WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/3641 E.  ,  2024/745 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3641
Karar No : 2024/745

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 09/12/2021 tarih ve E:2016/58138, K:2021/4400 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun .. tarih ve … sayılı kararının iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı tüm maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 09/12/2021 tarih ve E:2016/58138, K:2021/4400 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusundan feragat edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile istinaf isteminin incelenmeksizin mahalline iadesine karar verildiği ve söz konusu beraat kararının 15/10/2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
Davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla düzenlenen iddianamede yer verilen tespitler yönünden; her ne kadar, davacı hakkında düzenlenen iddianamedeki Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosunun … soruşturma 12/08/2016 tarihli yazısıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 04/07/2016 tarihli Raporda, davacının, 2014 yılı HSK üye seçimlerinde karşıt sandık müşahidi olarak faaliyet yürüttüğü ve meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen bir kısım yargı mensubu ile birlikte 06/04/2016 tarihinde Burdur ilinden Isparta iline giderek yine meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen Isparta eski hâkimi N.A'yla bir yemeğe katıldığı ve sonrasında N.A'yı adliyesindeki odasında ziyaret ettiğinin belirtildiği görülmüş ise de; davacının ceza yargılamasının yapıldığı Mahkemece beyanlarına başvurulan ve ifadelerine yer verilen R.T., M.Ç., Z.A. M.Ş. ve T.A. isimli tanıklar tarafından tutarlı bir şekilde davacının karşıt sandık müşahiti olarak görev yapmadığının ifade edildiği, davalı idarece bunun aksini ortaya koyan ve davacının örgüt lehine sandık müşahitliği yaptığı, örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediği yönünde somut bir tespit, tanık beyanı veya başka bir bilgi ve belgenin de dava dosyasına sunulmadığı, bununla birlikte aynı raporda, davacının katıldığı belirtilen yemeğin örgütsel amaçlarla düzenlendiğine ve davacının da bu yemeğe örgütsel amaçla katıldığına dair bir bilgiye de yer verilmediği görüldüğünden, söz konusu Raporda yer alan tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Bununla birlikte davalı idare tarafından; davacı hakkında düzenlenen iddianamede belirtildiği üzere, davacıya ait 506...21 ve 506...36 numaralı GSM hatları üzerinde yapılan inceleme neticesinde Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 25/09/2017 tarihli HTS Analiz Raporunda, davacının, haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığının tespit edilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğu ileri sürülmüşse de davacı hakkında düzenlenen HTS analiz raporunun davalı idare tarafından dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin .. tarih ve E:.., K:… sayılı beraat kararında yapılan tespitlerin değerlendirilmesi sonucunda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca haklarında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütülen birkısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Ankesörlü/Sabit hat telefon görüşmesi kaydı yönünden, davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca hazırlanan ve davalı idare tarafından 12/03/2021 tarihli ek beyan dilekçesi ekinde sunulan 17/08/2020 tarihli Rapor ile Danıştay Savcısının bilgi ve belge istemine ilişkin yazısına Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından verilen cevap birlikte değerlendirildiğinde; davacının kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattının tek bir tarihte ankesör/sabit hattan aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı,
Teftişte yüksek not verilmesi hususu yönünden, davacıya örgütle iltisaklı/irtibatlı olması nedeniyle yüksek not verildiğine dair iddianın, soyut nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgelerle desteklenmediği görüldüğünden, belirtilen hususun davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün görülmediği,
Diğer hususlar yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Danıştay Savcısının 21/09/2021 tarihli yazısına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı tüm maddi haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerektiği,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle,
Dava konusu işlemin iptaline, bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm maddi haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Daire, kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağını kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu, davacının seçim dönemindeki hâl ve hareketlerine ilişkin 04/07/2016 tarihli Rapor ve Raporda yer alan tespitleri doğrulayan tanık ifadelerinin münferit bir eylem, hâl, hareket veya tavır olarak değerlendirilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı, davacı hakkındaki beyanın somut bir şekilde netleştirilmesinin, davacının katıldığı belirtilen yemeğin örgütsel amaçlarla düzenlendiğine ve davacının bu yemeğe örgütsel amaçlarla katıldığına ilişkin bilgi sunulmasının taraflarından istenilmesinin hukuki bir dayanağının olmadığı ve yerine getirilmesinin imkânsız olduğu; HTS kayıtlarının, taraflarınca dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının ve adli yargı mercilerince ulaşılan örgüt üyesi olduğunu ispatlamaya yeterli olmadığı yolundaki tespitlerin iptal kararına dayanak yapılmasının hukuka uygun olmadığı, haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili soruşturma yürütülen şahıslarla olan görüşmesinin "belirli bir periyot ve yoğunluk" tespiti yapılmaksızın HTS kayıtlarının delil olarak kabul edilmemesinde isabet bulunmadığı, davada "belirli bir periyot" belirlemesi yapılmasının doğru bir yaklaşım olmayacağı ve görüşmelerin yoğunluğunun görüşme hakkında bir veri oluşturmayacağı; Daire tarafından tekil aramalara hiçbir önem atfedilmemekte ise de, sadece FETÖ/PDY silahlı terör örgütü sivil imamları tarafından kullanılan ankesörlerin detaylı incelemeye tabi tutulmuş olması ve ana kural olarak sivil imamların ilgilileri farklı ankesörlerden aradıkları gerçeği birlikte düşünüldüğünde “tekil arama” hususunun üzerinde durulması, resen araştırılması yahut diğer deliller ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, ankesör aramalarının “ardışık” olmadığı gerekçesiyle hiçbir değerlendirme yapılmadan delil olarak kabul edilmemesinin hatalı olduğu; örgütün yargı teşkilatında etkin olduğu ve denetim neticesinde verilen notlar üzerinde söz sahibi oldukları dönemde davacıya emsallerine nazaran yüksek teftiş notu verilmesine ilişkin olarak, 2014 yılında Gevaş'ta yapılan denetimde 81 puan belirlenmesine ilişkin belgeyi düzenleyen müfettişlerden A.Y.'nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak/irtibatı nedeniyle meslekten çıkarılmış olmasına rağmen, Daire tarafından hangi yıl yapılan denetimde kaç puan verildiğine ilişkin belgenin dosyaya sunulmadığı şeklinde resen araştırma ilkesine aykırı olarak ya da Dairece istenildiği hâlde ibraz edilmediği şeklinde anlaşılabilecek bir gerekçe ile dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğu, anılan notun örgütsel saikle verildiğinin ispatlar nitelikte bilgi-belge aranmasının yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini gösterdiği; davacının yoksun kaldığı mali haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal/özlük hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, başka bir yargı mensubu hakkındaki iddiaları içeren 04/08/2016 havale tarihli rapora, sehven Diyarbakır hâkimi S.K. yerine adının yazılmasıyla başlayan iddianın, gerçeği yansıtmadığının Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararıyla hükmen kesinleşmesi ile sona erdiği; 73 sayfalık HTS analiz raporunda, görüştüğü kişilerin hemen hemen tamamına yakınının birlikte veya komşu adliyede/mülhakatta çalıştığı yargı mensupları ile daha önceki görev yerlerinden tanıdığı kişiler ve nöbet veya soruşturma dosyaları vesilesiyle görüşmesi gereken adli kolluk görevlileri olan kişiler olduğu, hiçbir yargı imamı, mütevelli heyet üyesi ya da örgüt sorumlusu ile görüşmesinin de olmadığı; denetimi yapan müfettişin örgütsel bir saik ile hareket ettiği sabit olmadığından, davalı idarenin temyiz gerekçesinin hukukilikten uzak olduğu, 2008-2012 yıllarında Mersin/Bozyazı ilçesinde çalışırken denetimini yapan müfettişin de aynı kişi olduğu ve o teftişte kendisine 78 puan verildiği, dosyalarının incelenmesi hâlinde aslında daha yüksek not alması gerektiği, bu temyiz gerekçesinin olumsuz algı oluşturma çabası olduğu; tek bir tarihte yapılan ankesör araması yapan kişinin Cezaevi Müdürü olduğu hâlen aktif görevine devam ettiği, ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı'nın 01/10/2021 tarihli yazısında, GSM hatlarının rapor tarihi itibarıyla HTS veri havuzunda herhangi bir ardışık aranma kaydına rastlanılmadığının raporlandığı savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 06/12/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir.
Daire kararının davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince;
Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir.
Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır.
Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı maddi haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 13/12/2016 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarıldığı tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, temyize konu Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6) Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı tüm maddi haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadelerinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı tüm maddi haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin iptaline, davacının bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 09/12/2021 tarih ve E:2016/58138, K:2021/4400 sayılı kararının, davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin hükmü dışındaki kısımlar yönünden ONANMASINA,
3. Anılan Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6) Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "yoksun kaldığı tüm maddi haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadelerinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren yoksun kaldığı tüm maddi haklarının, dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA,
4. Kesin olarak, 01/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Dava, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatı sabit görülen davacının; yargıya mensubiyetinin uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptaline ve bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm maddi haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin bağımsızlığı vurgulanmış ve vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri gerektiği belirtilmiş, hiçbir organ veya kişinin mahkemelere veya hâkimlere emir veya talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği veya tavsiye ve telkinde bulunamayacağı vurgulanmıştır. 139. maddesinde ise hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
- Davacı hakkında düzenlenen iddianamede yer alan '...Burdur Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosunun … soruşturma 12/08/2016 tarihli yazısıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen 04/07/2016 tarihli Raporda; Burdur’da hâkimlik yapan ...’in seçim günü Burdur Adliyesinde kurulan sandık alanında karşıt müşahidi olarak faaliyet yürüttüğü, Burdur Cumhuriyet savcıları M.Ş. (...), Ü.Ü. (...), M.B. (...) ve Burdur hâkimi M.Ç. (...) ile birlikte 06.04.2016 günü Burdur ilinden Isparta iline gelerek Isparta hâkimi N.A. (39639) ile yemek yedikleri, daha sonra adliyedeki odasında ziyarette bulundukları, şeklindeki istihbari bilgilerin belirtildiği; Şüpheli (Davacı) ...'e ait 0506...21 ve 0506...36 numaralı gsm hatları üzerinde yapılan inceleme neticesinde Antalya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edilen 25/09/2017 tarihli HTS Analiz Raporunda; Şüpheli (Davacı) ...'in, hakkında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle görüşme yaptığı...' şeklindeki tespitler,
- Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca hazırlanan 17/08/2020 tarihli Rapordaki; davacının kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan 506...21 no'lu GSM hattının Antalya İl Merkezindeki 242...17 numaralı ankesörlü telefondan 23/07/2017 tarihinde (1) kez arandığı ve 145 saniye görüşme yapıldığı yolundaki tespit,
- FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı yargı mensuplarının Adalet Bakanlığı ve HSYK’da etkin oldukları dönemde davacıya sicil notu olarak yüksek puan verilmiş olması,
Hususları bir bütün olarak birlikte değerlendirildiğinde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna varıldığından, üstün bir kamu gücü niteliğindeki yargı yetkisini kullanan davacı hakkında bu örgütle iltisak ve irtibatlı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ilişkin olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ve Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.