WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 11 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2178 E.  ,  2024/360 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/2178
Karar No : 2024/360

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Kurulu
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVACI) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 08/03/2022 tarih ve E:2017/5846, K:2022/796 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve …sayılı kararı ile …tarih ve …sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptaline karar verilmesi; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 08/03/2022 tarih ve E:2017/5846, K:2022/796 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacı hakkında, …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması (Daire kararında "suçu işlemediğinin sabit olduğu" şeklinde yazılmıştır) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve bu kararın istinaf kanun yoluna başvurulmadığından 18/11/2020 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren M.F.C.'nin beyanı yönünden, tanık beyanının, başka delillerle desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren B.İ.'nin beyanı yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olmadığı yönündeki iddiasını doğrular nitelikte olan tanık beyanının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren S.A.'nın beyanı yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanının, başka delillerle de desteklenmediğinden davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacının kendi beyanı yönünden, davacının beyanının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında düzenlenen …tarih ve …Soruşturma Numaralı (Daire kararında "13/02/2018 tarih ve Sayılı" yazılmıştır) iddianame içeriğinde yer alan, davacının evinde yapılan aramada ele geçirilen ajandada yer alan beyanlar yönünden, davacının evinde yapılan aramada ele geçirilen ajandada yer alan yazıların, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, söz konusu soruşturmanın davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde dikkate alınmadığı,
Davacı hakkındaki sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 23/11/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı,
Öte yandan, davalı idarece davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle,
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair …tarih ve …sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında yürütülen ceza yargılamasında beraatine dair karar verilmiş ise de, dava konusu işlemler "üyelik" isnadıyla değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından, söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmeyeceği, meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacı hakkındaki tanık ifadeleri ile davacının ikrar mahiyetindeki üniversiteye hazırlık döneminde FETÖ/PDY bağlantısı olabilecek dershaneye gittiği ve 2014 Ekim'de yapılan HSK üyeliği seçiminde bağımsız görünümlü FETÖ/PDY üyelerinden üç tanesine oy verdiği yönündeki kendi ifadesi; davacı hakkındaki iddianamede yer alan tespitler; öte yandan FETÖ'nün sözde bağımsız adaylarından İ.B.'in seçim döneminde davacıyı araması ve davacının bu hususu "adliyede başka hakim ve savcıya ulaşamadığı" gerekçesiyle açıklamasının inandırıcılıktan uzak olması; davacının sözde bağımsız adaylardan M.K.’yı öven bir yazıyı beğenmesi ve yazı sahibi ile HSYK seçimlerine beraber gittiklerine dair tanık beyanı; davacının kendisinin "Digitürk üyeliğim vardı. Bu sene 2 veya 3 ay kadar önce rızam dışında zam yaptıkları için kapattım." şeklindeki beyanı; davacı lehine beyan verdiği ileri sürülen yargı mensubu B.İ.‘in beyanının dikkatlice okunması halinde, davacıyı 2014 HSYK seçim sürecinde sıkça uyardığı, oylarını Yargıda Birlik adaylarına vereceğini söylemesine karşın sözünde durmayıp bağımsız adaylara vermesi nedeniyle davacıya kızdığı ve bu süreçte bağımsız adaylara yakın durduğuna yönelik ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, temyiz dilekçesinde belirtilen hususların hem Dairece hem de ceza yargılamasında tartışıldığı, söz konusu örgüt ile iltisak ve irtibat kapsamında değerlendirilen kriterlerin hiçbirinin kendisinde mevcut olmadığı, dershaneye gitme amacının eğitim olduğu, örgütle bağlantı kurmadığı, Digitürk aboneliğini, yapılan zam nedeniyle, üstelik örgüt yöneticilerinin talimatından çok sonra iptal ettirdiği, tanıklar B.İ. ve S.A.'nın ifadelerinin aleyhine bir husus içermediği, tanık M.F.C. ile aralarında sorunlar ve husumet bulunduğu, bu sebeple tanığın bazı olayları çarpıttığı, ... ile FETÖ ile ilişkilendirilebilecek bir tanıma vesilesinin bulunmadığı, İ.B.'yi 2012'de HSYK tetkik hakimi sıfatıyla Siirt iline yaptıkları bir ziyaret sırasında tanıdığı, bu kişinin telefonunu bu sırada aldığı, kendisine telefonunu verdiği, o tarihten kendisini aradığı tarihe kadar aralarında hiç bir telefon görüşmesi olmadığı, bu kişiyle samimiyetinin bulunmadığı, Sapanca adliyesinde çalışan bir bayan hakimle İ.B. arasında tanışıklık bulunduğu, bu kişiyi arayıp ulaşamadıktan sonra kendisini aradığı, kendisinin de ne yapılacağını öğrenmek için M.F.C.'ü aradığı, bir gün sonra İ.B.'nin adliyede bulunan bayan hakimin odasına gittiği ve adliyedeki hakim ve savcıların bu bayan hakimin çağırması üzerine odasına gittiği, İ.D. isimli kişiyi Sapanca adliyesine atandığı 2014 senesinde tanıdığı ve örgüt üyesi olduğunu düşünebileceği en ufak bir davranışına şahit olmadığı, bu kişinin Hakkari'de başsavcı olarak beraber görev yaptığı M.K. isimli kişinin, bir ameliyatı sırasında ailesinin yanında olmaması nedeniyle kendisine refakatçi olarak hastanede kaldığını içeren bir yazı paylaştığı, bu yazı içeriğinde seçim süreci veya örgüt ile bağlantılı bir husus bulunmadığı, hem 2014 yılı seçimlerinde hem de 2010 yılında yapılan seçimde blok oy kullanmadığı, bu sistemin hakim ve savcıları kamplaştırdığını, hakim ve savcıların, adayların mesleki bilgilerini ve insani özelliklerini tanıyarak oy kullanması gerektiğini savunduğu, seçimlerde bir kişi ya da grup lehine veya aleyhine oy istemediği, oy kullandığı kişilerin hiçbirini tanımadığı, aldığı kararlarda söz konusu örgütün en ufak bir etkisinin olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 01/03/2023 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
…tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, davacı hakkında, …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan ceza davası sonucunda, …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet cetvelinin incelemesinden, …sicil numarasıyla ve Cumhuriyet Savcısı unvanıyla görev yapan davacının, 01/07/2011-18/07/2014 tarihleri arasında Bitlis Cumhuriyet Savcısı, 18/07/2014-29/11/2016 tarihleri arasında Sapanca Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır.
Cumhuriyet Savcısı olarak davacı ile aynı yerde görev yapan ve ifadesine başvurulan M.F.C.'nin, HSK Müfettişliğince düzenlenen 28/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında, "Ben halen Karadeniz Ereğli Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapmaktayım. Öncesinde 2011-2016 yılları arasında Sapanca Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptım. HSYK Genel Kurulunca Fetö irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ...'ı 2014-2016 yılları arasında Sapanca Adliyesinde birlikte görev yapmamız nedeniyle tanırım. Kendisiyle yaklaşık 2 yıl birlikte görev yaptık. Ayrıca 2011 yılında Bitlis Adliyesinden, Sapanca Adliyesine tayin olduğumda, ...'da Bitlis Adliyesine tayin olmuştu. Bitlis Adliyesinden ayrılırken, kendisiyle ilk kez orada görüşmüştük. ...'dan 2010-2014 yılları arasında HSYK üyeliği görevinde bulunmuş, daha sonra Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen … Siirt Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı iken, babasının Adliye Lojmanlarında bekçi olduğunu, bu nedenle ... ile tanışıklıklarını, kardeşlerinden birinin infaz koruma memuru, diğerinin zabıt katibi olmasında ...'in katkısı olduğunu kendisinden bizzat duydum. 2014 yılı HSYK seçim süreci başladığında, ben ...'dan YBP adaylarına destek olmasını istediğimde, kendisi YBP adaylarını destekleyeceğini beyan etmişti. Ancak YBP lehine Sapanca ilçesinde o tarihte HSYK Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı olan A.G. ve CTE Daire Başkanının katıldığı bir akşam yemeği organize edilmişti. Bu yemeğe ...'ı çağırdığımda, programı olduğunu söyleyerek mazeret ileri sürdü ve bu yemeğe katılmadı. Ben bu yemekte bulunduğum esnada ... beni aradı ve bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarından olup,- daha sonra Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen İ.B.'in bir gün sonra Sapanca Adliyesine geleceğini söyledi. Ben kendisine "Adliyeye gelmesin, benim odama da gelirse kovarım" dedim ve seni niye arıyor diye de sordum. Bunun üzerine İ.B.'in neden kendisini aradığını bilmediğini söyledi. Ertesi gün İ.B.'i Sapanca Adliyesinde görmedim. ...'ın kendisini karşılayıp karşılamadığı, ağırlayıp ağırlamadığını bilmiyorum. Bu tarihten 10-15 gün sonra YBP HSYK üye adayları M.Y. ve A.Ç. Sapanca Adliyesine geldiler ve adliyede lokalde bir toplantı yaptık. Orada ...'ın kendilerine yönelik olumsuz bir tavrı olmadı. Aynı gün akşam M.Y. ve A.Ç.'nin de katılımıyla Sakarya ilinde YBP lehine bir akşam yemeği organize edilmişti. Ben ...'ı bu yemeğe davet ettim ve katılması yönünde ısrarcı oldum ancak kendisi bana, çok sosyal biri olmadığını, bu tür organizasyonlara katılmaktan hoşlanmadığını söyledi. YBP lehine bir organizasyon olduğu için katılmayacağı yönünde bir söylemde bulunmadı. Ayrıca o dönem Sapanca Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olup sonrasında Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen İ.D., Adalet Org isimli internet sitesinde 18/09/2014 tarih ve saat 10:13 itibariyle yayınladığı "M.K. BAŞSAVCIM İLE HAKKARİ'DE BİR ANI..başlıklı bir yazı paylaşmıştı. Bu yazıya, paylaşımdan hemen sonrasında saat 10:19 itibariyle ... gül göndermişti. Bu yazı içeriğinde kendisinden övücü ifadelerle bahsedilen M.K., 2014 yılı HSYK seçimlerinde bağımsız görünümlü paralel yapı adayıydı. Bu yazının halen Adalet Org sitesinde mevcut olduğunu dün baktığımda da gördüm. 2014 yılı HSYK seçim günü ... oyunu kullanmaya İ.D. ile birlikte Sakarya Adliyesine gelmişti. Bunu da bizzat gördüm. Bu konuda söyleyeceklerim bundan ibarettir...";
Aynı tanığın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan, Mahkemenin talimatıyla alınan ifadesinde; "...ben 2014 yılı HSK seçimlerinde kendisine yargıda birlik platformu adaylarına oy vermesi konusunda istekte bulundum, kendisi YBD adaylarını destekleyeceğini beyan etmişti, buna rağmen YBD'nin Sakarya ve Sapanca'da gerçekleştirdiği hiçbir organizasyona katılmadı, Adalet Bakanlığı'ndan gelen üst düzey görevliler adliyemizi ziyaret ettiklerinde şahıslarla görüştü, herhangi bir olumsuz harekette bulunmadı ancak aynı gün akşam düzenlenen YBD yemeğine katılmadı..." "...Sapanca Savcısı İ.D. "M.K. BAŞSAVCIM İLE BİR ANI..." bir yazı paylaşmıştı, bu yazı da paralel yapıya mensup olduğu aşikar olan M.K.'nın çok başarılı ve yardımsever bir kişiliğe sahip olduğunu, bu şahsın çok vefalı olduğunu, Hakkari de birlikte çalışıp kendisine çok iyilikler yaptığını ifade etmiş ve adeta paralel yapıya mensup bir şahsın aleni propagandasını yapmıştı. Bu yazı yayınlandıktan 6 dk sonra ... bu yazının altına gül koymuştu. Bunu ben şuan hatırlayamadığım bir arkadaşımdan öğrenip adalet.org sitesinde gördüm ve hatta HSK müfettişine konu ile ilgili tanık olarak ifade vereceğim zaman da adalet.org sitesine girip kontrol ettiğimde halen bu yazının var olduğunu görmüştüm...";
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.İ.'nin, HSK Müfettişliğince düzenlenen 03/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen ...’ı 2002-2006 yılları arasında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde aynı sınıfta okumamız nedeniyle tanırım. Kendisi ile arada Selimiye’ye gider okey oynardık. O da at yarışı oynardı. Üniversiteden aynı gün mezun olduk. Beraber geçici mezuniyet belgemizi aldık. Kadıköye giderken hakim savcılık sınavlarına hazırlanmak için sahaflardan kitap aldık. O Siirt’e, ben de Bingöl’e gittik. Üniversite döneminde ...’ın bir dönem şu an Tarsus Hakimi olan F.T.’in ailesi ile beraber kaldığı evinde kaldığını, akabinde yine F.T.’in ailesine ait fırında işçilerle beraber bir dönem kaldığını öğrenmiştim. Yine bir dönemde serbest çalışan, açık kimlik bilgilerini bilmediğim Y. isimli Siirtli bir hemşerisinin yanında kaldığını biliyorum. Kaldığı yere hiç gitmedim. Ancak üniversitede gariban bir yapısı vardı. Benimle, F.T. ile ve şu an İstanbul’da avukatlık stajı yaptığını bildiğim A.C. ile takılırdı. Başka kişilerle takıldığını görmedim. Hayatında hep sınırlı sayıda arkadaşı olmuştur. Yapısı ona müsaittir. Biz hakim savcılık sınavını 2007 yılında kazandıktan sonra Adalet Akademisinde iki dönem aynı odada kaldık. ... orada namazını kılar, bol bol kitap okurdu. Okuduğu kitaplar tarih, bilim, felsefe gibi ağır ve eski kitaplardı. O dönemde Fetö ile bağlantısı olabilecek hiçbir davranışına şahit olmadım. Akabinde beraber kura çektik. O Gökçeadaya atandı. Ben Sinop Erfelek’e atandım. 3 yıla yakın orada çalıştım. 2011 yılında yaz kararnamesi ile ...’la Bitlis Adliyesine atandık. Bu haberi bana kararname çıktıktan sonra ... verdi. Çok şaşırmıştık. 3 yıl Bitlis Adliyesinde beraber çalıştık. Yaklaşık 2 yıl aynı odayı paylaştık. Orda da vakit namazlarını adliyede kılar, Cuma namazlarına giderdi. Yakın bir dostluğumuz oldu. Aynı binada farklı dairelerde oturduk. O süreç içerisinde de Fetö ile bağlantısı olabileceğini düşündüren herhangi bir davranışına şahit olmadım. Aksine 17 Aralık süreci sonrasında o dönemin tabiriyle cemaatin zararlı bir yapı olduğunu, Türkçe Olimpiyatlarının bir oyun olduğunu söylerdi. Genel olarak Kadiriler, Nakşibendiler ve diğer cemaatler üzerine yorum yapar, bol bol kitap okurdu. 2014 yazında ben Menemen Adliyesine, ... Sapanca Adliyesine tayin oldu. 2014 yılı HSYK seçimi öncesinde ...’ı birkaç kez aradım ve YBP adaylarına destek olmasını söyledim. Hatta ...’ın YBP’yi destekleyeceğinden emindim. Sadece hatırlatma ve kimsenin etkisinde kalmaması için ara ara kendisini aradım. ... bana YBP’ye destek olacağını söylemişti. Bir keresinde tekrar konuştuğumuzda Sapanca’da çalışan Cumhuriyet Savcısı İ. diye birinin M.K.'yı çok övdüğünü, bu kişinin meslektaşlarına çok iyi davrandığını söylemişti. Ben de bunun bir oyun olduğunu, Van Cumhuriyet Başsavcısı iken M.K. ile bir keresinde Bitlis Adliyesi ziyaretinde karşılaştığımızda yüzümüze bakmadığını söyledim. Bu şahsa kesinlikle itibar etmemesi gerektiğini söyledim. O da bana tamam dedi. O süreçte yakinen tanıdığım Sapanca Cumhuriyet Savcısı M.F.C. ile görüştük. M.F.C. bana ...’ın, Cumhuriyet Savcısı İ.’e yakın olduğunu söylemişti. Ben M.F.C.’e ...’ın Fetöcü olmadığını, ters bir kişiliğe sahip olduğunu, ona sahip çıkması gerektiğini söyledim. M.F.C. ile daha sonra görüştüğümüzde ...’ın YBP’nin faaliyetlerine icabet etmediğini söyledi. Kendi içine kapalı bir kişilik olduğu için ... açısından bunun normal olduğunu düşündüm çünkü ... kalabalıklara girmeyi seven bir insan değildi. Böyle birkaç kez ...’ı aradım. Kendisi her seferinde bana YBP’yi destekleyeceğini söyledi. HSYK seçimlerinin yapıldığı 12 Ekim günü akşam ... beni aradı ve “B. sana hiç yalan söylemedim. Ben sadece 4 oy kullandım. Gerisini boş bıraktım” dedi. Ben de kendisine kızdım. Diğer oyları neden vermediğini söyledim. O da her bir arkadaşın hatırına 1 tane oy verdim dedi. ...’a kızdığımdan kullandığı oyları kime verdiğini sormadım. Ondan sonra 15 Temmuz sonrasına kadar bir iki kez hal hatır sormak için görüştük. Çok sık görüşmelerimiz olmazdı zaten. Sonra açığa alınıp ihraç olduğunu öğrendim. ...’ın babasının Siirt Adliye Lojmanlarında bekçilik yaptığını, Fetö irtibatı nedeniyle HSYK tarafından meslekten ihraç edilen ...’in Siirt Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yaptığını, oradan ...’ın babası ile tanışıklıkları olduğunu, ...’ın kendi beyanına göre mesleğe girişinde ...'in yardımcı olduğunu biliyorum. Tam olarak görgü ve bilgiye dayalı bir bilgim olmamakla birlikte, ... ve Sapanca Adliyesinde birlikte çalıştığı Cumhuriyet Savcısı İ. isimli şahsın etkisiyle HSYK seçim sürecinde ...’ı bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarına yakın durmuş olabileceğini düşünüyorum...";
Aynı tanığın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan, Mahkemece alınan ifadesinde; "Esasen ben sanıkla ilgili olarak buraya kadar anlattığım bilgiler de dahil olmak üzere hatırladığım her şeyi 03/04/2017 tarihinde teftiş kuruluna anlatmıştım. Bu ifadelerim de doğrudur, aynen tekrar ederim. Tanıştığımız günden bu yana ben sanığın söz ve fiil olarak fetullah cemaati üyesi olduğu itibarı uyandıracak hiçbir davranışına tanık olmadım. Olsaydı mutlaka sezerdim ve dostluğumu da sürdürmezdim";
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.A.'un, HSK Müfettişliğince düzenlenen 22/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...HSYK Genel Kurulunca FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılmasına karar verilen ...’ı hatırladığım kadarıyla 2016 yılı Nisan ayı sonu, Mayıs ayı başları gibi Sapanca Adliyesine müfettiş M.Y. ile birlikte denetim için gittiğimizde kendisinin de orada Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığı için gördüm. Müfettiş M.Y. ile birlikte Sapanca denetimini yapmıştık. Denetim esnasında Sapanca Adliyesinde M.Y. ile aynı odada bulunduk. Sapanca Adliyesine denetime gittiğimiz ilk gün, Sapanca Adliyesinin kıdemli Cumhuriyet Savcısı olan M.F.C. ile diğer hakim ve savcılar aynı anda odamıza hoş geldin ziyaretinde bulundular. Daha sonraki günlerde, M.F.C. kıdemli Cumhuriyet Savcısı olduğu için bizim odamıza müteaddit kez, bir isteğimiz, ihtiyacımız olup olmadığını sormak için geldi. Bu gelişlerinden birinde, Müfettiş M.Y. ve ben çalıştığımız esnada, M.Y. ve benimle konuştuğu sırada, ...’ın o tarihte paralel yapı olarak anılan FETÖ ile ilgisi olduğu yönünde cümleler kurdu. M.F.C.’ün anlatımının da etkisiyle Müfettiş M.Y. ve bende ...’ın paralel yapı ile ilgisi olduğu yönünde intiba uyanmıştı. Ayrıca basından ...’ın 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra evinde yapılan aramada, hatırladığım kadarıyla, hükümet ile cemaat arasındaki savaşı cemaatin kazanacağı şeklinde cümlenin de olduğu not kağıdının bulunduğunu okumuştum. Hatta bu hususu basından okuduğum sırada Müfettiş M.Y.da yanımda idi.";
Aynı tanığın, davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararında yer alan, Mahkemece alınan ifadesinde; "Kıdemli Sapanca Savcısı olan M.F.C. isteğimizin ve ihtiyacımızın olup olmadığını sordu. Bu gelişlerinden bir tanesinde konu bu olmadığı ve icap etmediği halde ve bizlerin yetki ve görevi cümlesinde bulunmadığı halde genel olarak (... ın paralel yapı ile ilgisi olabilir) dedi Ben ve meslektaşım hangi gerekçeyle bu ihtimalden söz ettiğini sormadık. Bunu görev ve yetkimiz cümlesinde olmadığını ısrarla belirtiyorum. ...M.F.C. ün beyanından biz de ...' ın örgütle bağlantılı ya da ilişiği olabileceğine ilişkin herhangi bir intiba edinmedik ve ... ın davranış şeklinde herhangi bir değişiklik olmadı. Hatırladığım kadarıyla böyle bir şeyle karşılaşmadık..";
Davacı hakkında Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/08/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Orta Okulu Siirt merkezde bulunan Şehit Hayrettin Şişman İlköğretim Okulu, Lise Siirt Lisesinden 2001 yılında mezun oldum, 2001-2002 yıllarında Siirtte bulunan Vefa Dershanesine gittim. 2002 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2006 yılında da mezun oldum. 2001-2002 yıllarında Siirtte bulunan Vefa Dershanesine gittim. Çocuğum 2.5 yaşındadır. Her hangi bir okula gitmemektedir. Eşim sınıf öğretmenidir. Siirt Eğitim Fakültesinden 2005 yılında mezun oldu. Dershaneye hiç gitmediler. Yurtlarda kalmadılar. Eşim ile ben sınıf arkadaşıyız, sınıftan kendimiz tanışıyoruz. Aynı zamanda uzaktan akrabayız. Ablası benim amcamın oğlu ile evlidir. Aileler de birbirini tanıyor. O şekilde tanıştık. 2001 yılında Siirt'te başka bir dershane bulunmadığı için ayrıca iyi eğitimi olduğu için Vefa Dershanesine gittim. Bu dershanenin ismi sonradan Fen Dershanesine dönüştü. Başka bir yurda gitmedim. Üniversite hayatım boyunca hiç evlerine gitmedim... . HSYK seçimlerinde seçim sonuçlarının belirlenmesi ve ön sayımı sırasında, sandık mahallinde oy verme dışında bulunmadım. Oyumu Sakarya merkezde kullandım. Şu hususu belirtmek isterim 2014 yılında Sapanca'ya geldiğimizde kıdemli savcı M.F.C. Yargıda birlik platformunun aktif üyesi olarak çalışmakta idi. Bize yönelik hiç bir nezaket davranışında bulunmadı. Ayrıca Gökçeada'da 2008¬2010 yılları arasında görev yaptığım esnada şuan HSYK Müfettişi olan M.Ç. ile birlikte görev yaptık. Yine Bitlis'te şuan Rize Pazar Başsavcısı B.İ. ile aynı odada 3 yıl görev yaptık. Orada görev yaptığımız sırada orada görev yapan Başsavcı M.E. ve onun yakınında bulunan ve bir önceki açığa alınanlar arasında bulunan S.Ü., VD. tarafından dışlandık. Ben açığa alınma sebebini Sapanca Savcısı M.F.C.'ün organizasyonlarına katılmamız, onunla birlikte hareket etmememize bağlıyorum. Fakat bizim M.F.C. ile hareket etmememiz kişiseldi. Ayrıca HSYK seçimlerinde 11 oy kullanmadım. 4 veya 5 oy kullandım. Bunların üçü M.K., İ.Ç. ve O.G. 4. ismi ise tam hatırlamamak ile birlikte Ö.T. olabileceğini sanıyorum. Ben oy pusulalarının mümkünse çıkartılmasını ve oy pusulamın bulunmasını istiyorum. Müşahitlik yapmadım. Kamera çekimi yapmadım. Seçim çalışması sırasında herhangi bir adaya eşlik etmedim. Herhangi bir şahsı arayıp da oy talep etmedim..." şeklinde beyanlarda bulunulmuştur.
Tanık beyanlarından ve davacıya ait hizmet cetvelinin incelenmesinden, tanıklardan M.F.C. ve B.İ. ile davacının farklı tarihlerde aynı yerlerde görev yaptıkları, davacı hakkındaki beyanlarının da birbirini destekler mahiyette ve örgüt için çok önemli olan 2014 HSK seçimlerine ilişkin olduğu görülmüştür.
Tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden, davacının seçim döneminde YBP organizasyonlarına katılmadığı; kendisiyle aynı adliyede görev yapan ve FETÖ ile iltisakı ve irtibatı bulunduğundan bahisle hakkında meslekten çıkarma kararı verilen bir yargı mensubunun yaptığı, örgütün sözde bağımsız adayını övücü nitelikteki sosyal medya paylaşımına beğeni simgesi gönderdiği; seçim tarihinde oy kullanmaya aynı yargı mensubuyla gittiği; seçim döneminde kendisini, örgüt ve bağımsız görünümlü adayları ile ilgili olarak uyaran, aynı zamanda arkadaşı ve meslektaşı olan tanığa seçimlerde YBP'yi destekleyeceğini belirtmesine rağmen, seçimlerden sonra tanığı arayarak sadece dört oy kullandığını, diğerlerini boş bıraktığını söylediği; kendi beyanlarının değerlendirilmesinden ise örgütle bağlantılı olabilecek dershaneye gittiğini ve HSK seçimlerinde ise örgütün sözde bağımsız adaylarından üç tanesine oy verdiğini belirttiği anlaşılmaktadır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen tanık ifadeleri ile 2014 HSK seçimlerine ilişkin kendi beyanının ve aktarılan hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, dava konusu kararların iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 08/03/2022 tarih ve E:2017/5846, K:2022/796 sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4. 22/02/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi.

KARŞI OY

X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.