WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 02 Temmuz 2026

DANIŞTAY İDARE DAVA DAIRELERI KURULU

A- A A+

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2817 E.  ,  2023/3136 K.
"İçtihat Metni" T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2021/2817
Karar No : 2023/3136

TEMYİZ EDENLER:
1- (DAVACI):…, … Vakfı
VEKİLİ: Av. …

2- (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Av. …

İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 17/12/2020 tarih ve E:2016/1179, K:2020/13032 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 23/03/2015 tarihinde onaylanan ve askıda yapılan itirazların değerlendirilmesi neticesinde 27/08/2015 tarihinde değiştirilerek yeniden onaylanan Antalya-Burdur-Isparta Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının kısmen iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti:Danıştay Altıncı Dairesinin 17/12/2020 tarih ve E:2016/1179, K:2020/13032 sayılı kararıyla;
Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden;
Plan Hükümleri'nin 4.10. sayılı maddesinde düzenlenen "Planlama Alt Bölgeleri Dışındaki Alanlar" tanımının ve 5.45. sayılı maddesi açısından:
Davalı idarenin savunması ve plan notunun içeriği ile bilirkişi raporunda yer verilen görüşlerden, davacının iddialarının plan hükmünü kusurlandırmadığı, plan karmaşasına neden olmayacağı, bu nedenle plan notunun şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olduğu,
Plan Hükümleri'nin 4.16. sayılı maddesinde düzenlenen "Organize Tarım ve Hayvancılık Alanları" tanımının ve 9.39. sayılı maddesinde bu alanlara ilişkin düzenlenen uygulama hükümleri açısından:
Plan açıklama raporunda, alana ilişkin tarım sektörüne yönelik ana stratejilerin belirlendiği, burada hayvansal üretime ilişkin strateji ve uygulama stratejilerinin oluşturulduğu,
Davalı idarece, bölgenin tarım (bitkisel ve hayvansal) üretimi potansiyeli olduğu yönündeki görüşe göre bölgede organize tarım ve hayvancılık bölgeleri kullanımının öngörülmesinin ve gerçekleşmesinin bölgenin gelişmesinde büyük rol oynayacağı,
Ayrıca plan lejantlarında organize tarım ve hayvancılık alanları lejantının yer alması nedeniyle lejanta karşılık gelen kullanım türü ve kararının belirlenmesinin, planın ölçeğine, niteliğine, şematik diline ve mevzuata aykırı olmadığı,
Bu itibarla plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı, getirilen kullanımın bölgenin özelliğine uygun olduğundan, hayvancılığın tarımdan ayrı bir sektör olarak ele alınması gerektiği iddiasına itibar edilmediği ve davaya konu plan hükümlerinin bu kısmında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
Diğer taraftan, en az 20 ha olacak şekilde belirlenen organize hayvancılık ve tarım alanlarında tarım ve hayvancılık amaçlı yapının ve bu yapıların içerisinde çalışanların ihtiyacına yönelik sosyal kültürel donatı alanları, sağlık ve eğitim tesislerinin de yapılmasının öngörülmesinin bu kullanımların yerleri, büyüklükleri ve yapı yoğunluklarının alt ölçekli imar planlarıyla belirlenecek olması karşısında, 20 ha büyüklüğündeki bir alanda tarımsal üretimin ve üretimde çalışanların ihtiyacının sağlanmasına yönelik getirilen düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
Dava konusu plan hükmü ile “Organize Tarım ve Hayvancılık Alan"larının yer seçiminin, ilgili İl Toprak Koruma Kurulunca en az 20 (yirmi) hektarlık alan için yapılabileceği, yer seçimi yapılacak alanın ancak 50 hektardan büyük olması durumunda, dava konusu Çevre Düzeni Planında değişiklik yapılmasının zorunlu olduğu kurala bağlanmış olup, belirtilen hektardan daha küçük alanlara yönelik yer seçimi kararlarının çevre düzeni planı kapsamında değil, alt ölçekli planlar çerçevesinde değerlendirileceğinin anlaşıldığı,
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin ilgili maddesi uyarınca, çevre düzeni planının, orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan bir plan olup, çevre düzeni planı hazırlanırken, çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması gerektiği,
Yukarıda yer verilen açıklamalar ve bilirkişi raporundaki tespitler göz önünde bulundurulduğunda, organize tarım ve hayvancılık alanlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, 50 hektardan daha küçük alanlara yönelik yer seçimi kararının çevre düzeni planı kapsamından çıkarılarak, alt ölçekli planlamaya bırakılmasına yönelik dava konusu planın 9.39 sayılı plan uygulama hükmünün bu kısmında hukuka uyarlık görülmediği,
Plan Hükümleri'nin 4.54. sayılı maddesinde düzenlenen sulak alan tanımı açısından;
Bilirkişi raporundaki görüşler doğrultusunda, davacının iddialarının plan eleştirisi olarak kabul edilebilecek olmakla birlikte, hukuka aykırılık nedeni olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 5.7. sayılı maddesi açısından;
Bilirkişi kurulunun görüşleri planın haklı bir eleştirisi olarak kabul edilebilecek olmakla birlikte, dava konusu planın 5.6. sayılı plan hükmünde "Planda gösterilen sınırlarda farklılık olsa dahi, özel kanunlara tabi alanlarla ilgili olarak, yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırlar geçerlidir. Bu sınırlarda değişiklik olması durumunda, kabul edilen yeni sınırlar plan değişikliğine gerek olmaksızın geçerli olacaktır." düzenlemesi ile özel kanunlara tabi alanlarda yetkili kurumlarca belirlenmiş olan sınırların geçerli olduğu, bu sınırlarda herhangi bir değişiklik yapılması durumunda ise yeni sınırların geçerli olacağının düzenlendiği, planlamada her sınırın çevre düzeni planına işlenmesinin fiilen mümkün olmadığı, iptali istenilen plan hükmünde korumaya ilişkin alınmış kararların geçerli olduğu, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının ölçeği gereği küçük ölçekte yapılacak değişiklerin bu plana işlenmesinin mümkün olmadığı, yasalarla tanınan yetki çerçevesinde ilgili idarelerce alınan plan kararlarının 1/100.000 ölçekli planda değerlendirilmesinin mevzuat gereği olduğu gibi ilgili kurumlarca yapılacak uygulamaların çevre düzeni imar bütünlüğü içerisinde değerlendirileceğinin karara bağlandığı görüldüğünden, bu hususa ilişkin plan hükmünde hukuka aykırılık olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 5.9. sayılı maddesi açısından;
Bilirkişi raporunda da ifade edildiği üzere, ilgili plan hükümlerinin alt ölçekli planları üst ölçeğe taşımadığı ve plan kademesi açısından bir uyumsuzluğun bulunmadığı, alanda önceki mevzii imar planlarının kazanılmış hakların korunması ilkesi kapsamında geçerli kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu,
Plan Hükümleri'nin 5.35. sayılı maddesi açısından;
Maddede yer alan düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerektiği, plan hükümlerinin, hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin getirmeyeceği konusunda net bir düzenleme yapılarak çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği sonucuna varıldığı, bu nedenle, mevcut haliyle anılan plan notunun şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uygun olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 5.36. sayılı maddesi açısından;
Plan notunun, "Bu plan kapsamındaki alanlarda, kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; Toplu Konut İdaresi'ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İlbank Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili kurum ve kuruluş görüşleri alınarak ilgili İdaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir." şeklinde düzenlendiği,
Davaya konu plan notunun (işlem tarihi itibarıyla) planlama bölgesinde (daha sonra yapılan değişiklikle plan kapsamında) ÇDP'nında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının dışında da, TOKİ, 6306 sayılı Kanun'a tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik yetkili idarelere ve 6107 sayılı Kanun uyarınca İlbank Genel Müdürlüğü'ne çevre düzeni planı değişikliği yapılmadan alt ölçekli plan yapma olanağı öngörmesi nedeniyle, plan yapma yetkisine sahip olan kuruluşların üst ölçekli çevre düzeni planı kararı olmadan bu plana aykırı bir şekilde arazi kullanım kararı belirlemesine yol açacağı, ÇDP'nında belirlenen kentsel ve kırsal yerleşme alanları ile gelişme alanlarının dışında konut üretilmesinin plan hiyerarşisi ve çevre düzeni planı yapma amaçlarıyla bağdaşmadığı, bu itibarla plan hükmünde mevzuata uyarlık bulunmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.7. sayılı maddesinde düzenlenen "2-B Alanları" Bölümü'nün üçüncü paragrafı açısından:
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamında kalan alanlara yönelik kentsel yerleşme talepleri söz konusu olduğunda, alanın konumu ve kullanım şekli dikkate alınarak, bu Çevre Düzeni Planında herhangi bir değişiklik yapılmaksızın, doğrudan ilgili idarece yapılacak alt ölçekli planlar ile kentsel yerleşik alan olarak belirlenebileceğinin öngörüldüğü,
Yukarıda yer verilen diğer hususlara yönelik değerlendirmelerde de belirtildiği üzere, çevre düzeni planının, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen bir plan olup, alt ölçekli planları yönlendiren strateji ve ilkeleri ortaya koyan bu planda, kentsel ve kırsal yerleşim alanlarının leke niteliğinde gösterilmesi gerektiği,
Çevre düzeni planı ile leke olarak belirlenen kentsel ve kırsal yerleşim alanlarındaki nüfus kabullerini aşmamak kaydıyla, bu kullanımlara bitişik yerlerdeki Orman Kanunu'nun 2/B maddesi kapsamındaki, 1/100.000 ölçekli plan değişikliğini gerektirmeyecek büyüklükteki alanların alt ölçekli planlar ile belirlenmesi mümkün ise de, dava konusu plan hükmü ile, alt ölçekli plan kararları ile belirlenebilecek 2/B arazilerinin büyüklüğü ve sınırına ilişkin herhangi bir belirleme yapılmaksızın, çevre düzeni planı değişikliği gerektiren büyüklükte alanların da alt ölçekli plan kararı ile kentsel ve kırsal yerleşik alan olarak gösterilmesinin öngörüldüğü,
Bu durumun, alt ölçekli plan kararının, üst ölçekli çevre düzeni planı ile belirlenen genel arazi kullanım kararından farklılaşması sonucunda, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi, alt ölçekli planları yönlendirecek ilke ve stratejileri oluşturması beklenen çevre düzeni planının işlevsiz kalmasına sebebiyet vereceği,
Bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, 2/B arazisi niteliğindeki kentsel ve kırsal yerleşik alanlara ilişkin genel arazi kullanım kararlarını, dava konusu Çevre Düzeni Planının konusu olmaktan çıkartarak, üst ölçekli planı işlevsiz hale getirdiği açık olan dava konusu plan hükmünde bu haliyle hukuka uyarlık görülmediği,
Plan Hükümleri'nin 5.62. sayılı maddesi açısından:
Bu çevre düzeni planının onayından önce İller Bankası tarafından ihale edilmiş ve çalışmalarına başlanmış alt ölçekli planlama çalışmalarının, bu planın nüfus kabullerini aşmamak kaydıyla çevre düzeni planı değişikliği yapılmadan sonuçlandırılabilceğinin düzenlendiği, bu hükmün plan hiyerarşisine ve planlar arası eşgüdüm sağlanmasına aykırı olmadığı, alt ölçek planların büyük bir maliyet ve zaman kaybına yol açacak biçimde tümüyle iptali yerine, üst ölçek planın hedefleri doğrultusunda belirli bir denetim getirilmiş olmasının yerinde olduğu anlaşıldığından, plan hükmünde hukuka aykırılık bulunmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.1.2. sayılı maddesi açısından:
Maddede kırsal yerleşme alanlarına ilişkin hususların düzenlendiği, davacının iddiasının planın eleştirisi niteliğinde olduğu gibi kırsal yerleşim alanlarının sınırlarının tespitinin davaya konu planın konusu olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.5.1. sayılı maddesi ile 9.5.2.1., 9.5.2.2. ve 9.5.2.3. sayılı maddeleri açısından:
Davaya konu 9.5. sayılı plan notu ve devamı maddelerinde, tarım alanlarında yapılacak tarımsal amaçlı yapılar için genel hükümler getirilerek Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nde yer alan yapılaşma koşullarına atıfta bulunulduğu, plan hükümlerinin devamı maddelerinde mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile ilgili olarak ayrıntılı yapılaşma koşullarının getirildiği,
Planın 9.5.1. sayılı maddesinde Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda dikili, özel ürün, fiilen sulanan veya sulama projesi kapsamında bulunan tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapı yapılabileceği ve bu planın 9.39. organize tarım ve hayvancılık alanları hükmü çerçevesinde ilgili idarelerce yapılacak olan uygulamalar haricinde hayvancılık tesisi yapılaşmasına izin verilmeyeceğinin düzenlendiği,
Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin, "yapı şartları" başlıklı, 63. maddesinin 1. fıkrasında, üst ölçekli planı bulunmayan iskan dışı alanda bulunan parsellerde inşaat alanı katsayısı %5'den fazla olmamak, yapı inşaat alanları toplamı hiçbir koşulda 250 m²'yi geçmemek, saçak seviyelerinin tabi zeminden yüksekliği (6,50) m' yi ve 2 katı aşmamak, yola ve parsel sınırına (5.00) m' den fazla yaklaşmamak şartı ile bir ailenin oturmasına mahsus bağ ve sayfiye evleri, kır kahvesi, lokanta ve bu tesislerin müştemilat binalarının yapılabileceği; bu alanlarda tarımsal üretimi korumak amacı ile üretimden pazarlamaya kadar tarımsal faaliyetleri içeren entegre tesis niteliğinde olmamak kaydıyla konutla birlikte veya ayrı ayrı yapılan mandıra, kümes, ahır, ağıl, su ve yem depoları, hububat depoları, gübre ve silaj çukurları, avhaneler, balık üretim tesisleri ve un değirmenleri gibi konut dışı yapılar mahreç aldığı yola (10) m'den parsel hudutlarına (5.00) m'den fazla yaklaşmamak, parselde bulunan bütün yapılara ait inşaat alanı katsayısı %40'ı ve yapı yüksekliği (6.50) m'yi ve 2 katı aşmamak şartı ile yapılabileceği, bu yapıların birinci fıkra koşullarına uyulmak üzere yapılacak konutla birlikte yapımı halinde de, inşaat alanı katsayısının %40'ı geçemeyeceğinin hükme bağlandığı,
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarımsal yapıların yapımı öngörülerek mutlak tarım arazilerinde E:0,20 dikili ve özel ürün arazilerinde E:0,10 olarak belirlendiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Diğer taraftan, planın "Mutlak Tarım Arazileri" başlıklı 9.5.2.1. sayılı maddesinde bu alanlarda, tarımsal amaçlı yapıların yapılabileceğinin belirtildiği, yine özel ürün arazileri başlıklı 9.5.2.3. sayılı maddesinde ve dikili tarım arazileri başlıklı 9.5.2.2. sayılı maddesinde de aynı düzenlemelerin yer aldığı,
4.24. sayılı maddesinde ise, tarımsal amaçlı yapıların, "toprak koruma ve sulamaya yönelik alt yapı tesisleri entegre nitelikte olmayan hayvancılık ve su ürünleri üretim ve muhafaza tesisleri ile zorunlu olarak tesis edilmesi gerekli olan müştemilatlar, mandıralar, üreticinin bitkisel üretime bağlı olarak elde ettiği ürünü için ihtiyaç duyacağı yeterli boyut ve hacimde depolar, un değirmeni, tarım alet ve makinelerinin muhafazasında kullanılan sundurma ve çiftlik atölyeleri, seralar, tarımsal işletmede üretilen ürünün özelliği itibariyla hasattan sonra iki saat içinde işlenmediği takdirde ürünün kalite ve besin değeri kaybolmasının söz konusu ise bu ürünlerin işlenmesi için kurulan tesisler ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından tarımsal amaçlı olduğu kabul edilen entegre nitelikte olmayan tesisler " olarak tanımlandığı,
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 27. maddesinde entegre tesis niteliğinde olmayan ve imar planı gerektirmeyen tarım ve hayvancılık amaçlı yapılar ibaresinin yer aldığı,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanun'da öngörülen ve 4.24. sayılı plan notunda belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı,
Kaldı ki 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan, tarım topraklarında tarımsal faaliyetlerini geliştirilmesi amacıyla mutlak tarım arazilerinde tarımsal amaçlı yapılar için E:0,20, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri için E:0,10 yapılaşma koşullarının getirilmesinin mevzuata aykırı olmadığı, diğer taraftan çiftçinin barınabileceği yapının emsale dahil olup toplam inşaat alanı ifadesinin de tüm katların toplam alanını ifade ettiği, dolayısıyla yeniden düzenlenmesine gerek olmadığı,
Davacı tarafından, birtakım projelerle ilgili tesislerde emsal değerin %50 oranında arttırılması yönündeki düzenlemenin tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasına yol açacağı iddia edilmekte ise de, mutlak, özel ürün ve dikili tarım arazilerinde söz konusu plan hükmündeki koşulların sağlanması halinde, emsalin %50 arttırılması durumunda dahi, emsal değerlerinin Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği'nin 63. maddesi ile öngörülen 0.40'ı aşmayacağının anlaşıldığı,
Öte yandan, sadece dava konusu plan ile 0.30 olarak belirlenen marjinal tarım arazilerinde emsalin %50 artırılması halinde, emsal değerinin 0.45'e çıkabileceği ve bu durumda Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nde öngörülen en yüksek 0.40 emsalin aşılması durumunun ortaya çıkabileceği değerlendirilebilir ise de, bu hallerde davalı idare tarafından Plansız Alanlar Tip İmar Yönetmeliği'nin 63. maddesinde öngörülen usul ve esaslara uyulmak suretiyle uygulama yapılabileceğinin açık olduğu,
Diğer taraftan, davaya konu planda, tarımsal vasfı düşük olan alanlardan daha düşük olan alanlara doğru bir yapılaşma artışı öngörüldüğü, tarımsal işletmelerin desteklenmesi amacıyla sadece Başbakanlık, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ilgili bakanlıklar ve bunlara bağlı kuruluşlar tarafından desteklenen projeye dayalı tarımsal faaliyetler bağlamında tarımsal amaçlı yapılar ile destekleme projeleriyle en az 100 büyükbaş, 200 küçükbaş vaya 50.000 adet ve üzeri kapasiteli kanatlı hayvancılık tesislerinde yapılaşma şartlarının %50 artırılmasının yörenin özelliği, ihtiyacı ve bölgesel ve yerel kalkınmayı sağlayabilmek açısından uygun olduğu,
Plan Hükümleri'nin 9.5.3. sayılı maddesi açısından:
Planın tarım alanlarına ilişkin maddeleri ile, bu planda 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kapsamındaki tarım arazilerinde yapılacak olan tarım ve hayvancılık amaçlı yapıların yapımı öngörülerek sulanan tarım arazilerinde E:0,20 olarak belirlenerek tarımsal amaçlı yapı yapılacağının belirtildiği,
Davaya konu planda tarım alanı olarak belirlenmiş olan alanlar ile tarım alanlarının kullanım ve yapılaşma koşullarının geçerli olduğu alanlarda, bu plan ile belirlenmiş olan yapılaşma koşullarının maksimum değerler olduğu, bu değerlerin yetiştirilen ürün ve toprak özelliklerine bağlı olarak gerekiyorsa belirli kesimlerde alt ölçekli plan kararları ile sınırlanabileceği gözönüne alındığında, planla getirilen yapılaşma değerlerinin mutlak olmadığı, bu değerlerin maksimum değerler olarak belirlendiği,
Belirtilen hususların birlikte değerlendirilmesinden, tarım alanlarında, Kanun'da öngörülen ve ilgili plan notlarında belirtilen kullanımlar dışında bir yapı yapmanın mümkün olmadığı, 5403 sayılı Kanun ve plan hükümleri uyarınca tarım arazilerinin bölünemeyeceği açık olduğundan, sulanan tarım topraklarında hayvancılık faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla sulanan tarım alanlarında öngörülen E:0,20 değerinin mevzuata aykırı olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.6.4. sayılı maddesi açısından:
Orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği,
Orman alanlarının ilgili mevzuat uyarınca korunmasının esas olduğu, ancak mevzuat hükümleri uyarınca tahsis yapılan alanların planda değişiklik yapılarak başka bir amaca ayrılması ve başka bir kullanımda gösterilmesinin alanın orman statüsüne aykırı olacağı, orman alanlarına yönelik getirilen uygulama hükmü ile orman olup da mevzuat uyarınca tahsis yapılan alanların amaçlarına uygun olarak kullanılmasına olanak sağlandığı, orman statüsünün değiştirilmediği, ayrıca davaya konu planda orman alanlarının düzenlenen plan notları ile koruma altına alındığı, bu bağlamda davaya konu düzenlemede mevzuata aykırılık bulunmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.6.6. sayılı maddesi açısından:
Orman alanlarında, özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacak olması halinde, mevzuatta belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idareler tarafından bu kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığından söz konusu düzenlemede mevzuata aykırılık görülmediği,
Plan Hükümleri'nin 9.15. ve 9.16. sayılı maddeleri açısından:
Kaplumbağa üreme alanları ile Akdeniz fokları yaşam alanlarına ilişkin olarak dava konusu planda, bu alanlardaki uygulamalarda görüş alınacak kurumların belirlendiği, tümüyle kayıtsız kalınmadığı, ancak kapsamlı bir plan hükmüne de yer verilmediği, söz konusu durumun haklı bir plan eleştirisi olabileceği, ancak planın iptalini gerektirir nitelikte bir hukuka aykırılık olmadığı,
Plan Hükümleri'nin 9.33.1. sayılı maddesi açısından:
Yenilenebilir enerji üretim alanı yatırımlarında Bakanlığın uygun görüşünün alınacağı ve bu görüş, yürürlükteki üst ölçek plana uyumlu olup olmadığına dair bir değerlendirme neticesinde verileceğinden, plan notunun bir kuralsızlık getirmediğinin açık olduğu, davalı idarece belirtildiği gibi, bu alanlara ilişkin olarak çevre düzeni planı değişikliği yapılabilmesine engel bir durumun bulunmadığı ve bu plan notunun, her yerde enerji üretim alanı belirlenebileceği anlamına da gelmediği sonucuna varıldığı,
Plan paftalarında belirlenen muhtelif kullanımlar açısından:
Temyize konu kararda, bilirkişi raporunda, iptali istenilen kullanımlar açısından yapılan genel ve alanlara ilişkin olarak özel değerlendirmelere yer verildikten sonra, iptali istenilen kullanımlar açısından Dairelerince genel prensip olarak kabul edilen değerlendirmelere ve bilirkişi raporunda yer verilen hususlardan Dairece de uygun görülen görüşlere yer verilerek,

Dava konusu edilen alanlara planla getirilen yerleşme alanı leke kararlarının; alanın doğal yapısı, gelişme yönü ve büyüklükleri, yer seçimi, alanların özelliği, yasal, yapay ve doğal eşikler, mevcut yerleşimler ve yerleşme alanlarının makraformu gözönünde bulundurulduğunda, Isparta Şarkikaraağaç, Güneykent-Keçiborlu, Atabey, İslamköy, Beydere, Eğirdir (gelişme ve turizm alanları) Tefenni, Çörten Altınyayla, Antalya Ekşili, Antalya merkezi ve havaalanı arasındaki bölgede, Antalya Havaalanı güneyinde ve doğusundaki bölgede, Demirtaş tercihli kullanım alanı, Antalya Konyaaltı, Karadayı, Hasyurt, Beykonak, Gazipaşa bölgelerinde getirilen gelişme alanlarında şehircilik ve planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Gümüşgün gelişme alanları ile Isparta il merkezinin kuzeyindeki sanayi ve gelişme alanlarına ilişkin olarak ise, bilirkişi raporundaki tespitlerin planın haklı bir eleştiri olduğu kabul edilebilecek olmakla birlikte, bu hususların planı kusurlandırır nitelikte görülmediği,
Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları yönünden;
Bilirkişi raporunda yer verilen tespitlerin planın haklı bir eleştirisi olduğu kabul edilebilecek olmakla birlikte, davaya konu planda bu hususa ilişkin ilkelerin belirlendiği, koruma alanlarının tanımlanarak özel hükümler geliştirildiği görüldüğünden, bu kısımda hukuka aykırılık bulunmadığı,
Burdur Gölü "sulak alan tampon bölge sınırı" içerisinde önerilen "turizm tesis alanı, kentsel gelişme alanları, üniversite alanı ve OSB" önerilen bölümler açısından:
Burdur 1. Organize Sanayi Bölgesi'nin kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan 17/05/2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin 21.maddesinin (a) fıkrası uyarınca, sulak alan tampon bölgesinde organize sanayi bölgesi ve serbest bölge sanayi alanı kurulmasına izin verilemeyeceği kurala bağlanmış olmakla birlikte, aynı Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyete geçmiş olan işletmelerin, 31/12/2006 tarihine kadar Bakanlıkça istenilen şartları yerine getirmeleri kaydıyla faaliyetlerine devam edeceğinin öngörüldüğü,
Bu kapsamda, söz konusu Yönetmeliğin Geçici 1. maddesi uyarınca, faaliyetine devam eden Burdur Gölü Sulak Alanı Tampon Bölgesi içindeki Burdur 1. Organize Sanayi Bölgesi'nin dava konusu Çevre Düzeni Planı ile OSB alanı olarak gösterilmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan, dava konusu Çevre Düzeni Planının onaylandığı tarihte yürürlükte bulunan 04/04/2014 tarih ve 28962 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği'nin 24.maddesinin (a) fıkrasında da, sulak alan tampon bölgesinde organize sanayi bölgesi kurulamayacağı hüküm altına alınmış olup, bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyete geçmiş olan işletmelerin belli şartlarda faaliyetlerine devam edeceğine ilişkin Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinin 1.fıkrasının, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/04/2016 tarih ve E:2014/5470, K:2016/2827 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/04/2019 tarih ve E:2016/4226, K:2019/1544 sayılı kararıyla onandığı,
Bu doğrultuda, henüz planlama aşamasında olduğu anlaşılan Burdur 2. Organize Sanayi Bölgesi'nin yukarıda yer verilen Yönetmelik uyarınca, sulak alan tampon bölgesi içerisinde yer alabilmesi hukuken mümkün olmadığından, dava konusu Çevre Düzeni Planının söz konusu OSB alanına ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı,
Golf alanları açısından:
Davaya konu golf alanlarının uluslararası standartlara uygun strateji kararına göre yer seçimlerinin yapılmadığı, ciddi bir araştırmaya dayanmadığı, golf alanların belirlenmesinin tüm planlama bölgesi üzerinde yer alan bir arazi ve araştırma sonucu ortaya çıkmadığı, topografya, su kullanımı vb. verilerin değerlendirilmediği, bu alanlarda getirilmiş olan kullanım kararlarının bu bölgelerde onaylanmış olan plan kararlarından geldiği anlaşıldığından bu hususta şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği,
Kaş ilçesi, Limanağzı Mevkii doğal sit alanında belirlenen turizm tesis alanı açısından:
Bilirkişi raporunda yer verilen görüşler doğrultusunda, korunması gereken alanların yapılaşma baskısına maruz kalacağından, şehircilik ve planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediği gerekçesiyle,
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının, Isparta Şarkikaraağaç, Güneykent-Keçiborlu, Atabey, İslamköy, Beydere, Eğirdir (gelişme ve turizm alanları), Tefenni, Çörten Altınyayla, Antalya Ekşili, Antalya Demirtaş, Antalya merkezi ve havaalanı arasındaki bölgede, Antalya Havaalanı güneyinde ve doğusundaki bölgede, Antalya Konyaaltı, Karadayı, Hasyurt, Beykonak, Gazipaşa bölgelerinde getirilen gelişme alanları ile Perkakende ve Oymapınar barajının güneyindeki golf alanları, Kaş Limanağzı'nda öngörülen turizm tesis alanı ve Burdur Gölü'ne ilişkin plan kararları ile 5.35. ve 5.36. sayılı plan hükümlerinin iptaline, diğer kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:
Davacı tarafından, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısımların bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, Daire kararının dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI:
Davacı tarafından, davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu kararın, Plan Uygulama Hükümleri'nin 9.15., 9.16., 9.33.1 sayılı maddeleri ile Isparta il merkezinin kuzeyinde belirlenen sanayi ve gelişme alanları ile Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları yönünden bozulmasının, davacının temyiz isteminin kısmen, davalının temyiz isteminin ise reddi ile Daire kararının, diğer hususlar yönünden onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
Üye …'nın, davacının dava açma ehliyeti bulunmadığı yönündeki usule ilişkin oyuna karşılık, davacı Vakfın dava açma ehliyetinin bulunduğuna oyçokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildi.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının, dava konusu edilen Çevre Düzeni Planının 9.15., 9.16., 9.33.1. sayılı plan hükümleri ile Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları dışında kalan kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Dava konusu edilen Çevre Düzeni Planının 9.15. ve 9.16. sayılı plan hükümleri yönünden dosyanın incelenmesinden:
Dava konusu Çevre Düzeni Planının "Kaplumbağa Üreme Alanları" başlıklı 9.15. sayılı plan uygulama hükmünde, "Bu alanlardaki uygulamalarda Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün görüşü alınacaktır." kuralına;
"Akdeniz Fokları" başlıklı, 9.16 sayılı plan uygulama hükmünde ise; "Bu alanlarda yapılacak uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün görüşünün alınması zorunludur." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, dava konusu plan uygulama hükümlerinde, kaplumbağa üreme alanları ile akdeniz fokları alanlarına yönelik sadece görüş alınacak kurumların belirtildiği, bu alanların günümüzde turizm baskısı, kirlilik vb. insan kaynaklı tehditler ile karşı karşıya olduğu, buna rağmen planda mevcut sorunlara yönelik tedbir, önerinin geliştirilmediği, bu alanlara yönelik hiçbir plan hükmüne yer verilmemesinin çevre düzeni planları yapım amacına aykırı olduğu, gerekli tedbir ve önerilerin geliştirilerek yeniden düzenlemek üzere iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından, bu alanlarda ilgili kurum ve kuruluşun görüşü alınmadan hiçbir şekilde uygulama yapılamayacağı, dava konusu plan hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı savunulmuştur.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Plan Açıklama Raporunda, Akdeniz Foklarına hiç değinilmemektedir. Deniz kaplumbağalarına ise sadece bir yerde değinilmekte ve orada da şu ifadeye yer verilmektedir: “Özellikle kıyı bölgelerinde yapılaşma koşulları, bu bölgelerde yaşayan caretta-caretta kaplumbağalarının korunmasında ve ekolojik dengenin korunmasında etkili olacaktır”.
Plan Uygulama Hükümleri arasında, deniz kaplumbağaları ve Akdeniz Foku alanlarına ilişkin ifadeler, söz konusu doğal alanlara ilişkin özel bir yaklaşım sonucunda geliştirilmiş somut karar ya da önlemler olmayıp, genel nitelikli tanımlar ile ilgili mevzuatın gerektirdiği bazı işlem ve uygulamaların hatırlatılmasından ibarettir.
Kurulumuz, mevcut durumu itibariyle dava konusu planının, bu denli hassas iki doğal alana ilişkin tutumunun eksik ve yetersiz olduğu konusunda davacının itirazını haklı bulmaktadır. 1/100.000 ölçekli bir çevre düzeni planının temel işlevlerinden birisi, bölge, ülke ve uluslararası düzeylerde öneme sahip koruma alanları ile özel statülü alanların etkin bir biçimde korunmasını sağlayacak, olası sorunlarını giderecek ve sektörel yatırım ve kullanımların bu alanlar üzerinde baskı ve tehdit oluşturmasını engelleyecek tedbirleri alması ve kararları geliştirmesidir. Bu tedbir ve kararlara ilişkin arazi kullanım öngörüleri ile plan hükümlerinde ise şematik değil kesinlik sunan bir yaklaşımın olması beklenir. Dava konusu plan, davacının buradaki somut itirazına konu olan deniz kaplumbağaları ve Akdeniz Foku yaşam ve üreme alanları özelinde kendisinden beklenen işlevi tam olarak yerine getirmemiştir. Bu bilgiler ışığında Kurulumuz, dava konusu planın, uluslararası düzeyde önemli bu iki doğal alana tümüyle kayıtsız kalmadığı ancak bu alanların mevcut sorunlarının çözümü ve etkin bir biçimde korunması konularına dair herhangi bir somut yaklaşıma sahip olmadığı, bu amaçlara yönelik olarak özgün karar ya da önlemler geliştirmediği kanaatine varmıştır." tespitlerine yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, anılan maddeler yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; dava konusu plan hükümlerinde Ülkemizin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla koruma altına alınmış olan deniz kaplumbağaları ile akdeniz foklarına ilişkin olarak, bu alanlardaki uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün görüşü alınacağı kuralına yer verilmiş, bunun dışında ne açıklama raporu ne de plan uygulama hükümlerinde, ilgili mevzuatın gerektirdiği bazı işlem ve uygulamaların belirtilmesi haricinde söz konusu koruma alanlarına ilişkin herhangi bir tespit ya da açıklamaya yer verilmemiştir.
Leke plan niteliğinde olan Çevre Düzeni Planı ile alt ölçekli planları yönlendiren somut ilke ve stratejilerin ortaya konulması gerekmekte olup, dava konusu planda, korunması gereken özel nitelikteki bu doğal alanların korunmasına yönelik somut karar ya da önlemlerin yer aldığı plan hükümlerinin oluşturulmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Ülkemizin taraf olduğu uluslararası antlaşmalarla koruma altında olan deniz kaplumbağaları ile akdeniz foklarına yönelik doğal alanların niteliği ile bilirkişi raporundaki tespitler göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu Çevre Düzeni Planında alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte, bu alanların korunması amacıyla temel ilke ve politikaları içerecek plan hükümleri oluşturulması gerekirken, aksi nitelikteki dava konusu plan hükümlerinde eksik düzenleme nedeniyle hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu edilen Çevre Düzeni Planının 9.33.1. sayılı plan hükmü yönünden dosyanın incelenmesinden:
9.33.1. sayılı plan uygulama hükmünün dava konusu edilen halinde, "Yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal, su) üretim alanlarına ilişkin enerji üretim tesislerinde, ilgili kurum ve kuruluşlardan alınan izinler ve Enerji Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulunca verilecek lisans kapsamında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uygun görüşü alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda hazırlanan imar planlarının ilgili idaresince onaylanmasını müteakip uygulamaya geçilir. İmar Planları sayısal ortamda bilgi için Bakanlığa gönderilir.
" kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından; dava konusu planın Plan Uygulama Hükümleri 9.33.1. sayılı maddesinde; plan tadilatını ortadan kaldıran yaklaşımların yenilebilir enerji üretim alanları için de kullanıldığı, bunun planlama ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından; yenilenebilir enerji kaynaklarına dayanan yeni enerji üretim taleplerinin, çevre düzeni planı kapsamında plan değişikliğine konu olmamasının her yerin bu kullanıma açılacağı anlamına gelmediği, Bakanlığın uygunluk görüşünün alınması şartı getirilerek, gerekli korumanın da sağlandığı savunulmuştur.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Kurulumuza göre, davacının iddiası, bu tür yatırımlarda Bakanlığın “uygunluk” görüşünün zaten istenileceği için geçerliğini yitirmektedir. Çünkü üst ölçek planları hazırlayan Bakanlığın bu tür yatırımlara olur vermesi, yürürlükteki üst ölçek plana uyumlu olup olmadığına dair bir değerlendirme sonucu alınacak bir karardır. Bakanlıkça verilecek kararın havza ölçeğinde yol açacağı çevre sorunlarının irdelenmesi sonucunda ulaşılacak değerlendirme ile olacağı varsayılmalıdır. Bu değerlendirme ile havza ölçeğindeki bir yatırım kararına ilişkin planlama ve çevre açısından irdelenme gerçekleştirilmesi yanı sıra bu kararın üst ölçek plana işlenmesi de sağlanmış olacaktır." tespitlerine yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, anılan madde yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; dava konusu Çevre Düzeni Planının 9.33.1 sayılı maddesinde, yenilenebilir enerji (rüzgar, güneş, jeotermal, su) üretim alanlarına ilişkin enerji üretim tesislerinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının uygun görüşü alınması koşuluyla, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine gerek kalmaksızın, ilgili idaresince hazırlanacak alt ölçekli imar planları ile uygulamaya geçilebileceği öngörülmüştür.
Bakılan uyuşmazlıkta, Plan Uygulama Hükümleri'nin, 5.35 sayılı maddesi de dava konusu edilmiş olup, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2016/1179, K:2020/13032 sayılı kararıyla söz konusu plan hükmüne yönelik olarak,"...söz konusu düzenlemenin, plan esnekliğini ve dinamizmini sağlaması açısından önemli olmasına karşın, fazlasıyla genel bir madde olduğu, plan değişikliği gerektiren hususların mutlaka plana işlenmesinin gerekmesi nedeniyle plan hükümlerinin hangi yatırım kararlarının çevre düzeni planında değişiklik gerektireceği hangilerinin gerektirmeyeceği konusunda net bir düzenleme yapılarak çerçeve çizilecek şekilde yeniden oluşturulması gerektiği..." gerekçesiyle anılan maddenin iptaline karar verilmiş olup, söz konusu kısma yönelik temyiz istemi, Kurulumuzun işbu kararında reddedilmiştir.
Plan Uygulama Hükümleri'nin 9.33.1 sayılı maddesi ile uyuşmazlık konusu 5.35 sayılı maddesi birlikte incelendiğinde, ikisinde de yenilenebilir enerji alanlarına ilişkin benzer nitelikte düzenleme getirildiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla; dava konusu edilen maddede, planlama esaslarına ve hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dava konusu edilen Çevre Düzeni Planının Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları yönünden incelenmesinden:
Davacı tarafından, Antalya ili Korkuteli Barajı'nın içme suyu amaçlı kullanıldığı halde, koruma kuşaklarının paftalara işlenmediği, bu durumun barajların korunmasını, sürdürülebilirliğini engellediği gibi, gelişme alanlarının barajlara gereğinden fazla yaklaşabilmesine neden olduğu, baraj koruma kuşaklarının işlenmesi ve Korkuteli gelişme alanı sınırlarının koruma kuşakları işlendikten sonra belirlenmek üzere iptal edilmesi gerektiği iddia edilmektedir.
Davalı idarece, plan paftalarında gösterilsin veya gösterilmesin, içme ve kullanma suyu temin edilen kıta içi yüzeysel su kaynaklarının korunmasında Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerinin uygulanacağı, alt ölçekli planların onaylanması aşamasında Korkuteli gelişme alanlarına ilişkin olarak; plan hükümlerinin 5.17, 5.20, 5.24, 5.56 maddeleri uyarınca uygulama yapılacağından, davacının iddialarına itibar edilmemesi gerektiği savunulmaktadır.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Kurulumuz, gerek plan açıklama raporunda gerekse plan hükümlerinde çevre kirliliğine yönelik olarak mekânsal düzeyde yaptırım getiren/gerektiren herhangi bir hükme yer verilmediği ve ilgili yatırımcı kurum ve kuruluşlarla işletmelerin kirlilik konusunda gerekli önlemleri almaları tavsiyesinde bulunulmakla yetinildiği kanısındadır. Bu nedenle, dava konusu planın çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına görevlerini hatırlatmak ve tavsiyede bulunmanın ötesine giderek mekânsal düzeyde çevre kirliliğini önlemeye ya da azaltmaya yönelik yaptırımı olan önlemler geliştiren bir plan niteliği taşıdığı söylenemez." yönünde görüş ve tespitlerde bulunulduğu görülmüştür.
Daire tarafından, bilirkişi raporunda belirlenen tespitin planın eleştirisi ve haklı bir eleştiri olduğu kabul edilebilecek olmakla birlikte, davaya konu planda bu hususa ilişkin ilkelerin belirlendiği, koruma alanlarının tanımlanarak bu alanlar açısından özel hükümler geliştirildiği görüldüğünden, planı kusurlandırır nitelikte değerlendirilmeyen bu kısım açısından davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlığın, içme suyu temini amacıyla kullanılan Baraj'ın koruma kuşaklarının plana işlenmediği hususu ile beraber Korkuteli ilçesinde belirlenen "gelişme alanı" kullanımlardan kaynaklandığı görülmektedir.
Dava konusu edilen plana ait plan açıklama raporunun "3.2.STRATEJİLER" başlıklı kısmında; "Antalya Burdur Isparta Planlama Bölgesinde plan şemaları oluşturulurken yukarıda bahsedilen hedefler doğrultusunda stratejiler oluşturulmuştur.
3.2.1.Fiziksel Stratejiler
Çevresel Stratejiler
 Çevresel değerler, koruma kullanma dengesi dikkate alınarak korunacak ve geliştirileceklerdir.
 Su yüzeyleri korunarak yönetmelik hükümlerince belirtilen su koruma kuşakları plan çalışmasında tanımlanacaktır. İlgili yönetmelik ve kanunlar doğrultusunda kullanım kararları önerilecektir.
 Yeraltı su kaynakları ve sulak alanlar mutlaka korunacaktır.
 Bölgede bulunan su kaynaklarının kirlenmesini engelleyici önlemler alınarak, su kalitesinin geliştirilmesi için gerekli önlemler alınacaktır. ... (Sayfa 6)" şeklinde belirleme yapıldığı görülmektedir.
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "Genel planlama esasları" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; planların, pafta, gösterim, plan notları ve plan raporu ile bir bütün olduğu, (f) bendinde, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin koruma ve kullanma dengesinin sağlanmasının esas olduğu, "Çevre Düzeni Planlarına Dair Esaslar" başlıklı bölümün "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 2. fıkrasında, çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edileceği; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılacağı, anılan fıkranın (m) bendinde göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanların sayıldığı görülmektedir.
Bu itibarla, Korkuteli Barajı koruma kuşaklarının plan paftalarına işlenilmemesi hususunun, hem yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine aykırılık teşkil ettiği, hem de plan açıklama raporundaki, su koruma kuşaklarının plan çalışmasında tanımlanacağı hükmü ile plan paftaları arasında uyumsuzluk oluşturduğu görüldüğünden, uyuşmazlığa konu alana yönelik olarak çevre düzeni planında, bu açıdan planlama ilkelerine ve mevzuata uyarlık görülmemiştir.
Diğer yandan; davacı tarafından, Korkuteli ilçesinde belirlenen kentsel gelişme alanlarının da iptali istenilmiş olmasına karşın, temyize konu Daire kararında, bu yönde bir değerlendirme yapılmadığı görüldüğünden, eksik incelemeye dayalı verilen kararda, bu yönüyle de hukuki isabet bulunmamıştır.
Kaldı ki; aynı planın iptali istemiyle açılan başka bir davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2015/11397, K:2020/13034 sayılı kararı ile, dosyanın ve Dairelerinin E:2015/5974 sayılı dosyasında (dava konusu planın 23/03/2015 tarihinde onaylanan haline karşı açılan davada) yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden, Korkuteli ilçesinde belirlenen gelişme alanlarının iptaline karar verildiği görülmekte olup, Danıştay Altıncı Dairesinin anılan kararı, Kurulumuzun E:2021/2321, K:2023/3138 sayılı kararı ile onanmıştır.
Yine, davalı idare tarafından 23/03/2015 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında, uyuşmazlığa konu plan ile Korkuteli ilçesinde aynı şekilde belirlenen kentsel gelişme alanlarının iptali yolunda verilen Danıştay Altıncı Dairesinin E:2015/5974, K:2020/13035 sayılı kararı da, Kurulumuzun E:2021/2198, K:2023/3137 sayılı kararı ile onanmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin 17/12/2020 tarih ve E:2016/1179, K:2020/13032 sayılı temyize konu kararının, dava konusu edilen Çevre Düzeni Planının 9.15., 9.16., 9.33.1. sayılı plan hükümleri ile Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları yönünden BOZULMASINA, 9.15., 9.16., 9.33.1. sayılı plan hükümleri açısından oyçokluğuyla, Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları yönünden oybirliğiyle,
3.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, davacının temyiz isteminin kısmen reddine,
4.Temyize konu kararın, Çevre Düzeni Planının 9.15., 9.16., 9.33.1. sayılı plan hükümleri ile Antalya ili, Korkuteli ilçesi, Korkuteli Barajı İçme Suyu Havzası içerisinde öngörülen gelişme alanları dışında kalan kısımlarının ONANMASINA, plan hükümlerinin 5.7., 5.36., 9.6.4. sayılı maddeleri ile 9.7. sayılı plan hükmünün 3. paragrafı yönünden oyçokluğuyla, diğer kısımlar yönünden oybirliğiyle,
5.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
6.Kesin olarak, 14/12/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY X- Dava konusu Çevre Düzeni Planının 5.7 sayılı plan hükmü yönünden incelenmesinden:
Dava konusu Çevre Düzeni Planı'nın 5.7 sayılı plan uygulama hükmünde; "Bu plan kapsamında kalan alanlarda, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde belirlenen/belirlenecek olan milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi koruma alanları için onaylanmış olan her tür ve ölçekteki planlar, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın geçerli olacaktır." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından; dava konusu plan hükmü ile bu plan kapsamında kalan alanlarda, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde belirlenen/belirlenecek olan milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi koruma alanları için onaylanmış olan her tür ve ölçekteki planların, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın geçerli olacağının düzenlendiği, planların onay tarihlerinden sonra yaşanacak gelişmelerden ölçeği ve konusu gereği gerekli tadilat/revizyonlar her ölçekteki planda yapıldığı, ancak bu madde kapsamında belirtilen koruma alanlarındaki olası gelişmelerin de, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planına ölçeği doğrultusunda eklenmesi gerektiği, dava konusu planın onayından sonra ilan edilecek örneğin bir sulak alanın sınırlarının plana işlenmemesi, bu doğrultuda plan değişikliğinin yapılmamasının şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından; ilgili kanunlar uyarınca kurum ve kuruluşlara verilmiş görevler çerçevesinde korumaya ilişkin yapılmış olan iş ve işlemler ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile korumaya ilişkin alınmış olan kararların geçerli olduğu, ölçeği gereği küçük ölçekte yapılmış/yapılacak olan değişikliklerin, çevre düzeni planı kapsamına alınmasının mümkün olmadığı, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla desteklenen planın, plan paftası üzerinde yapılmayan değişiklere ilişkin uygulamaya dönük hükümler getirildiği, ayrıca dava konusu planın onayından sonra ilan edilecek koruma alan sınırlarının bu planın veri tabanına işlenerek, ilk revizyonda plan paftalarına işlenmek suretiyle plana aktarılacağı savunulmuştur.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Alt ölçekli planları yönlendirmesi gereken 1/100.000 gibi üst ölçekli bir planda yer alan ve bölgesel nitelikli pek çok yatırımın karara bağlanmasını alt ölçekli planlara aktaran plan hükümleri, büyük ölçüde planın kendisini en baştan işlevsiz kılmaktadır. Ayrıca bu hükümler, alt ölçekli planların, kendi ölçekleri ile uyuşmayan tür ve ölçekte yatırımları, üst ölçekli planlarda geliştirilen ilkeleri ve bu planların rehberliğini gözetmeksizin, karara bağlayan belgeler halinde getirmektedir. Bu yaklaşımın yaygınlaşması ve plan kademelerinde birbirini izleyen hemen her ölçekteki planlarda benzer hükümlerin yer alması, kent ve bölge planlama süreçleri açısından önemli bir tehlike olarak kabul edilmelidir. Zira bu tür plan hükümleri; planları, belirli amaçlar doğrultusunda insan eylemlerini yönlendiren ve yöneten karar ve politika çerçeveleri olmaktan çıkarmakta, gelişigüzel ve plansız bir biçimde gerçekleştirilen eylemlerin sonradan bir araya getirilerek kayıt altına alındığı yasal belgeler haline getirmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, anılan madde yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ile geliştirilmesi, aynı zamanda doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması için arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması amaçlarıyla hazırlanan çevre düzeni planlarında, milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi korunan alanların koruma-kullanma dengesi gözetilerek korunması ve değerlendirilmesine yönelik plan kararlarının yer alması, diğer bir deyişle bu alanların üst ölçekli çevre düzeni planı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.
Aksi yöndeki yaklaşımın, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, üst ölçekli plandan beklenen, ilke ve stratejilerden bağımsız plan kararlarının oluşmasına sebebiyet vereceği, bunun da yukarıda yer verilen alanların korunması ve geliştirilmesi amacına aykırı sonuçlar doğurabileceği ve çevre düzeni planlarının işlevsiz kalmasına yol açacağı açıktır.
Uyuşmazlık konusu 5.7 sayılı plan uygulama hükmü ile dava konusu Çevre Düzeni Planının onayından sonra, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde belirlenecek olan milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi koruma alanlarının, bu planda herhangi bir değişiklik yapılmaksızın, alt ölçekli planlar kapsamında değerlendirilmesi ve alt ölçekli planlar yapıldıktan sonra, bunlara ilişkin verilerin üst ölçekli çevre düzeni planına işlenmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporundaki tespiler ile yukarıda yer verilen açıklama doğrultusunda, ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde belirlenen/belirlenecek olan milli parklar, tabiat parkları, sulak alanlar vb. gibi koruma alanlarına ilişkin planlama kararlarının, dava konusu Çevre Düzeni Planı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği açık olup, çevre düzeni planını işlevsiz bırakacak nitelikte, bu kararları üst ölçekli planın kapsamından çıkararak, korunan alanlara yönelik yapılacak alt ölçekli planların geçerli kabul edilmesini öngören dava konusu plan hükmünde hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Öte yandan, korunan alanlara ilişkin planlama kararlarının çevre düzeni planı değişikliği süreciyle üst ölçekli planda değerlendirilmesi gerektiğinden, alt ölçekli planlar yapıldıktan sonra, bu planlara ilişkin verilerin üst ölçekli plana işlenmesi hususu, yukarıda yer verilen hukuka aykırılıkları giderecek nitelikte görülmemiştir.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu madde yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının 5.36. sayılı plan hükmü yönünden incelenmesinden:
5.36 sayılı plan notu, "Bu plan kapsamındaki alanlarda, kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında gereksinim duyulması halinde; Toplu Konut İdaresi'ne (TOKİ) tahsis edilmiş alanlarda, TOKİ tarafından üretilecek toplu konut alanlarına ilişkin başvurular, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanuna tabi alanlara ilişkin uygulamalar ve İlbank Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 6107 sayılı kanun uyarınca yapılacak uygulamalar bu planın koruma, gelişme ve planlama ilkeleri ve nüfus kabulleri çerçevesinde, bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili kurum ve kuruluş görüşleri alınarak ilgili İdaresince değerlendirilir. Bu doğrultuda hazırlanacak alt ölçekli planlar sayısal ortamda veri tabanına işlenmek üzere Bakanlığa gönderilir. Söz konusu taleplerin kentsel ve kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması durumunda ise, imar planı bütünlüğü çerçevesinde ve nüfus kabulü dahilinde, ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirilir." şeklinde düzenlenmiştir.
Söz konusu plan hükmünden, TOKİ ile 6306 sayılı Kanun'a tabi alanlara ilişkin uygulamalara yönelik her ölçekte plan yapma ve onaylama konusunda verilmiş olan yetkinin kullanımı kapsamında kullanım türlerine ilişkin başvuruların çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde değerlendirileceği şeklinde düzenlendiği, bu doğrultuda hazırlanacak planların sayısal ortamda planın veri tabanına işleneceği anlaşılmaktadır.
Davaya konu planda kentsel yerleşik alanlar; büyükşehir ve/veya il, ilçe, ilk kademe ve belde belediye sınırları içinde var olan, içinde boş alanları barındıran büyük oranda yapılaşmış alanlar, kırsal yerleşme alanları ise kentsel yerleşme alanları dışında kalan köy ve mezraları kapsayan, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun ilgili yönetmeliği uyarınca köy yerleşik alanı ve civarına ilişkin sınır tespiti yapılmış/yapılmamış ve bu planda sınırları şematik olarak gösterilmiş veya plan ölçeği gereği gösterilmemiş olan alanlar ile 442 sayılı köy kanunu uyarınca belirlenmiş/belirlenecek olan alanlar, kentsel gelişme alanları ise, bu planın nüfus kabulleri ile ilke ve stratejileri doğrultusunda bu planla kentsel gelişmeye ayrılmış alanlar şeklinde tanımlanmıştır.
Plan notu ile planlama bölgesinde kentsel ve kırsal yerleşme alanları dışında kalan (değişik haliyle plan kapsamındaki yetkili idarelere tahsisi yapılmış ve yetkileri dahilinde alanlarda), ancak yine bu planla kentsel kullanıma ayrılan yani kentsel gelişme alanı olarak öngörülen yerlerde TOKİ ya da plan notunda belirtilen idarelerin yetkileri dahilinde olan alanlarda alt ölçekli planlama yapılabilecektir. Nitekim plan notunun devamında da, kentsel+kırsal yerleşme alanları içerisinde kalması halinde de, bu alanların bu plan dışında önceden alt ölçekli planlarla yerleşime açılmış ve fiilen yapılaşmış alanlar olduğu gözetilerek çevre imar bütünlüğü çerçevesinde ilgili idaresince alt ölçekli planlarda değerlendirileceği öngörülmüştür.
Sonuç itibarıyla, bu plan notu ile kentsel ve kırsal yerleşme alanı dışında gereksinim bulunması halinde ancak planda kentsel ve kırsal gelişme alanı olarak belirlenen alanlarda TOKİ ve plan notunda belirtilen idareler tarafından yürütülen faaliyetlerin alan kullanım türleriyle ilgili talep ve uygulamaların belli ölçüler içerisinde ilgili idaresince değerlendirilmesine olanak sağlanmıştır.
Bu durumda, yasal yetkiler kapsamında, çevre düzeni planı kararları ve nüfus kabulleri çerçevesinde, TOKİ ve plan notunda belirtilen yetkili idarelerce planlama bölgesi kentsel ve kırsal yerleşim alanları dışında konut üretiminin mevzuata aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, bu madde yönünden davalının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının 9.7 sayılı plan hükmünün üçüncü paragrafı yönünden incelenmesinden:
9.7 sayılı plan uygulama hükmünde, "Bu planda 2B alanı olarak gösterimi yapılan alanlara ilişkin veriler ilgili kurumlardan alınan verilerdir. Bu planda 2B alanı olarak gösterimi yapılmakla beraber 2B alanı arazi kullanımı dışında kaldığı ilgili idaresince/idarelerince tespit edilmiş olan alanlarda; varsa bu planın onayı öncesi onaylı imar planı koşulları geçerlidir.
Orman Kanunu’ nun 2.maddesinin (b) bendi kapsamı dışına çıkarılıp hazineye devredilerek özel mülkiyete satışı gerçekleşmiş olan alanlar, mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla konumu ve kullanım şekli dikkate alınarak ilgili idaresince alt ölçekli planlara konu edilebilir.
Bu kapsamdaki alanlara yönelik kentsel yerleşme alan talepleri; konumu ve kullanım şekli dikkate alınarak, bu planın nüfus kabulleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın, bu plan ile belirlenmiş olan alansal büyüklüklere ilave edilerek ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda bu planın ilgili plan hükümleri çerçevesinde alt ölçekli planlarda ilgili idaresince değerlendirilebilir." kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından; Orman Kanunu'nun 2B maddesi kapsamındaki alanlara yönelik hükümde, bu alanların Antalya ilinde oldukça geniş bir bölgeyi kapsamasına karşın, getirilen plan notu ile çevre düzeni planı yapılmadan alt ölçekli planların önünün açıldığı, ayrıca planın kabul edilen nüfus değerlerinin bu alanların imara açılması ile aşılacağı için plan bütünlüğünü bozacağı, bu nedenle Plan Uygulama Hükümleri 9.7. sayılı 2-B Alanları Bölümü, üçüncü paragrafın iptali gerekeceği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından; bu planın koruma, gelişme ve planlama hedef ve ilkeleri ile çelişmeyen ve Kentsel Yerleşme Alanları ile bütünlük oluşturan konumda (2B konumunda) bulunan bu kapsamdaki alanlara yönelik kentsel yerleşme alan taleplerinin; bu planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklükleri aşılmamak kaydıyla çevre düzeni planında değişiklik yapılmaksızın, ilgili kurum ve kuruluş görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda ilgili idaresince değerlendirilebileceği savunulmuştur.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Orman Kanunu çerçevesinde bir yerin orman niteliğini yitirmesi ve koruma kapsamından çıkarılması, o alanın kaçınılmaz ve zorunlu olarak gelişmeye açılacağı ve açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bu alanlarda orman niteliğinin yitirilmesi ile ilgili karar genişletilerek, çevre düzeni planlaması düzeyindeki irdelemeler, çalışmalar ve karar süreçleri dışlanarak kullanım kararı üretilmesi planlama esaslarına uygun görülmemiştir." şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, 9.7 sayılı plan uygulama hükmünün üçüncü paragrafının iptaline karar verilmiş ise de; davaya konu maddede, bu planda 2B alanı olarak gösterimi yapılan alanlara ilişkin verilerin ilgili kurumlardan alınan veriler olduğu, Orman Kanunu'nun 2.maddesinin (b) bendi kapsamı dışına çıkarılıp Hazine'ye devredilerek özel mülkiyete satışı gerçekleşmiş olan alanların mahkeme kararları sonucu doğacak hakları saklı kalmak kaydıyla konumu ve şekli dikkate alınarak ilgili idaresince alt ölçekli planlara konu edilebileceği, kentsel yerleşme alanları ile bütünlük oluşturan 2/B alanlarında yapılacak planların davaya konu 1/100.000 ölçekli planın nüfus kabulleri ve alansal büyüklüklerini aşmamak kaydıyla bu planın ilgili plan hükümleri çerçevesinde yapılabileceği hüküm altına alınarak koruma sağlandığı görüldüğünden, anılan hükümde hukuka aykırılı bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, bu madde yönünden davalının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XXXX- Dava konusu Çevre Düzeni Planının 9.6.4. sayılı plan hükmü yönünden incelenmesinden;
9.6.4. sayılı plan uygulama hükmünde, "Planlama bölgesi bütününde, hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğü’nce tahsisi yapılan alanlar, gerekli izinler ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın görüşünün alınması kaydı ile bu planda değişikliğe gerek kalmaksızın, tahsis süresi dahilinde tahsis amacına uygun olarak kullanılabilir.
" kuralına yer verilmiştir.
Davacı tarafından, orman tahsisleri ile ilgili kararlarda plan değişikliğine gerek görülmemesinin hiçbir planlama ilke ve esasları ile bağdaşmadığı, Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılan alanlardaki arazi kullanım türüne göre plan değişikliğine gerek olup olmadığına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından; anılan plan notu ile planlama bölgesi bütününde, hangi kullanımda kaldığına bakılmaksızın, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılan alanlarda, gerekli izinler ve Orman ve Su İşleri Bakanlığının görüşünün alınması kaydı ile 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında değişikliğe gerek kalmaksızın, tahsis süresi dahilinde tahsis amacına uygun olarak kullanılabileceğinin hüküm altına alınmış olduğu, gerekli izinler alınırken ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan uygunluk görüşünün ilgili Kanun ve mevzuat uyarınca alınacağı, söz konusu alanlar orman mülkiyetinde olduğundan ve orman mülkiyetinde olan bir alanın orman alanı kullanımı dışında bir karar getirilmesi mümkün olmadığından, dava konusu plan notu ile sadece tahsis süresince tahsis amacına uygun olarak kullanabileceğinin belirtildiği, plan değişikliği yapılmaması durumunun 1/100.000 ölçekli plan ile plan notlarında düzenleyici bir hüküm oluşturduğu, planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı bir durum oluşturmadığı savunulmuştur.
Dosya kapsamında yer alan bilirkişi raporunda; "Orman Kanunu çerçevesinde bir yerin orman niteliğini yitirmesi ve koruma kapsamının dışına çıkarılması, kaçınılmaz ve zorunlu olarak gelişmeye açılacağı ve açılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Orman Kanunu, ilgili idareye ormanların niteliği ile ilgili karar verme yetkisini vermiştir. Bu alanlarda orman niteliğinin yitirilmesi ile ilişkili karar genişletilerek, Çevre Düzeni Planlaması düzeyinde irdelemeleri, çalışmaları ve karar süreçlerini dışlayarak kullanım kararı üretilmesi planlama esasları açısından doğru olmayacaktır. Örneğin, orman niteliğini yitirmiş bir yerin orman niteliğini yitirmiş olması, ancak ve ancak Çevre Düzen Planlamasında bir planlama girdisi olarak değerlendirilebilir. Bu ise söz konusu yerlerin tartışmasız biçimde gelişmeye açılabileceği anlamına gelmemektedir ve gelmemelidir. Bu biçimde bir gelişme seçeneği, Çevre Düzeni Planlamasının hazırlık sürecinde irdelenmek, diğer gelişme öngörüleriyle Çevre Düzeni Planının mekânsal düzeni ve yerleşmeler sistemi içinde değerlendirilmek zorundadır. Bu ve benzeri kararlar Çevre Düzeni Planlamasına ancak girdi oluşturabilir; yoksa planın gerçekleştirilmesinden sonra plana eklenecek gelişmeler olarak kabul edilmesi planlama esaslarına aykırı olacaktır. Bu durumda Çevre Düzeni Planlamasının anlamını ve amaçlarını ortadan kaldıran sonuçlar ortaya çıkacaktır. " tespitlerine yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, anılan madde yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının 9.6.4. sayılı plan hükmü uyarınca, orman mülkiyetinde olan ve Orman Genel Müdürlüğünce tahsisi yapılmış alanların, tahsis süresi boyunca bu planda değişiklik yapılmaksızın tahsis amacında belirtildiği şekliyle kullanılabilmesi öngörülmekte olup, söz konusu plan hükmünün, tahsise esas kullanım ile alanda Çevre Düzeni Planı ile belirlenen kararların farklı olması durumuna sebebiyet verebileceği değerlendirilmektedir.
Öte yandan, bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının kullanımı ya da tahsisine ilişkin kural ve koşulların yanı sıra uygulama ilke ve esaslarının üst ölçekli plan olan 1/100.000 Çevre Düzeni Planında ortaya konulması gerekmekte olup, anılan plan hükmü, planlama bölgesi içerisindeki orman alanlarının tahsisini çevre düzeni planının konusu olmaktan çıkardığı gibi alanda tahsis edilen kullanımın, üst ölçekli plan kararlarına aykırı olması sonucunu da doğurabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, orman mülkiyetinde olup tahsisi yapılan alanlarla ilgili kullanım kararlarının üst ölçekli çevre düzeni planı çerçevesinde ve bu plan kararları doğrultusunda öngörülmesi gerekirken, bu plan kararlarından bağımsız olarak alanın kullanılmasına olanak sağlayan 9.6.4 sayılı plan hükmünde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlık konusu madde yönünden davacının temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XXXXX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, dava konusu Çevre Düzeni Planının 9.15. ve 9.16. sayılı plan hükümlerine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan maddeler yönünden onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.

KARŞI OY XXXXXX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın, dava konusu Çevre Düzeni Planının 9.33.1. sayılı plan hükmüne ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan madde yönünden onanması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.