WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 11 Temmuz 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2474 E.  ,  2023/1945 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2474
Karar No : 2023/1945

TEMYİZ EDENLER : I-(DAVACILAR):
1-…Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ.
2-…Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ.
3-…Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ.
4-…Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ.
VEKİLİ : Av. …

II-(DAVALI) : …Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri V. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 20/01/2022 tarih ve E:2019/7142, K:2022/274 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 02/02/2019 tarih ve 30674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği"nin "Kurulamayacak tesisler" başlıklı 54. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin (9) numaralı alt bendi ile "Kapsam dışı tesisler" başlıklı Geçici 1. maddesinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti:Danıştay Onuncu Dairesinin 20/01/2022 tarih ve E:2019/7142, K:2022/274 sayılı kararıyla;
10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 385. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendi, 390. maddesinin 1. fıkrasının (b) ve (c) bentleri; 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesi, "Tanımlar ve Kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin (a) ve (h) bentleri, "Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kuruluşu ile yönetmelikler ve düzenlemeler" başlıklı 27. maddesi; 02/02/2019 tarih ve 30674 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'nin "Kurulamayacak tesisler" başlıklı 54. maddesinin davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan hali ve "Kapsam dışı tesisler" başlıklı Geçici 1. maddesine yer verilerek,
Yönetmelik'in 54. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin (9) numaralı alt bendi yönünden;
Davacılar tarafından iptali istenen düzenlemenin, dava tarihinden sonra yürürlükten kaldırılmış olması nedeniyle, anılan bendin iptali isteminin esasının incelenmesi olanağı kalmadığından bu kısım hakkında karar verilmesine hukuken olanak bulunmadığı,
Yönetmelik'in Geçici 1. maddesi yönünden;
İptali istenen madde ile 01/04/2002 tarih ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği'nin yayımından önce OSB’lerde kurulmuş ve dava konusu Yönetmelik'in "Kurulamayacak tesisler" başlıklı 54. maddesinde belirtilen konularda faaliyet gösteren tesislerin kapsam dışında bırakıldığı,
Davalı idare tarafından, davacı şirketlerin anılan maddenin iptalini isteme konusunda menfaat ihlali koşulunun oluşmadığı ileri sürülmekte ise de, davacıların iptali istenen madde ile 01/04/2002-02/02/2019 tarihleri arasında kendileri gibi güneş enerjisi santrali kurulumu amacıyla OSB sınırları içinde arsa tahsisi yapılanların yasak kapsamına alındığı ve bunun hukuka aykırı olduğu, bir başka deyişle eksik düzenleme yapıldığı iddiasıyla iptal isteminde bulunduğu, bu haliyle içinde bulundukları hukuki durumun (haklı beklenti) korunmadığı iddiasına dayanan davacıların, anılan maddenin iptali istemiyle dava açma ehliyetlerinin bulunduğu sonucuna ulaşıldığı,
Öte yandan; dava konusu Yönetmelik yürürlüğe girmeden önce OSB sınırları içerisinde kurulmuş güneş enerjisi santrali bulunmayan, 2014 yılında Seydişehir OSB sınırları içerisinde güneş enerjisi santrali kurulması amacıyla adına arsa tahsisi yapılan ve 2015 yılında arsa tahsisleri müteşebbis heyeti kararı ile iptal edilen davacı şirketlerin, eksik düzenlemeye yönelik iptal istemlerinin bu hususla sınırlı olarak incelenmesi gerekmekte olup, 01/04/2002-02/02/2019 tarihleri arasında OSB sınırları içerisinde kurulmuş güneş enerjisi santrallerinin yasak kapsamına alındığına yönelik iddianın bu davada incelenmesinin mümkün olmadığı,
Davacılar tarafından; iptali istenen madde ile dava konusu Yönetmeliğin 54. maddesinde belirtilen konularda faaliyet gösteren ve 01/04/2002 tarihinden önce kurulan tesisler kapsam dışı bırakılırken, 01/04/2002 tarihinden sonra arsa tahsisi yapılanların kapsam dışı bırakılmamalarının ve 54. maddede yer alan düzenlemenin bu durumdaki kişiler bakımından geriye yürütülmesinin hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,
22/08/2009 tarih ve 27327 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve dava konusu Yönetmelik'in 101. maddesiyle yürürlükten kaldırılan Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği'nin 101. maddesinde, OSB'lerde kurulamayacak tesisler sayılmış, OSB'nin maddede belirtilen tesislerin dışında, belli kriterleri dikkate alarak kurulmasında sakınca gördüğü diğer tesisler için üniversite ve benzeri kuruluşlardan alınacak raporlar çerçevesinde karar vereceği; 107. ve 108. maddelerinde ise, taksitlerin ödenmemesi, belli süreler içerisinde yapı ruhsatı alınmaması, çevresel etki değerlendirmesine ilişkin kararların alınmaması, inşaata başlanmaması, üretime geçilmemesi gibi durumlarda arsa tahsisinin yönetim kurulu tarafından iptal edileceği düzenlemelerine yer verildiği,
Benzer düzenlemelerin, 01/04/2002 tarih ve 24713 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve anılan Yönetmelik'in 182. maddesiyle yürürlükten kaldırılan Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği'nde de yer aldığı,
Anılan düzenlemeler uyarınca; dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde, bir tesisin, Yönetmelik'te kurulamayacak tesisler arasında sayılmamasına rağmen OSB sınırları içerisinde kurulmasının belli kriterlere bağlı olarak engellenmesinin hukuken mümkün olduğu ve arsa tahsislerinin de belli şartlar dahilinde geri alınabileceği veya iptal edilebileceğinin açık olduğu,
Görüldüğü üzere; herhangi bir tesisin dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde uygulanan Yönetmeliklerde OSB'lerde kurulamayacak tesisler arasında sayılmamış olmasının ve anılan Yönetmelikler uyarınca arsa tahsisi yapılmasının, ilgilisine OSB sınırları içinde tesis kurma ve faaliyette bulunma konusunda kesinleşmiş bir hak tanımadığı, zira; anılan tahsisin, belli şartlar dahilinde tek yanlı olarak iptal edilmesinin mevzuat düzenlemelerinin bir gereği olduğu,
Bu durumda; dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde yasak olmayan tesislerin kurulması amacıyla adına arsa tahsisi yapılan, ancak henüz mevzuatta belirlenen şartları sağlayarak faaliyete geçmeyen kişilerin, yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş bir haklarının bulunmaması nedeniyle, arsa tahsisine konu faaliyete ilişkin olarak OSB sınırları içinde tesis kurma konusunda kazanılmış haklarının bulunduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı,
Öte yandan; Anayasa Mahkemesinin 16/11/2017 tarih ve E:2016/195, K:2017/158 sayılı kararında, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesinin, sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerdiği, bu nedenle hukuki güvenlik ilkesinin, yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak teessüs etmiş kazanılmış hakları korumanın yanında kazanılmış hakka dönüşmemiş beklentileri de belli ölçüde koruduğu, ancak hukuki güvenlik ilkesinin, her türlü beklentinin korunmasını zorunlu kılmayacağı, aksi takdirde kanun koyucunun hukuk düzeninde değişiklik yapmasının olanaksız hâle geleceği, her türlü beklentinin hukuki güvenlik ilkesi kapsamında koruma görmesinin düşünülemeyeceği, korunmaya değer beklentinin belli bir yoğunluğa ulaşan, diğer bir ifadeyle meşru (haklı) hâle gelen beklentiler olduğunun belirtildiği,
Kurulamayacak tesisler arasında belirtilmeyen tesislerin de OSB'lerde kurulmasının engellenmesinin mevzuat uyarınca mümkün olması; arsa tahsisinin OSB sınırları içerisinde faaliyette bulunmak için tek başına yeterli olmaması; tahsis bedelinin ödenmesi, yapı ruhsatı alınması, inşaatın tamamlanması gibi şartların da sağlanmasının gerekmesi; yapılmış olan arsa tahsislerinin belli şartlar dahilinde tek yanlı olarak iptal edilmesinin, mevzuattaki düzenlemelerin bir gereği olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, arsa tahsisi yapılmış olan kişilerin OSB sınırları içerisinde tahsise konu faaliyette bulunacaklarının garanti edilemeyeceğinin açık olduğu,
OSB'lerde kurulamayacak tesislerin, OSB'lerin kuruluş amaçlarına uygun olarak kullanılması ve dolayısıyla kamu yararı amacıyla belirlendiği de dikkate alındığında, dava konusu Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önceki dönemde adına arsa tahsisi yapılan, ancak henüz mevzuatta belirlenen şartları sağlayarak faaliyete geçmeyenlere iptali istenen maddede yer verilmemesinin gerçekleşme ihtimali yüksek, korunmaya değer haklı beklenti ihlaline yol açmadığı sonucuna varıldığı,
Bu durumda; dava konusu Yönetmelik'in yayımlandığı tarih itibarıyla kurulmuş bir güneş enerjisi santrali bulunmayan davacıların ve davacı ile aynı durumda olan kişilerin, salt arsa tahsisine dayanarak kazanılmış haklarının bulunduğunun ve haklı beklenti içinde olduklarının kabulü mümkün olmadığından, davalı idare tarafından 01/04/2002 tarihinden sonra arsa tahsisi yapılan, ama henüz kurulmamış olan tesislerin, OSB'lerde kurulamayacak tesisler yönünden kapsam dışı bırakılmamasında hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle,
Dava konusu Yönetmelik'in 54. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin (9) numaralı alt bendi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, Geçici 1. maddesi yönünden davanın reddine karar verilerek, yargılama giderinin yarısı davacı üzerinde bırakılmış, diğer yarısının davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine ve taraflar lehine karşılıklı olarak vekalet ücretine hükmedilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, arsa tahsislerine güvenerek bağlantı başvurusunda bulunulduğu, başvuru olumlu değerlendirilerek Bağlantı Anlaşmasına Çağrı Mektubunun düzenlendiği, TEDAŞ’tan proje onaylarının alındığı, yüksek miktarlarda işletme masrafları yapıldığı, taahhütler altına girildiği ve GES’lerin inşaatına başlanabilir hale gelindiği, arsa tahsis iptal kararlarının ise tam bu aşamada alındığı, ortada yalnızca alelade bir arsa tahsisinin iptalinin söz konusu olmadığı, kararda belirtilen şekilde, haklı beklentinin ve kazanılmış hakkın ihlal edildiğinden söz edilebilmesi için GES tesisinin kurulmuş olmasını beklemenin hayatın olağan akışına, dürüstlük kuralına ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğu belirtilerek, Daire kararının davanın reddine yönelik kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, davanın açıldığı tarihte tarafların haklılık durumu yönünden bir değerlendirme yapılmaksızın idareleri aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın, karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı nedeniyle davalı idare aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesine yönelik kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının temyize konu kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın temyize konu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Tarafların temyiz istemlerinin reddine;
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin 20/01/2022 tarih ve E:2019/7142, K:2022/274 sayılı kararının temyize konu davanın reddi ile karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısmı nedeniyle davalı idare aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesine yönelik kısmının ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 19/10/2023 tarihinde, davacıların temyiz istemleri yönünden oybirliği, davalı idarenin temyiz istemi yönünden oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinde, bu Kanun'da hüküm bulunmayan ve madde metninde sayılan hallerde 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulanacağı belirtilmiş, sözü edilen haller arasında “yargılama giderlerine” de yer verilmiş, 04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesiyle 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlükten kaldırılmış, aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanununun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Yargılama giderinin kapsamı” başlıklı 331. maddesinde yargılama giderlerini oluşturan unsurlar sayılmış, maddenin 1/ğ bendinde; vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama giderleri arasında olduğu belirtilmiş, Kanun’un “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlıklı 331. maddesinin 1. fıkrasında da; “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.” kuralına yer verilmiştir.
Temyiz başvurusuna konu kararda, davaya konu düzenlemeyi içeren Yönetmelik'in yürürlükten kaldırıldığından söz edilerek davanın konusunun kalmadığı gerekçesiyle işin esasına girilerek haklılık/haksızlık değerlendirmesi yapılmaksızın karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesine rağmen yargılama giderlerinin yarısının davalı idarece davacıya ödenmesine ve taraflar lehine karşılıklı olarak vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde yer alan atıf hükmü uyarınca yargılama giderleri konusunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. 6100 sayılı Kanun’un 331. maddesinin 1. fıkrasında, davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine gerek bulunmayan hallerde yargılama giderlerinin ne şekilde takdir edileceği hususu düzenlenmiştir. Temyiz başvurusuna konu kararda, davaya konu düzenlemeyi içeren Yönetmelik'in yürürlükten kaldırıldığından bahisle uyuşmazlığın esası hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” karar verilmiş olması nedeniyle başvuruya konu kararın hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine 6100 sayılı Kanun’un metnine yer verilen 331. maddesinin 1. fıkrasındaki kural çerçevesinde hükmedilmesi gerekir.
Bu durumda; kısmen ret, kısmen konusu kalmadığından bahisle karar verilmesine yer olmadığı kararıyla neticelenen davada, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumları belirlenip buna göre yargılama giderleri konusunda hüküm kurulması gerekirken, böyle bir değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesine yer olmadığı kısmı nedeniyle yargılama giderlerinin yarısının davalı idareye yükletilmesine ve davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olduğundan, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile temyiz başvurusuna konu kararın bu yönlerden bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyoruz.