanım ile hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun, bir yargı mensubu olarak üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan ve bağımsız ve tarafsız "olması" kadar bağımsız ve tarafsız "görünmesi" de gereken davacı açısından bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe edilmesine ve dolayısıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatı bulunduğu kanaatinin oluşmasına neden olan bir delil niteliğinde olduğu sonucuna varılmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacının; 2014 HSYK seçim döneminde FETÖ ile irtibat ve iltisaklı grup içinde yer aldığı şeklinde birbiriyle örtüşen tanık beyanları, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde öğretmen olarak görev yapmakta iken olağanüstü hâl kapsamında 686 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan davacının eşi hakkındaki yargı kararlarında yer verilen hususlar ve bu tespitlere uyumlu yukarıda aktarılan diğer hususların birlikte değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı mali haklarının davalı idarece davacıya ödenmesine ve özlük haklarının iadesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 21/06/2022 tarih ve E:2017/4113, K:2022/5232 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. Kesin olarak, 01/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.