WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 09 Haziran 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1755 E.  ,  2024/828 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1755
Karar No : 2024/828

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Barosu
VEKİLİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …
2- … Bakanlığı
VEKİLİ: I. Huk. Müş. Yrd. V. …

İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onuncu Dairesinin 23/11/2021 tarih ve E:2016/15954, K:2021/5765 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesiyle, 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesinin yürürlükten kaldırılmasının; 3. maddesiyle değiştirilen esas Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin; 7. maddesiyle esas Yönetmelik'in 20. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinin yürürlükten kaldırılmasının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 23/11/2021 tarih ve E:2016/15954, K:2021/5765 sayılı kararıyla;
Usul yönünden:
Davalı idarelerden İçişleri Bakanlığı tarafından; davacı Baronun dava konusu Yönetmelik'in iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunmadığının ileri sürüldüğü,
Dava konusu Yönetmelik'le, adli ve önleme aramasına karar verme yetkisi ile aramaların uygulanmasında uygulanacak usul ve esaslara ilişkin düzenlemeler yapıldığı,
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerin; başta Anayasa olmak üzere ulusal ve uluslararası kişi hak ve hürriyetlerini esas alan temel düzenlemelere ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, özel hayatın gizliliğini ve konut dokunulmazlığını ihlal ettiği savıyla açılan davanın, bu özelliği itibarıyla genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu,
Bu nedenle, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baro Başkanlığının, dava konusu Yönetmelik'in değinilen niteliği gereği dava açma ehliyetinin bulunduğu, davalı İçişleri Bakanlığının aksi yöndeki itirazının yerinde olmadığı sonucuna varıldığı,
Esas yönünden:
Dava konusu Yönetmelik'in 2. maddesinin incelenmesi:
İptali istenilen maddeyle, 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 1. fıkrasında yer alan, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda öngörülen suçlar bakımından, özel konut ve eklentilerinde hâkim kararı olmadıkça arama yapılamayacağına ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırıldığı,
Dava konusu Yönetmelik'le yapılan değişiklikle, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4. fıkrasının, "Kolluk âmirlerince konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama kararı verilemez. Sayılan bu yerlerde arama ancak hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle yapılabilir." şeklini aldığı,
Dolayısıyla, 4926 sayılı Kanun'da öngörülen suçlar bakımından özel konut ve eklentilerinde yapılacak aramalarda da hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri koşulunun aranır hale geldiği,
Yürürlükten kaldırılan düzenlemenin dayanağını 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun "Aramalar" başlıklı 17. maddesinde yer alan "Ancak, özel konut ve eklentilerinde hâkim kararı olmadıkça arama yapılamaz." hükmünden aldığı, anılan Kanun'un, 31/03/2007 tarih ve 26479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 25. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı, 5607 sayılı Kanun'da konut ve eklentilerinde yapılacak aramaya ilişkin bir istisnaya yer verilmediği,
Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca, konutlarda arama yapılabilmesi için; maddede sayılan sebeplere bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emrinin gerekli olduğu,
5271 sayılı Kanun'un 119. maddesinde de, konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar dışında kalan aramaların hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile yapılabileceği hüküm altına alınmışken, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapılabilmesinin, herhangi bir suç ayrımı yapılmaksızın hakim kararı alınması veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri şartına bağlandığı, dolayısıyla diğer aramalardan farklı olarak konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapılamayacağının hüküm altına alındığı,
Öte yandan; 5271 sayılı Kanun'un herhangi bir suç ayrımı yapmadan ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kurallar ile bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerini düzenleyen genel kanun niteliğinde olması ve 5607 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan atıf nedeniyle, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda öngörülen suçlar bakımından da, özel konut ve eklentilerinde yapılacak aramalarda 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesinde yer alan kuralın uygulanacağının açık olduğu,
Bu durumda; dava konusu değişiklikle, 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4. fıkrasının, Anayasa ve 5271 sayılı Kanun ile uyumlu hale getirildiği, 4926 sayılı Kanun'un ve Kanun'un 17. maddesinde yer alan istisnai düzenlemenin yürürlükten kaldırılmış olması nedeniyle; Anayasa'ya, 5271 ve 5607 sayılı Kanun'lara uyum sağlamak amacıyla yapılan düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesinin incelenmesi:
4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun, 31/03/2007 tarih ve 26479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 25. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı,
Mülga 4926 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 2. fıkrasında, "Kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğu şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlarda arama yapılır."; 6. fıkrasında, "Gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişiler gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranabilir."; 18. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında ise, "Gümrük bölgesine 4458 sayılı Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmek, çıkmak veya geçmek yasaktır.
Bu yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçları yetkili memurlar tarafından durdurulur ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçları aranır." denilmek suretiyle, 17. maddenin 2. ve 6. fıkraları ile 18. maddenin 2. fıkrası kapsamında kalan durumlarda ayrıca bir arama emri ya da kararına ihtiyaç olmaksızın arama yapılabileceğinin kurala bağlandığı,
01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin adli aramalarda ayrıca bir arama emri ya da kararı elde edilmesini gerektirmeyen hallerin sayıldığı 8. maddesinin (e) bendinde de, anılan kanuni düzenlemeleri açıklayıcı şekilde 17. maddenin 2. ve 6. fıkraları ile 18. maddenin 2. fıkrası kapsamında kalan durumlarda ayrıca bir arama emri ya da kararı aranmayacağı düzenlemesine yer verildiği,
4926 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 5607 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasında, kaçak eşya, her türlü silâh, mühimmat, patlayıcı ve uyuşturucu maddelerin bulunduğundan şüphe edilen her türlü kap, ambalaj veya taşımaya yarayan diğer araçlar ile kişilerin üzerlerinde yapılacak arama ve elkoymaların, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca yerine getirileceği hükmüne yer verilerek mülga 4926 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 2. fıkrasında yer alan istisnai düzenlemeden vazgeçildiği, ancak maddenin 2. fıkrasında, gümrük salonları ve gümrük kapılarında kaçak eşya sakladığından kuşkulanılan kişilerin üzerinin, eşyasının, yüklerinin ve araçlarının gümrük kontrolü amacıyla gümrük görevlilerince aranabileceği, yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal el konulacağı; 3. fıkrasında ise, Gümrük bölgesine, Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan başka yerlerden girmenin, çıkmanın veya geçmenin yasak olduğu, bu yerlerde rastlanacak kişi ve her nevi taşıma araçlarının yetkili memurlar tarafından durdurulacağı ve kişilerin eşya, yük ve üzerleri ile varsa taşıma araçlarının aranacağı, yapılan arama sonucunda tespit edilen kaçak eşyaya derhal el konulacağı hükümlerine yer verilerek 4926 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 6. fıkrası ve 18. maddesinin 2. fıkrasında yer alan durumlara ilişkin istisnai uygulamanın devam ettirildiği,
Dava konusu Yönetmelik'in iptali istenen 3. maddesiyle de, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "Karar alınmadan yapılacak arama" başlıklı 8. maddesinin (e) bendinde mülga 4926 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddelerine istinaden yapılan düzenlemelerin, 5607 sayılı Kanun'un 9. maddesine uyumlu hale getirildiği,
Bu durumda; 5607 sayılı Kanun'un 2. ve 3. fıkrasında belirtilen durumları açıklayıcı nitelikte olan ve dayanağı Kanun maddesinde yer alan hükümden farklı bir hukuki durum yaratmayan dava konusu düzenlemede üst hukuk normlarına, hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmelik'in 7. maddesinin incelenmesi:
İptali istenilen maddeyle, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 20. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda öngörülen suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla yapılacak aramalar için önleme araması talebinin, o yer Cumhuriyet savcısına da yapılabileceğine ilişkin düzenlemenin yürürlükten kaldırıldığı, böylelikle söz konusu hallerde de arama talebinin ilgili mülki amire iletilmesi esasının benimsendiği,
Yürürlükten kaldırılan düzenlemenin atıf yaptığı 4926 sayılı Kanun'un 17. maddesinde, "Ticarethane, işyeri, eğlence ve benzeri yerler ile eklentilerinde arama yapılması ve buralardaki eşyaya el konulması bu Kanunda öngörülen suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş hâkim kararı; bu sebebe bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise o yerin en büyük mülkî amirinin veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılır." hükmü yer almakta iken, anılan Kanun'un, 31/03/2007 tarih ve 26479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 25. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığı, 5607 sayılı Kanun'da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde o yer Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile önleme araması yapılabileceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği,
Anayasa'nın 20. ve 21. maddeleri uyarınca; usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça arama yapılması mümkün olmamakla birlikte; Anayasa'nın, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yazılı arama emri verecek mercii belirleme yetkisini kanun koyucuya bıraktığı,
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin dayanakları arasında yer alan 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu'nun, "Önleme araması" başlıklı 9. maddesinde de; önleme araması kararının sulh ceza hakimi tarafından, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yazılı emrin ise mülkî âmir tarafından verileceği hüküm altına alınarak, Anayasa'da belirtilen yetkili merci olarak mülki amirin belirlendiği,
Dava konusu Yönetmelik'le yapılan değişiklikle, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 20. maddesinin 1. fıkrası, "Yönetmeliğin 8 inci maddesi, 9 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 25 inci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere, önleme aramalarında işlemin yapılacağı kanunda belirtilen umumî ve umuma açık yerlerde makul sebeplerin oluştuğunu ve millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacının ortaya çıktığını ve tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler, kolluk tarafından önceden tespit edilir ve aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine, gerekçeleri ile birlikte yazılı olarak iletilir." şeklini almış olduğu, maddenin 2. fıkrasında, "Yetkili merci, kolluğun talebini uygun bulursa, hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yazılı arama emri verir." düzenlemesinin yer aldığı,
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 20. maddesinin 1. ve 2. fıkrasının incelenmesinden; önleme araması kararı verilebilmesi için kolluğun yetkili merciden (dava konusu değişiklik sonrasında sadece mülki amirden) arama kararı talep etmesi, yetkili merciin (dava konusu değişiklik sonrasında sadece mülki amirin) bu talebi uygun bulması durumunda hâkimden arama kararı talep etmesi gerektiği, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise yetkili merciin (dava konusu değişiklik sonrasında mülki amirin) doğrudan yazılı arama emri vereceği düzenlemelerine yer verildiği, bu düzenlemelerin Anayasa ile ve 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yer alan hükümlerle uyumlu olduğunun görüldüğü,
Bu durumda; 4926 sayılı Kanun'u yürürlükten kaldıran 5607 sayılı Kanun hükümlerine uyum sağlamak amacıyla, Anayasa'ya ve 2559 sayılı Kanun'a uygun şekilde yapılan düzenlemede hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa'da düzenlenmiş olan “özel hayatın gizliliği” ve “konut dokunulmazlığı” haklarına müdahalenin; milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak ve ancak hakim kararı ile mümkün olduğu, istisnai olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunlarda yetkili kılınmış merciin vereceği ve daha sonra yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulacak emir ile mümkün olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de bu hakların kısıtlanmasının kanunda düzenlenmiş olması ve geçerli sebeplerin olması halinde mümkün kılındığı, iptali istenilen maddelerdeki değişikliklerin Kaçakçılıkça Mücadele Kanunu’na tabi aramalar için söz konusu olduğu, 5607 sayılı Kaçakçılıkça Mücadele Kanunu'nun 9. maddesinde arama ve el koyma usulünün düzenlenerek Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine atıf yapıldığı, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da; konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılabileceğinin açıkça düzenlendiği; dava konusu Yönetmelik'in 2. maddesi ile Kaçakçılıkça Mücadele Kanunu kapsamında yapılacak aramalarda hakim kararı olması zorunluluğu kaldırılarak, özel konut ve eklentilerinde gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısının da yazılı emri ile arama yapılabilmesinin mümkün hale geldiği, dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesiyle yapılan değişiklikle hakim veya savcı kararı olmaksızın Kaçakçılıkça Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda yapılacak aramaların kapsamının genişletildiği, arama kararı olmadan, hiçbir sınırlama olmaksızın kişilerin üzerleri, eşyaları, yükleri ve araçlarının aranacak olmasının açık bir hak ihlali olduğu, aramanın genel mahiyeti ile bağdaşmadığı, gümrük salonlarında ve gümrük kapılarındaki personele savcı ve kolluktan fazla yetki verilerek sadece “şüphe” üzerine karar olmaksızın kişilerin üzerlerine kadar arama yetkisi verilmesinin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğu, Devletin “arama hakkı”nın sınırlı bir hak olduğu, hakim kararı veya yetkili kişilerin izni olmadan kullanılmasının koruma altına alınan temel hak ve özgürlüklere açık bir saldırı oluşturduğu, Yönetmelik'in 7. maddesi ile yapılan değişiklikle, önleme aramasının sadece mülki amire bildirilmesinin Anayasa ve uluslararası mevzuat ile koruma alınmış özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı haklarının zedelenmesine yol açacağı, iptali istenen değişikliklerin genel olarak hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Kanunlarla düzenlenen adlî ve önleme aramasına karar verme yetkisi ile aramaların uygulanmasında uyulacak esas ve usulleri göstermek amacıyla hazırlanarak 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 7. maddesinin 4. fıkrasının son cümlesinde, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda öngörülen suçlar bakımından, özel konut ve eklentilerinde hâkim kararı olmadıkça arama yapılamayacağı; 20. maddesinin 1. fıkrasının son cümlesinde ise, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nda öngörülen suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla yapılacak aramalar için önleme araması talebinin, o yer Cumhuriyet savcısına da yapılabileceği düzenlemişken; 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile anılan düzenlemeler yürürlükten kaldırılmış; Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 17. ve 18. maddelerine dayanılarak yapılan düzenlemeler, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 9. maddesine dayanılarak değiştirilmiştir.
Davacı Baro tarafından, 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile yapılan düzenlemelerin iptali istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtildikten sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dilekçenin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
2577 sayılı Kanun'un yukarıda aktarılan 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan ve iptal davasının subjektif ehliyet koşulu olan "menfaat ihlali", içtihatlarda dava konusu işlemle davacı arasında kurulan kişisel, meşru, güncel bir menfaat ilişkisi olarak tanımlanmaktadır. Menfaatin kişisel olması idari işlemin mutlaka davacı hakkında tesis edilmiş olması sonucunu doğurmamaktadır. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları davacının gerçek kişi, tüzel kişi, belde sakini olması gibi hususlar dikkate alınmak suretiyle ve her olayda yargı yerince uyuşmazlığın niteliği de göz önünde tutularak belirlenmektedir.
Dava konusu uyuşmazlıkta, davacı kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşudur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı, kural olarak, kuruluş yasalarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; yine aynı Kanun'un baro yönetim kurulunun görevlerinin sayıldığı 95. maddesinin 21. bendinde, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla da görevli olduğu düzenlenmiştir.
Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in dava konusu edilen maddelerinin, avukatlık mesleği ile ilgili herhangi bir düzenleme getirmediği gibi doğrudan doğruya avukatların mesleki faaliyetlerini etkileyebilecek nitelikte olmadığı, 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel olmayan konularda tek başına dava açma imkanı vermediği dikkate alındığında, davacı Baronun, hukukun üstünlüğüne işlerlik kazandırmayı amaçladığı iddiasıyla açtığı bu davada dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, davanın reddi yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 23/11/2021 tarih ve E:2016/15954, K:2021/5765 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 18/04/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY
X-1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde; baroların, avukatlık mesleğine mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak amacıyla kurulmuş meslek kuruluşları olduğu belirtilmiş iken 10/05/2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4667 sayılı Kanun ile 1136 sayılı Kanun'un 76. maddesinde değişiklik yapılarak; barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak tanımlanmış; 1136 sayılı Kanun'un Baro Yönetim Kurulunun görevlerinin düzenlendiği 95. maddesine yine 4667 sayılı Kanun ile eklenen 21. bentte de, yönetim kurulunun, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmakla görevli olduğu belirtilmiştir.
1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde yapılan ve yukarıda açıklanan yasal değişiklikten sonra baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Danıştay kararları çerçevesinde konuya bakıldığında; Avukatlık Kanunu'nda yapılan değişiklikten sonra açılan davalarda dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlandığı görülmektedir.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun, Baronun açtığı başka bir davada 07/04/2005 tarih ve E:2003/417, K:2005/234 sayılı kararıyla; hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmakla görevli bulunan Baronun, dava konusu Yönetmelik hükümleri ile Anayasa'nın eşitlik ilkesi, kişinin dokunulmazlığı ilkesi, özel hayatın gizliliği ilkesi, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin ancak Kanunla sınırlanabileceği ilkesinin ihlal edildiğini, öğrenim özgürlüğünün engellendiğini öne sürerek bakılan davayı açtığı göz önünde bulundurulduğunda, iptalini istediği Yönetmelik hükümleri ile menfaat ilgisinin bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu kabul edilmiştir.
Dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılamaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılması gerekmektedir.
Adli ve önleme aramasına karar verme yetkisi ile aramaların uygulanmasında uygulanacak usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla 01/06/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin bazı maddelerinin değiştirilmesine ilişkin 29/04/2016 tarih ve 29698 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in muhtelif maddelerinin iptali istemiyle ve dava konusu düzenlemelerin; başta Anayasa olmak üzere ulusal ve uluslararası kişi hak ve hürriyetlerini esas alan temel düzenlemelere ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, özel hayatın gizliliğini ve konut dokunulmazlığını ihlal ettiği iddialarıyla açılan davanın, hukuka aykırılık nedenleri dikkate alındığında, genel kamu yararı ve hukukun üstünlüğü ile ilgili bulunduğu açıktır.
Bu nedenle, düzenlemelerin değinilen niteliği göz önünde bulundurulduğunda, hukukun üstünlüğünü koruma görevi ve yükümlülüğü bulunan davacı Baronun, dava açma ehliyeti bulunduğundan, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

KARŞI OY
XX- 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde; "Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır." hükmüne yer verilmiştir.
Anılan düzenlemeye göre; kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan baroların, üyelerinin ortak çıkarlarının ve meslek düzeninin korunması gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda, üyelerinin menfaatleri için idari yargıda dava açabileceği açıktır.
Bu itibarla, davacı Baro Başkanlığına kayıtlı olan avukatların, dava konusu düzenlemelerde belirtilen şekilde uygulamalara muhatap olabileceği hususu göz önüne alındığında davacı Baro Başkanlığının dava açma ehliyetine sahip olduğunun kabulü gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, davacı Baronun, dava açma ehliyeti bulunduğundan işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.