DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/2226 E. , 2023/3341 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2226
Karar No : 2023/3341
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Kurulu
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 16/02/2022 tarih ve E:2018/3652, K:2022/512 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kalınan maaşlarına karşılık 161.000,00-TL'nin (7.000,00-TLx23 ay) yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve yine bu karar nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zarara karşılık 100.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 16/02/2022 tarih ve E:2018/3652, K:2022/512 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş;
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan açılan adli soruşturma sonucunda …Cumhuriyet Başsavcılığının …tarih ve Sor. No:…, K:…sayılı kararıyla kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği ve anılan kararın 21/11/2018 tarihinde kesinleştiğinin görüldüğü,
Tanık beyanı yönünden, tanık H.A.'nın, davacının 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediği ve örgüte müzahir dergi ile dolaştığını beyan ettiği ancak ifade içeriğinde bu beyanın somut bilgilerle desteklenmediği gibi dava dosyasında davacının 2014 yılı HSK seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını "desteklediğine" ve örgüte müzahir dergi ile dolaştığına ilişkin somut bir tespit veya başkaca bir tanık beyanı da bulunmadığı; tanık O.A.'nın, davacının o dönemdeki görevi kapsamındaki işlem ve eylemleri ile ilgili beyanlarda bulunduğu, ancak davacıyı FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkilendirecek somut herhangi bir ifadeye yer vermediği, öte yandan, O.A.'nın söz konusu ifadesini ihbar olarak değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu …Dairesinin …tarih ve Dosya No:…, K:…sayılı kararıyla, öne sürülen iddiaların soyut ve genel mahiyette olduğu, iddiaları doğrular nitelikte herhangi bir somut delil gösterilmediği gerekçesiyle ihbarın 2802 sayılı Kanun'un 97. maddesinin (a) ve (d) bentleri uyarınca işleme konulmaması hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına karar verdiği, bu itibarla tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının kendi beyanı yönünden, davacının Kuşadası Sulh Ceza Hakimliğince düzenlenen 18/07/2016 tarihli ifade sorgu tutanağında, 1998-2000 yılları arasında FETÖ/PDY bağlantısı olan Batman Aras Dershanesine sınavı kazanıp ücretsiz olarak gittiğini beyan ettiği, tanık olarak dinlenen F.O.'nun da aynı beyanda bulunduğu, bununla birlikte davacının, FETÖ/PDY yapılanmasına ait dershaneye eğitim ve ekonomik saiklerle gittiğini belirttiği, tanık beyanının da davacının beyanıyla aynı doğrultuda olduğu ve dava dosyasında bu durumun aksini ortaya koyabilecek bir tanık beyanı ya da somut bilgi ve belgenin bulunmadığı görüldüğünden, davacının kendi beyanının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşme kaydı yönünden, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca hazırlanan Rapor ile Dairelerinin ara kararına Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığı tarafından verilen cevap birlikte değerlendirildiğinde; davacının kendi adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hattının tek bir tarihte ankesör/sabit hattan aranmış olmasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Davacıyla ilgili şikayet ve soruşturma bilgisi yönünden, A.M. isimli şahıs tarafından yazılan 19/09/2016 tarihli dilekçedeki iddiaları inceleyen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu …Dairesinin …tarih ve Dosya No:…, K:…sayılı kararında; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik iddianın Cumhuriyet savcısının delil toplama, değerlendirme ve suçu nitelendirme yetkisi kapsamında kaldığı, bu yetkinin şikayet olunan davacı tarafından herhangi bir şekilde kötüye kullanıldığına veya taraflı davranıldığına dair delil gösterilmediği, kanun yollarına başvuru sırasında öne sürülebilecek hususun şikayete konu edildiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karara ilişkin şikayetin işleme konulmaması hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına, (davacının) örgüt üyesi olduğuna ilişkin iddia ile ilgili olarak ise bu hususla ilgili değerlendirmenin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu …Dairesinin …esas sayılı dosyasında yapıldığından ayrıca bu dosya üzerinden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği, ayrıca, Dairelerince verilen ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu …Dairesinin …esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu …Dairesinin yukarıda yer verilen …sayılı) disiplin dosyasında davacı hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığına Karar verildiği, bunun dışında FETÖ/PDY örgütü ile bağlantılı olarak yürütülen veya sonuçlandırılan başka idari soruşturma bulunmadığının belirtildiği, öte yandan bu disiplin soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğu ortaya konulmadığından, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı ve bu soruşturma kapsamında incelenen davacının örgütle bağlantısının araştırılmasının istenildiği şikayet dilekçesinin de davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı ile ilgili 15/05/2018 tarihli tutanakta yer alan otel kayıt bilgileri yönünden, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının konakladığı mekanların neredeyse tamamının kamu kurumlarına ait olduğu, davacı ile aynı tarih aralığında kamu kurumlarına veya özel işletmeye ait tesislerde konaklama yapan ve Polnet kayıtlarında hakkında FETÖ/PDY şerhi bulunan kişilerin davacı ile örgütsel faaliyet kapsamında aynı yerde konakladığını ispatlar mahiyette de bir belge sunulmadığının görüldüğü, bu itibarla, davacının konaklama kayıtlarına ilişkin 15/05/2018 tarihli tutanakta yer verilen tespitlerin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının adının geçtiği ByLock yazışması yönünden, örgüt tarafından davacının tetikçi ve örgüte operasyon yapabilecek kişi olarak değerlendirildiği ve hakkında daha fazla bilgi toplama gayreti içinde olunduğunu gösteren bu yazışma içeriklerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Sosyal medya paylaşımları yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütüne eleştiri mahiyetindeki paylaşımlarının davacının anılan örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,
Diğer hususlar yönünden, Dairelerinin ara kararı ile davalı idareye davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun sorulduğu, davalı idarece söz konusu ara kararına verilen 05/10/2021 tarihli cevapta, davacı hakkında sosyal çevre araştırmaları sonucunda elde edilen bilgi ve belgelerin, gerek davacının görev yaptığı mahalden gerekse diğer kurumlardan intikal eden ve işlem tesisinde Kurul kanaatinin oluşmasına destek olan her türlü veri ve bilgiler olduğunun belirtildiği görülmekle birlikte, anılan veri ve bilgilerin davalı idarece dava dosyasına somut bir şekilde sunulmadığının anlaşıldığı; netice itibarıyla, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 02/06/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakını ve/veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı anlaşıldığından, dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının bu karar nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00 TL'yi aşmamak üzere) meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiği,
Davacının dava konusu işlem nedeniyle uğranıldığını ileri sürdüğü manevi zarara karşılık manevi tazminata hükmedilmesi istemi değerlendirildiğinde ise;
Manevi tazminatın, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı olmadığı, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlayan bir tazmin aracı niteliğinde olması nedeniyle, yargı mercilerince takdir edilecek manevi tazminatın, ilgilinin zenginleşmesine yol açmayacak ve aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak miktarda belirlenmesi gerektiği,
Uyuşmazlık konusu olayda, davacının yargı mensubu olarak görev yapmakta iken, FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisak ve irtibatının bulunduğu ileri sürülerek meslekten çıkarılmasına dair tesis edilen dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunun saptanması karşısında, dava konusu işlemin sebep unsuru ve davacının üzerinden alındığı kamu görevinin niteliği de gözönüne alındığında, hakkında hukuka aykırı olarak tesis edilen işlemden dolayı duyduğu elem ve ızdırabın kısmen de olsa giderilmesini temin amacıyla takdiren 10.000,00-TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varıldığı,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi hâlinde yeniden işlem tesis edilebileceği gerekçesiyle,
Dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00 TL'yi aşmamak üzere) meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, Dairece davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle irtibat ve iltisaklı olduğu noktasında katı bir bakış açısıyla sonuca varıldığı, davacının hâkimlik ve savcılık mesleğinde kalmasının uygun olup olmaması yönünden yapılan değerlendirmede sübut derecesinin aranmasının usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Dairenin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatları nedeniyle meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcılar tarafından açılan davalarda verdiği bir kısım ret kararlarında yer alan değerlendirmeler ile işbu dosyadaki gibi verilen iptal kararlarının gerekçelerinde ciddi çelişkiler bulunduğu; davacının FETÖ/PDY bağlantısı olan Batman Aras Dersanesine ücretsiz gittiğini belirten beyanı, davacı hakkındaki ihbar/şikayet dilekçelerindeki davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğuna yönelik beyanlar, H.A. ve O.A. adlı tanıkların davacı hakkındaki ifadeleri, davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Dairesi Başkanlığınca düzenlenen Ankesörlü/Sabit Hat telefon görüşme kaydına ilişkin rapor, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına ibraz edilen 15/05/2018 tarihli tutanakta yer alan, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kapsamında soruşturma geçiren kişilerle aynı tarihlerdeki otel konaklamalarını gösteren analiz raporu gibi davacının FETÖ/PDY terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı olduğuna dair çok sayıda delil bulunduğu; davacı hakkındaki kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararı dava konusu işlemi kusurlandırmadığından, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olup olmadığına dair uyuşmazlığın dosya içerisindeki tüm bilgi ve belgeler incelenerek ve resen araştırma ilkesi uyarınca gerekli araştırmalar yapılarak sonuçlandırılması gerektiği; 667 sayılı KHK ve 6749 sayılı Kanun uyarınca meslekten çıkarılan yargı mensuplarının 685 sayılı KHK kapsamında Danıştayda açtıkları davalardaki parasal-özlük hak, maddi/manevi tazminat ve faiz talepleri yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, söz konusu parasal/özlük hak ve faiz taleplerinin dava tarihinden itibaren dikkate alınabileceğine dair yerleşik Danıştay içtihatlarına aykırı taleplerin kabulünün mümkün olmadığı, dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından, parasal hak, manevi tazminat ve faiz taleplerinin de reddi gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 19/06/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevaba ilişkin bilgi ve belgelerin dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Beşinci Dairesi kararının, davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmı ile hükmedilen manevi tazminata ilişkin kısmı dışındaki kısımlar yönünden, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davalı idare tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın esastan bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan, parasal hakların ödenmesinde, davacının meslekten çıkarıldığı tarihten, iptal kararı uyarınca mesleğe iade edildiği tarih arasında geçen dönemde varsa tespit edilecek çalışmaları karşılığında edindiği gelirin düşülmesi gerektiği tabiidir.
Daire kararının, davacı lehine hükmedilen maddi haklara yürütülecek yasal faizin başlangıcına ilişkin kısmına gelince;
Faiz, en genel anlamıyla, konusu bir miktar paranının ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan yoksun kaldığı süre içinde oluşan zararına karşılık olarak ödenen ve alacağın türüne göre oranı değişen bir bedeldir.
Hukuka aykırı işlem veya eylem nedeniyle uğranılan zararların ya da yoksun kalınan maddi ve manevi hakların karşılanması zaman içinde gecikebildiğinden, ilgililerin bu gecikmeden doğan zararının giderilmesi için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekli bulunmaktadır.
Yerleşik yargısal içtihatlara göre, hukuka aykırılığı saptanan idari işleme dayalı olarak hükmedilecek maddi ve manevi tazminata yürütülecek faizin başlangıç tarihinin, genel olarak idarenin temerrüde düştüğü tarih de olan işlem tarihi olduğu kabul edilmekle birlikte, davacı tarafından dava dilekçesinde yasal faizin başlangıç tarihinin belirtilmemesi hâlinde, iptal davasının açıldığı tarihten itibaren faize hükmedilmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, davacının dava dilekçesinde yoksun kaldığı maddi haklarına yasal faiz yürütülmesini istediği, ancak bunun başlangıç tarihini göstermediği, bu durumda dava açma tarihi olan 20/01/2017 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi gerekirken, Daire kararında meslekten çıkarıldığı tarihin yasal faizin başlangıcı olarak alındığı görülmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda Danıştayın, kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararı düzelterek onayacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu durumda, temyize konu Daire kararının "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6-Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadelerinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Daire kararının, davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmına gelince;
Manevi tazminat kişinin manevi değerlerinde meydana gelen eksilme ile duyulan acı, üzüntü ve sarsıntının bir miktar parayla kısmen de olsa hafifletilmesini sağlamak amacına yönelik olup, bir manevi tatmin aracıdır. Manevi tazminatın bu niteliği dikkate alındığında, belli bir zarar karşılığı olmayan yalnızca olay nedeniyle duyulan üzüntünün kısmen giderilmesi amacını taşımakta ise de, idarenin her hukuka aykırı işlemi nedeniyle duyulan üzüntü karşılığı manevi tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurmaz.
Bir idari işlemin mevzuata ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de; her aykırılığın tazminat sorumluluğunu gerektirmeyeceği de idare hukuku ilkelerindendir. Bir işlemin herhangi bir yönden mevzuata ve hukuka aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için, saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir.
Buna göre, idarenin her hukuka aykırı işleminin manevi tazminat ödenmesi sonucunu doğurmayacağı açık olup, davacının dosyadaki durumu ve dava konusu işlemin tedbir niteliğinde bir işlem olması nedeniyle yukarıda yer verilen manevi tazminata ilişkin şartların oluşturmadığı anlaşıldığından, davacının manevi tazminata ilişkin isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 16/02/2022 tarih ve E:2018/3652, K:2022/512 sayılı kararının, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının ONANMASINA oybirliğiyle, davacının bu işlem nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00 TL'yi aşmamak üzere) ödenmesine ilişkin kısmının ONANMASINA oyçokluğuyla,
3. Anılan Daire kararının, "İnceleme ve Gerekçe" kısmının "6-Sonuç olarak" bölümünün üçüncü paragrafındaki ve hüküm fıkrasının ikinci sırasındaki "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten" ifadelerinin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "dava tarihinden" şeklinde düzeltilerek ONANMASINA oybirliğiyle,
4. Anılan Daire kararının, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile …-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının BOZULMASINA oyçokluğuyla,
5. Kesin olarak, 27/12/2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara bu yönden katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararının iptali ile bu karar nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kalınan maaşlarına karşılık 161.000,00-TL'nin (7.000,00-TLx23 ay) yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve yine bu karar nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zarara karşılık 100.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesinin 16/02/2022 tarih ve E:2018/3652, K:2022/512 sayılı kararıyla, dava konusu kararın iptaline, davacının bu karar nedeniyle 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının (taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00-TL'yi aşmamak üzere) meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin tesis edildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00-TL tutarındaki manevi tazminatın davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Bununla birlikte, temyizen incelenen davada, miktar gösterilmek suretiyle maddi tazminat talebinde bulunulduğu dikkate alındığında, davacıya ödenmesi gereken miktarın yargı yerince belirlenmesi gerektiği açık olup, davacının 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının miktarına ilişkin hesaplama yaptırılmak suretiyle bulunacak maddi tazminat tutarı ve bu tutara ilişkin nispi karar harcı belirlenerek bir karar verilmesi gerekirken, söz konusu hesaplama yaptırılmadan verilen Daire kararının, davacının 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00-TL'yi aşmamak üzere ödenmesine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın, davacının 24/08/2016 tarihinden dava sonuçlanıncaya kadarki sürede yoksun kaldığı maaşlarının taleple bağlılık ilkesi uyarınca 161.000,00-TL'yi aşmamak üzere ödenmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!