WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 10 Temmuz 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1351 E.  ,  2023/1928 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/1351
Karar No : 2023/1928

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : ... mirasçıları:
1- ...
2- ... 'ye velayeten ...
3- ...
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurulu
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 12/10/2021 tarih ve E:2016/57472, K:2021/3021 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine, özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 12/10/2021 tarih ve E:2016/57472, K:2021/3021 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçilmiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacı hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ... tarih ve Soruşturma No:..., K:... sayılı kararı ile Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından, davacının 02/04/2018 tarihinde vefat etmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğinin görüldüğü,
Bununla birlikte, davacının 02/04/2018 tarihinde vefat etmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Daireleri tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığının da bulunmadığı,
ByLock delili yönünden, davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın incelenmesinden, davacının "... " ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğunun anlaşıldığı,
Davacının kendi beyanları ve davacı hakkındaki tanık beyanları yönünden, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, 2010 yılında örgüt kontenjanından Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeliğine seçildiğine, 2014 yılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu seçimlerinde örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarını desteklediğine ve örgütün sözde ''bağımsız'' adaylarından biri olduğuna ve diğer hususlara yönelik ifadeler ile davacının bu ifadelere karşı beyanlarının değerlendirilmesi sonucunda, davacının beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varıldığı,
Diğer hususlar yönünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde daha önce bu yönde bir tecrübesi olmadığı halde yargıda önemli bir temsil makamı olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyeliğine aday gösterilmesi ve seçilmesinin yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu; davacı hakkında düzenlenmiş olan ... Sulh Ceza Hâkimliğinin ... D. İş sayılı kararına istinaden davacının evinde yapılan arama neticesinde düzenlenen 17/07/2016 tarihli arama, yakalama, el koyma tutanağında, Fettullah Gülen tarafından yazılmış "Kasım 2014 İzmir basımlı Bir İcaz Hecelemesi" isimli kitap ve arasında "zikir" başlıklı dört sayfalık yazı, "haset karşısında duruşumuz" başlıklı bir sayfadan ibaret yazı, "insanlığın iftihar tablosu" isimli yazının ele geçirildiği tespitine yer verildiği, söz konusu tespitin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirilmesi neticesinde davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, dava konusu işlemlerle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı mirasçıları tarafından, işlemin ceza niteliğinde olduğu ve ve anayasal düzenin hukuk devleti özelliğini ciddi biçimde zedelediği; masumiyet karinesinin ve suç ve cezaların geçmişe yürümezliği ilkesinin, gerekçe hakkı ve kanuni yollara etkili başvuru hakkının ihlal edildiği; olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin olağanüstü halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlı olduğu; işlemde meslekten çıkarma yaptırımına ilişkin usulün uygulanması gerektiği; işlemde subjektif değerlendirmelerde bulunulduğu; işlemde ve kararda kişiselleştirilmiş gerekçe bulunmadığı; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Anayasa'ya aykırı olduğu; davalı idarenin yürütme ile uyumlu olduğu; müteveffanın aleyhindeki tanık beyanlarını hiçbir zaman göremediği, bu beyanlara ilişkin hiçbir zaman savunma yapamadığı, tutuklandığı tarihten hücrede vefat ettiği tarihe kadar iki yıllık süre zarfında niçin tutuklandığını ya da meslekten ihraç edildiğini bilemediği ve vefat ettiği için de hiçbir zaman bilemeyecek olduğu, dolayısı ile gerekçeli kararda yazıldığı gibi yargılama aşamasında savunma alınması gibi usuli eksiklerin tamamlanmasının söz konusu olmadığı, müteveffa vefat ettikten sonra dosyada bulunan tanık beyanlarına ve diğer belgelere ilişkin müteveffanın beyanı alınmadan adil yargılanma ilkelerinin gerektirdiği şekilde savunma yapmanın imkansız hale geldiği, ayrıca müteveffanın tutuklandığı suçları işlediğine dair dosyada delil bulunmadığı; soruşturmalar öncesinde Yargıtayda tasfiyeye yönelik hukuka aykırı yapısal değişiklik ve hazırlıklar yapıldığı; gerekçeli kararda delil olarak gösterilen ifadelerin alındığı soruşturma öncesinde, soruşturma merciilerinde değişiklik ve hazırlıklar yapıldığı, bu çerçevede, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısının değiştirildiği, adli soruşturma usulü ve merciinin değiştirildiği, sulh ceza hâkimliklerinin kurulduğu; soruşturma başlatıldığında, hem adli soruşturma hem de dava konusu işleme ilişkin dosyada hiçbir delil mevcut olmadığı; müteveffa aleyhine dosyaya giren ilk evrakın tutuklandıktan sonraki günlerde düzenlendiği, bu ifadelerde de müteveffa aleyhinde suç unsuru olabilecek somut bir iddia bulunmadığı, tek başına hükme esas alınamayacak olan bu ifadelerde müteveffanın 2010 ve 2014 yıllarındaki seçimlere aday olmasının, seçim çalışmaları ve bu kapsamdaki adliye ziyaretleri gibi tamamen hukuka uygun anayasal faaliyetlerinin sanki bir suç unsuru gibi gösterildiği, bu ifadelerin gözaltı kararından ve davalı idarece soruşturmaya başlanılmasından, arama, elkoyma kararlarından, mal varlığına tedbir koyma kararından ve tutuklanma kararından günler sonra alındığı; gerekçeli kararda yasak delil olarak dayanılan ifadelerin elde edildiği soruşturmanın, kamuoyunu aldatıcı bir tutumla itirafçılar da dahil olmak üzere tüm şüpheliler hakkında silahlı darbeye iştirakten başlatıldığı; dava konusu işleme ve ceza soruşturmasına esas olan ekli listelerin hukuksal kaynağının belirsiz olduğu; 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin, aldatıcı yöntemler ve vaatlerin ceza soruşturmasına olumsuz etkilerinin bulunduğu; tanık ...'nin “aldatıcı yarar vaadi” üzerine koğuştan duyduklarını kaynak göstererek anlatımlarda bulunduğu; idare makamlarının caydırıcı etki oluşturduğu; yasak delil kapsamındaki itirafçılığın hukuki niteliğinin bulunmadığı; tanıkların manipülasyon amaçlı tanıklık ettikleri; itirafçı beyanlarını alan görevlilerin, itiraf açıklamalarının Türk Ceza Kanunu'nun 221. maddesinde gösterilen amaçlara matuf olup olmadığını sürekli gözetme ve anlatımların iç tutarsızlıklarını ve başka itirafçı beyanları ile aralarındaki çelişkileri giderme yükümlülüğü altında oldukları, itirafçı beyanlarının bu haliyle kendi içinde ve birbirleriyle çelişkili ve tutarsız, kendilerini suç ve cezadan kurtarmaya ve başkalarını suçlamaya matuf beyanlar olduğu; bu aşamada, itirafçıların ifadelerinin Türk Ceza Kanunu'nun 221. maddesindeki standartları sağlamadığı, çelişkisiz, samimi ve tutarlı olmadıkları, gerçeğe aykırı oldukları, ifadelerdeki maddi gerçeği karartacak bu sorunların soruşturma ve kovuşturma makamlarınca giderilmediği ve bu şekliyle tanık beyanı olarak da kabul edilemeyecekleri; ByLock delilinin elde ediliş şeklinin hukuka aykırı olduğu ve yasak delil niteliğinde bulunduğu; soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı varken davacı vefat ettiği için müteveffa hakkında CGNAT raporları olup olmadığının bilinemediği; bir haberleşme programının örgüt üyeliği kastıyla indirilip kullanıldığı iddiasının, ancak organik bağ ve diğer hususları ortaya koyan ve hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş somut delillerle ispat edilebileceği; konuya ilişkin olarak yetkili adli mercilerin kararı bulunmayan bir dönemde hukuka aykırı bir şekilde ve yasak yöntemlerle tutanak düzenlendiği; müteveffanın tarafsız ve bağımsız bir şekilde görev yapmadığı, vicdani kanaatine göre karar vermediği, anayasal düzene sadakat göstermediğine ilişkin kararda somut hiçbir olay, olgu ve iddiaya yer verilmediği; hükümde somut bir veriye dayanılmadığı; delillerin işlemin tesisinden sonra toplandığı; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelik adaylığında bu konuda tecrübe sahibi olma şartının bulunmadığı; ortada 2010 yılında usule uygun olarak yapılmış ve sonuçları halen geçerliliğini koruyan bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimi bulunduğu, bu güne kadar hiçbir soruşturma veya kovuşturma mercinin bu seçimin geçersizliğini ileri sürmediği; müteveffanın evinden Fethullah Gülen'in kitabının çıkmasının meslekten ihracını gerektirmediği, kanuni olarak bandrollü satılan bir kitabı merak edip incelemesinin suç unsuru teşkil etmediği; iltisak ve irtibat iddialarından ne anlaşıldığının ortaya konulamadığı, müteveffanın herhangi bir suça iştirak ettiği ve illegal faaliyeti bulunduğu hususlarının ispatlanamadığı belirtilerek, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacıların Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
667 sayılı KHK uyarınca, hâkimlerin ve savcıların terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti bulunmasa da terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olmaları nedeniyle meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına yönelik işlem tesis edilebilmesi mümkündür. Nitekim dava konusu işlemler de davacılar murisi ...'nin FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatının bulunduğu gerekçesiyle tesis edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamış, bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamının yargı içtihatlarıyla belirlenebileceğini belirtmiştir. Bu kavramlar ile, kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda, kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hâl ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterlidir.
Bu itibarla, davacılar murisi ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de, ceza soruşturmasında terör örgütüne üye olma suçu yönünden delil olarak değerlendirilemeyecek bir kısım fiil ve davranışlar ile bunlara ilişkin bilgi ve belgeler, üstün bir kamu gücü olan yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari tedbir niteliğindeki işlemlerde terör örgütüne irtibat veya iltisakın sübut bulup bulmadığı yönünden örgüt üyeliğine göre farklı değerlendirilebilecektir.
Bu çerçevede, davacılar murisi ...'nin terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik yargısal denetime ilişkin işbu dava dosyasında yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacılar murisi ...'nin FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu sonucuna varıldığından bahisle verilen Danıştay Beşinci Dairesi kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı mirasçılarının temyiz isteminin reddine,
2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 12/10/2021 tarih ve E:2016/57472, K:2021/3021 sayılı kararının ONANMASINA,
3. Kesin olarak, 16/10/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.