DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2021/2951 E. , 2024/396 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2951
Karar No : 2024/396
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR):
1- …
2- …
…
7- …
8- ...
VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Huk. Müş. …
İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 28/04/2021 tarih ve E:2016/13803, K:2021/6215 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihinde onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonunun iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 28/04/2021 tarih ve E:2016/13803, K:2021/6215 sayılı kararıyla;
1.Yeşil Yol projesi yönünden;
Dairelerinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararında, "Yeşil Yol" projesinin; "...plan kararlarının yeterince ayrıntılı ve somut nitelikte olması gerektiği açık olup, uyuşmazlık konusu plan uygulama hükümlerinin bölgesel hedefler kapsamında ve Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde öngörülen entegrasyon ifadesinin belirsizlik taşıyan bir kavram olduğu ve dava konusu plan hükümlerinde de söz konusu entegrasyonun niteliğini, amacını, temel ilke ve hedeflerini ortaya koyan düzenlemelere de yer verilmediği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle iptaline karar verildiği,
Anılan karar sonrasında; dava konusu planın Plan Açıklama Raporunun Turizm Alanlarıyla ilgili 4.1.1.3 sayılı maddesinde, “Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın planlama bölgesi için aldığı veya bölgeyi ilgilendiren çerçeve kararlar kapsamında Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor Yayla Koridoru (...tik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiştir. Bu koridor yayla ve doğa turizminde öne çıkan merkezleri barındırmaktadır. Doğa ve kültür turizmi, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli turizm faaliyeti ve potansiyelidir. Bu nedenle, Karadeniz Bölgesi'nde yayla, kıyı, kültür ve sağlık turizmi ana ...ları çerçevesinde yeni bir turizm gelişim senaryosuna yönelik uygulamalar yapılacaktır. Ayrıca bölgede yer alan yaylaların diğer turizm türleri ile bütünleştirilmesiyle bölge ulusal ve uluslararası ölçekte doğa turizmi temelinde yayla koridoru varış noktası olarak öne çıkarılacaktır.
Doğu Karadeniz Turizm Master Planının (DOKAP) kapsadığı alan Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon illerinin tamamıdır. Ancak aşağıda detayları verilen yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanının konusudur. Buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına girmektedir.” şeklinde açıklama getirildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150 sayılı dosyasında verilen iptal kararı doğrultusunda belirsizlik taşıyan bir kavram olan entegrasyonun (koridor) niteliğinin, amacının ve hedeflerinin ortaya konulduğu,
Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.1 Karayolu" başlığı altında da, "DOKAP kapsamında mevcut yol üzerinde yapılan iyileştirme çalışmaları dışında yeni açılacak güzergahlarda ekolojik zenginliğe zarar verecek faaliyetlerden azami oranda kaçınılması gerekmektedir." şeklinde düzenlenme getirildiği,
Ayrıca Plan Açıklama Raporuna, yaylaların güzergâhlarının, yayla isimlerinin ve yol kademelenmesini gösteren Doğu Karadeniz Turizm Master Planı 1. Öncelikli Yol Güzergâhı Etaplama Haritası'nın eklendiği,
Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, anılan projeye ilişkin olarak eleştiriler getirildiği, ancak açık bir hukuka aykırılık nedeni saptanmadığı,
Anılan projenin, Karadeniz bölgesinin turizm ve yayla turizmi potansiyelinin artırılmasına yönelik makro ölçekte olduğu, Karadeniz bölgesinde bulunan yaylalara ulaşım sorunlarının varlığı dikkate alındığında, çevre sorunlarına yol açmadan bir yayladan diğer yaylaya ulaşım imkanının getirilmesinin olumlu bir yaklaşım olduğu, kaldı ki yaylar arasında zaten hali hazırda bazı yolların var olduğu, bu yolların iyileştirilerek birbirleriyle bağlantı kurulmasının amaçlandığı,
Ayrıca, ulaşım projesinden ibaret olan bu planlamanın yaylarda yapılaşmalara neden olacağını söylemenin bu plan ölçeğinde mümkün olmadığı, plan açıklama raporu ve plan hükümlerinde çevresel etkiler açısından gerekli özenin gösterileceğinin belirtildiği,
Bu itibarla, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
2.Rize ili Ardeşen ilçesinde öngörülen 'Organize Sanayi Bölgesi (OSB)' kullanımı yönünden;
Dairelerinin E:2011/9150 sayılı dosyasında verilen karar sonrasında, OSB yer seçim kararınının plan kapsamından çıkarıldığı, ilgili plan belgelerinde de gerekli düzeltmelerin yapıldığı, bu itibarla bu hususa ilişkin olarak hukuka aykırılık bulunmadığı,
3.Plan Hükümlerinin "6.2. Tarım Alanları" bölümünün 6.4.4 sayılı maddesi ile "6.9. Yayla ve Meralar" başlıklı bölümün 6.9.2 sayılı maddesi yönünden;
6.4.4. sayılı maddede; "Planda tarım arazisi olarak gösterilmiş alanlarda mera tescilli alanlar bulunması durumunda 6.11 maddesi hükümleri doğrultusunda uygulama yapılır. Mera olarak gösterilmiş alanlarda tarım arazisi bulunması durumunda da tarım alanlarına ilişkin hükümler uygulanır.",
6.9.2. sayılı maddede; "Planda mera olarak gösterilmiş alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu olan alanlar olması durumunda 6.7 no.lu tarım alanlarına ilişkin hükümler uyarınca uygulama yapılabilir. Planda tarım alanları içerisinde kaldığı halde mera olduğu tespit edilen alanlar bulunması durumunda ise 6.7.1 no’lu hüküm doğrultusunda uygulama yapılacaktır." hükümlerine yer verildiği,
Sözü edilen maddeler ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacak olması, planda tarım alanları içerisinde kaldığı halde mera olduğu tespit edilen alanlar bulunması durumunda meraların Mera Kanunu'nda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idarelerler tarafından bu Kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı,
4.Plan Hükümlerinin "6.7 Orman Alanları" bölümünün 6.7.2 sayılı maddesi yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak ilgili mevzuat gereği kadastro çalışmaları tamamlanmadan uygulama yapılamayacağından, davacıların plana hüküm eklenmesi iddiasının yerinde görülmediği,
5.Fırtına Deresi/Vadisinin 'Kentsel Yerleşim Alanı' olarak gösterilmesi yönünden;
Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, 2017 tarihli plan revizyonunda kentsel yerleşme alanının hemen hemen mevcut yerleşik alanlara karşılık gelecek şekilde küçültüldüğü ve davacıların itirazlarının karşılandığı anlaşıldığından, bu hususa ilişkin olarak mevzuata aykırılık bulunmadığı,
6."Kış Sporu ve Kayak Merkezi' kullanımı yönünden;
Rize ili, Çamlıhemşin ilçesi, Hazindak Bölgesinde kış turizmine yönelik sportif faaliyetlerin yapılmasına olanak verecek şekilde 2013 yılında 1/100.000 Ölçekli Ordu, Trabzon, Rize, Giresun, Gümüşhane, Artvin Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı tadilatı yapılarak, çevre düzeni planı hükümlerinin 6.12 sayılı "Turizm Alanları" başlığı altına "Kış Sporları Alanları (Kış Sporu ve Kayak Merkezi)"ne ilişkin 6.12.7 sayılı plan hükmü eklendiği, ayrıca 5.8 sayılı plan hükmüne "teleferik telesiyej- vb. mekanik düzenlemeler, açık spor alanları" ifadesi ilave edilerek ve lejant paftası bu şekilde düzenlenerek, G-46 sayılı plan paftasına kayak merkezi gösterimi işlenildiği,
Anılan çevre düzeni planı tadilatının iptali istemiyle açılan davada, Dairelerinin 09/03/2015 tarih ve E:2013/7744 sayılı kararıyla, "Kaçkar Dağları gibi özellikli ve korunması gereken bir alanda yeterli inceleme ve araştırma yapılıp, gerekli plan hükümleri düzenlenerek ve alanın tanımlanması gerekirken alt ölçekli planları yönlendirecek herhangi bir karar içermeden kış sporları alanı gösterimi getirilip, plan notları ile ulaşıma yönelik tesisler ve günübirlik ve/veya konaklama tesisleri planlanmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verildiği, söz konusu karara yapılan itirazın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1025 sayılı kararıyla reddedildiği, sonrasında Dairelerinin 29/05/2017 tarih ve E:2013/7744 K:2017/4141 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/12/2019 tarih ve E:2018/1421, K:2019/6617 sayılı kararı ile onandığı,
Davalı idarece anılan yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, kış spor alanları ve kayak merkezi gösteriminden vazgeçilerek, plan üzerindeki buna ilişkin sembol ile ilgili plan lejantının kaldırıldığı ancak "Kış Sporu ve Kayak Merkezi"ne ilişkin plan hükmünün korunduğu,
Davacılar tarafından, dava konusu çevre düzeni planında "Kış Sporu ve Kayak Merkezi" plan hükmü yer almasına karşın, kayak merkezi lejantı ile ilgili paftada buna yönelik gösterime yer verilmemesine itiraz edilmiş ise de, yukarıda yer verilen yargı kararının gerekçesi doğrultusunda tesis edildiği anlaşılan dava konusu çevre düzeni planının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
7.Plan paftalarında, "turizm tesis alanı, günü birlik turizm alanı, mesire alanları gibi turizm ve rekreatif amaçlı kullanımların" gösterilmemiş olması yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin Dairelerince de benimsendiği ve davacılar tarafından ileri sürülen itirazların planı kusurlandırır nitelikte görülmediği, öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
8.Korunması gereken alanlara ilişkin eksiklikler yönünden;
Davalı idarenin savunmasında vurgulandığı üzere, dava konusu planın 6.12.1 sayılı plan hükmünde “Sulak alan niteliği ilgili kurumca tespit edilmiş olan bu alanların doğal karakterlerinin korunması esastır. Bu Alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği Hükümlerine göre uygulama yapılır.”, 6.12.2 sayılı plan hükmünde “Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 'nün uygun görüşünün alınması zorunludur. Bu alanlarda kirlenme ve bozulmaya yol açacak müdahalelerde bulunulamaz” şeklinde ifadelerin yer aldığı, anılan maddelerin gerekli korumayı sağlayacağı, bu hususa ilişkin olarak mevzuata aykırılık görülmediği,
9.Tarım, mera ve yayla alanlarının gösterimlerinde eksiklik olduğu yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin Dairelerince de benimsendiği, davacı tarafından ileri sürülen itirazların planı kusurlandırır nitelikte görülmediği, öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
10.Plan Hükümlerinin "Çay Üretimi" ile ilgili kısmı yönünden;
Davalı idarenin savunmasında da vurgulandığı üzere, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150 sayılı dosyasında, anılan hususa ilişkin olarak davanın reddine karar verildiği, anılan karar sonrasında planda, çay tarımının orman alanları aleyhine genişlemesi ve belirli bölgelerde heyelan riskini arttırması ile ilgili itirazlarına sebep olacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, itiraz konu hedef maddesinin dava konusu işlemin onay tarihinde eklenen veya değiştirilen ifadeler olmadığı, bu doğrultuda yeni bir idari işlem yapılmadığı, tarım alanlarının orman alanlarına doğru genişlemesinin söz konusu olmadığı gibi erezyona ilişkin önlemlerin planda belirlendiği, ilgili mevzuat uyarınca da orman alanların korunduğu sonucuna ulaşıldığından, bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediği,
Öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
11.Plan Hükümlerini 6.3.2.17 sayılı bölümünde düzenlenen "beton santralleri" yönünden;
6.3.2.17 sayılı maddede; "Planlama alanında yer alacak beton santrallerinin öncelikle planda belirlenmiş olan sanayi alanlarına yönlendirilmesi esastır. Ancak ihtiyaç olması halinde beton santrallerine ilişkin yer seçimi; söz konusu alanların kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının içinde ya da bu alanlara bitişik olmaması, su kaynakları koruma kuşakları içerisinde ve herhangi bir koruma statüsü bulunan bir alanda yer almaması, tarımsal arazi vasfının düşük olması ile bölgede yer alacak tesislerin birbirine bitişik konumda olması esasları dikkate alınarak, ilgili valilik ve/veya il belediyesi koordinatörlüğünde kurulacak olan, bilim, sanayi ve teknoloji bakanlığı il müdürlüğü ve diğer ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı komisyonca belirlenebilir. Belirlenen alanlara ilişkin imar planları işyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yönetmelik kapsamında ve ilgili diğer mevzuat uyarınca onaylanacaktır. Yer seçimi yapılan bu alanların imar planları, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanır." hükmüne yer verildiği,
Anılan maddede, yer seçiminin ilgili valilik ve/veya il belediyesi koordinatörlüğünde kurulacak olan, bilim, sanayi ve teknoloji bakanlığı il müdürlüğü ve diğer ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı komisyonca belirlenebileceği, öte yandan yer seçiminde söz konusu alanların kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının içinde ya da bu alanlara bitişik olmaması, su kaynakları koruma kuşakları içerisinde ve herhangi bir koruma statüsü bulunan bir alanda yer almaması, tarımsal arazi vasfının düşük olması ile bölgede yer alacak tesislerin birbirine bitişik konumda olması kiriterlerinin dikkate alınacağı anlaşıldığından anılan düzenlemede mevzuata aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
12.Plan kapsamındaki "havaalanı" kullanımları yönünden;
Davacılar tarafından, dava konusu çevre düzeni planının F-45 sayılı pafta gösteriminde, Rize, ili Pazar ilçesinde havaalanı kararı bulunmasına karşın, Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.3 Havayolu" bölümünde, bu alana çok yakın bir konumda olan Rize, Ardeşen, Hamidiye-Sahilköy arasında da havaalanı gösterimine yer verilmesine itiraz edildiği,
Her ne kadar, dava konusu planın F-45 sayılı paftasında, Pazar'da havaalanı gösterimi yer almasına karşın, plan açıklama raporunun 115. sayfasında yer alan gösterimde Rize, Ardeşen'de de havaalanı öngörüsü bulunmakta ise de, davalı idare tarafından, ilgili kurumun havaalanı yatırımı konusunda yer değişikliği yaptığı bilgisinin edinilmesi üzerine, dava konusu plan ile havaalanı yer seçiminin Pazar ilçesi kıyı kesimine kaydırıldığının belirtilmesi karşısında, bu bölgedeki havaalanı kararının sadece Rize, Pazar'da öngörüldüğünün kabulü gerektiği,
Nitekim davalı idarece, dava dilekçesinde bahsi geçen plan açıklama raporunun 115. sayfasında yer alan gösterimin ve 4.1.1.4.3 sayılı "Havayolu" başlığı altında yer alan açıklamaların maddi bir hata olduğu ve ilk plan revizyonunda düzeltileceği belirtildiğinden, havaalanı yer seçimi konusundaki yukarıda belirtilen hususun, tek başına planı kusurlandırır nitelikte görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacılar tarafından, temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği (temyiz dilekçesi içeriğinde, çay üretimi ile ilgili husus ile Ardeşen'de belirlenen OSB alanı kullanıma ilişkin hususun temyiz edilmediği görülmektedir.) ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacılar tarafından, Plan Açıklama Raporunda Rize ili Çamlıhemşin'de öngörülen kentsel yerleşim alanı kullanımının, planın G-46 sayılı paftasında yer almadığından plan paftaları ile plan notları arasında uyumsuzluk olduğu belirtilmesine karşın, anılan kullanımın planın F-45 ve F-46 paftalarına tekabül ettiği ve belirtilen paftalarda gösterildiği anlaşıldığından, bu açıdan anılan kısım yönünden planlama tekniğine aykırılık görülmemiştir.
Diğer yandan, planda korunan ve sulak alanlara yer verilmemesi, kış sporu ve kayak merkezine ilişkin plan hükmü, turizm tesis alanı, günübirlik turizm alanı, mesire alanları gibi kullanımlara plan paftalarında yer verilmemesi ve havaalanına ilişkin hususlar yönünden dava konusu planda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, dava konusu edilen Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesi yönünden ise kararda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından, bu kısımlar yönünden temyize konu kararın bozulmasının, diğer kısımlar yönünden ise temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesi yönünden;
Dava dilekçesinde, orman kadastro sınırlarına ilişkin plan hükmü ile beraber Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesinin de iptali istenilmesine karşın, Daire kararında dava konusu edilen madde yönünden herhangi bir gerekçeye yer verilmediği görülmektedir.
Dosyanın ve davaya konu edilen planın Plan Hükümlerinin son halinin incelenmesinden, 6.7.4 sayılı plan hükmünün artık plan hükümleri arasında yer almadığı, ancak davacılar tarafından iptali istenilen "Orman Kanunu’nun 2.maddesinin (b) fıkrasına konu alanlarda yer alan yerleşim alanı niteliğinde olan alanlar hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu planın nüfus kabulleri, ilke ve kararları doğrultusunda incelenerek, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir. Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır." şeklinde plan hükmünün 6.6.4 sayılı maddede varlığını koruduğu görülmektedir.
Plan hükümlerinin 4.2.29 sayılı maddesinde 2B Alanları, 1981 yılı öncesinde orman vasfını kaybetmiş 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (b) fıkrasına göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış alanlar olarak tanımlanmıştır.
Davacılar tarafından, 6.7.4 (yeni 6.6.4) sayılı plan hükmünün, orman alanlarının işgaline yol açacağı, ayrıca bir orman alanının tarımsal nitelik kazanmasının, o alanın tarım alanı olduğu anlamına gelmeyeceğini iddia edilmektedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planında, Orman Kanunu'nun 2/b maddesi ile ilgili özel bir düzenleme getirilmediği, bu alanlar açısından Orman Genel Müdürlüğünün ve Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, alt ölçekli planlarda değerlendirme yapılacağı, diğer taraftan, planın 6.6.5. sayılı plan hükmünde bu planda orman alanı içinde gösterilmiş olsun ya da olmasın 2-B alanlarında 1981 yılından önce yapılaşarak yerleşim alanı niteliği kazanmış alanlarda, mevzuatta herhangi bir değişiklik gerçekleşmeden, alt ölçekli planlarla yapılaşma kararı getirilmeyeceği hükmü ile açıklama yapıldığı görüldüğünden, uyuşmazlığa konu edilen madde yönünden davacıların iddialarına itibar edilmemiştir.
Diğer yandan, anılan 6.7.4 sayılı plan notunun, 6.9.4 sayılı plan notu olarak 2011 yılında onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da yer aldığı ve bu plan notunun iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın bu kısmının Kurulumuzun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile onandığı görülmektedir.
Bu itibarla, dava konusu plan hükmü yönünden davacıların temyiz istemlerinin, yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
"Kentsel yerleşim alanı" kullanımı yönünden;
Davacılar tarafından, Fırtına Deresi/Vadisinde belirlenen kentsel yerleşim alanı kullanımının iptali istenilmekle birlikte, plan kapsamında "kentsel gelişme" ve "kentsel yerleşik" alan kavramlarının ayrıştırılmadığı, plan paftaları ve lejantta anılan gösterimlere yer verilmemesinin planlama tekniklerine uygun olmadığı da ileri sürülmektedir.
Plan Hükümlerinin incelenmesinden; "6. Özel Hükümler" başlıklı kısmının "6.1 Kentsel yerleşme alanları" başlıklı maddesinin 6.1.1 sayılı alt bendinde; "Planlama alanının topoğrafyasına bağlı olarak yerleşik dokunun dağınık bir yapıya sahip olması nedeniyle kentsel alanlar, kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanlarını kapsayacak şekilde kentsel yerleşme alanları olarak gösterilmiştir. Bu doğrultuda kentsel yerleşme alanları sınırları şematik olup alt ölçekli planlarda bu alanların tamamının yerleşime açılacağı anlamı çıkarılamaz. Bu alanlara ilişkin kesin sınırlar, bu planda belirtilen nüfus kabulleri doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt ölçekli planlarda belirlenecektir. Yerleşme alanı sınırları içerisinde bulunması muhtemel korunacak alanlar (verimli tarım alanları, orman alanları, içme ve kullanma suyu kaynakları, jeolojik sakıncalı alanlar, taşkın alanları, koruma alanları vb.) ilgili kurum ve kuruluş görüşleri de dikkate alınarak alt ölçekli planlarda dikkate alınacaktır." hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır.
Anılan plan notunda da belirtildiği üzere, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin topoğrafik yapısından kaynaklanan yerleşmeye uygun alanların kısıtlı oluşu ve kentlerin çeperlerinde tarımsal araziler üzerinde konut inşa edildiği için yerleşmelerin oldukça yaygın görünüme sahip olması nedeniyle, yerleşmede yerleşik alan sınırının tam olarak belirlenmesinin olanaklı olmadığı, dava konusu planda bölgenin bu yerleşme özelliği dikkate alınarak yerleşmelerin mevcut alanları ile gelişme alanlarının sınırlarının farklılaştırılmadığının anlaşıldığı, gelişme alanlarının ise alt ölçekli planlarda nüfus gelişmesi ve toprağın tarımsal özellikleri dikkate alınarak belirlenebileceği görüldüğünden, belirtilen nedenlerle, bu yaklaşımın bölgenin özel koşulları nedeniyle planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, "yerleşim alanlarının gösterimi" hususunun 2011 yılında onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında aynı şekilde olduğu ve bu hususun iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın bu kısmının Kurulumuzun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile onandığı görülmektedir.
Bu itibarla, planda kapsamındaki kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanlarının, "kentsel yerleşme alanı" olarak gösterilmesi hususuna ilişkin olarak davacıların temyiz istemlerinin, yukarıda belirtilen açıklama ile reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Korunması gereken alanlara-sulak alanlara ilişkin eksiklikler yönünden;
Davacılar tarafından, çevre düzeni planında, korunması gereken alanlarla ilgili eksikler olduğu, su havzası koruma kuşaklarına yer verilmediği, gösterim eksikliği olan alanların başında sulak alanların geldiği, sulak alanlar ile su havzası koruma kuşaklarının plan paftalarına işlenmemiş olduğu, bu tip alanların etkin bir şekilde korunabilmesi için gerekli veri ve bilgilerin plan paftalarına, gösterim paftasına ve ilgili plan belgelerine eklenmeleri gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idarece ise, ... Vakfınca açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen karar uyarınca, sulak alanlar ve turbalara ilişkin çevre düzeni planı hükümleri arasına "Sulak alan niteliği ilgili kurumca tespit edilmiş olan bu alanların doğal karakterlerinin korunması esastır. Bu Alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği Hükümlerine göre uygulama yapılır.", “Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün uygun görüşünün alınması zorunludur. Bu alanlarda kirlenme ve bozulmaya yol açacak müdahalelerde bulunulamaz.” maddelerinin eklendiği, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından plan kapsamındaki illerde ulusal önemi haiz sulak alan ve Ramsar alanı bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle plan paftaları üzerinde bir değişiklik yapılmadığı savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda, "Bilirkişi Kurulumuz, Davacının iddiaları çerçevesinde, dava konusu planın ilgili paftaları ile açıklama raporu ve uygulama hükümleri belgelerini incelemiştir. Planın gösterim paftasında ve incelenen plan paftalarında sulak alanlara ilişkin özel gösterimlere ve su havzaları koruma kuşaklarına ilişkin sınır gösterimlerine rastlanmamıştır. Ayrıca, Plan Uygulama Hükümleri arasında, genel bazı açıklama ve değerlendirmeler dışında sulak alanlar ve su koruma havzalarına ilişkin olarak herhangi bir madde yer almamaktadır. Plan Açıklama Raporunda da benzer bir durum söz konusudur. Raporda, sulak alanlar ve su koruma havzalarına sadece birkaç yerde değinilmekte olup, planlama bölgesinde yer alan sulak alanlar, göller, akarsu vadileri ve bunların havzaları gibi somut doğal alanlar özelinde inceleme, açıklama ve değerlendirmelere yer verilmemektedir. Kurulumuz, sulak alanlar ile su havzası koruma kuşaklarının plan paftalarına işlenmemiş olmasının önemli bir eksiklik olduğunu düşünmektedir. Davalı İdare savunmasında, planlama bölgesi içinde sulak alan olmadığını belirtmekteyse de ... Vakfı tarafından açılan dava kapsamında planlama bölgesi içinde, Yılantaş ve Ağaçbaşı mevkilerinde, yüksek rakım turba sulak alanlarının yer aldığı belirtilmektedir. Ancak dava konusu plan paftaları ile açıklama raporu ve plan hükümleri arasında önemli ekolojik yapılar olan turba sulak alanlarına ilişkin gösterim ve değerlendirmelere yer verilmemektedir. Kurulumuz konuyu bu yönüyle de değerlendirmenin gerekli olduğunu düşünmektedir.
1/100.000 ölçekli bölge planlama çalışmasının temel amaçlarından birisi; planlama alanı içerisindeki önemli doğal değerler ile ekosistem alanlarının titiz bir biçimde tanımlanması ve bu alanların korunması için gerekli kararların geliştirilmesidir. Dahası, planın kullanıma yönelik öngörülerinin planlama alanındaki doğal değerleri olumsuz etkilemesini önleyecek tedbirlerin alınması da bölge planlamanın temel konular arasındadır. Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sınırları içerisinde kalan Yılantaş ve Ağaçbaşı turba sulak alanlarına özgün niteliğini veren turba terimine, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde yer verilmektedir. Yönetmelikte turba terimi; “Oksijen siz ve suya doygun ortamlarda çökelerek birikmiş ve kısmen ayrışmış organik ve inorganik materyallerden oluşan karışım” olarak tanımlanmaktadır. Aynı Yönetmeliğin Koruma İlkeleri kısmında, turba alanlarını da içeren sulak alanların korunmasında uyulması zorunlu ilkeler şu şekilde listelenmektedir:
a) Sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında, sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması esastır.
b) Sulak alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınır.
c) Sulak alanların akılcı kullanımı ile uyumlu, korunmalarına ve geliştirilmelerine katkı sağlayacak faaliyetler desteklenir ve teşvik edilir.
d) Ekolojik karakteri bozulmuş sulak alanların rehabilitasyonu sağlanır.
e) Kurutulmuş sulak alanların teknik ve ekonomik olarak uygun olanlarının geri kazanımı için gerekli tedbirler alınır.
f) Ramsar Listesinde yer alsın veya almasın uygun sulak alanlarda su kuşları popülasyonlarının arttırılması sağlanır.
Görüldüğü üzere, ilgili Yönetmelik sulak alanlar ile ilgili olarak koruma, geliştirme, iyileştirme, geri kazanım, Biyoçeşitliliğin arttırılması gibi pek çok hedef tanımlamaktadır. Belirli bir bölgede yer alan sulak alanlar özelinde, bu hedeflerden hangilerinin esas alınacağı ve o hedeflere ulaşmak için neler yapılacağı ise ilgili planlama çalışmaları kapsamında ele alınıp belirlenmesi gereken hususlardır. Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde genel çerçevesi çizilen koruma yaklaşımını, belirli bir planlama bölgesi için ayrıntılandıracak ve somutlaştıracak planlama çalışmalarının başında ise 1/100.000 ölçekli bölge planlama çalışması gelmektedir. Oysa dava konusu ÇDP’nda, Plan Uygulama Hükümleri arasına ilgili Yönetmeliğe genel atıf yapan bir madde eklemek dışında bir şey yapılmamıştır. Plan Açıklama Raporunda ve Plan Uygulama Hükümlerinde turba sulak alanlarının ilgili Yönetmelikte belirtilen yaklaşım içerisinde korunmasına yönelik özel vesomut kararlar yer almamaktadır. Her iki plan belgesinde turba terimine yer verilmediği gibi bu alanlar, ilgili plan paftalarında da gösterilmemektedir. Kurulumuz, bunun önemli bir eksiklik olduğu görüşündedir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun -Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali sitemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile "...plan açıklama raporu ve plan hükümlerinin turba ve diğer sulak alanların Yönetmelikte belirtildiği şekilde korunmasına yönelik kararlardan yoksun olmasının yanı sıra, bu alanların ilgili plan paftalarında da gösterilmediği, plan açıklama raporu ve plan hükümlerine turba ve diğer sulak alanların Yönetmelikte belirtildiği şekilde korunmaya alınmalarına ilişkin hükümlerin eklenmesi ve Yılantaş- Ağaçbaşı Turba alanının ve diğer sulak alanların ilgili plan paftaları üzerinde gösterilmesi gerektiği hususlarının planı kusurlandırıcı ve şehircilik ilkeleri, planlama esaslarına aykırı nitelikte olduğu" gerekçesiyle "Sulak alanlar - Turba konusu"na yönelik söz konusu çevre düzeni planının iptaline karar verildiği, anılan kararın bu kısmının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/02/2019 tarih ve E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararıyla onandığı görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, davalı idarece, yukarıda belirtilen yargı kararının gerekleri dikkate alınarak dava konusu işlemin tesis edildiği savunulmakta ise de, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu çevre düzeni planında, sulak alanların korunmasına ilişkin plan uygulama hükümleri arasına "Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği"ne genel atıf yapan bir madde eklenmesine karşın, plan açıklama raporunda ve uygulama hükümlerinde, turba sulak alanlarının ilgili Yönetmelik'te belirtilen yaklaşım içerisinde korunmasına yönelik özel ve somut kararlara yer verilmediği, bu alanların, ilgili plan paftalarında gösterilmediği anlaşılmakta olup, bu haliyle yargı kararının gereğinin yerine getirildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, aynı hususun iptali istemiyle, ... tarafından açılan başka bir davada, sulak alanların gösterilmemesi hususunun iptaline yönelik verilen Danıştay Altıncı Dairesinin 04/01/2022 tarih ve E:2016/13857, K:2022/75 sayılı kararının bu kısmı, Kurulumuzun E:2022/1846, K:2024/395 sayılı kararı ile onanmıştır.
Bu itibarla, temyize konu kararın korunması gereken alanlara ilişkin ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Daire kararının diğer kısımları yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının diğer kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz istemlerinin kısmen kabulüne,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 28/04/2021 tarih ve E:2016/13803, K:2021/6215 sayılı kararının korunması gereken alanlara ilişkin kısmının oybirliğiyle BOZULMASINA,
3.Davacıların temyiz istemlerinin kısmen reddine,
4.Daire kararının, planda belirlenen "Kentsel yerleşim alanı" kavramı yönünden YUKARIDA BELİRTİLEN AÇIKLAMA ile ONANMASINA oybirliğiyle, dava konusu edilen Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesi yönünden ise YUKARIDA BELİRTİLEN GEREKÇE İLE ONANMASINA, oyçokluğuyla,
5.Temyize konu Daire kararının diğer kısımlarının ise, Yeşil Yol Projesine, 2B Orman Alanlarına, Kış Sporu ve Kayak Merkezine, Plan paftalarında, "turizm tesis alanı, günü birlik turizm alanı, mesire alanları gibi turizm ve rekreatif amaçlı kullanımların" gösterilmemesine ve Havaalanı hususuna ilişkin kısmı yönünden oyçokluğuyla, kalan kısmının oybirliğiyle ONANMASINA,
6.Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacılara iadesine,
7.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
8.Kesin olarak, 28/02/2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY X- Yeşil Yol Projesi yönünden;
Davacılar tarafından, dava konusu planlama ile, yeşil yol projesine yönelik önceki yargı kararlarının gereğinin yerine getirilmediği, projenin Doğu Karadeniz yaylaları üzerinde geri dönüşü olmayacak tahribata sebebiyet vereceği, yaylaların ortadan kalkmasına yol açacağı gerekçesiyle Plan Açıklama Raporunun 3.3.3.1 sayılı bölümünün 13. alt paragrafının, 4.1.1.3. sayılı bölümünün birinci paragrafının son cümlesinin, 2. ve 3. paragraflarının ve plana eklenen DOKAP haritası ile 4.1.1.4.1 sayılı bölümünün 5. ve 6. cümlelerinin iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idarece, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1068 sayılı kararına bağlı olarak, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı iptal kararının gereğinin getirildiği, söz konusu yargı kararı doğrultusunda belirsizlik taşıyan bir kavram olan entegrasyonun (koridor) niteliğinin, amacının ve hedeflerinin ortaya konulduğu savunulmaktadır.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda; "Planlama Raporunun anılan maddesinde “Yayla Koridoru” ile “yeşil Yol Projesi güzergâhı”ndan söz edilmektedir. Bilirkişi Kurulumuz, dava konusu plana ait raporda yer alan koridor kavramı üzerinde durma gereği hissetmiştir. Planlama yazınında koridor ve yol kavramları birbirlerini destekleyen ve birlikte var olan kavramlardır. Şehircilik Ansiklopedisi’nde [The Dictionary of Urbanism] koridor kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır.
Koridor: Yol, kanal ya da demiryolu gibi bir hat üzerindeki doğrusal gelişme biçimi ile bu hat boyunca uzanan alanlardır. Anılan ansiklopedi maddesine göre, koridor kavramı mekânsal planlamanın birbirinden kopuk alanların birleştirilmesi ve bütünleştirilmesinde temel düzenleyici ve örgütleyici öğesidir. Aynı zamanda koridor birbirleriyle ilişkilendirilen ve bütünleştirilen bu bölge, alan ve yerleşmelerin oluşturduğu bütünlükleri ile yoğunlukları anlatmak için kullanılır. Özetle, koridor kavramı birbirleriyle ilişkileri kurulmak istenen alanlar, bölgeler bütünü ve sürekliliğidir.
Bu açıklamaların ışığı altında dava konusu plana ait Planlama Raporunda “koridor” ve “yol” kavramlarının birlikte kullanılmasında anlaşılmaz bir durum ya da belirsizlik bulunmamaktadır. Dile getirilen yeşil yol ile yazında tanımlanan “koridor” kavramına uygun olarak yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında bir yoğunluk ve gelişme sürekliliği yaratılmak istendiği anlaşılmaktadır. Söz konusu rapor maddesi davacı savlarını kanıtlar niteliktedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun YD İtiraz 2015/1068 sayılı kararında “yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona yönelik dava konusu plan kararlarında hukuka uyarlık bulunmadığı”ndan 1/100.000 ölçekli planın yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona ilişkin kısımları yönünden yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Anılan kararda, plan kararlarının yeterince ayrıntılı ve somut nitelikte olmasının planlama ilkelerinin gereği olduğu belirtilmiştir. Yargı kararına dayanak oluşturan bilirkişi raporunda ”yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde” ifadesinin söz konusu ekolojik değerleri ve geleneksel mimari değerlerin korunmasını zorlaştıracak bir ifade olduğu, söz konusu entegrasyon kavramının belirsizlikler taşıyan bir kavram olarak görüldüğü, planda sözü edilen entegrasyonun planlama alanı içinde hangi yaylalara yönelik olduğu, yaklaşık güzergahının neresi olduğu, bu güzergah boyunca Karadeniz yaylalarının ekolojik zenginliğinin hangi tedbirlerle korunacağı konusunda bir açıklama ve alt ölçek planlara yol gösterecek bir bilgi bulunmadığı belirtilmiştir.
Yargı kararı açıktır. Öncelikle bölge ölçeğinde “entegrasyon” sağlamaya yönelik sürekliliği öngörülen bir yolun 1/100.000 ölçekli planda yeterince ayrıntıda ve somut olarak ifade edilmesi gereğine vurgu yapılmıştır. Diğer yandan, anılan yargı kararında gerekçe olarak alınan Bilirkişi görüşünde, “yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde” ifadesinin söz konusu ekolojik değerleri ve geleneksel mimari değerlerin korunmasını zorlaştıracak bir ifade olduğuna işaret edilmiştir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, anılan yol kararı Plan Açıklama Raporunda yer almasına karşın plan üzerinde işlenmiş değildir. Bu yönüyle önceki davada hazırlanmış olan bilirkişi raporunda ve yargı kararında dile getirilen “yeterince ayrıntıda ve somut olarak ifade edilmesi gereğinin” yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Buna karşın Kurulumuz söz konusu işlemdeki eksikliğin bu konu ile sınırlanamayacağı düşüncesine sahiptir. Dile getirilen sorunun çözülmesi, “yaylaların entegrasyonu” ve “yayla turizmi koridoru” ile ortaya çıkacak olumsuz çevresel sorunlar konusunu ortadan kaldırmamaktadır.
Her ne kadar, Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nun YD İtiraz No: 2015/1068 sayılı kararına dayanak oluşturan bilirkişi raporunda “söz konusu entegrasyon kavramının belirsizlikler taşıyan bir kavram olduğu” belirtilmişse de, bilirkişi kurulumuzca dava konusu planın yaylalar arasında koridor oluşturma kararının belirsizlik değil tersine bir kesinlik sunduğu düşüncesine sahiptir. Dava konusu plana ait raporda dile getirilen “Yayla Turizmi Koridoru” dolayısıyla “koridor” kavramı yargı kararı ile iptal edilen ve belirsizlik ürettiği ileri sürülen “entegrasyon” kavramı ile tutarlı bir kavramdır. Koridor kavramının tanımı gereği “entegrasyon” (“bütünleşme”, “bütünleştirme”) kavramını içermekte olduğu belirtilmelidir. Koridorlaştırma düşüncesi bir dizi “entegrasyonu” (bütünleşmeleri ya da bütünleştirmeleri) zorunlu kılmaktadır.
...
Bilirkişi Kurulumuz, turizmin çeşitlendirilmesi olarak yayla turizminin desteklenmesini, bunun gereği olarak yayla yerleşmelerine erisim imkânlarının artırılmasını olumlu değerlendirmektedir. Buna karşın, yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında, doğal çevrenin hızla tüketilmesine katkıda bulunacak süreklilikte bağlantılar kurulmasının yanlış olduğu düşünülmektedir. Dava konusu plana ait Planlama Raporunda dile getirilen Yayla Turizmi Koridoru ve bu koridor fikrini destekleyen Yeşil Yol -dolayısıyla koridor kavramı- yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında süreklilik ve gelişme yoğunluğu yaratılmasına yöneliktir. Bu nedenle doğal olarak koridor üzerindeki yaylalar arasında, yol boyunca koridorun sunacağı altyapı imkânları nedeniyle sürekliliği olan bir gelişme kaçınılmazdır. Bu yol Samsun Havaalanı'ndan başlayıp Sarp Sınır Kapısı'na kadar uzanmaktadır. Yol güzergâhı üzerinde turizm yatırımlarının desteklenmesi öngörülmektedir. 2645 kilometre uzunluğundaki Turizm Yolu olarak planlanan projenin 1621 km'lik bölümü Yeşil Yol alarak belirlenmiştir.
Özetle, 2645 km uzunluğunda bir yol sürekliliği yoluyla yaylalardan oluşan bir koridor yaratılması öngörülmektedir.
Bunun sonucu olarak, yaylalar ve yayla yerleşmeleri kıyı bölgesinden içeri bölgeye doğru ilişkide “nihai noktalar" olarak değil, tarihsel ve kültürel oluşumlarına aykırı biçimde, yaylalar arasında, sürekliliği olan bir yol üzerinde hızla geçilen “ara alan"lara dönüşeceklerdir. Oysa her yaylanın ve yayla yerleşmesinin bir son nokta olması yaylanın tanımı ve doğası gereğidir; yaylalar kendilerini var eden kıyıları ile bir anlam ifade ederler. Yayla kavramı çerçevesinde esas ilişki yaylayı var eden ve bir gereklilik olarak ortaya çıkaran kıyı ya da kıyı bölgesi ile yayla arasındaki ilişkidir. O nedenle, yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında yatay bağlantların öne çıkarılması ve sürekliliğe kavuşturulması yayla fikri ile çelişmektedir. Belirtmek gerekir ki, yayla turizminin geliştirilmesi “yayla"nın diğer yaylalarla ilişkisinin artırılmasından çok her yaylanın ilişkili olduğu kıyısı ile ilişkisinin geliştirilmesini, yerel halkın belleğinde ve yaşamında üretmiş olduğu “yaylaya çıkmak fikri" ile tutarlı bir ilişkide kıyıdan yaylaya doğru uzanan bir hat üzerinde doğal çevreyi ve ekolojik değere zarar vermeksizin turizm altyapısının kademeli olarak güçlendirilmesini gerektirmektedir.
Yaylalar arasında öngörülen Yeşil Yolun dile getirilen ilişkiyi bozacağı, bu nedenle de bir nihai nokta, uç ve zirve olarak, yaylanın yitirilmesine yol açacağı belirtilmelidir. Bunun sonucu olarak belirli bir kıyıya ait olan, kendi kıyısı ile ilişkisi içinde var olan yaylalar anonimleşecek ve kıyı-yayla ilişkisi, yaylalar ile yaylalar, ya da yayla yerleşmeleri ile yayla yerleşmeleri arasındaki ilişkiye dönüşecektir. Her yayla kendini var eden kıyısı ile ilişkisi, vadileri ve diğer coğrafi yapıları ile dikey coğrafi sürekliliklerin ve kültürel ve tarihsel ilişkilerin bir ürünüdir. Yaylalara erişimde dikey ilişkilerin korunması, yatay ilişkilerin öne çıkarılmaması nihai erişim noktaları olarak yaylaların ve yayla yerleşmelerinin kendi özgünlükleri ile var olmalarını destekleyecektir. Tersi durumda bir son nokta olarak yayla ya da yayla yerleşmesi fikrini ortadan kaldırarak yepyeni bir gelişme ekseni oluşturacaktır. Bunun sonucu olarak, yaylaların kentleşmesi ve yaylaların fiilen ortadan kalkması kaçınılmaz olacaktır.
Bu nedenlerle, Kurulumuzca bir turizm politikası olarak, yayla turizminin geliştirilmesi düşüncesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında, yayla yerleşmelerinin
özgünlüklerini zayıflatacak ve geri döndürülmesi olanaksız ekolojik tahribata yola açacak olan "Yeşil Yol" şeklindeki bir ulaşım ekseni düşüncesini olumsuz değerlendirmiştir. Davacının plan açıklama raporunda itiraz ettiği madde dile getirilen sakıncaları taşımaktadır. Yayla turizminin geliştirilmesi kıyıdan yaylalara ulaşan mevcut yolların, doğa ile uyumlu ve çevre değerlerinin koruyarak yukarıda sözü edilen dikey ilişkiyi güçlendirecek biçimde rehabilite edilerek iyileştirilmesi yolu ile sağlanabilir. " şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planını hükümlerinin "bölgesel hedefler" kapsamında "Yayla turizmini, ekolojik kaynakları koruyarak ve yapılaşma koşullarını geleneksel yapılaşma biçimlerine ve mimariye uygun belirlemek şartıyla yaylalar arası entegrasyonu sağlayacak şekilde ekoturizm çerçevesinde Türkiye Turizm Stratejisi 2023 ve Eylem Planı 2013 de göz önüne alınarak geliştirilecektir." maddesi yer almış, Plan Açıklama Raporunun 4.1.1.4.1. maddesinde "Planlama alanında, yaylaları birbirine bağlayan ve yayla turizminin gelişmesine katkı sağlayabilecek olan yayla yolları planda gösterilmemiş olup, bu yollara ilişkin fizibilite çalışmaları ilgili idarelerce yapılması sonunda karar verilmesi halinde, alt ölçekli planlarda karar alınarak bu yollar uygulamaya geçirilebilir." hükmü getirilmiştir.
Anılan planın iptali istemiyle açılan davada, söz konusu hususlara yönelik Danıştay Altıncı Dairesince verilen yürütmenin durdurulması isteminin reddine ilişkin 26/01/2015 tarih ve E:2011/9150 sayılı karara yapılan itirazın, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1068 sayılı kararı ile "uyuşmazlık konusu plan uygulama hükümlerinin bölgesel hedefler kapsamında ve Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde öngörülen entegrasyon ifadesinin belirsizlik taşıyan bir kavram olduğu ve dava konusu plan hükümlerinde de söz konusu entegrasyonun niteliğini, amacını, temel ilke ve hedeflerini ortaya koyan düzenlemelere yer verilmediği" gerekçesiyle kabulüne ve planın anılan kısımlarının yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.
Daha sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yukarıda yer verilen gerekçesi doğrultusunda, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile planın yayla turizmi kapsamında yaylalar arası entegrasyona ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş, söz konusu kararın bu kısmı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/02/2019 tarih ve E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararıyla onanmıştır.
Davalı idarece anılan yargı kararının gereğinin yerine getirildiği belirtilerek, dava konusu Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihli işlemle onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun -Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde; "Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın planlama bölgesi için aldığı veya bölgeyi ilgilendiren çerçeve kararlar kapsamında Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor Yayla Koridoru (...tik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiştir. Bu koridor, yayla ve doğa turizminde öne çıkan merkezleri barındırmaktadır. Doğa ve kültür turizmi, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli turizm faaliyeti ve potansiyelidir. Bu nedenle, Karadeniz Bölgesi'nde yayla, kıyı, kültür ve sağlık turizmi ana ...ları çerçevesinde yeni bir turizm gelişim senaryosuna yönelik uygulamalar yapılacaktır. Ayrıca bölgede yer alan yaylaların diğer turizm türleri ile bütünleştirilmesiyle bölge ulusal ve uluslararası ölçekte doğa turizmi temelinde yayla koridoru varış noktası olarak öne çıkarılacaktır.
Doğu Karadeniz Turizm Master Planının (DOKAP) kapsadığı alan Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon illerinin tamamıdır. Ancak aşağıda detayları verilen yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanının konusudur. Buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına girmektedir." düzenlemesi getirilmiştir.
Davalı tarafından, yargı kararları doğrultusunda, belirsizlik taşıyan bir kavram olan yaylalararası entegrasyonun niteliğinin, amacının, ve hedeflerinin ortaya konulduğu belirtilerek, dava konusu planlama kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmakta ise de, davacı tarafça dava konusu çevre düzeni planı ile öngörülen "yayla koridoru" hususunun Doğu Karadeniz yaylaları üzerinde geri dönüşü olmayacak tahribata sebebiyet vereceği, yaylaların ortadan kalkmasına yol açacağı iddiasıyla davanın açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, yargısal incelemenin "yayla koridoru" öngörülen plan kararının içeriği ve niteliğinin hukuki değerlendirmesi yapılarak gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır.
Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Güncel Türkçe Sözlükte yayla; "Dağlık, yüksek bölgelerde, kışın hayat şartları güç olduğu için boş bırakılan, yazın havası iyi ve serin olan, hayvan otlatma veya dinlenme yeri" şeklinde tanımlanmıştır.
Dava konusu planın Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesi ile Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor, Yayla Koridoru (...tik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiş, yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanına dahil edilmiş ve buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına alınmıştır.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, "Şehircilik Ansiklopesi" uyarınca koridorun, yol, kanal ya da demiryolu gibi bir hat üzerindeki doğrusal gelişme biçimi ile bu hat boyunca uzanan alanlar olduğu, koridor kavramının birbirleriyle ilişkileri kurulmak istenen alanlar, bölgeler bütünü ve sürekliliği oluşturduğu, planlama kararı ile öngörülen yeşil yol ile tanımlanan “koridor” kavramına uygun olarak yaylalar ve yayla yerleşmeleri arasında bir yoğunluk ve gelişme sürekliliği yaratılmak istendiği, yayla turizminin geliştirilmesi düşüncesi olumlu bulunmakla birlikte, yaylalar arasında, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerini zayıflatacak ve geri döndürülmesi olanaksız ekolojik tahribata yola açacak olan "Yeşil Yol" şeklindeki bir ulaşım ekseninin şehircilik ilkelerine aykırı olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda, hükme esas alınabilecek nitelikte olan bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu plan ile öngörülen yaylalar arası ulaşım koridorunun, kendi özgün koşulları ve doğal çevresi ile yayla yerleşmelerinin öne çıkmaları yerine, sunduğu altyapı imkânları nedeniyle yol boyunca sürekliliği olan bir yapılaşmaya yol açacağı, yaylanın tanımı ve niteliğine aykırı bir biçimde yaylalar arasında yatay bir ilişki yaratarak, yayla yerleşmelerinin özgünlüklerinin zayıflamasına sebebiyet vereceği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihli işlemle onaylanan dava konusu Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonu ile öngörülen "Yayla koridoru- Yeşil yol projesi"ne ilişkin kısmında planlama ilkelerine ve kamu yararına uyarlık bulunmamakta olup, anılan kısım yönünden davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY XX- 2B Alanlarına ilişkin plan hükmü yönünden;
Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.
Yargılama hukukunda, yargı (hüküm) uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir.
Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.
Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez.
Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu edilen Plan Hükümlerinin 6.7.4 (yeni 6.6.4) sayılı maddesine yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı ve gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının gerekçe içermeyen kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz.
KARŞI OY XXX- Kış Sporu ve Kayak Merkezi kullanımı yönünden;
Uyuşmazlıkta, Danıştay Altıncı Dairesinin 09/03/2015 tarih ve E:2013/7744 sayılı kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, kış spor alanları ve kayak merkezi gösteriminden vazgeçilerek, plan üzerindeki buna ilişkin sembol ile ilgili plan lejantının kaldırıldığı ancak "Kış Sporu ve Kayak Merkezi"ne ilişkin plan hükmünün korunduğu anlaşılmaktadır.
Dairece yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi raporundaki tespitler göz önünde bulundurulduğunda, plan hükümlerinin doğrudan plan ve lejantındaki kullanımlar ve maddeler ile ilişkili olması gerektiği açık olup, ilgili plan ve plan lejantında yer almayan bir kullanımın plan hükümlerinde öngörülmesinin, planlama içerisinde belirsizlik ve tutarsızlık yaratılması ile plan bütünlüğünün bozulmasına sebebiyet verdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenle, Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının"Kış Sporu ve Kayak Merkezi' kullanımına ilişkin 4.2.21.4 sayılı plan hükmünün belirtilen nedenle iptaline karar verilmesi gerektiğinden, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.
KARŞI OY XXXX- Plan paftalarında, "turizm tesis alanı, günübirlik turizm alanı, mesire alanları gibi turizm ve rekreatif amaçlı kullanımların" gösterilmemesine ilişkin husus yönünden;
Dava dilekçesinde, anılan kullanımların plan lejantında gösterilmediği, bu tür arazi kullanımlarının, koruma kullanma dengesi içinde gelişmesini sağlayacak kararların plan paftalarında gösterilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idarece ise, çevre düzeni planlarının parsel bazında karar getirmeyen şematik planlar olduğu, ölçeği gereği Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilan edilmiş olan Turizm Bölgelerinin gösterilmesine elverişli olduğu, Turizm Tesislerinin ise ÇDP'de görünemeyecek büyüklükte, parsel bazında karar getirilebilecek alanlar olduğu, bu doğrultuda ÇDP Plan Hükümleri ile "6.1.8: Kentsel yerleşme alanlarında ve alt ölçekli planlarda bu planın nüfus kabullerine uygun olarak sınırları belirlenecek olan kentsel gelişme alanlarında; konut ve konut kullanımına hizmet verecek sosyal, kültürel donatı ve teknik altyapı tesisleri ile toptan ve perakende ticaret türleri, turizm tesisleri, küçük sanayi, endüstriyel atık su üretmeyen küçük ölçekli üretim yerleri, konut dışı kentsel çalışma alanları ve ticari depolama kullanımları yer alabilir. Organize sanayi bölgeleri, sanayi tesisleri ve sanayi depolamaları gibi kullanımlar yer alamaz” hükmü doğrultusunda kentsel yerleşme alanları içerisinde ve "6.2.5: Köyün genel ihtiyaçlarına yönelik olarak yapılacak sosyal ve ticari tesisler (köy konağı, ibadethane, okul, spor alanı, harman yeri, pazar yeri, sağlık ocağı, sağlık evi, PTT, karakol, ticarethane, mezarlık vb.) için yapılaşma koşulları ilgili idaresince belirlenir. Bu kullanımlar dışındaki her türlü faaliyet için (turizm, günübirlik veya bölgesel düzeyde ticaret, vb.) imar planı yapılması zorunlu olup; Emsal: 0,40 ve hmax: 6,5O'yi (2 kat) geçemez” hükmü doğrultusunda köy yerleşik alanlarında da bahsi geçen yapılaşma koşulları ile yapılabilmektedir.” şeklindeki plan hükümleri ile ÇDP ölçeğinde gösterilecek kullanım kararlarının ve bu kullanım kararlarının neleri kapsadığının yeterli ölçüde açıklandığı savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda; "Bilirkişi Kurulumuz bu konuda ilkesel olarak davalı İdarenin savunmasının yerinde olduğu kanısındadır. Her ne kadar, Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4 (c) maddesinde "Çevre düzeni planının Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanılması kararlarını belirleyen plan" olarak tanımlasa da Yönetmelikte sayılan her bir kullanım türü gibi “turizm” kullanımı da bünyesinde çok farklı nicelik ve nitelikte tesisleri ve kullanımları kapsayan genel bir ifade olup bunların tümünün Çevre Dzeni Planlarında gösterimi alt ölçek planları anlamsız belgeler haline getirecektir. Bu kapsamda Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişme Bölgeleri gibi yüzlerce hektarlık alansal büyüklüğe sahip olan ve nedenle ÇDP’lerde gösterilmesi zorunlu olan “turizm kullanımları” ile “turizm tesis alanı”, “günü birlik turizm alanı”, “mesire alanları” gibi çok daha küçük yöresel alan kullanımlar benzer işleve sahip olsalar dahi üst ölçek planlarda yer almaları beklenmemelidir. Diğer bir deyişle, turizm tesis alanı, günü birlik turizm alanı, mesire alanları gibi kullanımlar alt ölçek planlarda alansal olarak gösterilmesi gereken kullanım türlerdir. Ancak, üst ölçek planın belirli bölgelerinde bu gibi turizm amaçlı kullanımların yoğunlaştığı ya da yoğunlaşması planlanan bölgeler olabilir. Bu gibi durumlarda üst ölçek planlarda bu kullanımlar için teker teker alan gösterilmesine gerek olmamakla birlikte bunların yoğunlaştığı bölge, alt bölge veya yerleşmelerde bu bölgede bir yoğunlaşmanın olduğunun anlatılması için şematik gösterimlere başvurulabilir. Bu gibi durumlarda bu kullanımların alansal olarak (yerle ilişkili olarak) nerede konumlanacakları ise söz konusu kullanımın öngörüldüğü alt bölge ya da yerleşmelerin nazım imar planlama süreçlerinde ele alınması gereken bir konudur. Kuşkusuz bu ölçekte kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına aykırı seçimlerin yapılması olasılığı her zaman vardır. Ancak söz konusu yer seçimlerinin itiraz ölçeği yerleşmelerin nazım imar planlama süreci ile ilişkili olup söz konusu kullanımların öngörüldükleri bölge, alt bölge ve yerleşmelerde doğrudan yer seçimleri konusu yargısal denetime açıktır. Özetle bu konuda yargısal denetimin yönlendirileceği ölçek bu nedenlerle yerleşmelerin nazım imar planlama süreçleri olmalıdır." yönünde görüş bildirilmiştir.
Çevre düzeni planlarının arazi kullanış kararlarını, en başta çevresel etkilerini dikkate alarak değerlendiren ve belirleyen planlar olduğu, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde, çevre düzeni planının, varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan olarak tanımlandığı ve bu tanımda turizmin, çevre düzeni planlarıyla belirlenecek arazi kullanışları arasında yer aldığı, çevre düzeni planlarında turizme ayrılabilecek alanların belirlenmesi ve plan onaylandıktan sonra gündeme gelecek turizm yatırımı yapılacak yerlerin, planda tanımlanan yerlerde gerçekleştirilmesinin gerektiği, turizm alanlarının belirlenmesinin tümüyle Kültür ve Turizm Bakanlığına ve ilgili belediyelere bırakıldığı takdirde çevre düzeni planlarından beklenen işlevler yerine getirilmemiş olacağı, çevre düzeni planlarında turizm alanları olarak belirlenen yerlerde konaklama tesisi ve günübirlik turizm alanları ayrımı yapılabildiği takdirde plandan beklenen işlevlerin daha yeterli olarak karşılanabileceği, doğal çevrenin korunması ve alt ölçekli planların yönlendirilmesi açısından turizm amaçlı kullanımların plan paftaları üzerinde yerlerinin gösterilmesinin gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği ekinde bu kullanımlara ilişkin lejantın yer almasına karşın, turizm tesis alanı ve günübirlik alanlar gibi alanların plana işlenmemesinin planlama tekniklerine uygun olmadığı açıktır.
Bu itibarla, belirtilen kısım yönünden Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY XXXXX- Havaalanı kullanımına ilişkin kısım yönünden;
Dava dilekçesinde, F-45 sayılı pafta gösteriminde; Rize-Pazar'da havaalanı kararı olduğu (Çayeli-Pazar arası "özel kıyı koruma alanı"nın hemen yanında) Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.3 Havayolu" bölümünde de havaalanı kararının bulunduğu, Raporun 115. sayfasında; "Rize-Ardeşen" bölümünde Hamidiye-Sahilköy arasında havaalanı gösterildiği, kısa mesafelerde birden çok havaalanı öngörüldüğü, buna karşın bölgenin coğrafi yapısının çok sayıda havaalanını taşıyacak nitelikte olmadığı, iktisaden büyük masraflara neden olacağı, inşaat süreçlerinin vadilerde ekolojik tahribata yol açacağı ileri sürülmektedir.
Davalı idarece ise, 2011 yılında onaylanmış olan F-45 sayılı plan paftası üzerinde yer alan havaalanı sembolünün, ilgili kurumun havaalanı yatırımı konusunda yer değişikliği yaptığı bilgisinin edinilmesi üzerine dava konusu işlem kapsamında F-45 sayılı plan paftasında Pazar İlçesi kıyı kesimine kaydırıldığı, paftada görüldüğü üzere Özel Kıyı Koruma Alanı taraması dışında yer aldığı, diğer ulaşım kararları gibi havaalanı yer seçim kararlarının ilgili kurumların yatırım programında yer alan kararlar olduğu, yer seçiminin ÇDP'ler ile yapılamadığı, söz konusu işlem kapsamında ilgili plan paftasında yer değişikliği yapılmış olan havaalanının dava dilekçesinde bahsi geçen ÇDP Açıklama Raporunun 115. Sayfasında yer alan gösterimin ve Açıklama Raporunun 4.1.1.4.3 havayolu başlığı altında yer alan açıklamaların maddi bir hata olduğu ve ilk plan revizyonunda düzeltileceği savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda; "Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Açıklama Raporu’nun “4.1.1.4.3 Havayolu” başlıklı bölümünde şu ifadeye yer verilmiştir:
“Mevcut havaalanlarının hizmet kapasiteleri geliştirilmiştir. Bununla birlikte Ordu-Giresun arasında Or-Gi projesi kapsamında Gülyalı ilçesinde daha alt ölçekte yapılacak detaylı etüt çalışması ile birlikte alanda bir havaalanı hizmete geçecektir. Bölgenin güney bağlantılarının havayolu bağlantısının kurulması amacıyla Gümüşhane’nin Köse ilçesinde havaalanı önerilmiştir. Bunlarla birlikte Ulaştırma Bakanlığı, DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü’nün Rize ili, Ardeşen İlçesi, Hamidiye köyünde yaptığı incelemeleri doğrultusunda, Stol havaalanının mümkün olabileceğine dair karar geliştirdiği alanda, diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü doğrultusunda, havaalanı yapılabileceği kararı alınmıştır.”
Mart 2017 tarihli Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Değişikliği Gerekçe Raporu’nun 11. sayfasında, “4.1.1.4.3 Havayolu” başlığı altında Çevre Düzeni Planı Açıklama Raporu’nda yer alan ifadenin aşağıdaki şekilde “güncellemesine” karar verildiği belirtilmiştir:
“Mevcut havaalanlarının hizmet kapasiteleri geliştirilmiştir. Bununla birlikte, Ordu-Giresun arasında Or-Gi projesi kapsamında Gülyalı ilçesinde alt ölçekte yapılacak detaylı etüt çalışması ile birlikte alanda bir havaalanının hizmete geçecektir. Bölgenin güney kesiminin havayolu bağlantısının kurulması amacıyla Gümüşhane’nin Köse ilçesinde havaalanı önerilmiştir. Bunlarla birlikte Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın yaptığı incelemeler ve diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü doğrultusunda Rize ili, Ardeşen İlçesi kıyı kesiminde havaalanı yapılabileceği kararı alınmıştır.”
Belirtilmelidir ki, davalı tarafın dile getirdiği konulara ilişkin olarak anılan Plan Açıklama Raporu’nda yaptığı değişiklik Bilirkişi Kurulumuzca 1/100.000 ölçekli planlamada havaalanlarının yer seçimi konusunun gerektirdiği hassasiyeti karşılamaktan uzaktır. Anılan Plan Açıklama maddesindeki ifade değişikliği Bilirkişi Kurulumuzca, havaalanlarının –özellikle de Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki havaalanlarının- yer seçimi ile ilişkili olarak ele alınması ve planda karşılanması gereken koşulları yerine getirebilmekten uzaktır.
Dava konusu Plana ait Açıklama Raporunun 3.3.6 no.lu Erişebilirlik başlıklı amaç maddesinde, “Bölgesel erişilebilirliği arttırmak amaçlı entegre ulaşım sistemini, yerleşmeler kademelenmesi ve iktisadi faaliyetler arası ilişkileri destekleyecek şekilde ekolojik denge ve toplumsal yaşam biçimini dikkate alarak gerçekleştirmek” şeklindeki hedefler ortaya konmaktadır. Bilirkişi Kurulumuz, Açıklama Raporunda dile getirilen “yerleşme kademelenmesi ile iktisadi faaliyetler arasındaki ilişkileri destekleyecek şekilde ekolojik denge ve toplumsal yaşam biçimini dikkate alan “entegre ulaşım sisteminin” oluşturulması konusunda ana çizgilerinin belirlenmesinin 1/100.000 ölçekteki bir planlamanın konusu olduğunu, buna karşın dava konusu planda farklı ulaşım türlerine ilişkin (demiryolu, havayolu, denizyolu ve karayolu taşımacılığına ilişkin altyapı) öngörülerin, ilgili yatırımcı kuruluşların taslak düşünceleri düzeyinde plana işlendiğini, dava konusu planın bu farklı türler arasında “bütünleşme” (“entegrasyon”) kapsamında herhangi bir düzen arayışına yönelmediğini gözlemiştir. Oysa tanımı gereği mekânsal kapsamı olan her ölçekteki fiziksel planın, farklı yatırım kararları, tasarılar, gelişme stratejileri arasında mekânsal bütünleşmeleri ve akılcılaştırmaları sağlaması, ortak mekânsal düzenler oluşturması beklenir. Kuşkusuz bu “mekânsal bütünleşmelerin” ve “ortak mekânsal düzenlerin” oluşturulması dili ve gösterimi her ölçeğe göre değişecektir. Örneğin 1/100.000 ölçekteki bir planda daha soyut bir dil kullanılabilecek iken alt ölçekli planlamalara doğru somut mekânsal gösterimler gerekecektir.
Plan Açıklama Raporunun 4.1.1.4 no.lu Ulaşım Kademelenmesi ve Kararları bölümünde, “Planlama Bölgesi’nin ulaşım kademeleri arası bütünleşme sağlanırken, aynı zamanda mevcutta zayıf olan doğu ve güney bağlantıları güçlendirilmiştir. Bu süreçte farklı ulaşım türleri (demiryolu, karayolu, denizyolu, havayolu) birbiri ile bütünleştirilerek yoğunluk dağıtılmış ve etkileşim sağlanmıştır. Özellikle doğu-batı ve kuzey-güney bağlantıları ile kurulan aksta kentsel ve kırsal odaklar oluşturularak çeşitli hizmetlerin bölgenin tamamına sunulabileceği bir yapı geliştirilmiştir” denilmektedir.
Bilirkişi Kurulumuz, Raporun yukarıda gönderme yapılan bölümünde dile getirilen ulaşım kademeleri arasında bütünleşmelerin iddia edilenin tersine yerine getirilmediği kanısına sahiptir. Dava konusu planda havayolu, demiryolu, denizyolu ve karayolu sistemleri arasında herhangi bir bütünleşme çabasının gösterilmediği ulaşım sistemleri arasında bütünleşme bir yana ulaşım sistemlerinde belirsizlik yaratıldığı gözlenmektedir. Çayeli ile Pazar arasında planda işaret olarak gösterilen, Hamdiye-Sahilköy arasında ise Plan Açıklama Raporunda dile getirilen, Gümüşhane’nin Köse ilçe merkezi yanında da işaret ile gösterilen havaalanlarının demiryolu ve karayolu taşımacılığı ile bütünleşmelerinin nasıl sağlanacağı, bu önemli yatırımların etkileri olarak yakın çevrelerinde ortaya çıkabilecek gelişmelerin nasıl düzenleneceği konularında dava konusu plan herhangi bir vizyona sahip değildir. Bu nedenle de belirsizlikler üretmektedir.
Eğer havaalanı olacak ise, bu ölçekteki bir planlamada, havaalanının diğer ulaşım sistemleri ve türleriyle, yerleşme merkezleriyle ilişkilerinin nasıl kurulacağının, koruma ve gelişme alanlarına göre nasıl konumlandırıldığının gösterilmesi beklenir.
Bilirkişi Kurulumuz, davacı dilekçesinde dile getirilen kararsızlık ve belirsizlik durumu algısının ciddi bir sorun olduğu, plan kararlarının ciddi bir eksikliği olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünmektedir.
Havaalanı gibi gerek yer seçimi gerekse diğer ulaşım türleriyle ve yerleşme merkezleriyle ilişkileri açısından önem kazanan bir kararın 1/100.000 ölçekli bir planın konusu olmaktan çıkarılmasına anlam verememektedir. Gereksiz ayrıntı ve alan gösterimleri yapan bir planın havaalanı gibi bölgesel ölçekteki etkileri ve sonuçlarıyla önem kazanacak bir kullanıma ilişkin kararları belirsiz hale getirmesi son derece olumsuz değerlendirilmelidir. Önemli büyüklükte bir alan kullanması (Karadeniz Bölgesi örneğinde deniz dolgusu yöntemlerinin yeğlenmesi –neredeyse tek çözüm olarak görülmesi- nedeniyle) deniz ve kıyıyı tüketen, doğal çevre üzerinde ciddi tahribata yol açması yanı sıra, uçuş güvenliği ve riskler, çevresel kirlilik açısından oldukça büyük bir alanı etkileyen, iktisadi etkileri açısından önemli bir bölgesel etkileri olan, diğer ulaşım türleriyle bütünleşmesi ve geçişlerinin düzenleneceği öngörülen bir kullanımın bu ölçekteki bir planda sembollerle gösterilmesi ve yer seçimleri konusunun alt ölçekli planlara ya da yatırımcı kuruluşların kendi çalışma alanlarının sorunuyla sınırlı yer seçimlerine terk edilmesi ciddi bir yanlışlıktır.
Oysa üst ölçekli bir plan farklı yatırımcı kuruluşların kararlarının planlara işlenmesi değil, birbirleriyle ilişkilendirilerek karşılıklı akılcılaştırmalarının (rasyonelleştirmelerin) yapılması sürecidir. Planların hazırlık süreci ilgili yatırımcı kuruluşların sektörel hedeflerinin ve kararlarının toplanması, kurumsal iletişim ortamında koruma hedefleri göz ardı edilmeksizin bu hedef ve kararların mekânsal olarak düzenlenmesi sürecidir. 1/100.000 ölçekli bir planlama sürecinde planlama otoritesinin, ilgili yatırımcı kurum ve kuruluşların yatırım plan ve programlarını edinmesi, değerlendirmesi ve bunları planlama sürecinin organik bir parçası haline getirerek planın çevresel etkiler, mekânsal düzen ve diğer sektörler ile ortak akılcılaştırmalara yönelmesi beklenir.
Oysa, Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.3 Havayolu" bölümünde "… Bunlarla birlikte Ulaştırma Bakanlığı, DLH İnşaatı Genel Müdürlüğü'nün Rize ili, Ardeşen İlçesi, Hamidiye köyünde yaptığı incelemeleri doğrultusunda, stol havaalanının mümkün olabileceğine dair karar geliştirdiği alanda, diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü doğrultusunda, havaalanı yapılabileceği kararı alınmıştır” denilmektedir. Kurulumuz, plan kararlarının uygulanması sürecinde tamamlayıcı bir belge niteliğindeki Plan Açıklama Raporunda bu vb. ifadeleri olumlu değerlendirmemiştir. Planlama sürecinde dikkate alınabilecek ve planlama kararlarını şekillendirilmesinde yararlanılabilecek ön fikir ve düşünce ya da ihtimaller niteliğindeki ifadelerin Plan Açıklama Raporunda yer alması yadırganmıştır. Bu vb. ifadeler, planlama sürecinde belirsizlik yaratacak ifadeler olarak değerlendirilmiştir.
Gümüşhane’nin Köse ilçesinde havaalanı öngörülmüştür. Köse ilçe merkezinin hemen yakınında havaalanı işaret olarak gösterilmiştir. Aynı pafta üzerinde Köse-Salyazı Karayolu üzerinde bu kez alan olarak gösterilmiş olan bir havaalanı daha bulunmaktadır. Bu havaalanlarının ulaşım sistemleriyle ve etki alanlarını oluşturan bölgeler ile nasıl bir ilişki kurdukları planda gösterilmemektedir.
Dava konusu havaalanı kullanımlarına ilişkin belirsizlikler konusu, Doğu Karadeniz’in coğrafi koşulları nedeniyle havaalanı ve hava taşımacılığı açısından sınırlamaları dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu konuda yapılabilecek hatalar doğal değerlerin yok edilmesi yanı sıra önemli bir kamusal kaynağın dikkatsizce tüketilmesine, en sonunda da akılcı olmayan bir yerleşme düzeninin yaratılmasına yol açabilir.
Bir havaalanının ulusal ya da uluslararası havayolu trafiği açısından etkileri kuşkusuz farklılaşmakla birlikte, iktisadi ve toplumsal etkileri, mekân kullanımı, oldukça geniş bir alana yayılması, diğer ulaşım sistemleriyle zorunlu bağlantıları, yer hizmetleriyle ilişkili faaliyetlerin yer seçimleri, inşaatın büyüklüğü ve süresinin uzunluğu dikkate alındığında uzun, orta ve kısa erimde bölgesel ve kentsel ölçeklerdeki planlamanın doğrudan konusunu oluşturmaktadır. Diğer yandan, havaalanı kullanımı ve havayolu taşımacılığının imkânları ölçüsünde kendine özgü özel kısıtlamaları göz ardı edilmemelidir. Oldukça fazla büyüklükteki alan gerektiriyor olmaları, arazi gereksinmesi açısından doğal kaynak tüketiyor olmaları, uçuş güvenliği koşulları ve sınırlamaları (yaklaşma mesafeleri, mânia hatları, iniş ve kalkış güvenliği açısından kısıtlamalar, yer güvenliği koşulları, yerleşmeler açısından risk kuşakları, hava ve gürültü kirliliği vb.) ve çevresel olumsuz etkileri sayılmalıdır. Bunlara diğer ulaşım türleri ile zorunlu bağlantılarının sağlanması, bulundukları bölgelerde kaçınılmaz olarak belirleyecekleri kullanımlar ve diğer yer seçimleri gibi planlama problemleri de eklenmelidir. Havaalanı kullanımın dile getirilen sınırlamaları ve koşulları, Doğu Karadeniz’in coğrafi koşulları dikkate alındığında bölge içindeki havaalanı yer seçim kararlarının çok özel ölçütlere göre belirlenmesi gerektiğini önümüze koymaktadır.
Havaalanının ne kadar bir alan kullanacağı konusunda örnek olarak, Plan Açıklama Raporu’nun 4.1.1.4.3 no.lu bölümünde yer alan ve işletmeye açılmış olan, tek piste sahip Ordu-Giresun (Or-Gi) Havaalanı gösterilebilir. Uydu görüntülerinden gerçekleştirilen ölçümlere göre Havaalanı, 3.6 km uzunluğunda ve 450 m genişliğindeki bir iniş-kalkış (pist) bölgesi le 250 m genişliğinde ve 1700 m uzunluğunda bir terminal, yer hizmetleri ve karayoluna bağlantı bölgesinden oluşmaktadır. Toplam alan yaklaşık olarak 193.7 hektar olarak hesaplanmıştır. Bu ölçülerde bir alanın arazi kısıtları bulunan Karadeniz Bölgesinde deniz dolgusu ile gerçekleştirileceğini kestirmek zor değildir. Yatırımın büyük iktisadi maliyetleri yanı sıra önemli bir çevresel değeri yok edeceği, Özel Kıyı Koruma Alanı yakınında yaratacağı çevresel olumsuz etkiler dikkate alındığında dava konusu planda basitçe bir havaalanı sembolü şeklinde gösterim Kurulumuzca olumsuz değerlendirilmiştir.
Bilirkişi Kurulumuzca, bu konunun 1/100.000 ölçekli bir planlamanın konusu olduğunun dava konusu planın hazırlanma sürecinde yeterince kavranmadığı izlenimi edinilmiştir. Bu denli önemli bir konuda planlama sürecinin belirsizliklere terkedilmesi Kurulumuzca yadırganmıştır.
Diğer yandan, davalı idare Mahkeme başkanlığına yanıtlarında “diğer ulaşım kararları gibi havaalanı yer seçim kararlarının ilgili kurumların yatırım programında yer alan kararlar” olduğunu, “yer seçiminin ÇDP'ler ile yapılamamakta” olduğunu belirtmiştir. 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planlamasından sorumlu kurum olmasına karşın davalı idarenin bu ölçekteki bir planlamanın anlamını ve konusunu kavramış gözükmemektedir. Belirtmek gerekir ki, her plan koruma ve gelişme ile ilgili farklı düzeylerde ve farklı organlarca alınmış kararların akılcılaştırılması, birbirleriyle tutarlı ilişkilerinin kurulması, bütün bunların da mekânsal olarak düzenlenmesi sürecidir. Bu süreç içinde planlama otoritesi, kurumlar arası eşgüdüm ve işbirliği çerçevesinde farklı kurumların yatırım kararlarının mekânsal düzenlerinin kurulmasından, işbirliği içinde yatırımcı kurum ve kuruluşların kendi faaliyet alanlarında tek yönlü olarak verilmiş kararların akılcılaştırılmasından, gerektiğinde düzeltilmesinin sağlanmasından da sorumludur. Bu planlama sürecinin kendisidir. O nedenle, davalı idarenin açıklamaları Bilirkişi Kurulumuzca yeterli bulunmamıştır." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Bilirkişi raporunda yer verilen hususlar hükme esas alınabilecek nitelikte görülmüştür.
Diğer yandan, Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.3 Havayolu" başlıklı bölümünde; "Mevcut havaalanlarının hizmet kapasiteleri geliştirilmiştir. Bununla birlikte OrduGiresun arasında Or-Gi projesi kapsamında Gülyalı ilçesinde daha alt ölçekte yapılacak detaylı etüt çalışması ile birlikte alanda bir havaalanı hizmete geçecektir. Bölgenin güney bağlantılarının havayolu bağlantısının kurulması amacıyla Gümüşhane’nin Köse ilçesinde havaalanı önerilmiştir. Bunlarla birlikte Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın yaptığı incelemeler ve diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü doğrultusunda Rize ili, Ardeşen İlçesi kıyı kesiminde havaalanı yapılabileceği kararı alınmıştır." şeklindeki düzenlemenin halen yürürlükte olduğu görüldüğünden, Ardeşen ilçesinde öngörülen havaalanı öngörüsü yönünden plan açıklama raporu ile plan paftaları arasındaki uyumsuzluğun devam ettiği ortada olup, bu hususun da planlama tekniklerine aykırı olduğu açıktır.
Bu itibarla, belirtilen kısım yönünden Daire kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!