DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3071 E. , 2024/309 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3071
Karar No : 2024/309
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 29/03/2022 tarih ve E:2017/5807, K:2022/1619 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 29/03/2022 tarih ve E:2017/5807, K:2022/1619 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş; "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın (istinaf edilmeden) 08/02/2019 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Davacının kendi beyanı yönünden, davacının lise son sınıfta eğitim amacıyla FETÖ/PDY yapılanmasına ait okul ve dershaneye gittiğine dair beyanının, bir başka ifadeyle eğitim saikiyle hareket ettiğinin aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulamadığı görüldüğünden, davacının anılan beyanının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütle bağının olmadığını ifade eden F.P. isimli tanığın ve davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lehine yapmış olduğu herhangi bir davranış, eylem veya sözüne şahit olmadığını ve anılan terör örgütü ile ilgisi olmadığını, hatta terör örgütünü eleştirdiğini ifade eden Z.K. isimli tanığın beyanlarının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkındaki Ankesör/Büfe Sorgu Raporu yönünden, davacı hakkındaki ankesörlü telefon görüşmesi kaydının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,
Dijital materyallere ilişkin tespit yönünden, davacının FETÖ ile bağlantılı internet sitelerine giriş yaptığına ilişkin dijital kalıntılar bulunduğuna ilişkin tespitlerin davacının FETÖ ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıya ilişkin sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varıldığı,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, Dairelerince yapılan ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında yürütülmekte olan disiplin soruşturması bulunduğu belirtilmiş ise de, bu soruşturma kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından söz konusu soruşturmanın, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Diğer hususlar yönünden, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmış davacının eşinin dosyalarına sunulmuş belgelerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalı idarece, davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 16/12/2020 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakını veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği,
Davacı tarafından dava açma süresi geçtikten sonra verilen 13/07/2018 tarihli savunmaya cevap dilekçesinde dava konusu karar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesine karar verilmesi talep edilmiş ise de, dosyanın tekemmül aşaması dikkate alındığında ayrı bir davanın konusunu oluşturabilecek nitelikte olan ve davanın genişletilmesi yasağı kapsamında kalan istemin incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle,
Dava konusu kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının neden yerinde görülmediğinin gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin katı bir bakış açısıyla yapılamayacağı; meslekten çıkarılan bazı hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda Dairenin verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile bu dosyadaki iptal kararının gerekçesinde çelişkilerin bulunduğu; Daire, kararlarında dava konusunun atipik özelliği ile disiplin işlemi olmadığı ve FETÖ terör örgütü ile iltisak ve irtibat kavramları esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtilmiş iken hatta bu bağlamda anılan örgüt ile "sosyal birliktelik" görüntüsü vermenin veya örgütün amaçlarına yardımcı olmanın söz konusu kavramları kapsayacağını kabul edilmiş iken bu davada, davacı hakkında meslekten çıkarma işlemine yeter somut tespitlerin göz ardı edilmesinin hukuka aykırı olduğu; Daire tarafından, tanıkların hazırlık aşamasında verdikleri ifade ile kovuşturma aşamasında davacı lehine düzelterek verdikleri ifadelerin karara aynen yazılarak çelişkinin hukuki dayanakları ortaya konulmadan dikkate alınmamasının iptal hükmüne gerekçe oluşturmasının isabetsiz olduğu; FETÖ/PDY terör örgütünün stratejisi gereği kendilerine yakın gördükleri kişileri örgütün amaçlarına yardımcı olmak için yakın takibe aldıkları ve zimmetleme denen yöntem ile örgüte kazandırmaya çalıştıkları, davacının da bu bağlamda zimmetlenmesi hususunun, örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir durum olduğu; Dairece, davacı hakkındaki tekil aramaların dikkate alınmadığı, ardışık olarak aranan ve eşinin babası olan şahıs hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla soruşturma yürütüldüğü, ardışık aramaların ise Sivas'ta tutuklu eşi ile yapıldığı yönündeki kendi beyanının esas alınarak karar verildiği; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı okulda/dershanede eğitim hususunun sadece davacının beyanını esas alarak delil olarak kabul edilmemesinin isabetli olmadığı; davacı hakkındaki tespit ve deliller, aile bireyleri başta olmak üzere sosyal çevre bilgileri ve Kurul kayıtları bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde davacıyla ilgili kanaatin olumsuz yönde oluştuğundan dava konusu işlemin tesis edildiği; davacının yoksun kaldığı mali haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu, 7075 sayılı Kanun'un 10/1. maddesi gereği maddi/manevi tazminat taleplerinin reddi gerektiği, 685 sayılı KHK’nın yürürlüğe girdiği tarih öncesi için hiçbir şekilde parasal/özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faize hükmedilemeyeceği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak ve faiz talebinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, hakkında tanıklık yapanların savcılık makamı tarafından bulunduğu, etkin pişmanlıktan yararlanıp yapı içinden birçok kişinin adını vermiş oldukları, hiçbir şeyi saklamadıkları, tanıkların istikrarlı bir şekilde kendisinin yapıyla alakası olmadığını belirttikleri, F.P.'nin kendini aklamak adına, yapıyla alakası olmayan aynı bekâr evinde birlikte kaldıklarını beyan ettiği, bunun suçlayıcı bir beyan olarak algılanmasının hukuka aykırı olduğu; diğer tanık Z.K. ise "zimmetleme” kavramını açıkladıktan sonra, şahsının kendisine zimmetlendiğini belirttiği, bu ifadenin yapının dışında olduğunun ispatı olduğu, iki tanığın da lehine beyan verdikleri, sonradan FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu anlaşılan dershaneye ve okula 15 yaşında iken toplamda bir sene gitmiş olmasının delil olarak sunulmasının hukuka aykırı olduğu; ankesörlü telefon görüşmelerinin tarih ve yerleri incelendiğinde, o dönem tutuklu bulunan eşi S.Y. ile yaptığı görüşmeler olduğunun anlaşılacağı, kayıtlarda yer alan diğer bir görüşmenin ise eşinin babası olan ve hakkında örgütsel bir soruşturma bulunmayan Z.Y. ile yapıldığından görüşmenin örgütsel bir yönünün bulunmadığının açık olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 13/07/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 31/08/2016 tarih ve 2016/428 sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararla reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın (istinaf edilmeden) 08/02/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması hâlinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza davası sonucunda, ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden; … sicil numarasıyla görev yapan davacının, 2011 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğu, 27/05/2013 tarihinde Hâkim Adayı olarak göreve başladığı, 09/10/2014-17/06/2016 tarihleri arasında … İdare Mahkemesi Üyesi olarak, 01/07/2016-29/11/2016 tarihleri arasında Sivas Vergi Mahkemesi Üyesi olarak görev yapmış olduğu anlaşılmaktadır.
Davacının yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesinde alınan 31/01/2019 tarihli sorgu ve savunmasında: "... tanık F.P.'yi tanırım, kendisiyle 2011 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra kaldığım evde tanıştım, ben 2011 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştum, üniversite eğitimim sırasında cemaate ait evlerde ve yurtlarda kalmadım, ben Malatya'da düz lisede okuyordum, dershanelerin açtığı ortak sınavda il üçüncüsü oldum, Malatya'da bulunan Özel Turgut Özal Kolejinden teklif gelmesi üzerine %70 burslu olarak lise son sınıfta bu koleje gittim, o dönem bu okulun FETÖ'yle iltisaklı olduğunu bilmiyordum, 15/07/2016 tarihinden sonra bu okul kapatıldı, üniversiteye hazırlık için Malatya'da bulunan Hügem Dershanesine gitmiştim, dershanelerin hepsi kapatıldığı için bu dershanenin FETÖ'yle iltisaklı olup olmadığını bilmiyorum, benim girdiğim deneme sınavına bütün dershaneler dahildi, üniversite 3. sınıfta okurken Türk Parlamenterler Birliğinin düzenlediği bir staj programı nedeniyle Ankara'ya geldim, bu dönemde mecliste birçok hukukçu ile tanıştım, onlar bana hâkim savcı olmak istiyorsam yada kurumlarda avukat olarak çalışmak istiyorsam Ankara'daki dershanelere gitmemi söylediler, birkaç dershane önerdiler, Başkent Kariyer Dershanesiyle anlaştım, Ankara'da halam ikamet ediyordu, o dönemde halamın evinde kaldığım resmi ikametgah kayıtlarında görülecektir, halamın evinde kaldıktan 1-2 ay sonra kayınvalidesi geldi, bu nedenle evden ayrılmam gerekti, pansiyon veya kalacak bir ev aradım, dershanedeki arkadaşlarıma söyledim, dershaneden Rabia isimli arkadaşım bana kendisinin bir evde kaldığını, boş bir odalarının olduğunu, istediğim kadar süreyle kalıp kira ödeyebileceğimi söyledi, Rabia'nın kaldığı evde 2 ay kadar kaldım, tanık F.P. ile de bu evde tanıştım, daha sonra ev kirasını karşılayamadığım için bu evden ayrılmak zorunda kaldım, ben o evde KPSS sınavına hazırlandım, o dönem hakimlik sınavına da girdim ama barajı geçemedim, 2012 yılında KPSS sınavına girdim, ama tercih yapamadım, evden ayrıldıktan sonra Malatya'ya ailemin yanına döndüm, 2012 yılı Aralık ayında girdiğim idari yargı sınavını kazandım, tanık F.P. benden önce sınavı kazanmıştır, benden bir önceki dönemdir, kendisini o evden ayrıldıktan sonra hiç görmedim, tanık Z.K. ile … İdare Mahkemesinde birlikte staj yapmıştık, ben Ankara hâkim adayıydım, hakim adaylığı dönemimde Adalet Bakanlığına bağlı Adalet Evinde tek kişilik odada kaldım, kayıtlardan bakılabilir, tanık Z.K. ile daha sonra da Akademide aynı sınıftaydık, kendisinin bu yapıyla ilgili olduğunu bilmiyordum, diğer arkadaşlarımla ne kadar samimi isem onunla da o kadar samimiydim, bana özel bir ilgisi yoktu, genellikle staj yaptığımız arkadaşlarımızla birlikte takılıyorduk, Z.K. ile özel bir iletişimimiz yoktu, ...";
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan F.P.'ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli sorgulama tutanağında: "... Dershaneye gitmek istememle avukatlık stajımı başlatacak olmam sebebiyle söz konusu çalışma evlerinden eşyalarımı toplayarak ayrıldım ve Ankara dan üniversiteden tanıdığım F.Ç. isimli arkadaşımla irtibata geçtim. F.Ç. bana hitaben "Cemaatin bir evi var bu evlerin cemaatle çok alakası yok, buraya gelip giden bu evden sorumlu olan kimse yok, istiyorsan benimle kalabilirsin şeklinde söyledi, bu evlerde kalan kişiler genelde üniversitede bu yapıya ait evlerde kalmış, ancak çalışma evlerine güvenilmediği için çağırılmamış kişilerdir, bu ev hakim savcı çalışma evi değildir, bu evde her türlü sınava hazırlanan, avukatlık yapan kişiler vardır. Bu kişilerin çok yapı ile alakası ve bağı yoktur. F.Ç. ile bu evde kalmaya karar verdim. Bu evde aynı zamanda F.Ç. dışında bizim dönemden F.K. isimli şahıs ile ... isimli şahıs vardı. Yine bu dönemde R. isimli bir şahısta kalıyordu. Bu şahısların o dönemde yapı ile bağlantıları yok denilecek kadar azdı, bu evde murakıp, sermurakıp, BTM gibi kişiler yoktu, sanki bir bekar evi gibiydi. ... … isimli şahıs; o dönemde KPSS sınavına hazırlanıyordu. Daha sonradan hangi dönemden olduğunu bilmiyorum ancak İdari yargı hakimliğini kazandığını öğrendim. o dönemde yapı ile alakası yoktu ancak sonradan alakası olup olmadığını bilmiyorum. Görsem teşhis edebilirim. ...";
F.P. isimli tanığın, davacının ceza yargılamasında alınan ifadesinde: "Ben Hakim olarak görev yapıyordum, şu anda ihraç edildim. Ben 2011 yılında Hakimlik/Savcılık sınavına hazırlandığım dönemde yapıya ait çalışma evlerinde kaldıktan sonra yapıyla alakası olmayan her türlü sınava hazırlanan kişilerin kaldığı bir evde kaldım. Bu evin yapıyla alakası yoktu, bekar evi gibi bir evdi, bu eve farklı farklı insanlar gelip kalır giderdi. Sanık ... isimli şahsı da bu evde gördüm, ben bu belirttiğim evde yaklaşık 1 ay kaldım. ...'nin evde kaldığım dönemde yapıyla alakası yoktu. Sanıkla bu evde karşılaşmamızın haricinde hiçbir şekilde karşılaşmadım ve görüşmedim. Ekleyeceğim başka bir husus yoktur. Ben soruşturma sırasındaki ifademde sanığın bu yapıyla bağının olmadığını belirtmiştim, iddianamedede bana ait okunan ifadede "yapıyla bağlantısı yok denecek kadar az" ibaresi, kalmış olduğum ev içindi, ben bu ifadeyi sanık için kullanmadım, bu hususu düzeltmek istiyorum.";
Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Z.K.'ye ait, … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 05/12/2017 tarihli ifade tutanağında: "... Staj döneminde yapıdan olan bir kişi yapıyla ilgisi olmayan diğer bir veya bir kaç kişi ile yakın ilişki kurmasına ve onunla ilgilenmesine "ZİMMETLENME" deniyordu. Bunun amacının ne olduğunu bilmiyorum. Bu zimmetlenme olayı bize söylendiğinde daha önceden sevdiğim, çok iyi anlaştığım ve hâlen sevmeye devam ettiğim yapı ile alakası olmayan G.Y, ... isimli şahıslardı. Yine yapı içerisinde bu dönemde Menfi-Müsbet denilen bir olay da vardı. Bu olay yapıya düşman olan kişiler hakkında bilgi vermeye Menfi-Müsbet deniliyordu. ..."
Z.K. isimli tanığın, davacının ceza yargılamasında alınan ifadesinde: "... isimli şahsı Ankara'da hakimlik stajı yaptığım dönemde, hem ... İdare Mahkemesi hem de Adalet Akademisinden tanıyorum. Stajın ardından kendisi ile 1-2 kez telefonla görüşmüşümdür. Sümeyye ile birlikte staj yaptığım dönemde kendisinin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçuna istinaden yapmış olduğu herhangi bir davranış, eylem veya sözüne şahit olmadım. Aksine kendisi söz konusu terör örgütünü eleştiriyordu. Kendisine ait terör örgütü materyali (kitap, mobil uygulama) taşıdığını görmedim. Şahit olmadım. Herhangi bir toplantıya birlikte katılmadık. Daha önce savcılıkta Sümeyye sorulduğunda orada da Sümeyye'nin terör örgütü ile ilgisi olmadığını söylemiştim. Ekleyeceğim başka bir husus yoktur." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Davalı idarenin 10/10/2023 tarihli ek beyan dilekçesi ekinde dosyaya sunulan, avukatlık yapan S.D.D.Ö.'nün süpheli sıfatıyla Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan 08/06/2023 tarihli ifadesinde;"...5-6 ay avukatlık yaptıktan sonra 2011 ya da 2012 yılı gibi Adana ilinde bulunan Ümit Kaymak Özel Kursuna hakim adaylığı için gittim. Bunun haricinde de kendi evimde çalışmaya devam ettim. Sınava iki ay kadar kala Ankara ilinde bulunan hakimlik çalışma evlerine tekrar gitmek isledim. Bu amaçla şu an hatırlamadığım bir kişiye ulaştım o da beni Ankara ilinde bir adrese yönlendirdi Ardından da Ankara Balgat ‘ta bulunan Öncü Sitesindeki bir eve gittim. Bu evde benim dışımda Sümeyye İsimli şahıs, Neslihan isimli şahıs ve Merve isimli şahıslar vardı. Bu gittiğim evde kurallar daha hafifti. Cep telefonu yasak değildi. Başka bir yasak olup olmadığını hatırlamıyorum. Diğer evdeki kurallar biraz daha ağır olduğu için sanırım benim daha farklı bir eve gönderdiklerini düşünüyorum.
Bu evde sürekli ders çalıştık. Günde on saat çalışma şartı vardı. Evde kaldığımız ve ders çalıştığımız dönemde bizlere ciltli çalışma kitapçığı/çalışma kâğıtları veriyorlardı. Biz de buradaki soruları çözmeye çalışıyorduk. Sorduğumuzda bizim çalışma evlerinde kalıp hâkimliği kazanan kişilerin hazırladıkları sorular olduğunu söylüyorlardı. Bu çalışma ciltlerinin üzerinde herhangi bir şey yazıp yazmadığını bilmiyorum.
2011 yada 2012 Adli Yargı Hakimlik sınavını kazandım. Net olarak hatırlamıyorum. Sınavdan önce bizlere soru verilmedi. Yazılı sınavda çözmemiz için getirilen soruların benzerleri sınavda çıktı ancak birebir aynı sorular değildi. Yazılı sınavın ardından benim gibi sınavı kazanan Sümeyye isimli şahısla birlikte mülakata girmeye hak kazandım.
Mülakat provası için sınavı kazananları Ankara ilinde bir özel öğrenci yurdunun alt katında topladılar. Burada yaklaşık 100 kadar kız öğreci bulunuyorduk. ... Bana sıra geldiğinde paravanın arkasındaki şahıs bana, onların uygun gördüğü biri ile evlenip evlenmeyeceğimi sordu. ... hâkim olduktan sonra maaşımdan bir miktar verir misin diye sordu....
… isimli şahıs: 1988-1990 arası doğumlu olabilir. Soyadını daha önce verdiğim ifadede … olarak beyan etmiştim. Malatyalı olduğunu hatırlıyorum. Marmara üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olabilir. 165-170 boylarında esmer tenli zayıf yapılı bir kızdı. 2011-2012 yılları arasında kaldığım çalışma evinde benimle birlikte kalan şahıslardandır ”... ismini … olarak belirtiğim kişi ... (TCKN:…) isimli şahıstır." şeklinde beyanlarda bulunmuştur.
Davacı tarafından bu tanık ifadesine yönelik olarak dava dosyasına sunulan beyanda; ifadesi alınan şahsın söz konusu evin örgütün hâkim savcı çalışma evi olmadığını ve çalışma evine göre daha rahat ve telefon serbestliğinin bulunduğu bir ev olduğunu belirttiği, benzer bir ifadenin F.P. tarafından da verildiği, 2012 yılında 2 ay kalmış olduğu bu evin yapıyla alakası olmadığı ve anılan evin bir bekar evi olduğu, ceza yargılamasında söz konusu evin örgüt evi olmadığının kabul edildiği ileri sürülmüştür.
Tanıklara ve davacıya ait ifadelerin değerlendirilmesinden; tanıklar F.P. ve S.D.D.Ö.nün davacı ile hâkimlik savcılık sınavlarına örgütün diğer "hâkim-savcı çalışma evlerine" göre kurallarının daha hafif olduğu bir "çalışma evinde" birlikte hazırlandıkları, Z.K. isimli tanığın da hâkimlik stajı döneminde örgüt tarafından davacı ile yakın ilişki kurması ve onunla ilgilenmesi için görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, yukarıda belirtilen davacının beyanları, davacı hakkında tanık beyanları ve aktarılan hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla bu karara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararın tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu karar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararının iptali, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne,
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararın iptaline, bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 29/03/2022 tarih ve E:2017/5807, K:2022/1619 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. Kesin olarak, 19/02/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!